Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÖFKE, BİÂT ve ŞÜKÜR KÜLTÜRÜ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2357 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Osmanlı'nın kuruluşunda Bektaşîlik ve benzeri kökü Aleviliğe, yâni Şiâ'ya uzanan ocakların büyük rolü vardır. Türkler de Anadolu'da, Orta Asya'da resmî fetih tarihi olarak kabûl edilen 900 seneden çok daha önce bu inançlar etrafında öbeklenerek yer almışlardır.

Zamanla tebaanın şükredip bi'at eylemesini temin ve tesis için, Sünnîliğe yumuşak geçiş yapılmıştır. Meselâ ben Sünnî ve Hanefî'yim; öyle olduğum söylendi.

Bu iki büyük ayrımın tarihî seyahati doğru dürüst kaynaklardan tetkik edilirse, işin kökünde Hz. Muhammed'in idâresi altındaki bir arazinin paylaşımı kavgasının yattığını hayretle keşfedersiniz.

***

Bu girişten sonra daha fazla teferruata dalmadan, şu son gelişmelere bakıyordum ki, hiç müdanası olmayan kadim dostum El-Cevap yanıma geldi.

Sohbetimizi naklediyorum:

MKD: Devletlû kükreyip de İsrail'e çok sert çıkınca, acaba orada bir hükûmet krizi doğmuş mudur? Korkudan masa altlarına sığınmışlar mıdır?

El-Cevap: Saçmalama. Ne kadar beyniniz yıkanmış sizin yâhu! O afra tafraların büyük güçlere bi'at edenlerin denetimi altında Türkiye'de kendi vatandaşlarına hava atmak için yapıldığını göremiyor musunuz?

MKD: Ne bileyim, aynı anda bütün televizyonlarda canlı yayında bunlar gösteriliyor, yabancı neşriyatta ise bahsedilmiyor. Biz de bundan anlıyoruz ki, dünya tırsmış ve ödleklikten gıkını çıkaramıyor.

El-Cevap: Vallahi siz adam olmazsınız! Dünyada onu takan yok ki.

MKD: Peki peki, celâllenme! İsrail Devletlû'dan da korkmuyorsa, kimden korkuyor?

El-Cevap: Bakış açısına bağlı. Bir folie a nationale yaşadıkları için hiç kimseden korkmuyorlar ama aralarındaki aydınlar bu dinî temelli paylaşılmış psikozun dünyanın sonunu getirebileceğini görüyorlar ve korkuyorlar ama onları da susturuyor Derin Siyonistler.

MKD: Derin Siyonist de ne yâhu?

El-Cevap: Ya sabır! Her Yahudi Siyonist değildir. Sonradan Yahudi olmak imkânsıza yakın zordur (Marilyn Monroe gibi istisnalar hâriç), Yahudi doğulur. Hâlbuki Siyonizm, Yahudi ırkçılığıdır ve milliyetçilikle alâkası yoktur. Peki, Armageddon Harbi'ni (bkz. http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=111507) yâni muharref Akdi Atik'teki Vaat Edilmiş Topraklar'ı ele geçirecek Büyük Nihâî Harp'i nasıl çıkaracaksın? Bol icatta bulunursun: Kürt Yahudi'si, Afrika Yahudi'si, ne gerekiyorsa o Yahudi'si gibi. Bu şekilde ele geçiremeyeceklerine de Hristiyanlığı, Siyonizm'e hizmet edecek formatla sunarsın: Evanjelizm. Sonra da bunu bütün ABG'de, hâttâ Avrupa'da bol bol dayatırsın.

MKD: Hamas'ı yok edeceğiz diye alenen Müslüman Filistinliler'e soykırım yapılıyor mu?

El-Cevap: Yes it is a pencil!

MKD: Peki, bu soykırım (jenosit) denen şeyden en çok çektiğini söyleyen hangi millettir?

El-Cevap: Yahudiler!

MKD: Peki, bu soykırımı yaparken hiç mi vicdanları sızlamıyor?

El-Cevap: Bol rasyonalizasyon (akla uygun hâle getirme) ve empozisyonla (dayatma) kendilerini aklıyorlar. Meselâ gazetelerde haberler şöyle geçiyor: İsrail Başbakanı Olmert'in geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Gül'e ablukayla ilgili olarak "Gazze'de insanî kriz yaşanmayacak sözü verdiği ortaya çıktı. Türkiye'nin saldırıya sert tepkisinin ardında bu yatıyor. İsrail'in Gazze'ye düzenlediği son 60 yılın en kanlı saldırısı, Ankara'nın çok sert tepkisine yol açarken gözler İsrail'e çevrildi. Konunun perde arkasında yaşananları ve İsrail'in yaklaşımını, Ankara Büyükelçisi Gabby Levy açıkladı. Levy, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in geçtiğimiz haftaki Türkiye temaslarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "Abluka nedeniyle Gazze'de insanî kriz yaşanmayacak garantisi verdiğini söyledi. Levy, "Bu söz nedeniyle Gazze'ye insanî yardım girişine izin veriyoruz dedi. Levy "Türkiye'den bizi anlamasını bekliyoruz. Hedefimiz Hamas'tı. Siviller için üzgünüz. Emin olun ki biz savaş suçu işlemedik. Biz savaş suçu işlemedik. İsrail, kendisini savunmak zorunda! Kimse bizi savaş suçu ile itham edemez. Ortada böyle bir durum yok. Gazze'de yaşananlar sırasında sivillerin de hayatını kaybetmesinden dolayı üzgünüm. Ancak biz Hamas'ın yerleşik olduğu yerleri ve üyelerini hedef aldık. Bu konuda da büyük ölçüde başarıya ulaştığımızı biliyorum. Hedefimiz hiçbir şekilde siviller değildi" sözleriyle ülkesini savundu.

Görüyor musun nasıl çocuk kandırır gibi bizi kandırdıklarını? Gülümüz ve Devletlûmuz bastırdığı için, önce katledip sonra onlara söz verdikleri için Gazze'ye insanî yardım girişine izin veriyorlar. Yer misin?

MKD: O kadar da değil yâhu! Sana saygımdan mütevâzı davranıyorum ama beni o kadar ahmak mı sandın?

El-Cevap: Hadi hadi, bu sefer de sen kızma. Sen aydın sayılabilecek birisisin (bu özürcü yalancı-aydınları kastetmiyorum tabii) ama senin câhil bırakılmış, aç ve sefil hâle getirilmiş halkın bunları düşünemiyor.

MKD: Biraz açar mısın?

El-Cevap: Bak, Devletlû kömür verecek kadar fakirleştirdiği insanlara hızını alamayıp soba da göndertti ya?

MKD: Evet.

El-Cevap: Bu devletten emekli olmuş bir yaşlı karıkocayı teşhir ettiler bütün yandaş medyada; yaşlı amca dedi ki "geçen ay UFO ile ısındık, baktık ki elektrik parası ilk haftada bütün maaşı götürüyor, onu da bıraktık. Sonra da demeğe getirildi ki "tam karıkoca mutlu mutlu soğuktan donarak şehâdet makamına yükselecektik ki, sizler bize sobayı kurup kömürü de getirerek boruyu döşediniz, hamdolsun!

MKD: İyi de, teşekkür etmeleri bizim millî mânevî kültürümüze uygun değil mi?

El-Cevap: Hah! İşte muhabbetimizin başında senin yazdığın noktaya döndük! Yüzlerce sene bu halka bi'at ve şükür etmesi, ağzını açmaması öğretildi. Eğer Atatürk ve arkadaşlarının yapmaya çalıştıkları sosyal, demokratik, lâik ve inkılâpçı model tam oturabilseydi, o yaşlı amca ne derdi biliyor musun?

MKD: Gâliba anlamaya başladım.

El-Cevap: Güzeeel. O yaşlı amca "benim milletimin her şeyini küffara satıp, Arap'a peşkeş çekip, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu'nun dahi özelleştirilmesini düşünebilen, Anayasa'nın değiştirilmesinin teklifi dahi yasak olan maddelerini değiştirmek için hukukçu olmayan bir adamı Anayasa Mahkemesi'nin başına oturtan, halkından tamamen kopuk olarak yeni yobaz burjuvazinin satın aldığı arabaların fiyatlarına bakarak 'kriz yok' diyen zihniyet var ya. Bunları yüzleri kızarmadan, hâttâ dövecekmiş gibi söyleyenler var ya. Beni emekli maaşımla sefil hâle onlar düşürdüler. İnsanca, haysiyetle yaşama hakkımı elimden alıp minnet eden kul hâline getirdiler. Sen al da o sobayı, kömürü ve borularını, götürüp onların evlerine döşe derdi, sonra da karısına sımsıkı sarılıp gururlu bir şekilde birbirlerini ısıtırlardı!

MKD: . Peki, böyle dese idi ne olacaktı zavallı amca ve karısı?

El-Cevap: Tabii ki medyaya düşmeyecekti bunlar. Ama kulaktan kulağa yayılacaktı; şehâdetin illâki silâhla olmayanı da vardır.

MKD: Peki, son olarak (bugünlük) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'nun Kürtçe neşriyatı hakkında ne düşünüyorsun?

El-Cevap: Adamlar Almanya'ya Almanca bilmeyen karıkocayı dahi sokmamak için tedbir alırken, 60 küsur etnik grup, onun en az iki misli dinî grup olan bu memlekette bunun yapılması, parçalanmaya giden yolun ilk büyük adımıdır.

MKD: Bu kadar aleni bir şeyi sâdece biz mi görüyoruz?

El-Cevap: Merak etme, Yüksek Yargı, TSK ve sesleri duyurtulmayan pek çok kentsoylu, kasabalı, köylü Türk de görüyor artık.

MKD: E, ne olacak?

El-Cevap: Bu böyle gitmez, gitmeyecek, merak etme. Bize bu fenalıkları yapan ve yaptırtan güçler de kendi aralarında kavga etmeye, nüfuz vuruşları yapmaya başladılar. Bu arada Atatürk'ün Gençliğe Hitâbesi'ni ve Nutuk eserini okuyun. Seni için demiyorum da, seni takip edenlere mesaj olsun diye söylüyorum.

***

Bu El-cevap beni hep yoruyor.
     olsun
           onu seviyorum
                 beni koyun değil öküz yapıyor
                       hem de bol yağlı ve besilisinden...

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 30 Aralık 2008 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017