Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÖLÜM

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1835 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekân,

Bugün seninle dertleşmek istiyorum.

Burayı hâlâ kaç kişi takip ediyor bilemiyorum ama bazı şeylere farklı bakar oldum artık.


Bir kere, Neslim son zamanlarda çok asabî ve bu da çok tabii, kolay değil annesinin ölümcül bir hastalığa yakalanmış olması ama neden çikolata yememe ambargo koyduğunu bilemiyorum.

***

Ayrıca, yakın bir akrabamın nasıl olup da “ruhumu Şeytan’a sattığımı” söylediğini hiç anlayabilmiş değilim. Biz o kadar yakınız ki, yarın evine gittiğimde (Halam da gidici gibi) yüz yüze bakacağız, nasıl olacak bu?

Acaba içinde boğulduğu viski mi buna yol açtı yoksa şuurunu mu kaybetmişti bilemiyorum ama ben hiç Şeytan görmedir.

Ayrıca hep Allah’a inandım çünkü ne olduğunu bilmiyorum.

Eğer görseydim zaten inanmazdım.

Hani demem o ki, ben imansız değilim ama hepsi o kadar.

Dinleri epey tetkik ettim ve hepsinde “dışlayıcı” ve “ötekileştirici” yönler keşfettim.

Neden Allah hep kendi yarattığı Musevileri dışlasın Kitapta öyle yazıyor (YNÖ ve Elmalılı mealleri)?

Niçin kalkıp homoseksüelleri cezalandırsın veya benzeri söylemler hep tekrarlansın? Saçmalığın dik âlâsı bu.

Merhum Elizabeth Köbler Ross şu safhalardan bahseder:

1)    "Şok ve inkâr"

4)    “Neden ben” safhası

" "Çökkünlük safhası"

3)    Pazarlık (msl. Tarı ile)

5)    İçine kapanma ve teslimiyet…


Ben bunların hepsini zaten babam ve annem ruhlarını teslim ederken yaşadım ve herkesin de deneyimleyeceğini biliyorum çünkü herkes fâni, kazık çakan yok.

***

Son hastalıktan sonra da iyice fark ettim ki, herkes o zaman geldiğinde yapayalnız kalıyor.

Peki, neden hayatta en sevdiklerimizi incitiyoruz?

Niçin beş kuruşluk ömrümüzde, hem de hiç gerek yokken ona buna üzücü lâflar edip birbirimizi kırıyoruz?

Ben hep ölümü kendime yakın hissettim ve daha babama ilk kanser teşhisi konduğundan yâni taze bir asistanken öldüm.

Dün Zeki Alasya ölürken öldüm.

Buraya yazdıklarımın fazla ağdalı bir lisan olduğunu söyleyenlerden dolayı hep ölüyorum.

Jaguar’ımı yenilemem sorgulandığında öldüm. Bu benim statüm için gerekiyordu ama bazı şeyleri kaçırmışım belli ki…

Hep sevmeye ve vermeye gayret ettim ve çalıştım.

Siyavuş Ağabeyim hiç iyi değil, onun için üzülürken ölüyorum, komaya girmiş, İffoş aradı demin.

İlkin Ağabeyim galiba iyi değil, o da benim için ölüm.

Bütün ölümler hep erkendir derler…

Ben hep bu dünyayı terk etmeye hazır yaşadım.

Zaten bir köşe yazarlığım veya herhangi bir dergide magazin gazeteciliği yapmıyorum.

İlk Kurşun’a makale gönderdiğimde artık neşretmiyorlar, canları sağ olsun.

Sözcü’ye yolladıklarım da yayımlanmadı.

Bir zamanlar benden makale isteyen … Grubu’nun dergisi de bir yazımı kabul etmedi.

İçkiyi ölçülü tadarım, esrar, kokain veya eroin kullanmam.

Sigarayı bırakalı çok sene oldu ve hiç de canım çekmiyor.

Peki, gofretten ne olur?

Metabolizmam bozulur herhâlde.

İyi de, ben şişmanlamayı istemedim ki, bu aralar fazla iştahım açık sadece, ne yapayım.

İntihar mı edeyim yoksa ötanazi mi yapayım?

Canım çikolata çekiyor yahu…

Padişah rumuzlu akrabam (pisi pisi Üstünbal) kanser, Işıl memesini aldırmış, Asım Dayım çok yaşlanmış.

Âhir ömrümde fazladan çikolata yesem ne olur?

Çikolata radyoaktif bir silâh mıdır?

Nedir bu çektiğim çile?

Neden bu ambargo, kavrayamadım…

Kibir beni terk edeli çok oldu, ukalâlığım bile kalmadı.

Simdi düşünüyorum da, herkes zaten bu dünyadan gidecek ve ölecek.

Ruh var mı yok mu hiç bilmiyorum (nane ruhu vardır meselâ) ama eğer bir Öte Âlem varsa, sanırım Cennet’e giderim sanırım.

Bilerek veya isteyerek kimseye kötülük yapmadım.

Kırılanlar oldu belki ama bu kadar herkeste olmaz mı, olur!

Ölmeden önce İdil’e sarılmak, hayata pozitif bakmak isterim.

***

Zaten eğer bana bir şey olursa, artık Cânan ve Neslim’in araları çok iyi, nasıl olsa hâlleşirler kendi aralarında.

Bu aralar fazla vefat eden oldu ve meslekdaşlarımdan da öbür tarafa giden fazla…

Acele giden ecele gider derler ama henüz ayaktayım ve şimdilik sağlığım yerinde.

Demem o ki, yolun ucuna gelmeden önce birbirimizi kırmayalım.

Âhirete bir gidince dönüş yok.

***

Çocukluğum parapsikoloji deneyleri ve ruh çağırma seanslarıyla geçti.

Ne gelen gördüm ne de giden. Ektoplazma çıkışına şâhit olmadım.

Ne Hûrilere ne de Gılmanlara inanırım.

Tek bildiğim, vefat ettin mi gidersin ve geri dönüşün yoktur.

Bir tek rüyalar kalır geriye…

Onlarda da istersen görürsün, arzu etmezsen giderler ölmüşlerin.

Demem o ki, yaşım 57’yi geçti, birbirimizi incitmeyelim ve bir daha da kırmayalım.

Bu tek yönlü bir bilettir ve geri dönüşü yoktur.

Söz var başı yakar, lâf var gölü yıkar.

Şu sıralar karpuz çıktı.

Bir tane yedim, o bile karbohidratlı, açlıktan ölsem mi hani?

Neyse, şimdi sessizce üst kata çıkıp biraz uzanayım.

Hâtun gelir birazdan, ona naz yapayım hiç olmazsa.

Bu arada, yarın Sayın Doğu Perinçek teşrif edecek.

Heyecanlıyım ama acaba nasıl bir hizmetim olabilir, bilemiyorum.

Şimdilik bu kadar, belki kahvaltıda bir şeyler yerim.

Bu arada, Sevgili Meslekdaşım Hüsnü Uçar’ın Çocuklarda Cinsellikle ilgili kitabı çok güzel. Sevgili Armağan da katkıda bulunmuş.

Herkese tavsiye ederim.

Merhum Pederimin Hz. İbrahim Kompleksi fikrini de zikretmiş.

Cinselliği Diyalektik Materyalist perspektiften ele almış.

Bugün Salı, bakalım Mevlâm ne gösterecek?

Sevgiler saygılar herkese.

Dilerim herkes gerçekten kardeş olur ve geri dönecek lâflar sarf eder.

Dilerim her şeye rağmen bu vatan bölünmez, karpuz gibi ortadan kalkmaz.

Herkese günaydın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 12.05.2015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017