Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÖNÜMÜZDEKİ BEŞ SENENİN PAPATYA FALI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2729 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır


Sağdaki kadın o...

Dün Beyaz Saray’ın bahçesindeki 34 yaşındaki Miriam Carey’in Doğum Sonrası Depresyonu’na ve kendisine gösterilen tepki bir Milât'tır.

Cinnet geçirdiği (cinlerin hışmına uğradığı) zannedilen bu kadıncağız aslında yeni olimpiyat ateşini yakmıştır.

Bir hatırlayalım: Afrikalı Amerikan İngilizcesi (İngilizce: African American Vernacular English, AAVE) ABG’de Afrikalı-Amerikalı toplumun büyük kısmının konuştuğu lisanın adıdır. Kısaca AAVE olarak adlandırılan konuşma tarzına Siyah İngilizce, Siyah Ağzı, Siyah İngilizce Ağzı vs. isimler de verilmektedir. Amerikan İngilizcesinin Afro-Amerikan versiyonu denilebilir. Bâzı Beyaz Amerikalıların da konuşmayı tercih ettiği, belli kuralları olan bir formdur. Bu diyalekti beyaz ABG’liler de iyi konuşabilmektedir.

AAVE ilk olarak 16. ve 17. Asır’da ortaya çıkmıştır. Afrika’dan Amerika’ya getirilen siyah renkli köleler ile iletişim kurulması gerektiğinde İngilizce öğrenmeleri sağlanmış, ancak, düzenli bir öğretim sistemi olmamasından dolayı, Britanya İngilizcesinden uzaklaşılmıştır. Sonraki asırlarda ortaya çıkan Amerikan İngilizcesinden de ayrılan AAVE kendine has bir yer edinmiştir.

Afrikalı Amerikalı İngilizcesi, 1996 yılında tekrar popüler olmuş, Oakland, Kaliforniya’daki bâzı eğitimciler siyahî çocuklara AAVE konuşmayı öğretmek ve eğitimi AAVE ile vermek istemişlerdir. Bu eğitimciler kendilerini Ebonics olarak adlandırmıştır. Ebonik terimi ilk kez 1973 yılında siyah psikolog Robert Williams tarafından ortaya atılmış ve 1975 yılında fikirlerini kitaplaştırmıştır. Ebonikler, AAVE’nin standart İngilizceden bağımsızlaşmasının kabul edilmesini, gramer ve tüm kurallarının okullarda ders olarak okutulmasını, derslerin AAVE olarak verilmesini istiyorlardı.

Afro-Amerikan İngilizcesinin konuşma tarzı ve vurgulamaları standart İngilizceden çok farklıdır. Gramer kuralları ve kelime dizilimi farklılıklar göstermektedir. 1980'li yıllarda Hip hop müzik AAVE ile yapılmaya başlanmıştır ve bâzı ABG’liler AAVE konuşmayı öğrenmeye çalışsalar da, birçoğu tam mânâsıyla konuşamamaktadır. Ancak kulak alışkanlığına sâhip, kuralları ve vurgulamaları öğrenebilenler iyi konuşabilmektedir.

AAVE’ye verilen bâzı isimler şunlardır: African American Vernacular English (AAVE), African American English, Black English, Black Vernacular, Black English Vernacular (BEV), Black Vernacular English (BVE).

Amerika Başkanı Obama bir zencidir. Mutlaka onun da bir anasının dili vardır. O “yok” dese de mutlaka vardır. Yoksa anasından doğar doğmaz İngilizce ile ağlamadı. Ama maâlesef bugün Amerika’da yaşayan milyonlarca zencinin anadili yoktur. Obama’nın da yoktur. Ne konuşabilirler ne de yazabilirler. Zenciler anadillerini Amerika’da yaşarken akıllarına bile getiremezler… Çünkü şu anda ihtiyaçları yoktur. İngilizce ülke genelinde konuşulup anlaşılabilen üniter yapının temel direği olan tek dildir. Aynen Türkiye’de konuştuğumuz, anlaştığımız ve yazdığımız Türkçe gibi.

Günümüzde hakaret kabul edilerek kullanılmayan “negro” kelimesi Lâtince “niger” (siyah) kelimesinden İspanyolcaya ve Portekizceye geçmiştir. Türkçeye zaman zaman “zenci” olarak tercüme edilse de, Arapça kökenli zenci kelimesi ile negro arasında anlam benzerliği hâricinde bir dilbilimsel ilişki yoktur ve zenci kelimesi hakaret anlamı taşımaz. Bununla birlikte geçmişte siyahî insanları aşağılamak için kullanılmasından dolayı kullanımından kaçınılır.

Amerika’da esâretin lâğvına en son rızâ gösteren eyâletlerden Alabama’nın Montgomery kentinde zencilerin otobüste yerlerini beyazlara vermesi yasalarda yer alıyordu. 1955’te mağaza satıcılığı yapan Rosa Park yoğun bir çalışma günü sonunda evine gideceği otobüsün önünde yer bulmuştu. Sonraki durakta başına bir beyaz adam dikildiğinde şoför “yerini ver” diye Rosa’yı sert bir şekilde ikaz etti. Yorgun zenci kadın “kalkmıyorum, istersen tevkif ettir beni” diye mukabele etti. Şoförün çağırdığı polis beyaza yerini vermeyen siyahî kadını tutukladı. Önce eyâlette sonra ülke basınında protesto gösterileri başladı.

Zencilerin giderek vatandaşlık haklarına sâhip olmasında Rosa Park olayı önemli rol oynadı.

ABG’de sözüm ona özgürlük, serbestînin dik âlâsı vardır. Yahudilere nisbet edercesine Deniz Binbaşısı George Lincoln Rockwell’in 1960'da başkentte Kongre binasına taş atımı mesafede kurduğu Amerikan Nazi Partisi sembolik sayıda üyesine rağmen faâliyettedir. Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan, zenci düşmanı Ku Klux Klan cemiyetleri de kırsal kesimde varlığını sürdürür.

Ama yakın geçmişe kadar eskinin zenci köleleri otobüslerde ön koltuklara rahatça oturmaya hâlâ cesaret edemezler. Pazar yerlerinde müzâyede ile köle satın alanlar arasında cumhurbaşkanları da vardır. Amerika'nın Üçüncü Başkanı Thomas Jefferson kölelerinden Sally Hemings ile yatarak altı çocuk sâhibi olmuştur; hayatı boyunca evlerinde, çiftliğinde hep köle kullanmıştır.

Başkanı da toprak ağası da açıkgözdür Amerika’nın.

Aynı yerde 6 yıldan fazla yaşayan zencilere özgürlük hakkı yasalaşınca, açıkgöz köle sâhipleri süre dolmadan karın tokluğuna çalıştırdıkları zenci köleleri birkaç günlüğüne Kanada’ya götürüp geri getirmek sûretiyle yasayı delmeyi başarmışlardır.

New York’un zenci toplumu kölelik dönemini anımsayıp tekrar ikinci sınıf vatandaşlığa düşmek  kaygısında mıdır?

Hayır ama beyazlar kadar hür de değildirler. Çoğu semtte apartman kiralamakta, kooperatiflerden ev satın almakta güçlükle karşılaşırlar. Gece karanlığında taksi şoförleri çoğu zaman öndeki zenciyi değil, iki sokak ilerdeki beyazı almaya yanaşır.

Oysa New York karmaşık bir şehirdir. Cadde sokakta gezinirken, dev mağaza, markette alışverişte iken kulağınıza gelen lisanlar arasında duymadıklarınız da var. Meselâ Kru, Faroese, Cajun, Amharic, Tagalog, Syriac, Miap, Malayalam, Gujarathi. Bunlar irili ufaklı göçmen topluluklarının lisanlarıdır. Konuşulan bütün lisanların sayısı 115’tir. İnsanların gezmeye, görmeye veya kalmaya can attığı şehirde beyaz, siyah ve kahverengi ırklar nüfus çoğunluğunda at başı giderler. 9 milyon nüfusta 1.5 milyon insanın İngilizce okuma yazması yoktur. Amerika’da 25 milyonu aşkın yabancı doğumlu yasal göçmen veya kaçak yaşar. Irk, din, kültür farklarına rağmen 320 milyon insanın kavgasız, gürültüsüz, iç çatışmalara iltifat etmeden hayat sürmesi ibret verici bir husustur. Çünkü bilinen dünya tarihinin en barbar, en vahşi ve müstevlî ülkesi ABG’dir. Korku belâsına her şeye uzaktan bakarlar…

Dış gözlemciler Yeni Dünya’dan söz ederken Ülkelerin Ülkesi kelimelerini kullanır. Fransız filozofu Jean Baudriard ise “Amerika diye bir şey yok, yalnızca Amerika diye bir manzara var” der de…


Artık dev uyanıyor.

Homo sapien sapiens kendi Öz’üne dönüyor.

Sen kalkıp Üstün Hristiyan Beyaz Adam olarak her tarafa saldır, savaşlar çıkar, güzel mavi gezegenin canına oku.

Sonra da bekle ki o sana saadet ve nûr saçsın.

Buna Allah, Karma, EUM veya ne derseniz deyin, asla müsaade etmeyecektir.

Bakın USA’dan son sualime gelen cevaba:

We’re now three days into a shutdown of the federal government. Real Americans are being hurt, and our economy is paying the price. Reports have come out detailing how hundreds of thousands of people don’t know when their next paycheck will come. Millions of Americans, including veterans and seniors, are at risk of losing the benefits they’ve paid for, earned, and rely on.

For all that, we’re exactly where we were Monday night: If Speaker Boehner dropped his demands to sabotage Obamacare and instead put a routine budget funding the government to a simple yes-or-no vote, it would pass -- just as it did in the Senate. In fact, since the shutdown began, enough House Republicans now publicly say they’ll support a bill like this that we know it would get a bipartisan majority.

We don’t need to wait another day: it’s time for the House to just vote -- without further delay.

We’re asking everyone to let us know how the government shutdown is affecting them. Will you take a moment now to make your voice heard?

As the President said earlier this morning, this shutdown is a crisis manufactured by a small faction of one party in one chamber of one branch of our government. Republicans have tried and failed more than 40 times to prevent Obamacare from coming online, but they won’t even schedule one vote to reopen the government they were elected to run.

Keeping the government open isn’t a compromise, it’s their job.

The President is willing, if not eager, to negotiate over how to enact policies that will strengthen the middle class, further cut the deficit, and even improve the Affordable Care Act. But he’s been clear that he won’t negotiate when Republicans are playing political games that hurt our economy.

Speaker Boehner could end this shutdown today -- he just needs to put the interests of the American people before a failed partisan agenda.

Please take a moment to tell us how the government shutdown is affecting you.

Thank you,

David Simas   
Deputy Senior Advisor
The White House
@Simas44
 

***

Buna Türkçede “yalvarma, yakarma” denir.

Ve zımnen tersini içerir, aynen ayna sembolizması gibi: “Yalvar, yakar”!

Yanılıyor muyum?

David benden para istiyor.

Bak David Kardeşim (tabii ki Yahudi, Mason ve Musevîsin),

Şimdi beni iyi dinle…

Please be a tramp but not a begger!

Buraların canına okuyan sizsiniz.

İran’ın silâh sorumlusunu nokta ateşiyle katleden İsrail.

Mültecileri Akdeniz’de öldüren Neo-Nazi Rûhu.

Avrupa’da ilk ayrılık bayrağını Fransa ve Birleşik Almanya İmparatorluğu açacak ve kendi paralarını basacak: Frank ve Mark.

Başında Oğuz Türkleri olan FED’le, diğer Amerikan Yahudilerinin araları gene açılacak.

Obama kalkıp İsrail’e ve FED’e posta koyacak; “kendi paramızı kendimiz basalım” diye çığıracak ve kamuoyunda büyük itibar toplayacak çünkü Bush’dan daha beter bir persona non grata hâline rücu etti. Üstelik bir de sigara içiyor.

Sigarayı bitirmekle övünen bir ülkenin başında “hem zenci, kökeni Yahudilik + İslâm + Evanjelizm ile flört ederek kimlik karmaşasına giren” bu kişi modus operandi için düğmeye basacak.

Gene depodan bir Oswald çıkarılacak, en sıkı korumalarıyla beraber arabasıyla giderken FBI + CIA + MOSSAD koordinasyonuyla Başkan vurulacak.

2090’da denizler 1.08 metre yükselecekmiş, külâhıma anlatın.

2010’da (ABG’nin, Kyoto Protokolü için istediği mühlet) en az 1 metre, 2014’te (bize AB için verilen tarih) en az 2 metre yükselecek.

Tabiî âfetler her tarafı yakıp geçecek ve herkes “GÜM” diyecek!

Büyük Britanya İmparatorluğu ne halt edeceğini şaşıracak; İsveç ve Norveç zâten ayvayı yemiş durumdalar. Irkçılığı öyle bir körüklediler ki, hiçbir köpük bu yangını söndiremez!

Avustralya’da bile Aborijinler artık isyan ediyor, kalkışacaklar.

Türk kökenli “Indianlarınız” suda bisikletle giden sudan ucuz şeyler icat ediyorlar ve artık etraflarına radyoaktivite saçmıyorlar, depresyondan da çıkıyorlar.

Ama sizde glokal resesyon başlıyor.

Önce Texas “başbaş” diyecek, hemen akabinde de Hawaii.

Birisi sizi beslemekten bıkmış, örgütleri de, liderleri de hazır.

Öbürü ise kızlarının ırzına geçe geçe melezler bıraktığınız için kin kusuyor.

Gitti iki yıldız!

Japonya çaktırmadan geliştirdiği silâhlarla gene Çin’e saldıracak.

İki Kore, göstermelik bir çatapattan sonra birleşecekler ve pek muhtemelen ÇİN + Rusya + Afrika ile tevhîd edecekler.

Kadîm bilgilerin ve bilgeliğin esas menbâı olan Afrika şahlanırken, ırkçılığın ve İslâm asabiyetinin çok arttığı bütün ülkelerde milyonlarca canlı bomba kendini ve çevresini mikro-nükleer silâhlar gibi patlatacak.

Nasıl engelleyebilirsiniz?

En sofistike ve rafine detektörleriniz, en usta detektifleriniz dahi yakalayabilirler mi onları?

Elleyebiliyor musunuz bir tek önde gelen Nasurîyi veya Şiî’yi? Silâhçıyı yutmadım. O zâten sizin adamınızdı, ajanınızdı… Tıpkı önceki İran Cumhurbaşkanı gibi!

Hâlbuki şimdiki gene Oğuz Türk’ü ve istibdat azalıyor, bakmayın birtakım şovlara…

Gay Hollywood filmleri ile zâten perişan hâldeki budgetinizi tüketmeyin.

İkide bir yangın çıkıyor, gene inşâ ediyorsunuz.

Mısır’la uğraşmayın, Sisi çarpar sizi “sallama Hoca sallama” diyerek.

Hele buralarda Vampir, Cin, Nazar, Şeytan pozesyonu gibi komiklikleri de finanse etmeyin.

Gülen artık gülemiyor çünkü havra ve kilise duvarına işediler: Vergi kaçırdılar + mütemadiyen yalan söylüyorlar.

Oralardaki çoğu Türkçe bilmeyen Tûrancılar esas “başlarının en kocaman belâsı” olacak, oluyorlar da…

Clinton’un başı yalan söylediğinden beri ağrıyor, karısını da Poltergeist çarptı!

***

Aklıma seneler öncesi geldi…

Bayraktar Bayraklı ile Ölmüş Bir Adamın Evrak-ı Metrukesini yakıyoruz İlâhiyat Fakültesi’nin bahçesindeki havuzun yanında (hatırlarsanız onu da, YNÖ’ü de Türk harsına kazandırma sevâbı Merhum Pederimin’dir).

Hasta kartları, mektubat filân isi olup zorla uçuyor.

Bir zarf ve içinde bir resim, Fransızca yazılmış. Le ve la’lar gene karışmış ama âşıka Bağdat sorulmaz. Bir yumruk boğazımda, şöyle bir bakıp atıyorum ateşe… Ne gökyüzünde fırtınalar oluşuyor, ne de şimşekler çakıyor ama nedense o zarf ve mazrufu zor alev alıyor…

Sonra, 2000 senesindeki bir A’dan Z’ye programında karşıma çıkıyor; kızımın kulağına Kur’ân okuyan adam, çocuklar gibi şenim ama bana yabandomuzuymuşum gibi bakıyor.

Meğer medyaya soyunuyormuş o da. “Cinler evliliği bozar diyor” ve kendisini evdeki masonik sembollerle dolu halım gibi çiğniyorum. İki buutlu oluyor.

Cevher Kantarcı ile Kanal E’de biz çok kurtardık bu ülkeyi ve çok tebrikler aldık. Tek farkımız, Cevher bir DY olduğu için sürekli olarak söverdi ama kimse ona kızamazdı. Hâlâ da öyle ve mezarımızın sol alt köşesinde küçük bir DY kabartması olacak.


Gene işten atmışlar onu ve parasını da kanırta kanırta ödemişler Yurt Gazetesinden!

Neyse, flashback'e devam...

Ankara’dan, oradan buradan tebrik ve teşekkür telefonları yağıyor hiç tanımadığım zevâttan.

Katolik Nagehan cinsel tâciz programı yapıyor...

Selçuk Erez Hocam çok haklı, artık hiçbir şey değişmeyecek ama eskisi gibi de olmayacak.

Hocam, bu gece TED’çiyiz, teşrif eder misiniz gene?

Aradım, “tamam” dedi.

Oley (Elohim, Allah, ilâh).

Havalar soğudukça orası da, muhabbet de ısınıyor ama erkenden kapatıyorlar.

Vakitli gitmek lâzım…

Mars'a hicret farz oldu.

Bir haber geldi ki tam ibretlik: 1931’de İnebolu’da dünyaya gelen Süleyman Oğuz Kayaalp vefat etmiş.

Bir Ayhan Songar arketipi idi: Boylu poslu, kibirli, herkese sövüp sayan, NAL ve 5 Norodol+1 Akineton kombinasyonunu muayenehâsinde kendi elleriyle ihtimamla kalçadan yaparak bol miktarda helâl para kazanan, asosyal, mütecâviz ve DSM’leri ilk defa başımıza belâ eden adam. Muayenehânesini ona emânet eden Ayhan Hoca ile, arada ne olmuşsa olmuş, araları bozulup yolları ayrılmıştı.


Bir resmi bile yok, bâri kitabını koyalım...

Hiç seveni yoktu ama herkes ondan korktu. Herhâlde Aspergerliydi ama asla şirin değildi: “Psikiyatrist adamın arkadaşı mı olurmuş” diye rasyonalize ederdi yapayalnızlığını…

Ama çok hizmeti oldu çok.

Gene de hatırlatayım: Dünyadaki İlk Nörobilim Kitabı yazarı Ayhan Hoca’dır; ilk psikofarmakoloji şâheserinin de müellifi Prof. Dr. Özcan Köknel’dir.


Yıldız Holding, Ülker'in %20'sini ismi gizli adamlara sattı!

Her şey zamanlama mes’elesi, her şeyin bir vakti ve zamanı var.

Sahtekâr İngiliz düzmece bomba detektörü satmış!

Celâl gene Peygamber ve ve evliyâdan Yûnus'la memeli yunusu karıştırmış.

  Ayarlamazsan,

     Gecikirsin.

       Acele edersen…

     Ecelle muhabbet edersin.

   Hiç tarih tekerrür eder miydi?

 Eğer ondan ibret alınsaydı!

Değil mi Recep Tayyip Erdoğan?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar 04 Ekim 2013 Cuma

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017