Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ORTOREKSİYA NERVOZA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1156 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Yeme davranışı bozuklukları, günümüzde çok yaygınlaşan ve özellikle genç kızlarda daha sık görülen psikiyatrik bir hastalıktır. Genellikle orta sosyoekonomik düzeyde, beyaz ırkta ve çekiciliğin zayıflıkla bağlantılı olduğu kabul edilen endüstrileşmiş toplumlarda görülmektedir . Yeme bozuklukları vak’alarının %90’dan fazlasını, 25 yaş altı bireyler oluşturmakta, kadınlarda erkeklere göre 5-20 kat daha fazla görülmekte ve bütün vak’aların sadece %5-10’unu erkekler oluşturur.

***

Ortoreksiya Nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı olarak tanımlanan yeme bozukluğu olup, kişinin hayatını âdeta zehir eden doğal diyet tüketme takıntısıdır. Sadece, uzun dönem görüldüğü zaman ve eğer bireyin hayatında anlamlı oranda olumsuz etki (hayat stresini önlemek için) yiyecekleri düşünmek, her günün büyük bir çoğunluğunu yiyecekleri düşünerek geçirmek gibi) yaratıyorsa ve işlevselliğini bozuyorsa teşhis konulabilmektedir. Yoksa yediğimiz gıdaların en az %50’sinde böyle maddeler katılıyor.

ortoreksiya nervoza ile ilgili görsel sonucu

***

Anoreksiya Nevroza (gerçekten teşhis doğru ise) çoğu maalesef ölür, Bulimiya Nevroza’da ise (ergenlikte sık rastlanır) ve fluoksetin (Prozac), hipnoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapiyle oldukça iyi sonuç alınır.

***

Sınıflandırılamayan diğer yeme davranış bozuklukları Anoreksiya Nervoza ve Bulimiya Nervoza dışındaki bütün yeme sorunlarını kapsamakta fakat Anoreksiya ve Bulimiya Nervoza gibi özel tanımlamaları bulunmamaktadır.

***

Ortoreksiya kelimesi Yunanca “orthos” (doğru, uygun) ve “orexia” (iştah) kelimelerinin birleşmesi ile ilk kez Doktor Steven Bratman tarafından tanımlanmıştır. 

Ortoreksiya biyolojik yönden saf, bitki öldürücü, pestisit veya yapay maddeler içermeyen sağlıklı besinlerin tüketilmesine karşı hastalıklı bir saplantı olarak açıklanmaktadır.

***

Bir pestisit kimyasal bir madde veya bakteri gibi biyolojik bir ajan olabilir. Kimyasal pestisitlerin çoğu hedef organizmaya seçkin etkililik gösteremedikleri için hedef organizma dışındaki organizmalarda da çeşitli hastalıklara yol açar; hattâ öldürücü olabilirler.

Birçok pestisit insanlar için de zararlıdır. Kullanıldıkları canlıların yiyecek şeklinde insanlar tarafından kullanılmaları sonucunda insanlarda yaygın hastalıklara ve istenmeyen sıkıntılı durumlara sebep olurlar.

***

Kimyasal pestisitlerin ve etken maddelerinin akut zehirli etkileri vardır. Karbamatlat, organofosfatlar ve klorlanmış hidrokarbonları içeren birçok pestisit genetoksik (DNA’yı etkileyerek mutasyona yal açan etkiye sahiptir).

Tarımla ile uğraşan ve pestisite maruz kalan insanlarda yapılan çalışmalarda bu bireylerde yapısal ve sayısal kromozomal anormallikleri ile kardeş kromatid değişiminde artmalar gözlenmiştir.

***

Pestisitlerin kronik etkisine maruz kalan tarım işçilerinde birçok genetik hasarın yanı sıra karaciğer, böbrek ve kaslarda bozukluklar görülmüştür. Pestisitin canlılar üzerindeki etkisi anne karnındaki bebeklikten hayattan itibaren başlamaktadır.

Bu ilaçlar plasentadan bebeğe geçmekte ve bunun sonucu olarak düşükler, hiperpigmente (cilt rengi karamış) ve hiperkeratatik (çatlaklı eli olan) çocuk doğumları görülmektedir.

***

Yapılan hayvan deneylerinde ise radyoaktif olarak işaretlenip anneye verilen pestisitin beş saat sonra plasentadan fetüse geçtiği ve fetüsün gözüne, sinir sistemi ve karaciğerine yerleştiği gözlenmiştir.

Organofosfatlı ve karbamatlı insektisitler ise etkilerini doğrudan doğruya periferik ve Merkezi Sinir Sistemi üzerinde göstererek canlı hayatını tehdit etmektedir.

***

Birçok pestisit insana, hayvanlara ve çevreye zarar vermektedir. Bununla ilgili ilk çalışmalar 1970’li yılların başında, UNEP Stockholm İnsan Çevresi Konvansiyonu’nu hazırlayan süreçte etkisini göstermişlerdir.

30 yıl sonra ABD, Avustralya, Kanada, Avustralya, Kanada, Avustralya, Kanada, Japonya ve Yeni Zelanda, uluslararası baskılara boyun eğerek küresel anlaşma taslağının oluşturulmasına karar vermişlerdir.

***

Bu çalışmalar kapsamında KOK (Kalıcı Organik Kirleticileri) olarak adlandırılan içlerinde tarımda da kullanımı yaygın olan birçok kimyasal ürün bazı özel durumlar hariç yasaklanmış ve KOK özelliği taşıyan yeni kimyasallarında üretilmesi yasaklanmıştır. Bu anlaşma kapsamında; aldrin, endrin, toksafen, aldrin, endrin, endrin, toksafen, klordan, dieldrin, heptakoral, mireks, DDT(dikloro difenil trikloroethan) çok zehirli ve inatçı bi r böcek öldürücüdür.

***

Kolayca vücut dokusundaki yağlarda çözülür ve gıda zincirinde birikmeye başlar. 1939 yılında keşfedilen DDT, dünyada en yaygın biçimde kullanılan böcek ilacıydı. Balıklar ve kuşlar için çok öldürücü olduğu anlaşıldı. Kuşların yumurtalarının kabuklarını zayıflattığı ve üremelerini sonuçsuz bıraktığı için az kalan birçok türün soyunun tükenmesine yol açacaktı. 1970’li yıllarda ABD ve Avrupa'da yasaklandı. DDT'nin zararlı olduğu Rachel Carson tarafından bulunmuştur.

DDT kullanıldığı zamanlar canlıların (insanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer canlılar) büyük bir bölümü hasar görmüştür. DDT çok etkileyici bir ilaçtır ve bütün canlıları öldürebilecek bir etkisi vardır. Bu yüzden kullanımdan kalkmıştır. Ayrıca Türkiye’de de yasaklanmıştır.

Ancak hâlâ sigara içinde kullanılmaktadır ve endüstriyel kimyasallar olan heksaklorobenzen ve PCB yasaklanmış ve stokları takip altına alınmıştır. Türkiye’de yapılan birçok çalışmada anne sütlerinde belirli oranda bu kimyasallar bulunmuştur.

***

Kalıcı Organik Kirleticilerden olan organik klorlu pestisitler ise yapılan birçok çalışmada tespit edilmiş ve Toros dağlarında ise uzaktan taşındığı tespit edilmiştir.

Tarım ilaçlarının kan hücreleri üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Organofosforlu insektisitler (böcek öldürücüler) eritrositlerin (kırmızı kan hücreleri) hücre zarı özelliklerini değiştirerek eritrosit işlevini engellemektedir. Diğer bazı pestisitler de eritrositlerin boyutlarının ve yüzey şekillerinin bozulmasına ve eritrosit antioksidan sistem enzimlerinin aktivitelerinin değişmesine sebep olmaktadır.

Pestisitlerin en önemli etkilerinden biri de asetilkolinesteraz enzimini inhibe etmeleridir. Bu durumda alt beyin kökünde solunum kontrol merkezlerinin baskılanması ile canlı ölüme gider. Yine pestisitlerde yapılan bir araştırmada pestisitlerin TCA enzimlerinin (malat dehidrojenaz, süksinat dehidrojenaz) inhibe olmasına sebep olduğu bulunmuştur.

***

Ortoreksiya’ya bağlı obsesif davranışlar tüketilen yemeğin miktarından çok içeriği ile ilişkilendirilmektedir. Son on yıldır sınıflandırılamayan diğer yeme davranış bozuklukları arasında yer alan Ortoreksiya Nervoza yaygınlığının belirlenmesi ile ilgili kısıtlı sayıda da olsa çalışmalar yapılmıştır.

Ortoreksiya Nervoza’da’de, kişi her yediği yemeği abartılı şekilde kontrol etmektedir.

Ortoreksik bireyler satın alma esnasında ürünlerin ambalajlarını çok uzun süre boyunca ve ürünün içerisinde karsinojen (kansere yol açıcı) madde, hormon, boya, katkı maddesi olup olmadığını incelemektedir.

Yiyeceklerin aşırı saf ve katkısız olmasına takıntılı bir titizlik içerisinde önem vermektedirler. Bu yüzden pek çok yiyeceği çiğ olarak tüketmeyi tercih etmektedirler.

***

Sağlıklı beslenme takıntısı, ortoreksik bireyleri psikolojik olarak baskı altına aldığından dolayı pek çok ürünü tüketmekten vazgeçme eğilimi göstermelerine sebep olmakta ve bu yüzden ortoreksik birey, anoreksiya nervoza yeme bozukluğundaki gibi kilo kaybetmeye başlamaktadır.

Ortoreksiya Nervoza’da yeme bozukluğunda klinik gözlemler henüz sayıca fazla olmamakla birlikte, ortoreksik bireylerin anoreksiya nervoza teşhislerine ek olarak “vücuda sadece faydalı besinlerin girmesi, gereksiz ve sağlıksız besinlerin vücuda alınmaması” düşüncesi taşıdıkları belirtilmektedir.

***

Ortoreksik bireyler; kilo kayıpları, âdet göreme, kısıtlayıcı diyet uygulamaları açısından anoreksiya nervoza hastalarına benzemekle beraber, yiyecek seçimlerindeki kriteri kalori olarak almamakta, besinlerin “sağlıklı veya sağlıksız ” oluşuna dikkat etmektedirler.

Ortoreksik hastalar, sağlıklı beslenme gayretinin bir sonucu olarak kilo verdiklerini, aslında kilo ile bir uğraşlarının olmadığını belirtmektedirler.

***

Ortoreksinin rastlanma ile ilgili istatistiklere, ortoreksik davranışlar çoğu zaman doğru olarak kabul edildiğinden, çok az rastlanmaktadır.

Aşırı şişmanların bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak hayatın sonlandığı ana kadar devam eden hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır.

 

İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir.

 

***

 

Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir. Günlük hayatta bireylerin (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalp-damar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vs.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyacı vardır.

 

Sağlıklı bir hayat sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir.

 

Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

 

***

 

Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.

 

Buna paralel olarak, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, hayatı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır.

 

Anlaşılacağı üzere obezite besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, hayat kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.

***

Vak’aların sayısının giderek artmasıyla birlikte, toplum ve tıp profesyonellerinin sağlıklı yemeyi ideal olarak varsaymaları kuşku uyandırmaktadır.

Birey eğer, doğal besin tüketme düşünceleriyle besleniyorsa ve bu bireye verilen değer, uyguladıkları diyetin saflık düzeyiyle ölçülüyorsa, uygulanan sağlıklı diyet şüpheli hale gelebilmektedir.

Ortoreksiyanın görülme yaygınlığının artmasında özellikle güzellik kavramının zayıflığa ilişkilendirilmesi, medyada sürekli olarak yer alan diyet ve ürünlerin içerikleriyle ilgili bilgiler, bazı ürünlerin karsinojen madde, katkı maddesi, boya ve hormon gibi maddeler içerdiği ile ilgili haberler etken olmaktadır.

Kadınlar, erkeklere göre, ince beden imgesine sahip olma ve diyet yapmayla belirgin düzeyde daha fazla ilgilidir ve bunların sonucunda da yeme bozukluğu riskine daha yatkındırlar.

Yeme bozuklukları riskinin, özellikle belirli bir kiloda kalmaya dikkat etmeleri gereken mankenler, dansçılar ve jimnastikçiler arasında daha fazla olduğu görülmektedir.

Ayrıca bu gruplardaki kişilerin özellikle ortoreksiya yeme bozukluğuna yöneldikleri belirtilmektedir. Sosyokültürel faktörlerin, yeme bozuklukları gelişiminde etkili olduğu bilinmekte, toplumun zayıflığa önem vermesi, aileden, arkadaşlardan ve kitle iletişim araçlarından gelen baskılar yeme bozukluklarının gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

***

Üniversiteye başlayan pek çok genç şehir değişikliği, maddî durumun elverişsizliği, bağımsız yaşam arzusu gibi nedenlerle ailesinden ve evinden ayrılmaktadır.

Tek başına veya arkadaşlarıyla öğrenci yurtlarında, apartman dairelerinde, başka ailelerin yanlarında yaşamak gençlerin biçimlerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu yüzden de özellikle üniversite öğrencileri arasında yeme bozukluklarının artış gösterdiği gözlemlenmektedir.

Bu kapsamda öğrenim gören öğrencilerde Bratman’ın Ortoreksiya Testi ile Onoreksiya Nervoza  eğiliminin cinsiyet, yaş ve BKİ (Beden Kütle İndeksi) değişkenlerine göre belirlenmesi amaçlanmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması esas alınarak katılımcıların öz bildirimleriyle elde edilen vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgilerinden “Vücut Ağırlığı/(Boy uzunluğu)2 (kg/m2 )” formülü ile öğrencilerin Beden Kitle İndeksi değeri hesaplanmıştır.

Bratman’ın Ortoreksiya Testi’ndeki “evet cevabı=1 puan” olarak kabul edilerek hesaplamalar yapılmış ve evet sayısına göre ≥4 puan alan öğrenciler “Ortoreksiya Nervoza eğilimi var” şeklinde nitelendirilmiştir.

***

Ortoreksiya Nervoza durumları arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). ON belirtilerini incelemek amacıyla yapılan başka bir çalışmada ise, yaş ortalaması ve toplam eğitim süresi düştükçe ortoreksik eğilimlerin artış gösterdiğini tespit edilmiştir

Zayıf öğrencilerin %46.4’ünün (n=25) puanının ≥4 olduğu tespit edildiğinden, zayıf öğrenciler arasında Ortoreksiya Nervoza eğiliminde olma ihtimali daha yüksek bulunmuştur. Normal kilolu öğrencilerin 40.4’ünün (n=149) puanının ≥4 olduğu belirlenmiştir.

Fazla kilolu (pre-obez) öğrencilerin %45.1’inin (n=23) puanı ≥4 olmuştur. Normal kilolu öğrencilerden 1 kişi sekiz soruya evet cevabı verdiği için Ortoreksiya Nervozalı olma eğilimi gösterme ihtimalinin daha yüksek olacağı düşünülmüştür.

Ancak, öğrencilerin puanları ile BKİ değerleri arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0.05) görülmüştür. Yürütülen bu çalışmalarla benzer şekilde zayıf öğrenciler arasında Ortoreksiya Nervoza eğiliminde olma ihtimali daha yüksek bulunmuştur. Başka bir çalışmada hafif şişman üniversite öğrencilerinin diğer gruplarda yer alan öğrencilere göre daha fazla ortoreksik eğilimler gösterdiğinin tespit edilmiş, bu çalışma ile benzer değildir.

Ayrıca, tarafından yürütülen başka çalışmada yeme tutumu bozuk ve obsesif kompulsif belirtileri fazla olan bireylerde BKİ yükseldikçe ortoreksik eğilimlerin arttığının belirlenmesi çalışmasında fazla kilolu ve obez öğrencilerin sağlıklı besinlerin tüketimine yöneldiğinin ve Ortoreksiya Nervoza eğiliminin fazla olduğunun görülmesi de yürütülen çalışma ile benzer değildir.

Bilimsel çalışmalarda yürütülen çalışmayla benzer şekilde bireylerin BKİ değerlerinin arttıkça ORTO-15 puanlarının arttığı ve Onersiya Nervoza risk durumlarının azaldığı tespit edilmiştir.

Bu sonucun, BKİ değerleri yüksek olan bireylerin, BKİ değerleri düşük olan bireylere göre yiyecek seçimi yapma, satın aldıkları ürünlerin içeriğine önem verme gibi konularda daha serbest ve özgür olduklarını ortaya koyduğunu ifade etmektedirler.

***

Çalışmanın Güçlü Yönleri ve Sınırlılıkları Bu çalışma, Bratman’ın Ortoreksiya Testi’nin kullanılması açısından Türkiye’deki üniversite öğrencileri arasındaki ON eğilimini değerlendiren tek çalışmadır. Ancak ON eğilimine neden olabilecek; öğrencilerin ve ailelerinin yeme tutumlarını, sağlık veya hastalık durumları gibi bağımsız değişkenlerin ON’nin gelişimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmemesi ve kesin tanı için klinik ve psikolojik incelemelere de ihtiyaç olması sebebiyle öğrencilerin ON eğiliminde olduklarının tam olarak kabul edilmesi konusunda yetersiz kalmaktadır. Bratman’ın Ortoreksiya Testi Türkiye dışında diğer ülkelerdeki üniversite öğrencileri arasındaki ON eğiliminin belirlenmesinde daha önce kullanılmadığı için karşılaştırma yapılacak benzer çalışma bulunamamış; bu yüzden Bratman’ın Ortoreksiya Testi temelalınarak Donini ve arkadaşları tarafından geliştirilen, ancak farklı şekilde değerlendirilen, ORTO-15 ölçeğinin ve ORTO-15’in Türkçeye uyarlanmış hâli olan ORTO-11 ölçeğinin kullanılmasıyla üniversite öğrencileri arasındaki ON eğiliminin belirlenmesine yönelik araştırmalarla karşılaştırma yapılmıştır.

Sonuç ve Tavsiyeler: Bitlis Eren Üniversitesi’nde öğrenim gören 474 üniversite öğrencisi ile yürütülen çalışmada öğrencilerin %41.3’ünün (n=195) Bratman’ın Ortoreksiya Testi’nden aldıkları puanın ≥4 olduğu ve öğrenciler arasında ON eğiliminde olma olasılığının oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kız öğrencilerin ortoreksik olma ihtimallerinin erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır (p><0.05). Zayıf öğrenciler arasında ON eğiliminde olma olasılığı daha yüksek bulunmuştur. Öğrencilerin yaş aralıkları ve BKİ değerleri ile ortoreksik eğilim göstermeleri arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0.05) görülmüştür. Söz konusu öğrencilerin tam olarak Ortoreksiya Nervoza eğiliminde olduklarının ispatlanabilmesi ve kesin teşhis için öğrencilerin yeme tutumları, sağlık veya hastalık durumlarının belirlenmesi, ailenin yeme tutumunun Ortoreksiya Nervoza’nın gelişimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi ve klinik ve psikolojik incelemelerin de yapılması daha doğru olacaktır.

***

Yeni bir kavram olan Ortoreksiya Nervoza ile ilgili kısıtlı çalışmaların olması, konunun daha fazla araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu yeme bozukluğu konusunda üniversite öğrencilerinin bilinçlendirilmesi için konferans ve seminer çalışmaları yapılmalıdır.

Bu tür yeme bozukluğu yeni bir kavram olduğundan dolayı sorunu en etkili şekilde azaltacak veya ortadan kaldıracak etkili tedavi yöntemleri geliştirilmelidir. Üniversite öğrencilerine sağlıklı beslenme alışkanlıklarının örgün ve yaygın eğitim kurumlarında verilen uygulamalı beslenme eğitimi ile kazandırılması ve bu sayede hayat kalitelerinin arttırılması gerekmektedir.

Tedavide tüp mide ameliyatı ve mideye balon takılma tedavilerinin riskleri göz önüne alındığında, önce fluoksetin (Prozac), topiramat (Topamax), reboksetin (Edronaks), Victosa Ampul (iyi bir Şeker Hastalıkları uzmanı denetiminde) ve hipnoterapi, gevşeme teknikleri denenmelidir.

Örnek Vak’a: Geceleri bile buzdolabının kilitlerini kırarak  “tıkınan” 26 yaşında bekâr bir hastam diyet kısıtlaması ve bahsettiğim ilaçları verince 35 Kilo vermişti. Şimdi 6 ayda bir kontrole geliyor.

Sağlık, esenlik ve barış dileklerimle…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Şubat 2017 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 23 Ağustos 2017