Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Ötanazi Tartışmanın Türkiye Açısından Yorumu

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 5347 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Ötanazi mes'elesine kendi ahlâkî tercihlerimiz veya tepkilerimizle değil de, transkültürel ve kroskültürel açıdan bir bakalım.

Yasayı çıkaran ve kabûl eden kim: Hollanda.

Hollanda hemcinssellerin (homosexuals) evlenmesini ve birçok daha sıradışı şeyi kolayca legalize edebilen müstesna bir ülke. Meşhur lâftır: "Dünyâyı Tanrı, Hollanda'yı ise biz yarattık" derler Hollandalılar.

Topraklarının önemli bir kısmı deniz seviyesinin altında olan, dar bir alanda maksimum verim ve minimum parazitle yaşamak zorunda olan bir ulus.

Benzeri bir yapılanma (hayat alanı azlığı açısından) Japonya'da da mevcuttur. Bushidō (savaşçının yolu) öğretisine göre, onurunu kaybeden veya öyle olduğunu düşünen Japonlar özel bir merâsimle karınlarını tâmiri mümkün olmayacak şekilde deşerek intihar ederler ve bu, toplum tarafından kabûl ve onay gören bir davranıştır.

Buna Seppuku veya Harakiri derler. Japonlar çok da çalışkandırlar ve geleneklerine bağlıdırlar.

Bu ikisini bir arada aldığımız ve tahlil ettiğimizde, ortaya önemli bir evrimsel ve sosyolojik vâkıa çıkar: ÇOK KALABALIK VE AZ HAYAT ALANLI BİR YERDE, ARTIK, TOPLUMA HİZMET EDEMEYECEK VEYA ÜRETEMEYECEK HÂLE DÜŞENİN YAŞAMAYA HAKKI KALMAZ! Çünkü kaynak tutucu potansiyeli (resource holding potential) düşer. Binlerce senelik kültürel evrim de bu "yaşamama gerekliliğini" kurumsallaştırır örf diye, âdet diye, din diye vs... Bu açıdan da bize epey benzerler.

Hollanda'ya dönersek...

Ötanaziyi kolayca kabûl ederler çünkü benzer dinamikler orada da vardır. Uyuşturucu-uyarıcı her türlü maddeyi müptelâlara devlet kendi verir çünkü ayakta duran her bir bireyin âzamî sıhhatli ve üretken olması şarttır, illegal yollardan madde bulmak için uğraşırsa hem işe yaramaz, hem de toplumun barışını tehdit eder. Hemcinseller evlenip mutlu olsunlar ama enerjilerini varoluş savaşına harcamasınlar; önemli olan kapsamlı sıhhâttir (exclusive fitness). Her an mahvolma endişesini şuuröncesinde (preconscious) sürekli yaşayan toplumlarda karşılıklı özgecilik (karşılıklı diğerkâmlık: reciprocal altruism) doğal olarak çok kuvvetle işler -tâ ki son an ve panik tepkisi ortaya çıkmasın.

Bu sebeple, bir yandan da müthiş dindardır Hollandalılar, Pazarları başka hiç bir ülkede göremeyeceğiniz kadar çok kişi kiliseleri doldurur şık giysileriyle...

Çünkü yok olup gitmekten, doğal ayıklanmaya uğramaktan müthiş korkarlar ve tabiatüstü güçlere perestiş, Tanrı'ya da iman ederler. Konulara bu evrimsel zâviyeden bakınca, paradoksal gibi görünen şeylerin izahı kolaylaşabiliyor...

Peki ya biz?

Bizim böyle endişelerimiz yok, hâttâ Batı medeniyetini biraz tanıyan herkesin gaz sancıları çekmesine yol açabilecek kadar rahat, geniş, vurdumduymaz ve umursamazızdır. Hem coğrafî, hem iktisadî hem de kültürel şartlarımız bizi yarı-feodal, anaerkil ama erkek-egemen bir toplum konumuna taşımıştır. Böyle toplumlarda en önemli unsurlardan biri kaynak tutucu potansiyelin yüksek olması ve bağlanma (attachment) sisteminin güçlülüğüdür. Toplumsal düzen tamamen örf ve âdetlerle belirlenmiştir çünkü bu tür toplumsal yapılanmalar bireyselliğe, farklılığa müsaade etmez, yoksa homeostazisi bozulur; her sistem gibi, böyle sistemler de kendilerini koruma eğilimindedirler ve anti-homeostatik her eylemi şiddetle cezalandırırlar: Töre cinayetleri, kan dâvâları, nâmus "itlâfları" gırla gider. Böyle toplumlar yaşlılarına büyük önem verir ve sistemi tehdit edecek hâlde olmayan hastasını, zayıf duruma düşmüşünü korur ve kollar. Deliye meczûp veya mecnûn diye bakıp hoş görür, hastaya şefkâtle yaklaşır...

Yâni, bu düzeyde kalmak, bireyci ve devrimci davranmamak şartıyla, karşılıklı diğerkâmlık (reciprocal altruism) çok yüksektir, yeter ki toplumsal-iktisadî örgütlenmeye ve düzene bir tehdit oluşmasın; o zaman da acımasızca dışlar ve reddeder!

Kroskültürel perspektifle bakarsak konuya: Türkiye insanlarının kültüründe ötanazi işlemez, işleyemez, toplumun temel zamklarından biri olan bağlanma sistemini göçerteceği için. Olsa olsa sûiistimâl edilebilir miras vs. amacıyla. Transkültürel açıdan baktığımızda da, bireyci, rekabetçi ve faydacı paradigmalı Batı'nın kültürel istihâlelerinin (transformation) bize boyalı basın, medyanın diğer unsurları ve benzeri aracılarla dayatılması kısa vâdede hiç bir şeyi değiştirmez.

Ötanazinin yasal olduğu ülkeler...

Toplumsal evrim yavaş işler.

Ama ekonomideki perişanlığımız, etnosentrik stresörler, emperyalist dayatmalar ve hızla yıpranan üst yapı kurumları (ahlâk -morality- ve meslek ahlâkı -ethics- başta olmak üzere) bir anomiyi ve dejeneresansı gündeme almaktadır maâlesef.

Bu da evrim değil, dezentegrasyon demektir.

O zaman da ötanazi değil, toplumsal bir mutsuzca ve umutsuzca intihar gündeme gelir ancak!

Mehmet Kerem DOKSAT
0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 23 Ağustos 2017