Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÖZEL MUAYENEHÂNEDE PSİKİYATRİ TATBİKATI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 5089 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

85 yaşındaki yarı bunama hâli içerisinde olan anacığım Fatma Neclâ Doksat ikinci meme kanseri ameliyatı için yattığı İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nın Özel Servisi'nden salâh ile taburcu oldu biraz önce. Maâlesef şifa diyemiyorum çünkü metastazları var, Allah onu bize üzerine daha da gül gibi titrememiz için emanet etti. Çok başarılı bir operasyon geçirdi ve çok da iyi bakıldı.Hekimlerinden hemşirelerine, kapıdaki görevliden hastabakıcılarına kadar herkese müteşekkirim, hâttâ minnettarım. Vazifelerini en iyi şekilde yaptılar.

Tansiyon belâsından mütevellit evden burnumu dahi çıkaramadığım için, sevgili karım Dr. Neslim Güvendeğer Doksat ilgilendi taburculuk işlemleriyle. Meslekdaşım ve mesai arkadaşım, dostum Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu her zamanki insanlığını gösterdi, onun yanında bizzat takip etti işlemleri.

Özel Servis'te yatma ve bir hocaya ameliyat olma karşılığı 2 milyar küsur TL ücret istemişler. Benim kimliğimi görünce ise, öğretim üyesi annesi olduğu için, 100 milyon TL tenzilât yapmışlar. Allah râzı olsun!

Anam için canım fedâ olsun da... "Sistemin bizi nereye getirdiğinin ve götürdüğünün hazin bir numûnesi bu. Fazla değil, 10 sene önce bunlar havsalamıza dahi girmezdi.

Ama şimdi, rahmetli bir psikiyatri profesörünün karısı, henüz hayatta olan bir diğerinin de anası olmanın tenzilâtı 100 milyon TL, yâni 100 YTL.

İstediğiniz kadar profesör veya doktor filân olun, Yeni Dünyâ Sistemi'nin adı vahşi kapitalizm ve değer sistemi de maddiyat; gerisi boş lâf. Eğer benim beş on kuruş kazandığım bir muayenehânem, annemin de Emekli Sandığı Karnesi (şimdilerde lâğvedildi ya) ve maaşı olmasaydı, poliklinik sırasında bekletilmesek de, "Düz Servis'te yatırmak zorunda kalacaktık. Oralardan bahsetmeyi dahi istemiyorum.

Siz, siz olun, yaşlılık ve düşkünlük günleriniz için ne yapıp edip maddî garanti yolu temin etmeye çalışın. Unutmayın, rahmetli bir tıbbiye profesörünün karısı, hayatta olan bir diğerinin de anası olmanın tenzilâtı sâdece 100 YTL, o da şimdilik! Sokakta kalırsınız ve dönüp bakanınız da olmaz, bu işin sevilmek veya sevilmemekle ilgisi yok...

***

Bu duyuruyu yaptıktan sonra psikiyatr arkadaşlarım arasında muayenehâneye gelen doktorlardan ve yakınlarından ücret alınıp alınmaması tartışması başladı; benim muayenehânemde ücret aldığımı açıklamam üzerine Hipokrat Yemini'ne uymamakla bile üstü kapalı şekilde suçlandım. Birkaç meslekdaşım "asla para almadıklarını yazarken (ki, affetsinler ama pek inanamıyorum), en azından biri şu mütalâayı yaptı (mahremiyeti bozacak şeyleri dışlıyorum ama koyuyorum çünkü çok hak verdim):

<<Leyla Zileli'nin güzel bir sözü vardır: "Özveri, yapanı iyi hissettirmez derdi. Terapi için göreceği öğrencileri parası yoksa hastânede fiş almaları için vezneye yollar, onların orada 1 saat beklemesini sağlar, 2.5 YTL'lik fişlerini ödeyip gelince onlarla görüşme yapardı. Bedel olarak onların 1 saatini vermelerini sağlardı. Özveri ile "vermek" kavramları da bence farklılık taşıyor. Kendi zenginliğinizden verdiğiniz zaman yaşam biçiminiz ve alışkanlıklarınız değişmeyebilir. 2000 Lira gelirim varsa veya 50.000 Lira gelirim varsa arkadaşıma 1000 Lira borç vermem arasında dağlar kadar fark oluşur. Maaşımın yarısını borç verip özveride bulunduğumda bir gün bunun karşılığını o dostumdan beklerim çünkü özveride bulunmuşumdur. Bana ileride bir zamanda benzer bir desteği vermediğinde çok incinebilirim. Ben tıp sevgisi ile dolu ve doktor meslektaşlarımı çok seven birisi olmama rağmen bu para konularında bu tutumu biraz aşırı buluyorum. Hâttâ biraz daha ileri gideyim, para almamakta çok ısrar edenlerin aslında parayı kendilerinin çok önemsediğini, aşırı paracı bile olduklarını düşünüyorum. Paraya doğal ve hafif bakan bir insan para almakta da o kadar zorlanmayacaktır. Paraya önem vermeyen insan para almayı ve ya vermeyi olağanüstü bir tecrübe olarak görmeyecektir. Sâbit gelirli, zar zor geçinen bir memur âilesi çocuğu olduğumdan, yıllar sonra bu farkı daha iyi gördüm. Para zorluğu yaşandığında para çok daha netameli bir konu hâlini alabiliyor... Ben . yıldır serbest çalışıyorum. Bana gelen ayda 1000 Lira ile zar zor geçinen öğretmenleri, memurları görünce onları neden bu diğerkâmca (alturistik) tutumlarımızdan mahrum bırakmamız gerektiğini veya ayrı sınıflamamız gerektiğini de anlamıyorum. Meslektaşlarımdan yarım târife ücret almayı seçtim. Ama bunun bile doğru olduğundan emin değilim. Ben de birçok meslektaşımın yaptığı gibi anımı aktararak bitirmek isterim. Annemin yıllardır bir türlü çâre bulmayan obezite problemi mevcuttu. En iyi doktor arkadaşlarımdan .'ın eşi ülkemizdeki tek diyet uzmanlığı bölümünden mezun, . Üniversitesi Hastânesi'nde çalışan çok tatlı bir arkadaşımızdı. Annemi ikna ettim ve arkadaşımın eşine gittiler. İnanılmaz bir ilgi ve sevgi gösterisi ile karşılandı annem. Her türlü inceleme yapıldı, diyet plânı ve listeleri oluşturuldu. Ücret ya da para konusu açılmadı bile... Bizimkiler para teklif etmemişlerdi bile... Çok ayıp olurdu. Annem ofisten çıktığında o listeleri orada unutmuştu. Sonra listeler gelmesine rağmen 6 ayda neredeyse hiç kilo veremedi. Para vermedikleri için bir daha ona gidip rahatsızlık vermek istemediler, zâten annem sözünü de tutamamıştı. Bu olaydan 2 yıl sonra ..'de kendileri .. diye özel bir merkeze gitmişler. 7 sene öncesinin parası ile 500 Lira ödemişler. Annem tam 14 kilo verdi. Müthiş bir ilerleme idi onun için. Sonra öğrendik ki oradaki diyet uzmanı aynı eğitimi almış arkadaşımın fakülteden sınıf arkadaşı imiş. Bu konudaki tartışmanın çok yararlı olduğu, önemli ama az değinilmiş, nâzik bir konuda değişik görüşleri dinlemenin çok yararlı olduğu kanısındayım. Zira geçen zamanla alışkanlıklar ve değerler de hızla değişiyor. Bu değişimi illâ bir yozlaşma olarak görmek acelecilik olabilir.>>

***

Henüz bu muhabbet sürerken, bana şöyle bir mesaj geldi:

<< Kaygıyla
A. ...
...........................................................................
Değerli arkadaşlarım hani bir söz vardır dinime küfreden Müslüman olsa bâri derler. Bu iletiyi gönderen değerli hocamız ve meslektaşımız Sayın Kerem Doksat beyefendi eşimin rahatsızlığı nedeniyle kendisini tedavi etmektedir. Kendisine minnettarlığımı ifade etmeliyim ancak her muayeneye gidildiğinde doktor eşi olduğunu hatırlatmasına rağmen. YTL talep etmektedir ve indirim de yapmamaktadır. Netice olarak sayın hocam da bahsettiği sıkıntıları başkasına yaşatmakta mahsur görmemektedir, yâni tıbbî deontoloji falan boş laflar olarak kalmaktadır. Eskilerin dediği gibi iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım.
Saygılarımla>>

***

Bu ayıp ötesi dedikoducunun marifetini öğrenince, mesajı bana ileten hekime şu e-postayı yolladım ve web mekânıma da şahsî görüşüm olarak koyuyorum:

<<Sayın A. ., Arkamdan bu densizliği yapan "meslekdaşıma ve mesajların döndüğü GRUBA  lûtfen aşağıdaki cevabımı MUTLAKA iletiniz. Çünkü bu dedikodudur ve ayıptır! İstemiyorsa da eşini getirmesin. Saygılarımla. MKD>> 

***

Sevgili Meslekdaşlarım ve Web Mekânıma Bakanlar,

Konu başka yerlere gitti. Annemle ilgili olayda beni rahatsız eden içinde çalıştığım kurumun lâkaydisiydi. Hekimlerin aldığı ücret alınlarının ak sütü gibi helâl olsun, benim derdim koskoca fakültenin tutumuyla, hekimlerle değil.

Bizim görgümüzde kurumsal ücret için böyle durumlarda anabilim dalı başkanı doğrudan "ücretsizdir" yazardı, onu bildik. Önceleri bunun pek yapılmaması telkin edilir oldu, sonra yetki tamamen kaldırıldı, şimdi ise "kâr edin, özel servis yapıp para kazandırın deniyor. Hâttâ, henüz resmî olmaksızın sarı zarflarla "bilimsel etkinliklerinizin çok iyi ama poliklinik çalışmalarınızın pek yeterli olmadığı görülmüştür, katkılarınızı bekliyoruz diye mesaj alır olduk. Yâni öğretim üyesinin tâlî mükellefiyeti (yükümlülüğü) öğretmek, aslî olanı para kazandırmak hâline geldi.

Çünkü devlet üniversiteleri ve bilhassa tıp fakülteleri alenen batırılıyor ve batıyor. Ben vahşi sömürü düzeninin nasıl adım adım yerleştiğine isyan ettim annem vâsıtasıyla.

İş döndü dolaştı benim ne yaptığıma geldi, yazdım, tatmin edemedim! Daha da açık yazayım (bilhassa sevgili . inşallah bu sefer tatmin olur): Psikiyatride hekim hasta ilişkisinde, hele hele muayenehânede, ama tam ama sembolik, mutlaka ücret yer almalıdır. Bu, transfer-kontrtransfer kadar, yapılan işe saygıyı da beraberinde getiriyor. Psikiyatri diğer tıp dallarından farklıdır; benim anamın memesinin ameliyatıyla, icabında bir ömür boyu sürecek terapötik ittifak aynı şey değildir.

Ücretsiz hastaları fakültede görüyorum, muayenehânemde herkesten ücret alıyorum ama veremeyecek hâle düşenleri terk etmeyip, cepten ilâç bile veriyorum dedim, gene diyorum. Hekim ve hekim yakınlarından da, ama tam ama sembolik, mutlaka ücret alıyorum dedim, diyorum. Muayenehâne gideri çok olan ve her geçen gün kötüleşen iktisadî durumda, muhafazası da güçleşen bir kurum. Pek çok arkadaşımız muayenehânelerini kapatıp beynelmilel sermayenin hastahânelerinde çok küçük gelirlerle sömürülür oldular; bu da zâten "sistemin" bir hedefi.

Hem alaylı hem de mektepli olarak ben de yaklaşık 30 senelik tecrübemi paylaşayım: Ücretsiz baktıklarımın yaklaşık yarısınayaranamadım, gidip başkasına para verip tedavi olmayı tercih ettiler. Ücretini ödeyenlerdeki "drop-out sayım ise herkesinkinden farklı değil. Yemin ederim ki ücretsizlere de farklı muamele etmedim. Bizim halkımız para vermediği şeyin kıymetini bilmez; hele satın aldığı şey soyut ise (terapi gibi)... Psikiyatriyi de "adam dinledi, iki lâf etti, bir de ilâç verdi diye görenler hâlâ çok. Ama gereksiz enstrümantasyonla, tetkiklerle vs. somut bir şey sattınız mı sizden kıymetlisi olmaz, örnekleri ortada!

Bir de, Allah aşkına, yeteri kadar hüznüm var, farklı düşünenler düşüncelerini kendilerine saklasınlar. Saklamayacaklarsa da ben iştirak etmeyeceğim. Konu koskoca Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin bir "duble öğretim" üyesinin 1. derece yakınından meme kanseri ameliyatı için oda farkı istemeye tenezzül etmesi olmaktan çıktı, "Kerem ne yapıyor oldu. İşte, söyledim, bitti. Tasvip edin veya etmeyin, ama yeter.

Lûtfen kifâyet-i müzakere olsun.

Biraz mizah katayım: Sevgili ...., sen veya yakının bana lûtfedip gelirseniz 10 YTL alırım, sonra da karşıdaki restoranda yemek ısmarlarım.

Psikiyatri ücreti mukabilinde yapılan ağır emek işçiliğidir, hâttâ peşin tahsil edilmelidir. Freud ücreti kendi elleriyle alırdı ve ücretsiz tedaviye çok muhalifti; haklı olduğu hususlardan biridir. Tabii ki durumu kötüleşenleri, fakir düşenleri yolda bırakmayız, hayatta da bırakmadım.

Ama psikiyatri farklıdır!

Saygılarımla...

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 27 Eylül 2007 Perşembe

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 20 Şubat 2018