Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

PİYASAYA YENİ İLÂÇLAR SÜRÜLDÜ, HEPİMİZİN YÜZÜ GÜLDÜ...

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4386 kez okundu
  • 3 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bunlar arasında ilk sırayı şunlar alıyor:

Cerebrin Saç Losyonu, Cortexin Ampul (Lomber Ponksiyon ile zerk edilecek), Aminofortin Burun Spreyi, Jewkillerohen Mikropallet Kapsül, David Kohenin Burun Spreyi, Akhenaton Tablet, Lithium Acetat Capsule, Ziktiret Capsül ve daha niceleri...


Peki, öğrenmek istemez misiniz kim bunların yok olmasının sorumlusu?

Mr. Psychophmacology mi?

Mr. A. R. Küçükusta mı?

Nayır!

*** 

FİTNECİ

Bu arketip Jung’unkiler arsında var mı bilemiyorum ama “kadınların içinde orospu vardır" diyen Oğuz Berksun’u esastan eleştirirken, usûlden hata yapmışım.

Ama öyle bir nev-i şahsına münhasır prototip vardır ki, Kâinatlar yatırıldığından beri tek vazifesi ortalığı karıştırmak, ona bina dil uzatmak, iftira atmak, bulamayınca atanı desteklemektir.

Bunların misyonu dekompansasyondur, bilmek değil, bölmek için yaratılmışlardır.

Meselâ Kürt değildirler ama onları desteklerler.

Oldukça câhildirler ama bunu kontrataklarla telâfi ederler; rüzgârı horozunu, meltem esse hemen tatlı tatlı o tarafa yatarlar.

Tek ve en önemli doyum yolları eleştirmektir.

Ne Youtube’da, ne de başka bir menbâda (kaynakları) resimlerini, haklarında yazılmış methiyeleri, ruznâme (gündem) bulabilirsiniz.

Sevenlerinden geçelim, sövenleri de yoktur.

İşleri güçleri nifak sokmaktır ama hiçbir orijinal (herhangi bir özgün düşünce) veya orijinel (kendine özgü bir yaratı) fikirleri olmadığı için, kederin rüzgârıyla Bolu Tüneli’nin dibine hicret edip, yirmi beş saat, haftada sekiz gün, usanmadan ve üşenmeden etraflarına çirkef saçarlar.

Erkek olanların daha meşinden kurşunlarına mukabil, dişilerin daha ince ince donanmış olmaları ve çarpıcı, tahrip edici etkileri farklıdır.

Adamı çileden çıkarıp, kanını doldururlar.

Telehipnozla ilgili olarak bir İzmirli gazeteci suâl eyler; onun işi gücü iki kutucukta en çok okunacak şekilde haber yaratmak ve güllaç kıvamında duyurmaktır.

Bu sansür döneminde bir NTV Radyo’ya, bir başka de dünya görüşünüzün uyup uymadığına bakmaksızın, televizyon kanalına çıkarsınız, “psikiyatrinin deli doktorluğu olmadığı” konusunda canlı yayına iştirak edersiniz.

Bu işin duayeni bizim Hallâc-ı Mansûr ve arkadaşlarıdır” dersiniz; kazanmış oldukları parayı da helâl edersiniz.

BİLİM – ETİK – DAYANIŞMA demekten “en-al Hakk” olmuş bu vatandaş, Türk(iye) Psikiyatri Derneği’nin de ölümsüz yöneticilerinden biridir, birisidir (bu dernek, Zafer Bayramı Kutlaması Mesajını dahi ünlem işaretiyle duyurmuştur beş bir yöne).

Eh, o derneğin bir Hipnoz, Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Grubu ve bunun da Seçilmiş Başkanı vardır.

O da Mehmet Kerem Doksat’tır.

Babası da bu işi Türk Psikiyatrisine duhûl ettiren adamdır. Ondan öğrenmiştir.

İşte, ondan aparttığı, intihâlle çarpıttığı kitapla şöhret olup, kırk terde dikiş tutturamayıp da kendi kurduğu, kerameti kendinden menkûl merkezde bir de Onursal Başkan olan kesilip, hiçbirinden bir şey anlamadığı ama ona buna yazdırıp devamlı olarak yayımladığı ağaç katliamı kabilinden ucûbeleri “ders notları” diye pazarlayan bir Bakû’dendoçent ötesi unvanlı”, Vamıklı Volkanlı ağır ağabey de bataklıkta çırpınırken…

Pek Dikkatli bir asker de vatan savunması için çok değerli bir kitap neşretmişken…

Türkiye’de psikiyatr olup, bu işi de doğru dürüst uygulayabilen uzman sayısı 10 (on) kişiyi geçmezken…

Kalkar “ben tatmin olmadım, edin” der.

Tövbe tövbe!

Mizahla cevap verirsiniz, onu da anlamaz.

Hayatı bununla geçmiştir.

Boyu da, çapı da, vizyonu da dardır; duyguları yoktur.

Tek bildiği sürekli olarak eleştirmek ve ayar çekmektir.

Oradan buradan kopyalayıp pastaladığı şeyleri, sıkılınca da yazarını dahi karıştırdığı şiirleri gruba yazar. Artık Nazım olan Nâzım’ınbasit yaşayacaksın basit” dediği ama mazlum olmayan ve merhumla hiç alâkası bulunmayan şiiri yollar ikide bir.

Çünkü aynaya bakmaktadır.

Ne kırmızıçizgisi, ne mor lâlesi, ne de akı karası vardır.

Viyana’daki pencerede aportta bekleyip polisi arayan yalnız yaşlı kadınlardaki iki taraflı kol felcinden dahi mustarip değildir çünkü küçük damatlık giysileriyle süslenip, en üst ayardaki koltuğundan ahkâm keser.

20 sene önce de bir zenne bozuntusu “ben Kerem Doksat’la işbirliği yapıyorum” diye osurduğunda (atasözüdür), bizim kâzip imam hemen oraya bağlanır: “Demek ki bizim aramızda da mesleğini kötüye kullananlar var” diye ortalığın içine eder..

Telefon edersin, cyborg sesiyle fırça atar, faks yollarsın, on sayfa cevap döşenir.

Acaba bu eşref-i mahlûkat, bir otomatik cevap verememe makinesi midir?

Hayır, o evrimsel bir mucizedir:

Fitneci!

Bu mümtaz arketipal kişilik hakkında ve diğerleri hakkında daha epey şey yazacağım…

Devletlû'nun son lâflarına da ısrarla, inatla, fesatla yorum yapmayacağım.

Sâdece düşünüyorum da ("cogito ergo sum": Yeni bir Ergo Preparatı)...

Annemin ablasının oğlu ve mason olan öz babasının ablasının kardeşi olup, Selânik Dönmesi Işıl Yücesoy'un Kuzeni (vallahi öyle geçiyor; ben de Doksato'luyum. Demek ki dönme olabilirim) gelen Siyavuş bize geldiğinde Neslim'le aynı çatı altında yatarsa, Zeynep Hâtun da ona bakarsa, zâbıta bizi Râbıta'ya teslim eder mi!

Ajda konusuna daha sonra değineceğim ama Aida ile ve bir başka anahtar kelimeyle özete başlanabilir:

çok uzun olmak, mukallitlik, çok uzatmak, anlaşılamamak, gündemde kalmak için çok çabalamak

***

Bir subay çocuğu olan Ajda, Michael Jacksonlaşmaya , estetik ameliyat üzerine plastik operasyon yaptırmaya devam ettikçe, giderek hiçleşiyor. Lübnan Yahudi'si olup nedense ABG'ye sokulmayan Enrico Macias (ne kadar da Ömer Şerif'e benzer) gitarıyla artık baygınlık getiren ve kollektif hipnozla işi sevk ve idare etmeye devam etmese, acaba hem ritmini ve prozodosini bir türlü tutturamadığı "Aman Petrol" ile mi iz bırakacaktır?

Sâdece bir kere in vivo seyrettim. 18'lik kız; hâlâ Lolita sanıyor kendini...

İnşallah bir hilkat garibesi olarak hatırlanmaz!

Ne Pamukçuğa şizofreniyle raks ettiği, ne Elif Şafak'a biseksüel Mevlevî, ne Leylim Ley'e fırsatçı ve beceriksiz, üstelik de tek oktavlık ve bet sesli olduğu için, ne de Yaşar Kemal'e Kürtçülük yaptığı için kızıyorum.

Esas sorunsal çok uzatmaları!

Lisanı sâdeleştirmeye muhalifim, tamam ama artık "selâmınaleyküm ve rahmetullah" devri bitti.

Kısa, öz ve "kullanıcı dostu" sürümler satıyor çünkü Homo sapiens sapiens'in zamanı yok, vakti hiç kalmadı!

Desmond Morris dahi evrenin tarihini resimli roman yapmış.

Ne Das Kapital'i, ne diğer kutsal metinleri baştan sona kadar okuyor "consumerlar".

Meselâ I Ching, o da bir askerin "kendini ispatla" diye tehdidiyle alelacele yazılmıştır ve sâdece 12 sayfadır.

Ama tefsir diye, hermeneütik diye on binlerce kitap yazılmıştır müellifler, müfessirler, müçtehitler, kendi yorumlarını dayatmak için; hâlbuki bu tam da kendiyle çelişen bir nâfile nargile gibidir.

Martin Luther çoktan damgayı vurmuştur bu noktada: "Kim, ne anlıyorsa, onun inancı da odur"!

***

Siz hiç Ceki Mizrahi kimdir duydunuz mu?

Zâten kaça kaça 9-10.000 kişi kaldılar

Boyut değiştiriverdi!

Emin Bitlis'i peki?

Annesini yolcu etti!

Kürt'tü ama asla Kürtçü değildi!; Mason ve Rotaryen'di.

Evlilikten de çok çekti...

En son Papermoon'da rastlaştığımızda bana gem ve mem farkını sormuştun. Ara, e mi? Tabii, sen beni hiç aramadın, büyüklük bizde kalsın...

***

Ey Devletlû,

Kalkıp Türkmenlerin Bakır Diyârı'ndaki "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" levhasını da çöpe attınız.

Zâten çoğunlukla medyada da, resmî mercilerde de hep "Ne Mutlu Türküm Diyene" diye insanı türkü sevdâlısından ibâret sanırdınız.

İşte, şimdi battınız.

Bu Aziz Millet,

Bu kadar zillete tahammül edemez.

Geçen gece "en büyük asker bizim asker" diye bağıranları seyrettim hüzünle...

Onlar sizleri

Asla affetmez.

Sansürler, yasaklar hiçbir yerde işlemez.

Henüz bitmedi,

Yeni başlıyor!

Ve tekrisi de sizden geldi...

Bu arada, beni muayenehânemden tâciz edip de "Nostradamusluk yapma" diyen Âhenklilere, her şeyimi frenleyen Sevgili Dâhim Uklu Rektör Remzi'ye, bilhassa Ağabeyi Celil'e, Adsız Alkoliğe, asla veya kare asla yok "filânca şifreyle açın" diye diye Birleşemeyenlere, İrfan deyince bunu yakaladığı zannedenlere...

Terör Bitti!

Kişilik Gitti!

Hipnoz Kaçtı!

Papazkaçtı!

Saat Kaçtı?

Ben artık Sezgilerimle hareket ediyorum.

En güvenilir bilgi ve sevgi edinme yoludur.

Herkesi, vereceğim Manik Depresyon kursuna bekliyorum.

Zaman: 12 Kasım 2013 Salı;

Vakit: 19:00.

Nakit: SU'dan ucuz.

Tanıtım ve reklâmlar için tek yolum Vaat Edilmiş Sözler.

Tutmayana da selâm olsun.

Dağlar taşlar Türk'le dolsun...

Dillerim, öyle olsun!

Lâ Mevcûde İllallah!

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Şimdiki Zamanlar 07.11.2013

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    fuat yöndemli Çarşamba, 06 Kasım 2013

    jewkillerohen?

    Haydi baştaki üç ismi anladım da, sonuncusu, yani, açılımı: yahudi öldürücü....
    Acaba ben mi yanılıyorum, yoksa kafam mı karışık?
    Ne dersiniz sevgili üstâd?
    Geliyoooor :)

  • Misafir
    hasan Perşembe, 07 Kasım 2013

    purecahil

    Mehmet hocam,

    Bitlis ailesi çok değerli başarılara imza atmış bir aile, Eşref Bitlis dahi buradan, aynı zamanda Namık Kemal Zeybek ve Aydın Doğanla da tanışıklıkları varken tüm bunlar birbirine neden kaynaşamaz, ilâhi nizam mı?

  • Misafir
    hasan Perşembe, 07 Kasım 2013

    özür

    Hocam, bu arada mesaj yanlış gitmiş pure cahil benim subject'e yanlış yazılmış.

    MKD: Ne fark eder? Selâm ola sevenlere...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017