Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

PSİKANALİZ YANILGISI-4!

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4086 kez okundu
  • 8 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

TÜRK PSİKİYATRİ CÂMİASININ ve İLGİLENEN HERKESİN DİKKATİNE


Psikiyatri, pozitif bilimin hastalıkları teşhis ve tedavi etmekle mükellef tıp biliminin zihinsel ârızaları, bozuklukları ele alan kısmıdır.

Psikanaliz, ilk olarak Sigismund Scholomo Freud’un (1856-1939) takipçileri tarafından kurulmuştur.

Kendi mekânımda neşrettiğim

Psikanaliz Yanılgısı -1

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi

Psikanaliz Yanılgısı -2

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi-2

Psikanaliz Yanılgısı -3

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi-3

makalelerimde tamamen tarihî gerçekleri anlattım.

Bunlar yakında yayımlanacak olan esas çok daha geniş kitabımdan özetlerdir. Bu yazılardan hiç birinde hakaret, yalan beyan yâhut düzmece bilgi yoktur. Kimseye hakaret edilmemiştir. En ufak bir bilgi hatası varsa eleştiriye açıktır.

Buna karşılık, TPD’nin İstanbul Şûbesi Başkanı, Psikanalizi eleştirmenin yâhut tartışmanın “şık olmayacağını” ifâde ederek, bu konudaki konuşma talebimi geri çevirmiştir. Ayrıca benimle ilgili “yaptığı hipnoz kursunun ikinci gününe iki üç kişi katılmış” diye alenen gerçek dışı beyanda bulunmaktan da hicap duymamıştır.

Hipnozu, bu konuyu Türkiye psikiyatri tarihinde ilk olarak tez konusu olarak kabûl ettiren ve hâlâ temel kitap özelliğindeki HİPNOTİZMA eserinin yazarı olan rahmetli babam Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tan öğrendim: http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/hipnoz-nedir-ne-degildir ve http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/gunumuzde-psikiyatrik-tedavinin-ilkeleri. Bu eser basım aşamasında, pek yakında tekrar neşredilecek.

Bugüne kadar yüzlerce kişiye ve tıp personeline hipnoz eğitimi verdim; ayrıca TPD üyesi olarak da Ankara’da, İstanbul’da, Erzurum’da eğitim verdim. Bu arada, hâlen başında bulunduğum TPD Hipnoz ve Hipnoterapi (Bilimsel Çalışma Birimi) BÇB Başkanı’yım. Ayrıca Evrimsel Psikiyatri, Psikiyatri ve Felsefe BÇB üyesiyim (derneğin kararıyla daha fazla üyelik olamıyor). Daha önce başka BÇB’ler de de üyeliklerim oldu, kitap bölümleri yazdım; Evrimsel Psikiyatri’yi Türkiye’de ilk defa gündeme getiren bilim adamıyım.

Bugüne kadar psikofarmakoloji, psikiyatri ve inanç sistemleri, klinik psikiyatri, duygudurum bozuklukları, şizofreni, geropsikiyatri ve daha pek çok konuda makaleler yazdım, yüzlerce kongreye iştirak ettim, konferanslar verdim, panellere katıldım vs.

Bunları zikretmemin tek sebebi, gençlere ve tanımayanlara kendimi kısaca tanıtmaktır. 1999’da profesör olduğum Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri AD’dan şimdiki hükûmetin hekimlere yönelik icraatına daha fazla tahammül edemediğim için, kendi isteğimle emekliye ayrıldım ama hocalık zevkim, tutkum hâlâ burnumda tütüyor ve okumaya, kendimi tam bir talebe gibi geliştirmeye hassasiyetle devam ediyorum.

Şimdi tekrar esas konuya dönelim…

Bilim, tez-antitez-sentez, bunun tekrarı ve yanlışlanabilme ilkesiyle yürütülen bir disiplindir. 56 yaşına gelmiş bir psikiyatri profesörünün TPD’de Psikanaliz hakkında bir konferans verdiği takdirde kimseye söveceği yâhut iftira edeceği beklenemez…


 

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği noktaya: Koskoca Türkiye Psikiyatri Derneği, sudan bahanelerle, gerekçelerle benim “Freud’dan 2012’ye Psikanalize Eleştirel Bir Bakış“ başlıklı bir konuşma yapmama geçit vermemiştir. Bu, en hafif ifâdeyle, bilime yobazlığın ve peşin hükümlüğün sokulması demektir ve ülkemizin bilim tarihinde karanlık bir nokta olarak kalacak, yasakçılar da hep böyle anılacaktır.

Bu Yeniçağ dininin tıpla yakından uzaktan ilgisi olmadığı gibi, kendilerinin de açıkça ifâde ettikleri gibi, hiçbir hastalığı yâhut bozukluğu da iyileştirmemektedir: “Biz semptomu değil, kişiyi düzeltiyoruz”. Ayı şeyi Feng Shui, astroloji, Tarotçuluk gibi kâzip (sahte, sâhici olmayan) bilim ehli de, şeyhler, şıhlar, spiritüel şifâcılar vs. de iddia etmektedirler. Ben de Psikanalizle iyileşen hiçbir hasta görmedim ama yapıldıktan sonra darmadağın olan pek çok kişiyi üzülerek müşahede ettim.

Dogmayla bilim bağdaşmaz. Bir insanın “kendini aşan kimliğiyle” istediği dine yâhut ideolojiye inanması gâyet tabiîdir ama “bilim adamı kimliğine” bunu bulaştırırsa, ortaya sâdece perişanlık çıkar. Nitekim gene bir Yeniçağ dini olan Diyalektik Materyalizmi bilime enjekte edenlerle, Psikanalizi empoze edenlerin ortak hareket etmeleri de tesadüfî değildir.

Psikanaliz ekollerinin hepsi de sui generis, kerameti kendinden menkûl, yanlışlanamayacak, tamamen teorisyenin kendi a priori (deney öncesi) varsayımlarını, a posteriori (deney sonrası) bilgiyi yorumlamak için kullanmaktadır. Böyle bir uygulamaya “bilimsel” denmesi kadar absürt (saçmanın da saçması) bir şey yoktur.

Tarihî bir hakikat olarak hatırlatmak isterim: Musa’nın dinine inancını yitirerek Ateist olan Yahudilerin kurduğu bu dogmatik öğretilerin hiçbir bilimsel yönü yoktur ama büyüsel düşünceyi bilimsellik kılıfı altında satarak büyük bir pazar doğurulmaktadır.

TPD İstanbul Şûbesi Sekreteri’nin bana “neden devamlı konuşmak istiyorsunuz” sorusu da pek trajikomiktir. Bugüne kadar sâdece bu konuda konuşma talebim olmuştur. Buna mukabil, Evrimsel Psikiyatriyi TPD Ankara Şûbesi’nde pırıl pırıl bir havada, Cumartesi Pazar günlerinde salonu doldurarak dinleyen gençlerle iftihar etmiştim (Erzurum’daki Ulusal Kongre’de de aynı konuda Kurs vermiştim).

Formasyonumla ilgili son bir bilgi daha vermeyi de bu noktada kaçınılmaz görüyorum: Klâsik Psikanalizi ve Kohut Ekolü gibi yeni varyasyonlarının hepsinin teorik alt-yapılarını orijinal kaynaklarından okuyarak yeterince öğrendim ve biliyorum. Psikanaliz insanın psişik dünyâsını anlamakta gerçekten de bir miktar işe yarayabiliyor ama tedavide kullanılması kabûl edilemez. Somutlaştırmak için bir örnek vereyim: İdrar yâhut kan analizi yaparak enfeksiyon teşhis edebilirsiniz ama bunun tedavide bir yeri yoktur. İnsan psişesi ise idrar veya kandan çok daha karmaşıktır.

Sonuç:

Bilimsel tartışmadan korkan, pazarları ve rantları bozulacak diye deneyimli bir hocanın söyleyeceklerini gençlerden esirgeyenler kadar, bana böyle bir tartışma için ortam yaratacaklarına söz veren biri profesör, öbürü uzman iki psikiyatri uzmanı meslekdaşım da aynı ayıbı paylaşmışlardır.

Sırf meraktan, tıpkı bir “kişisel gelişim merkezi” kabilinden Psikanaliz yaptırmak isteyenlere isteyen istediğini yapsın. Buna karşın, gerçekten psikiyatrik hastalığı olan mağdurlara bu “terapiyi” yapmak bence malpraktistir.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 03 Aralık 2012 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Pazartesi, 03 Aralık 2012

    Yobazlık dağları kaplamış...

    Sevgili hocam,
    Uzun söze gerek yok, işte durum ortada; yobazlık dünyâyı istilâ etti. İbrahimî dinlerin yobazlığı, Yeniçağ dinlerinin yobazlığı, (Ateizm'i de buna katabilirim diye düşünüyorum), bin bir çeşit bağnaz her konumda her bir yerde bereketli bir hâlde...

    Bu durum kaosa çatışmaya dönerse ne yapılacak... Her yerden çatırdıyor memleket,siz yazıyorsunuz, tekrar tekrar ikaz ettiniz, okumuş yazmış hazretler dâhil kim kendi durumunun bu yobazlık istilâsının, ülkenin gidişatının farkında.

    Gözler kör kulaklar sağır. Bu gidiş, gidiş değil hocam, bu memleket bindi bir alâmete gidiyor kıyâmete; bana öyle geliyor ki, en fazla bir kaç yıl sonra, bugünkü Suriye'den beter olacağız... Hadi ya Allah bismillâh, durmak yok yola devam, her şey peri masalı kadar naif ve güzel aslında,biz paranoyaklarız. Böyle diyenlere Allah, madde, kozmos, ne varsa hepsi akıl versin gözlerini açsın ne diyeyim... Ülkenin gittiği yer ortada, daha göremeyenlere ne diyeyim olaylar ve koşullar canlarını yaktığı zaman anlarlar hazretler, öyle anlamanın da üzerine bir bardak soğuk suyu içsinler, yunsunlar. Yazık önceden anlama meziyeti neden yok insanların çoğunluğunda. Gene veryansın eyledim, ne yapayım hocam anlayacağınızdan eminim, saygı ve sevgilerimle.

  • Misafir
    Ozgur Bulkan Salı, 04 Aralık 2012

    çevik çalısma grupları ve erisilebilir çıktılar

    Batı önce standartları tanımlıyor. Bunları değisik alanlarda yaygın kullanıma açıyor. Standartları takip eden öncüler kendi alanlarında özgün processler olusturuyor. Bu process'leri sürekli iyilestirme yoluna gidiyorlar. Tekniğin bilimin sunduklarına meraklı aç insanlar böylece bilinmezlik içinde kaybolmuyor, kimi bulacaklarını, kime danısacaklarını, nereden neye ulasaklarını kolaylıkla buluyorlar. Bilimsel ahlak çatısı hep korunuyor. Bu anlamda bir üniversitedeki bir çalısma grubundaki toplantılar, bunların duyurulmaları, toplantı raporları, alınan kararlar, bilimsel aktiviteler.. vs hersey bir processin parçalarını olusturuyor. Bunların hepsinin düzen meraklısı bir insanın sözleri olduğu yargısına varmadan yorumun devamını okursanız sevinirim :)

    Çünkü is tam da bundan sonra baslıyor. Aynı zamanda, fark yaratan, ya da yaratabilecek ustalar, bilginler, becerikli uzmanlar, parlak zekaların çıktıları kolaylıkla erisilebilir, okunabilir, tanınabilir kılınıyor. Yani is önce erisilebilirliği arttırmak için processleri olusturmak, sonra o processler içinden sıyrılacak, hem process'leri hem de bilim ve tekniği gelistiren uzman yetkin kisilere hareket alanı bırakmak, böylece dolaylı yönden gelisimi desteklemek oluyor.

    Bugün üniversitede, yarın cemiyet hayatında önünüz kesiliyor. Yarın öbür özerk çalısma gruplarının is akıslarıyla ilgili de sıkıntılar çıkar, bir diğer gün baska bir engel. Bir gün tamamen kapatılabilir. Ama bugünün moda yoluyla islevsellikten uzak hale getirilmesi daha yeterli görülüyor. Ne de olsa en sinsi olanı bu yok etme, sefil et.

    Her türlü zorluğa rağmen, çevik ve etkin kücük grupların gelisimi desteklemesi mümkün değil mi?

    Bir usta görmek istiyorum, yanında 10 çırak yetistiren, sonra 10 usta görmek istiyorum ustanın yanında uzmanlasan. Sonra o 10 ustanın yetistirdiği 100 usta gormek istiyorum. Dallanan ayrılan fikirler, ve onların sahibi olan ustaların da evrimin terazisinde yarısmasını istiyorum. Bir usta yılda bir iki kez bir iki konferans salonunda 50-100 kisiye hitap etmesinin engellenmesi bir yana, daha sık, her hafta, her gün, ben de katılayım istiyorum, ben de duyayım istiyorum, ilgim olan her konuda her uzmana eriseyim, ama gerçek uzmanlara. Kitaplar, yazılı dokumanlar, anlatılar hepsi temel referans, ancak çalısma gruplarını takip etmek, orda çarpısan etkilesen fikirleri duymak, gelisime dahil olmak en inanılmazı. Evrimi çeviklestirmek böyle mümkün olmaz mı?

    Bu yüzden de en önemlisi tüm bunların erisilebilir, seffaf, takip edilebilir bir processin parçası olsun istiyorum.

    O yarısan fikirlerin bazıları daha çok ilgi görüp baskın olursa olsun, ancak kimse hakikati gizlemeye kalkmasın, adil olsun istiyorum.

    Daha da önemlisi iste bu ustaların da lider ruhlu olanlarının birlestirici, processleri iyilestirici, ve tekniği halka açan, seffaflastıran, standartlastıran insiyatifleri desteklemelerini istiyorum.

    Çok mu sey istiyorum?

    Umudunuzun, sevkinizin, islevselliğininiz hiç azalmaması dileğiyle

    Sevgiyle

    MKD: Aynı dileklerle size sevgi ve saygılarımı sunuyorum Sayın Özgür Bulkan.

  • Misafir
    Özgür Çarşamba, 05 Aralık 2012

    Yazık

    Ülkemizde ne yazık ki bilimsel câmia dogmatik kafalar tarafından ele geçirilmiştir. Doktora yaptığım süreçte bunu yakînen müşahede etme imkânım oldu. Yaşadığım sıkıntılar ve mâruz kaldıgım haksızlık ve yıldırma (mobbing), benim için acı bir deneyim oldu. Küçük günlük hesaplar ve basit çıkar ilişkileri etrafında şekillenmiş, bağnaz, bilimsel düşünce ve liyâkat fikrinden çok uzaklaşmış bir yapı var. Sistem koşulsuz ltâat eden ve sistemi sorgulamayan "akademik" neferler yetiştiriyor, bu gereksinimleri karşılamayanları ise sür'atle dışlıyor. Sorgulama degil itâatin, eleştiri değil pohpohlamanın makbul olduğu bir ortamda bilimsel bir üretimden söz edilebilir mi? Peki bilim insanı yetiştirilebilir mi? Benim gördüğüm kadarıyla üniversitelerimizde zaten böyle bir kaygı yok .
    Dolayısı ile ülkenin bilim üretmesi gereken kurumları, dogmatik düşünceye ve bağnaz zihniyete teslim olmuştur.
    Başınıza gelen olaydan ve genel anlamda bu durumdan büyük üzüntü duydum değerli hocam. Çok yazık !
    Sevgi ve saygılarımla...

  • Misafir
    Mehmet Kerem Doksat Çarşamba, 05 Aralık 2012

    Hazin...

    Bu yazımda kendi formasyonumu tanıtmak ve bilmeyenlerin haberdar olmasını sağlamak istedim. Değil mi ya? Nerede olsa insan kendini tanıtır. Kalkıp da bankada kaç param var yâhut arabam ne marka demedim; hangi takımı tuttuğumdan da bahsetmedim veya yukarıdaki CV'mden hiçbir şey anlatmadım...

    Ggrup hâlinde mobbing yapan birkaç tâne, zâten bunu yapacakları belli olan meslekdaşımın hâricinde, kimseden ters bir şey gelmedi.

    Buna mukabil, muhatabım benim ne kadar kendimi göklere çıkardığımı, şoförüme kaç para verdiğimden söz ettiği bahsedip hava sattığımı filân yazarak, hakkımda dedikodu yaptı. Kesmedi, yandaşlarından benim hakkımdaki dinamik, klinik yorumlarını yazmalarını talep etti, iyi mi!

    Sayın Özgür Bulkan'ın bahsettiği tarzda bir tartışmanın, belli köşeleri tutmuş olan ve bilimsellikten uzak, peşin hükümlü yetkililerce engellenmesi, pek hazin de olsa, bu memleketteki üniversite hocalarının bir kısmının tamamen bilim dışı tarafgirlik içinde davrandıklarının somut delili...

    Hazin ve benim için değil de, Türkiye için çok üzücü...

    Genellikle Sevgili Celâl Şengör'e üniversitelerimizi çok aşağıladığı için kızardım ama gâliba haklı tarafları var.

    Heyhat!

  • Misafir
    Özgür Perşembe, 06 Aralık 2012

    Durum bu!

    Üniversiteler ne yazık ki şu anda politik çekişmelerin arenası olmuş durumda. Aslında politik çekişme dediysem, memleketin durumuyla ilgili duyulan kaygı filân değil nedeni. Basit kişisel çıkar hesaplarıyla yer kapma veya işini yürütebilmek için sırtını bir yerlere yaslama mücadelesi. Çok trajikomik bir durum var. Koskoca insanlar, o onun adamı bu bunun adamı, şu şunun asistanı diyerek birbiriyle konuşmuyor. Yetmiyor, birbirlerinin ayağını kaydırmak veya işini sabote etmek için iftiralar atmaktan, arkalarından iş çevirmekten geri durmuyorlar. Birbirlerinin asistanlarına bile düşmanca davranarak âdeta sessiz bir savaş sürdürüyorlar. Asistanlar da askerler. Peki, şöyle biraz geri çekilip bakalım ortada ne var, neyi paylaşamıyorlar? Cevap: Hiçbir şey! Ortada anlamsız düşmanca bir ortam var. Belli bir makâma gelecek kişide liyâkate bakılmıyor. Üsttekilerle olan ilişkileri önemli olan. Bu da tabiî ki devamlı olarak bir yaranma gereksinimi doğuruyor. Eleştiren bu oyundan elenir. Üsttekileri memnun edersen yükselirsin. Yayınmış,araştırmaymış onlar bir şekilde halloluyor! Sonuç: kopyala yapıştır bilimi! Kişisel çabalarıyla özgün bilimsel çalışmalar yapmaya çalışan az sayıdaki hocamızın bir kısmı tüm bunlarla ve imkânsızlıklarla mücadele ederken, bir kısmı da yurt dışına gitmeyi tercih ediyor.
    Sonuçta üniversiteler, gruplaşmaların ve basit çekişmelerin arenası haline geliyor. Üstelik köşe başlarına da ancak bu sistemin destekçileri gelebiliyor. İşte ülke olarak bilimsel üretimimiz ortada. Bu durumda başka türlüsü de beklenemez. Bilginin kıymeti yok memlekette, eyyamcılık revaçta!
    Sevgiler saygılar...

  • Misafir
    Özgür Bulkan Perşembe, 06 Aralık 2012

    Fikir sahipleri, fikir etkinlestiricileri, bir de feedback

    Herkese Merhaba,

    Sadece Sayın Hocam'a selamlarımı sunarak baslamak yerine, herkese merhaba diyeyim dedim. Ne de olsa sindirme yönteminde her şey var, ya bu blogdakiler körler sağırlar birbirini ağırlar, Kerem Doksat yalakaları... vs. gibi yakıştırmalara kadar gidecek her türlü sinsi yöntem var. Fırsat vermemek lâzım :)

    Aynı zamanda hepimiz zaten bu sorunun muhatabı değil miyiz. Ne edebiyatçıyım, ne akademisyen, keşke olabilsem. Lâfı dolandırmadan ne diyeceğimi diyeyim, ortadan kaybolayım.

    İki şeye değinmek istiyorum.

    Bir genç için görece uzun sayılabilecek bunca yıldan sonra bayağı da bir acı çekerek ve çektirerek ben şunu anladım.. Doğuştan anlamadım yâni, sonradan öğrendim. Önce fikir olacak, sen fikir yaratamıyorsan, yaratılanları eleyip, hakikati özümleyip onu uygulayacaksın. Fikri olanların da değerini maddeten veya mânen vereceksin.

    İkinci değineceğim şey, feedback denilen şeyin şu proseslerin ve insanların islevselliklerinin artabilmesi için şart olan inanılmaz kuvvetli bir gereç olduğu. Feedback'i kimi zaman doktorumuz (şanslıysanız ), kimi zaman eşimiz (şanslıysanız ), kimi zaman bir iş arkadasınız şanslıysanız), kimi zaman müdürünüz (şanssızsanız :) ) verebiliyor. Bâzen bir devlet büyüğünüz veriyor. Feedback öyle enteresan bir silâh ki, bir şeyleri iyileştirebilir veya yok olmasını sağlayabilir. Bizde feedback denilen şey bizim düşündüğümüz gibi tek yönlü değil. Çift yönlü! Bizim toplum olarak iyileştirebilir şeklinde kullandığınıza hiç şâhit olamadım, başka yerlerde oldum. Ama bir şeylerin yok olmasını çok kolay sağlayabiliyoruz. Bir şeyleri sinsice yapıp, salağa yatmayı da çok iyi biliyoruz.

    Lâfı dolandırmayayım dedim ama ya da affınıza sığınarak, günün bu erken saatlerinde, şu metni sonlandırmadan önce, lâfı biraz daha uzatayım :)

    Aynı eko-sistemin parçası olmamıza rağmen, bizim eko-sistem pek sosyal olmadığından, bâzı milestone'larını ve ne gibi ürünlerin gelişmesine dâhil olduğunu bilirim ama Steve Jobs bunları nasıl yaptığını ne gibi yöntemler izlediğini pek de bilmem. Yazılı basınında (sizin de bir yazınız vardı bu vesileyle teşekkürler), ölümünün ardından, fazlaca hakkında haber çıkmasından mütevellit, söylediği birkaç söz dikkatimi çekti. Zâten çekmesi için söylemiş belli ki! Büyük fikirleri çalmak için her zaman arsız olduk diyor, ve ekliyor iyi san'atçılar kopyalar, büyük san'atçılar çalar.

    Abartmış gibi duruyor ama ne dediği ortada. Başta herkesi ilk okuyuşta irrite ediyor olabilir. Ama orada vurgulanan nokta, en azından benim özümsediğim nokta, ey insan evlâdı iyi fikir varsa, bu fikirleri yaratan insanları, tut, barındır, yücelt, kullan...

    Bahsettiğiniz bu insanlar ne iyi, ne de büyük san'atçı olabilirler.

    Lâfı daha fazla uzatmayacağım, endüstriye ölümüne hizmet etmeye devam etmem lâzım.

    Sevgiyle...

  • Misafir
    Ali Aydın Çarşamba, 12 Aralık 2012

    Sorgulama!

    Sevgili Hocam, uzun zamandır mekâna düşündüklerimi yazmayı bırakmıştım...

    Tabii ki sizin paylaşımlarınızı okumaya devam ediyorum, bilgi dağarcığıma yaptığınız katkılar yadsınamaz Hocam, özellikle bilimsel bilgiyle ilgili makalelerinizi çok dikkatle takip ediyorum.

    Ama görüyorum ki dogmatizm hastalığı Türk Psikiyatri Bilimini temsil eden beyinlere de bulaşmış, sizi sansürleyip engellediklerine göre...

    Ülkenin politik ve sosyolojik durumu meydanda. Toplumun en az %90'lık bölümü saldım çayıra, mevlâm kayıra misâli. Beyinler sistemli bir şekilde uyuşturulmuş, bilinçler yazılı, görsel ve "sosyal" medya aracılığıyla özellikle boş bilgilerle doldurulmuş. İstenilen tek tip düşün(e)meyen, sadece alıp-satıp tüketen, duygudan "ruhtan" arınmış, daha fazla kazanmaktan başka bir şeyle ilgilenmeyen insan zihni tasarlanmış ve büyük ölçüde başarılmıştır.

    Bunun sâdece bizim toplumumuzda değil, küresel düzlemde de böyle olduğunu düşünüyorum. Doğu-Batı Kuzey-Güney, Gelişmiş az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler. Veya kapitalist, karma ya da "sosyalist" ekonomi uygulayan ülkeler hangisi olursa olsun benzer sorular, sorunlar ve insan tipi her toplumda var.

    Son olarak gerçekten hem sizin adınıza, hem de bilim adına gerçekten üzücü gelişmeler yaşanmış. Aslında hepimiz adına. Görülüyor ki sizin câmianında kutsal(lar)ı varmış. Kendi disiplininden bilim adamı olsanız bile dokunan yanıyormuş...

    Ne diyelim Hocam, bilimde bile dogmatizm var ise toplum(lar)da, geniş halk yığınlarında dogmatik-fanatizmin olmaması kaçınılmaz...

    Hepimize geçmiş olsun.

    Saygılarımla...

    MKD: Bilmukabele Sayın Ali Aydın. Sevgim ve saygımla...

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Pazartesi, 01 Şubat 2016

    Hipnotizma Kitabı Eski Basımı Kütüphanemde Mevcut

    Sn Hocam babanızın Hipnotizma kitabı vebde var. Mavi bir kabı vardı sanırım ve fraktal çizgiler iç içe gecmiş bir ilustrasyon vardı. Eğer sizin elinizde yoksa kitabın eski basım orjinali seve seve gönderebilirim. Eminim sizin için, be im için olduğundan daha önemlidir. Saygı ve sevgilerimle

    MKD: Teşekkürler...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017