Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

RUHUNU KAYBEDEN DÜNYAYI KAZANSA NE ÇIKAR?

Sevgili Okur,

Bendenize katılır mısınız bilemem ama günümüzde birçok insan ruhlarından kopuk yaşıyorlar. Hırslarının âdeta esiri olmuşlar. Yaşamları, sadece maddi kazanç üzerine kurulmuş. Kabul ediyorum, maddi kazanç insanın yaşaması için gerekli ama kişi para kazandıkça insanlığından ve ruhundan giderek uzaklaştığının da farkına varmalı ve önlemini ona göre almalı. 

***

Victor Hugo’nun söylediğine inanılan bir özdeyiş var: “Ruhunu kaybeden, dünyayı kazansa ne çıkar.”

***

Sizlere bir hikâye anlatacağım:

Ülkenin birinde bir grup arkeolog, arkeolojik kazı amacıyla yola revan oluyorlar. Kazı alanına doğru önde yerli rehberler, mola vermeden ilerliyorlar. Bir süre yol aldıktan sonra rehber başı âniden duruyor ve yere oturarak beklemeye başlıyor. Diğer yerliler de onu taklit ediyorlar. Kafile başkanı buna anlam veremiyor, rehber başına durma nedenini soruyor. Aldığı cevap çok ilginç: “O kadar hızlı gittik ki, ruhlarımız geride kaldı. Onların bize yetişmesini bekleyeceğiz…”

***

Bendenize göre yerinde bir cümle. Kişi dünyayı kazansa veya dünya kadar kazansa; bu kazandıklarıyla dünya kadar ruh satın alabilecek midir? Ya da satın aldığı ruhlardan bir tanesi bile,  kendi ruhuyla eşdeğer olabilecek midir? Ne paradoks değil mi sevgili Okur?

***

“Ruh nedir ki, öyle bir şey yoktur ki…” diyenlere bir çift sözüm olacak. İnsanın meydana geliş nedenlerinin başında iki öge var:

***

Birincisi ruh… Onda bütün güzellikler ve faziletler mevcut. Mesela “iyilik” ruhun asaletinden kaynaklanıyor.

***

İkincisi ise nefs. Nefsin temel kaynağı, 4 element: Yâni su, hava, toprak ve ateş. Yaşamdaki bütün olgular bu dört ögeden kaynaklanıyor. Bu elementler hem varlığın, hem de yokluğun kaynağı. Ve yokluk aynı zamanda bütün kötülüklerin de kaynağı. Kötülükler nefsin nasırları olarak işlev görüyor. İşte o nasırlara bir basmaya görün; derhal sıkıntılar yaşanmaya başlanıyor. 

***

İnsan bu aşamada, ruhu ile nefsi arasında bir denge kurarak yaşamaya çalışmalı. Bazı olaylarda nefsine meyletmeli, bazen de ruhunun sesine kulak vermeli. Hani “nefs muhasebesi” dedikleri olgu. İnsan nefsine meylettiğinde kişisel çıkarlar, iktidar ve mevki hırsı, koltuk merakı vs. ön plana çıkıyor.

***

Nefs bedene bağlı… Ruh gibi mânevi değil, tersine maddi. Bedenin ihtiyaçları karşılanınca nefs de giderek rahatlıyor. Ama nefs o denli açgözlü ki, ihtiyaçları bir türlü bitmiyor. Bu yüzden de tatmin olması imkânsız. Ruh ise bu dünyaya ait değil. Ruh Ulu Yaradan’a ait bir soluk. Gıdası ise NÛR… İnsan bu NÛR’dan uzaklaştıkça ruhu zayıflıyor. Nefs, tüm güzelliklere şehvetle yaklaşıyor. Oysa ruh, o güzelliklere âşık oluyor.

***

Sevgili Okur, pozitif bilim insanı nedense sadece nefs yönüyle ele alıyor, ruhu inkâr ediyor.  Bendeniz de karınca kararınca pozitif bilim okudum ama insan kardeşlerimi hiçbir zaman sadece nefsten ibaret bir canlı olarak tanımlamıyorum. Kendini bilme yolundaki bir insanın ruhunun da devrede olduğunu düşünüyorum. 

***

Aramızda sadece nefslerini düşünen, ruhlarını zayıflatmış, hattâ öldürmüş; madde dünyasının o acımasız girdabında, kahredici bir tempo ile yaşayan insanlar nefsin yanında “ruhun varlığını” da kabul edebilseler, büyük bir irfana ve mârifete kavuşacaklar, bundan haberleri bile yok.

***

Sevgili Okur, iç dünyamızı tanımaya çalışırken; kendimizi bilme yolunda büyük adımlar atarken, ruhumuz ile nefsimiz arasındaki dengeyi mutlaka kurma düşüncesindeyim. Bazılarımızın ama özellikle sorumlu mevkilerde bulunanların bu hususu irdelemelerini âcizane öneriyorum. Ne dersiniz?

***

Bunları Viyana’dan yazıyorum.

Mozart’ın da ruhu burada... Düşündüm de derin derin, belki de Merzifonlu veya diğer Türkler burayı almamakla iyi etmiş.

embed]

Yoksa Karadenizli müteahhit gelir, buraya da bir bina yapardı.

Ali Rıza Saysen Dostuma sevgilerle...

Acaba kaç kişi bu kadar sevilirdi, henüz 35'ini bitirmeden ebediyete gittiğinde ve sevilirdi dünyanın her yerinden gelen kişiler tarafından?

Nostalji ile…

Mehmet Kerem Doksat – 27.09. 20015

EVLİLİK DEYİNCE…
KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARI ve YOGA KURSLARI
 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Gülten UYER on Cumartesi, 17 Ekim 2015 17:15
Ruhunu Kaybeden Dünyayı Kazansa Ne Çıkar başlıklı yazınızla ilgili.

Sayın Profesör Dr. Kerem Doksat,
Anlamlı yazınızı çok düşündürücü buldum. Bir süredir nefse meyledenlerin sayılarının hızla arttığını gözlemliyoruz. Bu eğilim beraberinde ahlak ve değerlerin yok olması gibi sorunları getiriyor. Bu arada vicdan olgusunu düşünmeye, sorgulamaya başlıyorsunuz. Bazen vicdan dinden önce gelir diye düşündüğüm oluyor.
Bir süreden bu yana içinde bulunduğum başka durum ve baskılar nedeniyle size başvurmayı da planlıyorum.
İyi günler olsun.
MKD: Teşekkürler efendim

0
Sayın Profesör Dr. Kerem Doksat, Anlamlı yazınızı çok düşündürücü buldum. Bir süredir nefse meyledenlerin sayılarının hızla arttığını gözlemliyoruz. Bu eğilim beraberinde ahlak ve değerlerin yok olması gibi sorunları getiriyor. Bu arada vicdan olgusunu düşünmeye, sorgulamaya başlıyorsunuz. Bazen vicdan dinden önce gelir diye düşündüğüm oluyor. Bir süreden bu yana içinde bulunduğum başka durum ve baskılar nedeniyle size başvurmayı da planlıyorum. İyi günler olsun. MKD: Teşekkürler efendim