Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ŞARK ÇIBANI FOBİSİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2225 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bu aralar çok çok yaygınlaşan bir fobi türü bu!

Maazallah, çok da derin ve silinmez izler bırakır. Bir kere mikrobu kapanın apsesi boşaltılsa dahi, hiçbir plastik rekonstrüktif cerrahi profesörü dahi o derin ve namus lekesi gibi berbat lezyona bir şey yapamaz.

İrin dolu manzarayı seyrederken vallahi mideniz bulanır çünkü akan şey pis pis ve leş gibi kokar.

Ne kadar koyu kıvamlı ve zor akan vasıflı ise, o derece amonyak etkisi yapar.

Bu gibi ahvâlde en doğrusu aynaya bakmaktır...

Ayna, arkasın da sır olan basit bir cam parçasıdır aslında.

Hepsi hediyedir, kardeşlerden ve dostlardan gelen...

Bu son olmasını dilediğimiz evimizin iki kısmı var: Barbekü, sofra, televizyon, yatıp kalkma gibi günlük beşerî faâliyetin yaşandığı bölüm olan üst kat.

Her gün en az dört kere karşısından geçtiğimiz, pata küte Şark'a yerleştirdiğimiz Komik Adam Dante'nin Cehennemi gibi olan alt kat: Bilgisayarlar, perestişkârı olduğum Mozart Kardeşin aziz hâtırasına binâen aldığımız bilardo masası; bir yandan da insanî hoşluklar yaşamaya, paylaşmaya çalıştığımız bahçemiz var.

Hâttâ her şey ayna olabilir. Tıpkı Narcissus'un dereye bakarken, suyun onu tanımadan akması gibi bir şey...

Fakat ümit, îman ve şefkati hep hatırladığımız bir şey asılıdır iki kat arasında: Kur'ân.

 

Bir kadîm dostun hediyesidir bu hârikulâde eser.

Ha, iyi bir Müslüman mıyım?

Ne gezer!

Ama Hayyam dahi sorgulayamaz inancımı, sapasağlam!

Bu kişi, uzun senelerdir takibimde olan bir şizofreni hastasıdır. Beş kuruşun hesabını yapmadan, pazarlık filân etmeden üç ayda bir gelir, nafakamızı öder.

Hep bakımlıdır, pırıl pırıl ve tertemiz. Her seferinde penisinin içeri kaçıp yok olmadığına ikna etmemiz gerekirdi ama artık bu Koro Sendromu tamamen düzeldi.

Dün Lityumu kesmesini söyledim çünkü parathormonu yükselmişti ama hoşlanmadı bu işten; onlar değişiklikleri sevmezler çünkü, neofobiktirler.

Tıpkı Alzheimerliler ve diğer bunama türlerinden mustarip olanlar gibi...

Ne muhteşem bir karikatür bu, sağ olasın Irvin Kardeşim...

Neslim, Cesi'nin programında idi muvaffakiyetle bermutat...

Bunamadan bahsettim ya, şimdi anamızın yanında, ona şefkat gösteriyor.

Bu gece kadîm mekânımız olan Han'dayız.

Herkesi bekleriz, herkesi.

Sosyeteye dalmayan ama insan olan.

Beşerî zaaflarıyla da, insanî çıkışlarıyla da övünmeyen...

Herkesi bekleriz.

Halil İbrahim Sofrasıdır orası.

Hâtıralar hep taptazedir ve yemekleri lezizdir.

Eh, hakkını da ödetir.

Biz de hemen çıkarırız kredi kartımızı.

Bahşişi dâhil ederiz.

    Sonra da taam ederiz, "ateş" deriz.

           Ama kul hakkı yemeyiz.

     Gece yarısına kadar oradayız,

  Yok yok, şaka etim.

    Artık perhiz etme vaktidir.

Gülümüz "devam" dedi;

Bize ne düşer ki?

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Şimdiki Zamanlar 01.10.2013 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017