Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

SERDAR TURGUT CUMHURBAŞKANINA NEDEN KIRGINMIŞ; BİR MİZAH ŞÂHESERİ.

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2035 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Yâhu, bu memlekette mizah zâten var, yapmaya ne hâcet. Akşam gazetesinin genel yayın yönetmeninin bu günkü (26 Aralık 2007 Çarşamba) yazısını bir mizah şâheseri olarak şerefle web mekânıma koyuyorum.

Bu mizah şâheserinin mizah olmasının sebebi, yazarının sıkça klavyeye aldığı penis muhtevalı mizah yazılarından biri değil değil, ciddi bir serzeniş olmasıdır.

Buyurun okuyun (Türkçe ve imlâ hatalarına hiç dokunmuyorum):

Gül'e neden kırgınım?

Onu yakından tanıyan bazı insanlar, Gül'ün çok manipülatif ve içten pazarlıklı olduğunu yazıp, söyledikleri zaman bile, bunları onların arasındaki eski tartışmaların sonucu olarak görüp, bir kenara itmiştim. Ancak sonra çok üzülerek gördüm ki; o eleştirilerde haklılık payı da vardı.

Bugün yazacağım konuyu uzun zamandır kafamda kurmaktaydım ama özel bir konu olarak görülür de ayıp olur diye yazmaktan çekiniyordum.

Bir sızı gibi hep kafamdaydı. Ne yazıp içimden atabiliyor ne de tamamen unutabiliyordum.

Dün Abdullah Gül'ün sürekli bir araya gelmeyi tercih ettiği gazetecilerle ilgili haber önüme gelince artık içimdekini yazmaya karar verdim.

Hem konunun o kadar da özel olmadığını, meselenin hayli önemli bir siyasi tarafı bulunduğunu görmeye başlamıştım. Mesele aynı zamanda bir siyaset yapma üslubuyla da ilgiliydi.

Eski yazılarımı hatırlarsanız; ben Abdullah Gül'ü siyasetçi ve insan olarak hayli severdim. Bunu birçok defa da bu gazetede ifade ettim. Benim için hep, sağlam çözümlemeleri, yumuşak üslubu ve hoşgörülülüğü ön plana çıkardı.

Bu üslup hem benim için hem de AKP'nin siyasi geleceği açısından umut oluşturuyordu.

Onu yakından tanıyan bazı insanlar, Gül'ün çok manipülatif ve içten pazarlıklı olduğunu yazıp, söyledikleri zaman bile, bunları onların arasındaki eski tartışmaların sonucu olarak görüp, bir kenara itmiştim.

Ancak sonra çok üzülerek gördüm ki; o eleştirilerde haklılık payı da vardı.

Benim bizzat yaşadığım olay şöyleydi.

Cumhurbaşkanlığı girişiminin yarıda bırakıldığı günlerdi. Başka bazı temaslarda bulunmak için TBMM'ye gitmiştik. Salih Kapusuz'un odasında tesadüfen Abdullah Gül ile karşılaştık. Biraz sohbet ettik ve konu Cumhurbaşkanlığı meselesine geldi. Abdullah Bey, bir soruma karşılık girişimin böyle engellenmesine asıl eşinin üzüldüğünü söyledi. Benim bu konudaki duyarlılığımı muhtemelen iyi tespit etmişti. Ve ertesi gün de bu lafı manşete çıktık.

Sonra olan bitenleri düşündüğümde Gül ile Başbakan Erdoğan'ı, Gül'ün engellenen Cumhurbaşkanlığı üzerine kurulan seçim kampanyalarında izlerken, bir gün yumruk yemiş gibi anladım gerçeği.

O gün TBMM'de bana söylediği lafla aslında Gül, hem Cumhurbaşkanlığı hem de seçim kampanyasını başlatmıştı.

Benim bütün iyiniyetli ve belki de olmaması gereken masumiyet ile samimi, kalpten bir konuşma olarak görmek istediğim şey, aslında çok ince düşünülmüş ve planlanmış bir manipülasyondu.

Şimdi diyebilirsiniz ki; 'ne fark var bunda yani, siyasetçi ile gazeteci arasındaki ilişkiler hep böyle değil midir zaten, masumiyet pek bulunmaz o ilişkide'. Evet; olabilir ve saflık varsa bu da benim hatam.

Abdullah Gül bazen insana çok samimi, çok kalpten, çok yüreğinden geldiği gibi konuşur.

O gün de öyle olmuştu ve hatta eşini üzdük diye ben de üzülmüştüm. Bunu kendisine de ifade etmiştim.

Ama benim karşımda, belirlediği hedefe Makyavelist kararlılıkla yürüyen bir siyasetçi vardı.

İşte bu yüzden kırıldım ona.

Şimdi onun hangi dediğine inanacağız; demokrasi söylemine mi? Acaba onun da arkasında başka hedefler var mı ki? Nasıl emin olacağız...

(Şimdi sıkı durun, Serdar Turgut Beyefendi bizi "koparıyor"):

Ben 53 yaşımda, hedefine Makyavelist kararlılıkla yürüyen politikacıdan korkacak değilim. Yeter ki; kandırmasın beni, oyun oynamasın.

Başbakan'ın hedefleri de var, o da kararlı yürüyor ve ben hemen her durumda Başbakan'ı Cumhurbaşkanı'na tercih ederim.

Başbakan hiç mi yalan söylemedi bana; hep mi yürekten konuştu... Olur mu öyle şey?.. Bunu talep etmek belki de yaşamın kurallarına aykırı bir durum.

Bazen o da hayal kırıklığı yaratıyor insanda ama Başbakan'da hislerini kontrol edemeyen taraf var ya; işte ben ona güveniyorum. Sinirlenmesi, bazen tepkiler vermesi benim için onu sevilecek hale getirmesinin nedenidir.

Cumhurbaşkanı'na bakarsanız o hep gülümsüyor, hep yumuşak. Yine de tercihim Başbakan'dan yana benim.

İsteyen bu hislerimi naif bulsun. Ne yapalım; gündelik haberlerin içinde olan bizler her gün bu insanların dediklerini takip ederken aynı zamanda onları da tanıma şansına sahip oluyoruz. İlişkimiz zaten nefret-sevgi ilişkisi sarmalı şeklinde geçiyor.

Bu duygusal ilişki içinde bazen de naiflik olabiliyor. İşi hayli siyasi mesele haline getiren de şu: AKP bazen son derece güzel bir siyasi söylemle karşımıza çıkıyor, demokrasiyi, özgürlükleri anlatıyor da, ya Gül'ün siyaset anlayışı AKP'ye hakimse ya da Makyavelist başka hedefler de varsa bizden gizlenen?... Hangisine inanacağız, hangisi gerçek, hangisi bizimle oynamak için yazılmış senaryoyu oluşturuyor?..

***

Allah iyiliğinizi versin ve sizi başımızdan eksik etmesinPek Muhterem Serdar Turgut Üstâdımız. Geçirdiğiniz beyin damar hastalığından sonra imana gelmenizden dolayı nasıl sevinmiştik anlatamam. Ama, maâlesef, gâliba "reality testing hafif sarsılmış (seversiniz böyle Amerikanca lâfları). Hâttâ bir başka makalenizde sıradan insanlarla beraber (yâni BusinessClass veya First Class'ta değil de, Economy Class'ta) New York'a uçarken yaşadığınız terörü bizlerle paylaşıp içimizi cız ettirmiştiniz. Sizin gibi özel insanlara bunu Allah sınav olarak yaptırır ancak, bir daha olmaz.

Don't worry, be happy, let thy be pretty!

Ben Gülümüz yerine söz veriyorum: Hedefine Makyavelist kararlılıkla yürüyen Cumhurbaşkanı bundan böyle sizi asla kandırmayacak, çiftetelli oynamayacak, Başbakanımız da sado-mazokistik eğilimlerinizi tatmin ederek sizi bol bol fırçalayarak güven verecek.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 26 Aralık 2007 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017