Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ŞİZO-PARANOİD DÂHİLER

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 6621 kez okundu
  • 1 yorum
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Önce Kişilik Bozuklukları yazımdan bir kısmı kopyalayıp tekrar koyuyorum:

A KÜMESİ

Garip, acayip, empati yapılması güç kişilikler. Aslında bunla psikotizm spektrumunun jüvenil, hâttâ fötal başlangıçlı tipleridir:

Şizoid Kişilik: Bunlar tek başına veya pek az arkadaşla yaşayan, kendilerine bakım ve ilgileri düşük yâhut özensiz, duygulanımları künt hâttâ düz, duygusal dışavurumları zayıf kişilerdir. Bu özellikleri çok zengin bir iç dünyaları olmadığı anlamına asla gelmez ama bunu paylaşamazlar. Dış dünyayla aralarında âdeta bir buzlu cam vardır. Ağır vak’alar birer sosyal parazittir ama işlevsel şizoidlerden büyük bilim adamları ve mistikler çıkabilir. Mikroskopunun başında 20 sene geçiren hırpanî bilim adamı bir gün Nobel alıp, gene laboratuvarına dönebilir. Temel olarak aşağıdaki özelliklerle karakterize, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya çıkan, sürekli, toplumsal ilişkilerden kopma ve başkalarıyla birlikte olunan ortamlarda duyguların anlatımında kısıtlı kalma şekli söz konusudur:

—Âilenin bir parçası olamadığı gibi, ne yakın ilişkilere girmeyi ister, ne de yakın ilişkilere girmekten haz duyar;

—Hemen her zaman tek bir faâliyette bulunmayı yeğler;

—Başka biriyle cinsel tecrübe yaşamaya karşı ilgisi olsa bile çok azdır;

—Alsa bile çok az faâliyetten zevk alır;

—Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaşları veya sırdaşları yoktur;

—Başkalarının övgü veya eleştirilerine karşı ilgisiz görünür;

—Duygusal soğukluk, kopukluk veya tekdüze duygulanımları vardır.

Paranoid Kişilik: Aşırı şüpheci, sürekli kötülük edilme beklentisi içerisinde olan, alıngan ve genellikle korkak hâttâ ödlek, bâzen de tam aksine ufacık şey için saldırganlaşabilen, herkesin kendileriyle uğraştığını düşünen kişilerdir. İşlevsel olanlardan büyük detektifleraraştırmacılarkâşif ve mûcitler çıkar çünkü şeytanın aklına gelmeyecek çağrışımlar kurarak, yeni buluşlara yelken açarlar. Temel olarak aşağıdaki özelliklerle karakterize, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya çıkan, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve şüphecilik gösterme davranışı vardır:

—Temeli olmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya zarar verdiğinden şüphelenme;

—Dostlarına veya iş arkadaşlarına güvenememe;

—Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz yere korktuğundan ötürü başkalarına sır vermek istememe;

—Aşırı alınganlık ve hassasiyet;

—Sürekli kin besleme;

—Yersiz yere karakterine veya itibârına saldırıldığı yargısına varma ve öfkeyle karşısındakine tepki gösterme;

—Haksız yere karısının/kocasının veya cinsel eşinin sadakatsizliğiyle ilgili şüphelere kapılma.

Şizotipal Kişilik: Uçuk kaçık yaratıcılıklarıyla bu grubun en renklileridirler. Her mevsimde Ortaköy’de, yazları Bodrum ve Marmaris gibi taatil yörelerinde sıkça rastlanırlar. Mistik, politik gruplar kurar ve eylemler yaparlar; incik boncuk, sıra dışı resimler veya heykeller yapıp satarlar. Dezorganize tip şizofreniyle ve diğer bütün şizofreni tipleriyle akrabadır. Genç erişkinlik döneminde başlayan, değişik şartlar altında ortaya çıkan, bilişsel veya idrakle ilgili çarpıklıkların ve alışılagelmişin dışında davranışların yanı sıra, ilişkilerde birden bire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalmayla kendini gösteren toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin olduğu sürekli bir durum söz konusudur:

—Kültürel değerlerle uyumlu olmayan tuhaf inanışlara, büyüsel düşüncelere sâhip olma (bâtıl inanç, telepati, altıncı inanç, gâipten haber verme vs. ile uğraşma, çocuklarda ve ergenlerde saçma sapan düşlemler veya bunların üzerinde düşünme);

—Dış görünüş ve fikirlerin “enteresan” hâttâ “acayip” olması;

—Sıra dışı, acayip idrak, düşünce, konuşma ve davranışlar;

—Bir sebebe bağlı olmaksızın insanların kendisi hakkında konuştukları ve dedikodu yaptıklarına dâir düşüncelere sâhip olma;

—Şüphecilik;

—Uygunsuz veya sınırlı duygulanım;

—Birinci dereceden akrabalar dışında yakın arkadaşların veya sırdaşların olmaması;

—Şüpheciliği ve güvensizliği nedeniyle belirgin şekilde sosyal açıdan gerginlik duyma.

Genel olarak diyebiliriz ki, büyük bilimsel ve dinsel yaratıcılarmistiklerpeygamberler A Kümesi kişiliktendir. Tipik bir örnek Einstein’dır. Bunları Yüksek İşlevsellikli Otistikler’den (Asperger sendromu) ayırt etmek çoğu zaman imkânsız, hâttâ gereksizdir.

***

Şimdi ilginç bir habere dikkatinizi çekmek isterim:

Rus matematikçi, 100 yıllık problemi çözdü, 1 milyon Dolar'ı elinin tersiyle itti.

Matematikteki en zor problemlerden birini çözen “dünyanın en zeki adamı” olduğu söylenen Rus matematikçi, 1 milyon Dolarlık ödülü elinin tersiyle itti. Petersburg’da karafatmaların istilâ ettiği küçük bir dâirede oturan 44 yaşındaki Dr. Grigori Perelman, kapı aralığından yaptığı açıklamada, parayı istemediğini belirterek, “ben istediğimi aldım” dedi.

Ödül Perelman’a, ABD’deki Clay Mathematics Institute tarafından, matematikçilerin kafasını yüzyıldır yoran Poincare Varsayımı problemini çözdüğü için verildi.

Matematik dâhisi, 4 yıl önce de Uluslararası Matematik Birliği tarafından problemi çözdüğü için verilen ödülü, “para veya şöhret beni ilgilendirmiyor. Hayvanat bahçesindeki bir hayvan gibi sergilenmek istemiyorum. Matematik kahramanı değilim. O kadar da başarılı değilim, bu yüzden herkesin gözünü bana dikmesini istemiyorum” diyerek reddetmişti.

Perelman, Steklov Matematik Enstitüsü’nde çalıştığı 2002 yılında, 7 matematik muammâsından biri olan söz konusu problemi çözdüğü iddiasıyla çözümleri internette yayınlamaya başlamıştı. Yapılan titiz sağlamalarla çözümün doğru olduğu tesbit edildi.

Problemin, kâinatın biçiminin saptanmasında yardımcı olabileceği belirtiliyor.

***

Vay be, helâl olsun adama! İnsanlar üç kuruş için ne hokkabazlıklar yapıyor ama adam gibi adam milyon Dolarlık, hem de Allah’ına kadar helâl olan ödülü reddediyor” filân demeden bir durun hele!

Tabii ki adamı muayene etmedim ama bâzı şeyleri yazmak için illâki bu gerekmiyor.

Sevgili talebelerim ve insanla ilgilenen herkes, insanlık tarihi böyle şizoid dâhilere çok şey borçludur.

Bâzı endişe verici hususları vurgulamak isterim.

Bu dâhi yaratıcılar aşırı derecede izole ve yapayalnız hayatlarında çok alıngan ve arrogan (ânında sözlük: kibirli, böbürlenen) da olurlar.

Einstein sosyal ve sosyabl taraflarıyla “yırtmıştı” ama çocukları şizofren olmuştu.

44 yaşındaki Dr. Grigory Perelman’a bir bakalım…

Karafatmalarla dolu küçücük bir dâirede tek başına yaşıyor. 7 matematik muammâsından biri olan söz konusu problemi çözümleriyle internette yayınlıyor, yâni insanî temâsı nâkıs (ânında sözlük: eksi, sıfırın altında). Orada kapı aralığından yaptığı açıklamada, parayı istemediğini belirterek, “ben istediğimi aldım” diyor.

Dört yıl önce de benzeri bir ödülü reddederken “para veya şöhret beni ilgilendirmiyor. Hayvanat bahçesindeki bir hayvan gibi sergilenmek istemiyorum. Matematik kahramanı değilim. O kadar da başarılı değilim, bu yüzden herkesin gözünü bana dikmesini istemiyorum” diye tepki veriyor.

IQ'su 180'in üzerinde...

Daha sonra işi iyice büyütüp "kâinatı kontrol etmeyi biliyorum" da dedi!

Bunlar ağır paranoid ârazdır.

Bu adam Asperger sendromu filân da değil çünkü onun çok ötesinde şizoid ve paranoid; Aspergerliler çok daha sosyal işlevsellik içerisindedir; Dr. Grigory Perelman ise tamamen soliter yaşıyor, böcekler arasında ve insanlardan kaçıyor. Sâdece bilimsel sahada işlevselliğini sürdürebilen bir paranoid şizofren olması dahi göz ardı edilemeyecek bir ihtimâl!

Bu gibi şizo-paranoid dâhileri bekleyen büyük tehlikeler vardır ve bu sebeple de, nasıl olur düşünülmeli, “koruma altına” alınmalıdırlar.

Psişik dengeleri çok kırılgandır çünkü!

İnsanları tehditkâr görürler.

Matematik dünyâları fantastiktir.

Her insan gibi onlar da bir gün çaptan düşerler, nöronları ölür ve zekâları azalır.

Evrimsel program bu: Apoptozis (programlı nöron ölümü) ve sinaptik budanma. Üstelik böyle kişiler doğru dürüst de beslenmezler veya garip, “nomâl” insanlara çok iğrenç gelebilecek bir rejimleri olabilir!

İşte, o zaman bu şizo-paranoid ama çok zengin iç dünyâları onları psikozun girdabına iyice çeker, gittikçe daha da izole olurlar; dünyâya yabancılaşırlar.

Günlerdir haber alınamayıp da, polislerin kapısını kırarak girdikleri dâiresinde hamam böceklerinin kokuşmaya başlamış cesedinden beslendiğinin fark edileceği hazin gün gelmeden önce, bu dâhinin korunma altına alınması icap eder.

Bunu da iyi bir psikiyatr güvenini kazanarak kendisiyle temâs kurup arada bir ziyâretine giderek, akabinde iyi ve tahammüllü bir psikologlasosyal hizmet uzmanının düzenli ziyâretleriyle temin edebilirler.

Tipik yıkım...

İnsan denen bu ummân,

   Ne yamandır, ne yaman…

      Ona dikkat edip sevmek, korumak ve kollamak zorundayız.

         Sevgi ve Bilgiyle kalın…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 24 Mart 2010 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 21 Şubat 2018