Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

STEPHEN HAWKING NE DEDİ?

Malûm, ortalığa bomba gibi bir video düştü.

Amiyotrofik Lateral Sklerozis’ten mustarip olan dünyâ çapında ünlü Profesör Stephen Hawking’in videosu yayımlandı:

Bilimsel ve diyalektik düşünce içerisinde, Profesör Stewen Hawking, Büyük PATLAMA’dan önce zaman olmadığı için, kâinatı bir Tanrı’nın yaratmış olamayacağını, çünkü bunun için zamanı, daha doğru bir ifâdeyle de vakti olmadığını söylüyor, sonunda da “Tanrı yoktur” diyor.

Hâlbuki ezel de, ebed de, yâni zaman da mahlûktur (yaratılmıştır). Her şey tek bir Hakikat’in tecellileridir, o da Allah’tır (Tanrı, Tengri, Gott, God, Lord vs.).

En sonlarda ettiği biz söz ise çok şâyan-ı dikkat: “Muhtemelen bir Cennet veya Cehennem de yok… Şükürler olsun”!

Hazin bir şekilde gülümsedim, empati kurduğumda ise hüzün duydum.

Ne kadar da âlet edevat icat etseler, bir gün gelip ölecek ve derinden derine korkuyor. Ateizm dinine sarılıyor ama bir Cennet de olsa fena olmaz demeğe getiriyor.

***

Bilimsel düşünceyle “Tanrı vardır” veya “Tanrı yoktur” denmesinin sâdece absürdite olduğunu kaç kere yazdım.

Bu absürditeye, maalesef, Sevgili Celâl Şengör de düşüyor ve o nev-i şahsına münhasır şirinliği olmasa, belki de birileri saldırıverecek çünkü ortalık cehâlet, eleştirel düşünce yoksunluğu dolu kitlelerin elinde.

***

Şimdi hermenetütike geri dönelim…

Vahdet-i Vücûd (Panenteizm) telâkkisi hem bütün semâvî dinlerle, hem de kadim bütün dinî mistik öğretilerle, üstelik Materyalizm’le de barış sağlayan, aslında hiç de yeni olmamasına rağmen, keşfederek sarılmamızı sağlayabilecek bir WELTANSCHAUUNG yâni dünyâ görüşü.

Büyük Patlama veya Big Bang’e bakalım

İlk olarak 1920’lerde Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi Katolik papaz Georges Lemaître tarafından ortaya atılan, evrenin bir başlangıcı olduğunu varsayan bu teori, çeşitli delillerle desteklendiğinden geniş ölçüde kabûl görmüştür. Teorinin temel fikri, hâlen genişlemeye devam eden evrenin geçmişteki belirli bir zamanda sıcak ve yoğun bir başlangıç durumundan itibâren genişlemiş olduğudur. Georges Lemaître’in önceleri “ilk atom hipotezi - atomo primitivo” olarak adlandırdığı bu varsayım günümüzde Büyük Patlama Teorisi adıyla yerleşmiş durumdadır. Modelin iskeleti Einstein’ın Genel İizâfiyet Teorisi’ne dayanmakta olup, ilk Big Bang modeli Alexander Friedmann tarafından hazırlanmıştır. Model daha sonra George Gamow ve çalışma arkadaşları tarafından savunulmuş ve ilk nükleosentez olayı eklenmek sûretiyle geliştirilerek sunulmuştur.

Âlemler içerisinde âlemler, paralel, eşiz ve sonsuz evrenler ve dâima varlığını sürdüren çekim gücü (grativite).

Ve bunları buluşturabilecek bir Hermeneütik!

Ne diyordu Yûnus: Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç hûri İsteyene ver sen ânı Bana seni gerek seni…

Bana ilimle dinin sûlhu için çoktan beri çok sempatik gelen ve benimsediğim fikirlerimi sizlerle de paylaşmak keyif oldu…

Ahmakça tevekkül yerine irâde-i cüz’iyeyi bize sunan…

Tanrı ve Allah ve diğer her türlü isimle anılan Hakikat’in bizdeki yerini, aslında her şeyin O olduğunu hatırlatan bir açılım…

Ben bu işi kendi içimde çözdüm…

Diyalektik Teizm (Pananteizm veya Vahdet-i Vücûd) Felsefesi beni rahatlattı.

İngiliz mütefekkir Alfred North Whitehead, (1861–1947) “Tanrı’nın her türlü değişmenin ötesinde değişmez bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen ve oluşan bir niteliği vardır” der. Bertrand Russell’la beraber Principia Mathematica kitabını yazdı.

Katı Teist inançlara karşı çıktı: Tanrı değişmeyen yanıyla hareketi, varoluşu başlatmıştır ve kâinatın şuûrundadır. Ancak Tanrı bu konumda kalmış olsaydı, primum movens, hür, ezelî ve yetkin olarak kalacak ama varoluşa katılmamış olacaktı. (Tabii, primum movens deyince kozmogoniden veya kozmogeniden [zaman zaman kozmojeni de denir] bahsetmemek olmaz: Kâinatın menşeinin araştırılması veya bununla ilgili teori demek: “Evren doğumu.” Kozmogoni kelimesi Türkçe’ye, Fransızca cosmogonie kelimesinden geçmiştir, bunun ise menşei de Lâtince cosmogonia’ya dayanır. Cosmogonia da Yunanca kosmogonia menşelidir; Yunanca kosmos “kâinat, âlem, evren” anlamına gelirken, gonos kökü “döl, doğmak” anlamlarına gelir. Kozmogoniyi, kozmoloji terimi ile karıştırılmamalıdır. Kozmoloji, bir başka adıyla evrenbilim, evreni (kâinatı, âlemi) inceleyen daldır. Bu sebeple evreni genel olarak inceler; evreni doğuşundan sonuna kadar inceler, evrenin tabiatı ve ihtiva ettiklerinin tabiatına kadar, evrene dâir her şeyle ilişkilidir. Bundan farklı olarak, kozmogoni sâdece evrenin doğuşu, menşei ile ilgilidir. Kozmogoni illâki bilimsel olmak zorunda değildir; çağdaş bilimin ortaya çıkışına kadar kozmogoni sıklıkla dinî bir karaktere sâhipti. Bugün farklı kozmogoni anlayışları incelenirken sıklıkla ayrım yapılır; dinî karakterde olan kozmogoniler dinî kozmogoni, bilim temelli incelemelerse fizikî kozmogoni başlığı altında işlenir).

Diğer niteliği ile ise Tanrı, değişme ve oluşma sürecinin içinde ve şuûrundadır. Bu sebeple Tanrı’nın kâinatta mündemic (kâinatin maddesine karışmış-içinde bulunan, içkin) olduğunu söylemek de doğrudur. Kâinatın Tanrı’da mündemic olduğunu söylemek, Tanrı-Kâinat ilişkisinin karşılıklı olduğunun farkına varışın göstergesidir.

Süreç Felsefesi olarak da ifâde edilen ve Alfred North Whitehead’le başlayan bu akıma Pan-enteizm veya Diyalektik Teizm de denir. Pan-enteizme (kısaca Panenteizm’e) göre Tanrı, hem mutlaktır, hem de değişendir. Hem zamanın içinde, hem dışında, hem sonlu, hem de sonsuzdur. Aynı zamanda hem kısmî hem küllî, hem sebep hem sonuçtur.

Amerikalı filozof Charles Hartshorne (1897-2000), Tanrı’nın bir mücerret (soyut), bir de müşahhas (somut) iki yüzü olduğunu söyler. Soyut niteliğiyle Tanrı, mutlak, etkilenmez, erişilmez ve değişmezdir. Somut yanıyla ise etkilenir ve değişir. Tanrı bu iki niteliğinde de yetkindir. Ancak bu kemâl klâsik Teizm’deki gibi değildir. Oradaki kemâl değişmeyen donmuş bir kemâldir. Buradaki yetkinlik değişir, ancak bu değişme İlâhî bir değişmedir. Yâni kemâle doğru değil, kemâl içinde bir değişmedir. Teizm’in klâsik creatio ex nihilo (yoktan yaratma) görüşünü kabûl etmeyerek, creatio ex materia (önceden mevcut maddeden yaratma) fikrini benimser. Bu târifle de hem Panenteizm’den, hem Deizm’den hem de Panteizm’den ayrılır.

Monizm’le de akrabadır: Monizm, her şeyin bir tek zaruretin, ilkenin, madde veya enerjiden olduğunu iddia eden görüştür. Mutlak olarak iki tür madde (veya zaruret, ilke) olduğunu ileri süren Düalizm’den ve mutlak olarak birçok türde madde (veya zaruret, ilke) olduğunu ileri süren Plüralizm’den ayrılmaktadır. Felsefe alanında temel sorulardan biri olan teklik-çokluk sorununa çokluğun da aslında tek olabileceği görüşünü getirmektedir. Genellikle Monizm’in Panteizm, Panenteizm ve mündemic (içkin) bir Tanrı inanışı ile ilişkili olduğu düşünülür. Ayrıca, Absolutizm ve Monad da Monizm’le yakından ilgilidir. İlk temsilcisi Elea’lı Parmenides’tir (Παρμενίδης ὁ Ἐλεάτης). Pisagor (Pythagoras) da Monist olarak bilinmektedir. “Bir” sayısı Pisagor’a göre mutlak ve kutsaldır.

Aynı zamanda Çok’u da içinde barındırmaktadır. Bu inanç, Hinduizm’in de temelini teşkil eder.

Lûtfen, vaktiniz olursa http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/sevgi-ve-bilgi-hakkinda-kisa-bir-hikaye/ makalemi okuyun.

Aslında tam 3 senede yazılmıştır bu deneme.

Özetlersek, Panteizm ile Panenteizm arasında önemli bir fark vardır. Panteizm’de her şey Tanrı’dır. Panentezim’de ise, her şey Tanrı’dan sudûr etmiştir (emanation: oluşmuştur: Lâtince emanare’den “akarak teşekkül etme” yâhut “kuvvetle fışkırarak oluşma”). Rûhun tek amacı, oluştuğu Tanrı’ya dönmektir. Bunun da yolu tek kâinatşümûl yasa olan tekâmülden geçmektir.

Muhyiddin-i ibn-ül Arabî’nin marifetullah ilminden insanlara aktardıklarının hülâsasının bir örneği şudur: “Lâ mevcude illallah” yâni “Allah’tan başka mevcûd yoktur”.

İslâm’ın düsturu olan La ilaha ilAllah (Arapça: لا إله إلا الله) (Türkçe’de lâ İlâhe İllallah diye söylenir) muhteşem bir ifâdedir. Zâhirî olarak, sıklıkla “Allah’tan başka tapılacak ilâh yoktur” diye tercüme edilir. Bâtınî olarak ise “her şey zâten Allah’tır ve ondan başkası yoktur” demektir. Çünkü tapanla tapılan arasında ontolojik bir fark olmaz, olamaz.

İşte, bu çok kritik nüans, Vahdeti Vücûd’un formülünün, “La ilaha illallah”’ın tasavvufî açılımının “Lâ mevcude illallah” deyişinde açıklığa kavuşmasıdır.

Teizm’in klâsik creatio ex nihilo (yoktan yaratma) görüşünü kabûl etmeyerek, creatio ex materia (önceden mevcut maddeden yaratma) fikrini benimsediğimizde, aslında Profesör Stewen Hawking’den farklı ne demiş oluyoruz?

Hiç!

Ama insanın içi ümitle doluyor.

Pederi, Anamı, Rebiî Dayı’yı, Tanju’yu, Bobby’i, Mozart’ı

Sarılabileceğim bir ütopya veriyor bana.

Üstelik bu bir din değil…

Sâdece bir felsefe.

Bir hermeneütik.

Hayat bir dirhem bal yemek için çiğnenen bir tutam keçiboynuzu.

Bana ona mânâ yükleme bahtını tanıyor.

Bırakın o da bende kalsın…

Unutmadan…

Pek Muhterem Tanju Koray ve Muhterem Levent Unutulmaz Üstâdlarım,

Bu akşam güneş denize batarken, buz gibi rakıyı“Ateş” diyerek kaldıracağım ve ayakta, kollarım üçgen vaziyetinde içeceğim.

Eh, alıştılar zâten, “bu Kerem olmuş bir kerrem” diye güler geçerler…

"}[/embed]

Oradaki bir belgede aynen şöyle yazar: "What was the name of first Freemason in the World?

-Lailahellallah!

Mehmet Kerem Doksat – Antalya – 06 Nisan 2012 Cuma

PRIMUM NON NOCERE (Önce Zarar Vermeyeceksin) SÖZÜ ...
EGO / PSİŞİK SAVUNMA MEKANİZMALARI

Related Posts

 

Yorum 6

Already Registered? Login Here
Guest - Ahmet Oktay Yeniçerioğlu on Çarşamba, 28 Kasım 2012 19:40
TANRI VAR OLSA NE OLUR, OLMASA NE OLUR...

BİG BANG, V.S. BUNLAR DETAY.
TANRI OLMASA NE OLUR...
NE OLACAK, MAHSURU MU VAR...?

STEPHEN HAWKING'IN bu videoda ifade ettiklerinin hepsine katıldığım için değil, hatta bazılarının yanlış olduğunu da biliyorum.
Burada anlattıklarından bağımsız olarak bunları yazıyorum. İlla var mı olması lazım, niye yok olması kabul edilebilir olamıyor ki...
benim için bir tanrının var oluşu, en fazla bir tanrının var olmayışı kadar anlamlı.

MKD: Mahzuru yok...

0
BİG BANG, V.S. BUNLAR DETAY. TANRI OLMASA NE OLUR... NE OLACAK, MAHSURU MU VAR...? STEPHEN HAWKING'IN bu videoda ifade ettiklerinin hepsine katıldığım için değil, hatta bazılarının yanlış olduğunu da biliyorum. Burada anlattıklarından bağımsız olarak bunları yazıyorum. İlla var mı olması lazım, niye yok olması kabul edilebilir olamıyor ki... benim için bir tanrının var oluşu, en fazla bir tanrının var olmayışı kadar anlamlı. MKD: Mahzuru yok...
Guest - Mustafa Girneden on Salı, 10 Eylül 2013 22:29
Bir Tanrıya ihtiyaç yoktur demiş

Hoca'm selamlar!

Tanrı...
Salt böyle bir tanım yapıldı diye, bundan, Tanrı'nın var olduğu sonucunu çıkarmak mı gerekir?
Şapkadan tavşan çıkarır gibi, tanımlardan varlıklar türeseydi, istediğimiz her şeyi, sadece bir tanımla, var kılabilirdik.Pegasus dediğimizde karşımıza kanatlı at çıkardı.

Saygımla

0
Hoca'm selamlar! Tanrı... Salt böyle bir tanım yapıldı diye, bundan, Tanrı'nın var olduğu sonucunu çıkarmak mı gerekir? Şapkadan tavşan çıkarır gibi, tanımlardan varlıklar türeseydi, istediğimiz her şeyi, sadece bir tanımla, var kılabilirdik.Pegasus dediğimizde karşımıza kanatlı at çıkardı. Saygımla
Guest - Mustafa Girneden on Salı, 10 Eylül 2013 22:47
Tamsayılardan yola çıkıp onların öncellerini bulmaya çalışan bir teorem ispatı sunmayı düşünüyorum:

Hoca'm,
Ulusal Matematik Bilimleri Akademisi’ne,(öyle bir kurum varsa...)
Tamsayılardan yola çıkıp onların öncellerini bulmaya çalışan bir teorem ispatı sunmayı düşünüyorum:
“Hiçbir sayı, kendi kendisinin önceli değildir. Belli bir sayıdan önce gelen daima başka bir sayı var. Fakat, sayıların bu ardarda dizilişi geriye doğru sonsuzca izlenirse, hiçbir zaman, kendine yeterli bir sayıya ulaşılamıyor. Oysa, matematiksel aklın sayılara ilişkin araştırmasında doyum bulması için, kendisinden önce başka hiçbir sayının gelmediği bir ilk sayının var olduğu koyutlanmalıdır ki, ben onu ‘Rabsayı’ olarak adlandırıyorum.” bu matematikçilerin eline, kanıt değil, sadece bir gülme ve istihza vesilesi verir...

İyi akşamlar!

MKD: Bilmukabele!

0
Hoca'm, Ulusal Matematik Bilimleri Akademisi’ne,(öyle bir kurum varsa...) Tamsayılardan yola çıkıp onların öncellerini bulmaya çalışan bir teorem ispatı sunmayı düşünüyorum: “Hiçbir sayı, kendi kendisinin önceli değildir. Belli bir sayıdan önce gelen daima başka bir sayı var. Fakat, sayıların bu ardarda dizilişi geriye doğru sonsuzca izlenirse, hiçbir zaman, kendine yeterli bir sayıya ulaşılamıyor. Oysa, matematiksel aklın sayılara ilişkin araştırmasında doyum bulması için, kendisinden önce başka hiçbir sayının gelmediği bir ilk sayının var olduğu koyutlanmalıdır ki, ben onu ‘Rabsayı’ olarak adlandırıyorum.” bu matematikçilerin eline, kanıt değil, sadece bir gülme ve istihza vesilesi verir... İyi akşamlar! MKD: Bilmukabele!
Guest - Sencer Mustafa on Perşembe, 12 Aralık 2013 09:26
Tanrı ne demektir?

Dinle bilim arasındaki vaziyet arabulucuk için felsefenin de dahil olmasıyla gerektiğinden fazla karmaşık bir hal almıştır. Dinin anahtarları bilimin kilit sistemine uymayabilir. Ancak insanlık tarihinde başarılı şekilde uygulanamamış din olgusu, son yüzyıllarda büyük zaferler elde eden bilime karşı ifade sorunu çekmektedir. Dinin kaynağı Tanrıdır ve bu kaynak sonsuzdur. Yani dinin dayanağı hiçbir zaman bilimsel bir teorinin içine "tamamen" sığmayacaktır. Sonuç olarak zamanın olmadığı bir mekanda yaratılışın çelişkili bir ifade olduğunu kabul etsem de; dinin iddia ettiği Tanrı olgusu, ifadenin çelişkilerini çözebilecek, paradokslarla dalga geçebilecek, canı sıkılırsa fizik yasalarını değiştirip zamanı mutlak kılabilecek bir güce sahiptir. Eğer etrafımızda olup biteni tümevarımla kalıplara döken bilime böyle bir varlık hakkında yorum yapma ve hatta anlam yükleme vazifesi verirsek sonuçlar elbette mevzu bahis tartışmalara sebep olacaktır. Beyninizin olasılıklara tümevarım ya da tümdengelimle yaklaşırken dikkatli olmasını dilerim. Saygılarımla....

Prof Sencer

MKD: Teşekkürler efendim...

0
Dinle bilim arasındaki vaziyet arabulucuk için felsefenin de dahil olmasıyla gerektiğinden fazla karmaşık bir hal almıştır. Dinin anahtarları bilimin kilit sistemine uymayabilir. Ancak insanlık tarihinde başarılı şekilde uygulanamamış din olgusu, son yüzyıllarda büyük zaferler elde eden bilime karşı ifade sorunu çekmektedir. Dinin kaynağı Tanrıdır ve bu kaynak sonsuzdur. Yani dinin dayanağı hiçbir zaman bilimsel bir teorinin içine "tamamen" sığmayacaktır. Sonuç olarak zamanın olmadığı bir mekanda yaratılışın çelişkili bir ifade olduğunu kabul etsem de; dinin iddia ettiği Tanrı olgusu, ifadenin çelişkilerini çözebilecek, paradokslarla dalga geçebilecek, canı sıkılırsa fizik yasalarını değiştirip zamanı mutlak kılabilecek bir güce sahiptir. Eğer etrafımızda olup biteni tümevarımla kalıplara döken bilime böyle bir varlık hakkında yorum yapma ve hatta anlam yükleme vazifesi verirsek sonuçlar elbette mevzu bahis tartışmalara sebep olacaktır. Beyninizin olasılıklara tümevarım ya da tümdengelimle yaklaşırken dikkatli olmasını dilerim. Saygılarımla.... Prof Sencer MKD: Teşekkürler efendim...
Guest - Mustafa Girneden on Salı, 31 Aralık 2013 16:19
Fetva düzeyiyle şapkadan tavşan çıkartma...

Arapça bilmeyen çok büyük bir kesim Arapça okunan ezandan tek kelime anlamadığı halde yine de tatmin oluyor...

İşte Din böyle birşey :Bilmeden tatmin olmak...

Öyle ya!
Peki Tanrı yoksa!
0'dan 1'i nasıl elde edersiniz?

Yüksek matematikte basit anlamda 0'dan 1'e geçiş imkansızdır.
0'ın 0'la toplamı 0'dır, işte o kadar.
Dolayısıyla Hiçlik'ten Bir Şey elde edemezsiniz.
Öyle mi?

Basit bir denklemle ele alalım:

0=1-1

Bu denklem neyi temsil edebilir?
1 ve -1'in toplamının sıfır edeceğini elbette.

Peki bu basit aritmetik, matematiğin ontolojik olarak, Hiçlik ve Varlık arasında bir köprü kurabilmesini sağlayabilir mi?

Şimdi bu sürecin tersini gözümüzün önüne getirelim:
Sadece 1 ve -1'in bir araya gelmesi 0 etmiyor,
0 da 1 ve -1'e ayrılıyor...
Elinizde hiçlik varken, şimdi iki şey var!
Besbelli ki zıtlar...
Pozitif ve negatif enerji...
Madde ve karşıt madde...
Yin ve yang...

Daha da düşündürücüsü,
-1, 1'le aynı oluşummuş gibi düşünülebilir,
sadece zamanda geri gidiyordur.
Zamanın yokluğunda -1 ve 1 birbirini ortadan kaldırır, 0'da birleşir.
Zaman iki zıddın ayrılmasını mümkün kılar ve zamanın varlığına işaret eden de bu ayrılmadır.

Oxfordlu kimyager Peter Atkins "Zıtlar zamanda seyahatlerinin yönüyle ayırt edilir,"dediği şey!Atkins, evrenin kendiliğinden yaratılmasının bu şekilde vuku bulduğunu da ileri sürer.

"Fetva düzeyi"nden savrulan "şapkadan tavşan çıkartma" kavramlarla evrene dair bütünlüklü bir açıklama getirmek ne kadar daha devam edecek merak ediyorum...

Hoca'm size iyi bir yıl, uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.
Saygımla.

0
Arapça bilmeyen çok büyük bir kesim Arapça okunan ezandan tek kelime anlamadığı halde yine de tatmin oluyor... İşte Din böyle birşey :Bilmeden tatmin olmak... Öyle ya! Peki Tanrı yoksa! 0'dan 1'i nasıl elde edersiniz? Yüksek matematikte basit anlamda 0'dan 1'e geçiş imkansızdır. 0'ın 0'la toplamı 0'dır, işte o kadar. Dolayısıyla Hiçlik'ten Bir Şey elde edemezsiniz. Öyle mi? Basit bir denklemle ele alalım: 0=1-1 Bu denklem neyi temsil edebilir? 1 ve -1'in toplamının sıfır edeceğini elbette. Peki bu basit aritmetik, matematiğin ontolojik olarak, Hiçlik ve Varlık arasında bir köprü kurabilmesini sağlayabilir mi? Şimdi bu sürecin tersini gözümüzün önüne getirelim: Sadece 1 ve -1'in bir araya gelmesi 0 etmiyor, 0 da 1 ve -1'e ayrılıyor... Elinizde hiçlik varken, şimdi iki şey var! Besbelli ki zıtlar... Pozitif ve negatif enerji... Madde ve karşıt madde... Yin ve yang... Daha da düşündürücüsü, -1, 1'le aynı oluşummuş gibi düşünülebilir, sadece zamanda geri gidiyordur. Zamanın yokluğunda -1 ve 1 birbirini ortadan kaldırır, 0'da birleşir. Zaman iki zıddın ayrılmasını mümkün kılar ve zamanın varlığına işaret eden de bu ayrılmadır. Oxfordlu kimyager Peter Atkins "Zıtlar zamanda seyahatlerinin yönüyle ayırt edilir,"dediği şey!Atkins, evrenin kendiliğinden yaratılmasının bu şekilde vuku bulduğunu da ileri sürer. "Fetva düzeyi"nden savrulan "şapkadan tavşan çıkartma" kavramlarla evrene dair bütünlüklü bir açıklama getirmek ne kadar daha devam edecek merak ediyorum... Hoca'm size iyi bir yıl, uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. Saygımla.
Guest - Levent Veziroglu on Cumartesi, 07 Mart 2015 21:23
Ulu Mimar

Muhterem üstatlarımın aydınlatıcı yazılarını okudum.Teşekkür ederim..
MKD: Teşekkürler...

0
Muhterem üstatlarımın aydınlatıcı yazılarını okudum.Teşekkür ederim.. MKD: Teşekkürler...