Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TARİHİN ARKA ODASINA ne OLDU?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2387 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Keyifle geçirmeye gayret ettiğim ama olup bitenlere çok üzülerek yaratıcılığımı zorladığım bir sırada, biraz önce, önüme bir haber düştü.

7 sene önce evinde Neslim’le bana (ördekleri hiç unutmam) evinde mis gibi yemekler ikram eden Murat Bardakçı ile tanıştık. Bilgisayarının önünden kalkıp bizi kapıda gülümseyerek karşılamıştı.

Bunu bilirim ama bilmem, isteyen araştırabilir.

Uzunca bir sohbetten sonra da yemekler gelmişti. Benden Enver Paşa’nın ruh hali hakkında bilgi veya bir tahlil (analiz) istemişti.

Evi İstanbul Boğazı'na tepeden bakardı ve bize çok iyi ev sahipliği yapmıştı. İçkiyi de pek sevmez ama ikramını da esirgemezdi. İthal ördekler enfes, sohbet muazzezdi ama o artık epey öncede kaldı…

Aradaki dönemde e-mailler veya telefonla haberleştik; Okan Bayülgen’in programında malum konuda bana bilgi verdi.

***

Erhan Afyoncu (hiç karşılaşmadık) ve Murat Bardakçı hazırlayıp birlikte sundukları “Tarihin Arka Odası” programını bırakmışlar.

***

Habertürk TV’de Cumartesi günleri ekranlara gelen ünlü tarihçi Murat Bardakçı’nın tarihçi yazar Prof. Dr. Erhan Afyoncu’yla birlikte hazırladığı “Tarihin Arka Odası” programında çarpıcı bir gelişme yaşanmış. Programı hazırlayan iki isim de programdan ayrıldıklarını açıklamış.


***

Murat Bardakçı ile Erhan Afyoncu, hazırlayıp birlikte sundukları “Tarihin Arka Odası” programını bıraktı.

Haber bu!


Hem Murat, hem de hiç tanışamadığım ama kültür birikimine hayranlık duyduğum Erhan Afyoncu, birden programı yayınlamayı kesmişler. Bazen günde 3 saat, bazen de 8.5 saat süren canlı yayında o kadar güzel tartışmalar cereyan ediyordu ki, samimiyetle üzüldüm.

***

Hangi tarih programı, hem de tahmin ederim ki çok iyi reytingler toplayarak (bazen fazla uzatıyordu Murat. Hele Prof. Dr. Nurhan Atasoy’a (şu “karı” kelimesini taşıyan şiir gibi) yaptığı şakalar biraz fazlaya kaçıyordu; bilmem okuyucu ne der?


Murat’ın, bu programına Erol Sadi Erdinç, Pelin Batu, Selin Barlas, Zeynep Özkartal, Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Büyük Bilim Adamı Prof. Dr. Celâl Şengör ve Erol Sayan da iştirak etmişti. Unuttuklarım alabilir tabii ki…


***

Satın Erol Sayan’la bir sosyal cemiyetin ödül töreninde, bir keresinde de – yanılmıyorsam- Levent Tenis Kulübü’nde, arkadaşlarıyla muhabbet etmeye geldiğinde tanışıp selamlaşmıştık. Bir cemiyette de ödül alırken, sahneden seyretmiştim. Türklük âşığıdır ve derslerinde “efendiii” diye gürlediği, hatayı pek affetmediği rivayet edilir. 600’e yakın makamı ezbere bilmek hiç kolay değildir!


İlber Hoca döktürüyor!

***

Paranormal Fenomenlere ve Astral Seyahate meraklı, Hipnotik Transa girdiğinde Atatürk’le konuştuğunu duyduğumuz, gayet milliyetçi ve çağdaş kafalı bir insandır. Tamburîdir. Avni Anıl ve Prof. Dr. Aleaddin Yavaşça ile aynı dönemdendir (hepsiyle tanışma şerefine nail oldum). Aleeddin Bey’le sohbet etmişliğim de vardır çocukken; çok özel ve zarif bir kişi olduğunu, Kadın Doğum Hastalıkları uzmanlığından daha ziyade, Profesör unvanını da pek kullanmayarak, Türk Musikisine iltifat ettiğini sonradan öğrenecektim.

***

Erol Bey’in hayat hikâyesi de çok hoş: Çankırı endüstri Meslek Lisesi mezunu, 1961’de Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazanmış ve Dr. Recai Özdil’den aldığı armoni aldığı armoni bilgisini bestelerine uygulamıştır.

***

Bestekâr İsmail Baha Sürelsan’ın (onu da, vefatından önce ziyaret etmiştik. Antalya’ya yerleşmişti, epey yalnız ama pek mesuttu, tam bir milliyetperverdi ve vatan âşığıydı. Hem tek hem de çok sesli müzikle ilgili çalışmaları vardı).

Hâlen Ankara’da yaşayan Bestekâr, Güftekâr ve Ressam Dayım Asım Yücesoy da ondan epey feyiz almıştı. İsmail Baha Sürelsan, seneler yıllar kendi evinde sürdürdüğü akademik müzik çalışmalarına iştirak etti. Türk müziğindeki çoksesliliğin, müziğimizde zaten var olan “niseb-i şerifeler” (şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceği üzerinde durdu ve bu konuda ciddi çalışmalar yapmıştı. Çalışmalarına 1954 yılında başladı. 1964 yılına kadar Erkek Teknik

Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerine teorik musiki dersleri vermiş ve temel bilgiler yanında koro çalışmalarını da devam ettirmişti.

***

Türkiye’nin ikinci üniversite korosunu ODTÜ’de (1967) kurdu. Bu yıllarda, Millî musikimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanlarla, makam ve formların anlatımı, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi ve usûl şifresi çalışmalarına ağırlık verdi.

***

Erol Sayan, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda repertuar, buna ek alarak göreve ek olarak da ODTÜ’de Türk Musikisi dersleri vermektedir. Bestekârın, 156’sı TRT repertuvarında olmak üzere, değişik form ve makamlarda 310 civarında eseri bulunmaktadır.


Bilhassa Mâhur Makamındaki besteleri oldukça başarılı bulunmaktadır. 1985 yılında TRT'nin düzenlemiş olduğu beste yarışmasında Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin adlı eseri ile birincilik kazanmıştır.

***

Sayın Metin Akpınar’la ilk tanıştığım ve Çok Yönlü Sanatçı Kürşat Başar’ın düzenlediği (sunuculuk, gurmelik, hattâ canlı müzik performansı dâhil; yemekler ve içki de pek güzeldi) programlar çok güzeldi...

***

Aysun Kayacı da, sapsarı saçları ve tarih konusundaki bilgisinden -Tarih tahsili yapıyordu o sıralarda- bize bir şeyler fısıldayarak sofradan bir yerlere yetişmek için ayrılmak zorunda kalmıştı.  

***

Kürşat Başar da ilginç bir geçmişle anılabilir; bir makalesinden alıntı:

“…bu dünya yabancıları sevmiyordu, bilim kurgu filmlerinde bile uzaydan gelenleri yok ediyorlardı…

Ben olsaydım ne yapardım? Hiç bilmiyorum. Zor bir soru olabilirdi o şartlar altında galiba sanırsam herhal.”

“Evvvet, Orta Doğu ve Balkanlar’ın en süpersonik insanları, bir yazı ile daha karşınızdayım.”

“İşten çıktım saat altı gibi, eve geldim. Dedim bir şeyler okuyayım. Sonra gittim, gözüme ince bir kitap kestirdim. Okumaya başladım. Sonra bir baktım ki kitap bitmiş! Aman Allah’ımmm! Zaman ne ara geçti hiç anlamadım.”

“…televizyon hep açık, bu tuhaf kutuyu biz yalnız insanların hayatından çekip alsalar dünya birbirine girerdi herhalde…”

Seviyorum Kürşat Başar’ın tarzını sanırım, bunu anladım. Daha önce Başucumda Müzik‘i okumuştum. O da çok hoşuma gitmişti.

Bu kitabı okurken de nasıl diyeyim, hımmm, sanki Esaretin Bedelini izler gibi okudum. Konu alakasız yalnız, demeye çalıştığım öyle sakin sakin, o kadar güzel ve akıcı gitti ki kitap, bittiğini bittiğinde anladım. Çok zekiyim sanırım, hep ondan oluyor bunlar. Bittiğini bittiğinde anlamışım, yuh! Ben de bir bıçakla gölgemi kessem, bu lanetli ruhtan kurtulabilir miyim?

Bunlar İnternette bulduğum yorumlar, aman kimse benim fikirlerim zannetmesin…


***

Bu sofistike programda karşılaştığım ve canlı yayında yan yana oturduğumuz, Türk Musikisinin yaşayan az sayıdaki ustalarından biri olan İnci Çayırlı’nın da iştirak etmişti (kendisiyle birkaç kere canlı yayına çıkmıştık), o programa da son verilmiş sanırım!


***

İnci Hanım, merhum annem gibi, Çamlıca Kız Lisesi’ni bitirmiş. Bestekâr Dayısı Fahri Kopuz’un teşvikiyle müziğe başlamış ve 1953 senesinde de, gene annem gibi, Çamlıca kız Lisesi’ni bitirmiş. 1954 yılında Bestekâr Dayısı Fahri Kopuz’un teşvikiyle müziğe başlamış ve 1953’te İstanbul Belediye Konservatuarı’na girmiş. Folklor Tatbikat Topluluğu’nda Sâdi Yâver Ataman’ın yanında çalışmış.

***

Hâlâ oğlu Timur Selçuk’un sesinden hayranlıkla dinlediğimiz Minür Nurettin Selçuk’la (Beyoğlu’ndaki eğitim merkezine gitarımı da alıp birkaç kere uğramıştım; sanırım yanımda Kadim Arkadaşım Adil Nevresoğlu da vardı) çalışmış. Popüler müzikte de altın plak almış.


Yorumlar Timur Bey'e ait. Babası Osmanlıydı, o devrimci ama ortak vasıf: Demokrat ve Atatürkçü!

1988’den itibaren İstanbul Teknik Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği yapmış. İnci Çayırlı Hanım, bestekâr dayısı Fahri Kopuz’un teşvikiyle müziğe başlamış ve 1953’te İstanbul Belediye Konservatuarı’na girmiş. Folklor Tatbikat Topluluğu’nda Sâdi Yâver Ataman’ın asistanlığını yapmış. Minür Nurettin Selçuk'un yanında çalışmış (insan hiç Kalamış'ı) unutur mu? 

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Müziği İcra Heyetinde şef yardımcısı olarak görev yapmış. Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda konser vermiş. Popüler müzik plakları da yapan sanatçı bu alanda bir de altın plak sahibi...

***

1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda öğretim üyeliği yapmaya başlamış. 1977_1985 arasında İTÜ Türk Müziği Korosunu yönetmiş.

1988’den itibaren İTÜ Musiki Topluluğu'nun genel sanat yönetmenliğini üstlenmiş, 1990 senesinde Bursa Devlet Korosu kurucu şefliğine getirilmiş. 1995'e kadar da bu görevini yürütmüş.

***

Murat Bardakçı ile Erhan Afyoncu’nun yıllardır hazırladıkları Tarihin Arka Odası programında Osmanlı Kültürüne ilişkin birçok konu bugüne kadar gündeme taşınmıştı. Bir dönem de 8.5 saatlik canlı yayınıyla gündeme gelmişti.

***

Erol Sadi Erdinç, Pelin Batu, Serlin Barlas, Zeynep Özkartal, Nurhan Atasoy, İnci Çayırlı, Prof. Dr. İlber Ortaylı (onunla da yakinen tanışırız; tam bir münevverdir) … gibi isimlerin de zaman içinde katkıda bulunduğu programa son verilmiş.

Tarihçi ve Gazeteci, Entellektüel Murat Bardakçı ile sanırım evvelki sene Tarih Profesörü olan Erhan Afyoncu’nun yıllardır hazırladıkları ve Habertürk TV’de yayınlanan Tarihin Arka Odası programında Osmanlı Kültürüne ilişkin birçok konu bugüne kadar gündeme taşındı. Program bir dönem de 8.5 saatlik canlı yayınıyla gündeme gelmişti.

Erol Sadi Erdinç, Pelin Batu, Selin Barlas, Zeynep Özkartal, Nurhan Atasoy, İnci Çayırlı gibi isimlerin de zaman içinde katkıda bulunduğu programa son verilmiş.

***

Geçenlerde Erol Sayan Bey beni telefonla aradı ve aynen “seninle Astral Seyahat konusunda Murat’ın programına çıkalım mı” diye sordu.

Tabii ki efendim, memnuniyetle dedim” ve mutabık kaldık.

***

Üzüldüm, çünkü gerçekten çok eğitici ve öğretici bir programdı.

Kafamda şu sorular dönüyor:

-Murat’ın programa katılan hemen herkesle girdiği gereksiz polemikler, kimseyi ayırt etmeden sergilediği muziplikler (sanırım bir tek Celâl tam aksini yapmıştı) ve çok uzun süren, bazen sabaha kadar süren programların süresi mi?

***

Yoksa “yukarıdan” bir talimat mı geldi? Çünkü bazen çok fazla malumat veriyorlardı…

Neyse, illaki TV’ye çıkmak mı lâzım?

Erol Bey’i ve istediği herkesi, telefonunu öğrenirsem de İnci Hanım’ı davet edip, bizim balkonda ağırlarız.

Bu arada Levent Kırca da gitti; ulusalcı, Atatürk'çüydü ama azıcık yalnızmış, yorulmuş belli ki,..


Eğer kabul ederlerse de, kameraya kaydedip Youtube’a yükleriz.

Çok sevdiğim, Adana'dan manzaralar:


Herkese iyi bir hafta başı diliyorum.

Bundan sonraki yazılarımda “Pazartesi Sendromu”, psikiyatrik bozukluklar ve benzeri konularla aranızda olacağım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Ekim 2015 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 21 Şubat 2018