Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TASAVVUF MUSİKİSİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2189 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Önce, Kâni Karaca’yı bir dinleyelim:

Âmadır ama gönül kapısı açıktır, erendir, yârendir; İzak gibidir, görür ama söylemez…

Bu da anacığıma bir gönderme olsun; Şeref'in de pederi göçmüş, aradım ve sapasağlamdı… Hipnoz işleri gene ya benden, ya ondan, ya Mesut'tan, Ya Timuçin'den, ya da Neslim'den sorulacak gâri.

Benim bu güzellikle ilk tanışmam tabii ki kulağıma Bayraktar Bayraklı’nın okuduğu ezanla oldu fakat daha önce de arz ettiğim gibi, Rahmi Oruç Güvenç’in de formasyonumda büyük bir yeri vardır.

***

Adana’dayız.

Kendimin ve orasının ilk klâsik gitar resitalini vereceğim (şapkasız da olmuyor ki namussuz).

İçim pır pır etmekte.

Ve o zamandan uzanan dostluğu kızım hatırlamış, ta Kıbrıs’tan servis etmiş.


Daha ne gam, ne de efkâr kalır.

Zaten şimdiki bayraktar da bayraksız bir psikiyatr: Eski Asistanım Adnan Çoban…

Elinde âsâ yok, gözleri de görür ama pırlantanın tekidir. Swarovsky değildir hani. 

Alabalıkların ve sazanların yaşadığı sular korunacakmış. "Kasap" lâkaplı Ariel Şaron vefat etmiş. Çamlıca Câmii'ne 100.000 kişi nasıl beş vakit çıkıp inecekmiş... Abdest sularından kanalizasyon şişecek ama göller de dolacak, rezervler kifayetkâr hâl alacakmış. Ne gam?

Majörü de, minörü de iyi bilir. Tıbbı hatmetmiştir çünkü eğer tutmasaydım, herhâlde ya biyokimyacı ya da teorik fizikçi filân olacaktı.

Adnan çok ilginç bir adamdır. Bir seferinde, vak'a tartışmalarında, elindeki kopya kiti gibi lâstikli ve sürekli döndürdüğü bir şeye bakıp bakıp, tam bir buçuk saat hastayı anlatıca, benim de gerçeklik duygum sarsılıp, "bırak şunu yâhu, kafanda ne kaldıysa onu söyle, kafayı tırlatacağım " demiştim.

Her zamanki tatlı tebessümüyle "tamam Hocam" cevabını verip, aynen de bildiğini okumaya devam eylemişti.


Bu kimdir, tanıyan var mı?


Öz be öz dayımdır; Ankara'da yaşar ve çok da iyi bir ressamdır: Asım Yücesoy. Merhum Nihâl Teyze'mi bize hatırlatıyor...

Şimdi aradım, sağ ve sıhhatteymiş, başında beresiyle gene şâheserlerini çizittiriyormuş. Oğlu Can Ali doçent olmuş, az kalmış ve Boğaziçi'nde profesörlüğe yükselecekmiş.

Hiç, Merhum Dedem Girirfzen Asım Bey'i yâd etmeden olur muydu...


Âlâ rakı gibi bir yorumdur, hem de İnci Çayırlı'nın ipek gibi sesinden...

Kendisinin torununu tanırım ta Ankara'dan. Sonraları epey karşılaştık. Hiç sektirmeyen, çok hoş bir yorumcudur.

Peki, Buhurizâde Itrî'ye ne demeli?


Birileri tutturmuş "Azeriler bizden değildir" diye, ustasından öğrenelim.


İşte burada, herkes "pas" geçti!

İçinde yaşadığım, şâhidi olduğum olaylardan dolayı bana kızanlar var ya.

İşte onlara mıh gibi cevap (gene sâhibinin sesinden):


Murat da, kupa çekercesine noktayı koyuyor:


Do you speak English?

Zeki Çetin'i de tanırsınız. Üç katlı müzikholünde her ağza göre lezzet katar. Pek çok büyük üstâdı ağırlar.

Pınar Hanım da şahin gibidir. Kimseleri kaçırmaz.

İnci Hanım burada da çok güzel yorumlarda bulunmuştur.

Uçakta İzmir'e giderken çekilen fotoğraf kesmez, samimiyeti arttırmak lâzım. Kaç divamız kaldı Müzeyyen Senar'ı hatırlatacak? 

Merhum, bence bu işin en büyük pîridir.

Koskoca Sultan bir de makam yaratır ve ne eyler, ne de güzel söyletir hâlâ...

Girift, artık, hiç de ismi gibi karmaşık değil ve polifonize dahi edildi...

Lâkin hakkını yemeyelim. Bu müthiş enstrüman, İlkin Ağabey'le üç sene serbest stil güreş tuttuktan sonra, Süleyman Ergüner tarafından sahalara döndü.

Bu da, ona, bir hâtuna mâl oldu, olcek o kader....

Kardeştirler, onu tanımam gâri ama çok isterem!

Diyâr-ı Küffardan nağmeler...

Ya Işıl'a ne demeli; öz be öz kuzinimdir...






0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017