Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DÖNMEZ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2215 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Dün, CNN Türk’te, 16:00’da başlayan canlı yayında, çocuklarımızın ve gençlerimizin stresten (zorlanma) nasıl etkilendiklerini ve neler yapılması gerektiğini konuşacaktık.

Eh, ortamın neden gerildiğini filân da edebince anlatacaktım.

Sunucu Sayın Saynur Tezel’le eski ahbaplığımız vardı ve sözümü kesmeden, tatlı tatlı 10-15 dakika sohbet edecektik.

Bir baktık ki, Sayın Başbakan gene televizyonda. Üstelik canlı da değil, dönüşünde yaptığı konuşma tekrar tekrar veriliyor. Mecburen yayını kestik ve bekledik de bekledik...

17:00 haberlerini azıcık kaydırma teklifi “yukarıdan” kabûl görmedi.

Bütün ekibin hâlini görecektiniz, sinirden neredeyse tırnaklarını yiyeceklerdi.

Güzelim konuyu kabaca beş dakikaya sığdırarak programı kapattık. Sonra da birkaç hâtıra fotoğrafı çektirdik. Bendeki en iyisi bu, Saynur Tezel’in ekibinden bir delikanlı da, kendisiyle el ele verdiğimiz bir poz çekti ama henüz bana ulaşmadı.

İsteyenler http://tv.cnnturk.com/gunluk adresinden seyredebilir.

Biraz evvel, çok sevdiğim bir meslekdaşımın da yer aldığı, Âkil Adamların konuştukları canlı yayında, aynı kanaldaki eleştirileri dikkatle seyrettim. Sayın ve pek de iyi kâlbli Başbakan’ın bu yaştan sonra nasıl daha müşfik ve sempatik olabileceğini tartıştılar.


Eh, ben de bir analiz yapayım bâri; demek ki mubah:

Önce birkaç soru-cevap:

-Batı yekpare midir yoksa kendi içerisinde de çatışmakta mıdır?

Bir yandan Rusya, Çin ve Kore, öbür yandan Büyük Britanya, Kıt’a Avrupası ve ABG.


-Bunlar hâlâ aynı kaba mı işiyorlar (halk deyişidir)?

Hayır, kendi aralarında da ihtilâf hâlindeler.Henüz efkâr-u umumiyenin (kamuoyunun) bîhaber olduğu çok yeni silâhları bulunduğunu tahmin etmek fazla bir zekâ gerektirmiyor.

Bir yandan, da bakıyorum, Başbakan’ın “alçak, namussuz, şerefsiz, hâin, aşağılık” vs. diye “vasıflandırmadığı” kaç kişi kaldı?

-Pek az!

Türkiye, aslında ilân edilmemiş vahim bir sosyoekonomik kriz ve köylerdeki vatandaşları dâhil, nüfusun %80’inin vergi veya banka borcu olduğu bir bataklık içinde mi?

-Öyle!


Ayrılıkçı filân değil, istilâcı Kürt Hareketiyle başa çıkılabiliyor mu?

-Hayır!

Hâttâ açıkça ve hiç korkmadan kendilerine posta koyuyorlar mı?

-Evet!

TSK kaldı mı?

-Hayır!

TSK’nın başı taziye için gidip hediye aldı mı?

-Evet!

Yandaşlarının hâricindekilerle konuşuyor mu?

-Hayır!

Sayın Başbakan’ın hiçbir söylediği şeyde fark yok; sâdece yüzündeki aşırı özgüvenli, dünyaya meydan okuyan duygulanım gitmiş. Yerine biraz ürkek, “buna da şükür” diye özetleyebileceğim ifâde var.

-Hatları derinleşmiş, gergin ve bezgin.

Yabancı basında yer alan şu fotoğrafa bir bakın ve sayın, kaç adet Türk Bayrağı var?

-Makalemin başlığına gelince, bütün medyadan sızan haberlere göre, uçağın o kadar geç inmesinin, indikten sonra da insanların o kadar uzun süre bekletilmesinin sebebi, “%50’sini zor tutuyorum” dediği yandaşlarının %50’sinin toplanıp oraya ancak getirilmesiymiş.

Hiç şaşırmadım!

-Gene medyayı suçluyor. Gene tehdit dolu ifadeler var. Yabancı medyaya ayar veriyor. Wall Street eylemlerinden dem vuruyor hâlbuki orada can kaybı olmamış; ABD ânında veriyor cevabı.

Ama daha iki gün oldu, gene aslanlar gibi kükremekte.

-Ağzını her açışında ortalık daha da geriliyor ve sürekli olarak kabineden birileri kendisinin yanlış anlaşıldığını söyleyip, nasıl anlamamız icap ettiğini bize izah ediyorlar. Hani, bir “Başbakan’ın Söylediklerini Tefsir Merkezi” kurulsa mı diye düşünüyoruz.

Başka fotoğraf ilâve etmeyeceğim, her an her televizyonda karşınızda zâten; can çıkar, huy çıkmaz demiş atalarımız.

-Başbakanımızın değişeceği, hâdiselerin de biteceği yok.

Peki, ne olacak bu işin sonu?

-Aklıma İtalya’da ne olduğu takılıyor…

Malûm, Euro bölgesi ülkelerini vuran finansal krizi yaşayanlardan biri olan İtalya’da hükûmet kurma çalışmaları sürüyor. 4 dönem başbakanlık yaptıktan sonra sürpriz bir şekilde yeniden adaylığını koyan Berlusconi, ülkesinin bu zor günlerden kurtuluşu için geniş tabanlı bir koalisyonu işaret etti. Seçimlerden birinci çıkan, ancak, parlamentonun sâdece alt kanadı olan Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu sağlayınca tek başına iktidar olması güçleşen merkez sol blokun hükümeti kurma görevinde başarısız olması, yeniden istişare yolunu açtı. Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano, politik tıkanıklığı gidermek ve finansal krizin etkilediği ülkesine derhal bir hükûmet kazandırmak adına, siyasî parti temsilcileriyle görüşmelerine başladı.

Merkez sağ blok lideri Silvio Berlusconi, Cumhurbaşkanı'yla yaptığı görüşmenin ardından partisi PDL'nin sekreteri Angelino Alfano, seçime birlikte girdiği Kuzey Ligi Partisi lideri Roberto Maroni ve parlamentodaki grup temsilcileriyle birlikte kameralar karşısına geçti. Seçimlerin sonucu alındığından beri pozisyonlarının değişmediğini dile getiren Berlusconi, “biz her zaman geniş tabanlı bir koalisyondan yanaydık, hâlâ da öyleyiz. Negatif ve trajik bir teknokrat hükûmet deneyiminden sonra, kesinlikle siyasî bir hükûmetten yanayız" dedi.

-Merkez solu birleştiren ve liderliğini Pier Luigi Bersani’nin yaptığı Demokrat Parti'nin (PD) ön plâna çıktığı bir koalisyona olumlu baktıklarını etti ve ekledi: “Bersani’nin veya başka birilerinin başbakanlığı bizim için uygundur”.

22 Mart’ta hükûmeti kurma görevi verilen ancak bunu başaramadığını Cumhurbaşkanı’na Perşembe akşamı ileten Bersani ise, şimdilik Berlusconi’yle bir koalisyona gitmeye yanaşmıyor. Seçimin, üçüncü siyasî oluşumu olan Beş Yıldız Hareketi’nin lideri, eski komedyen Beppe Grillo ise, ülkesinin âcil bir hükûmete ihtiyacı olmadığını, parlamentonun gerekli reformları bir hükûmet olmadan da yapabileceğini savunuyor. Grillo, kesinlikle bir partiyle koalisyona sıcak bakmıyor ve kendilerinin kurmadığı bir hükûmete de destek vermeyeceğini belirtiyor. İstişareler hâlen sürerken, Cumhurbaşkanı Napolitano'nun ikinci tur istişârelerin ardından hükûmeti kurma görevini kime vereceği merak konusu.

Kim bu Beppe Grillo?


Seçimlerin gâlibi kuşkusuz sıfırdan başladığı siyasî kariyerinin henüz başında girdiği seçimlerde oyların dörtte birini almayı başaran 1948 doğumlu İtalyan komedyen ve aktör. Kariyerine muhasebeci olarak başlayan ancak, 1970’lerde televizyonda komedi şovları yapmaya başlayan ve siyasetçilere ve sisteme yönelik eleştirileriyle zaman içerisinde İtalyan halkının kalbini kazan Grillo, seçim öncesinde kendisine yapılan “palyaço” yakıştırmalarına karşın bugün ülkenin kaderini elinde tutuyor. Grillo, seçim döneminde “Tsunami Turu” adı verilen coşkulu mitingler düzenleyerek, “sistem partileri” olarak değerlendirdiği sol ve sağdaki diğer tüm alternatiflerini acımasızca eleştirirken, alışılmışın çok dışında bir siyasetçi profili çiziyor. 

Grillo’nun takipçilerinin toplandığı siyasal partisi Beş Yıldız Hareketi, ismini Grillo’nun seçmenlerine verdiği 5 siyasal vaatten almakta: (1) herkese özgür, sınırsız ve ücretsiz internet bağlantısı, (2) herkes için ücretsiz ve temiz suya erişim hakkı, (3) ücretsiz toplu taşıma hakkı, (4) çevrecilik ve doğanın korunması ile (5) sürdürülebilir kalkınmadan  oluşmakta. 

Grillo, merkez sol ve merkez sağdan herhangi bir parti ile koalisyon yapma seçeneğini reddederken, Avrupa Birliği üyeliği ve AB ekonomik önlemleri konusunda da referanduma gidebileceğini açıklaması Avrupa başkentlerinde ve piyasalarda tedirginlik yaratmışa benziyor. Sol-liberter değerleri savunmasına mukabil lüks hayatı, Ferrari’si ve yatı yüzünden Grillo bâzı sol çevrelerce de “samimiyetsiz” olarak değerlendiriliyor.

Yâni o bir “Ferrari’sini Satan Bilge” filân değil. Emeğiyle para kazanmış, şimdi de “sağ – sol” demeden vatanına, milletine hizmet ediyor.

Grillo’nun bir internet blogundan başlayarak siyasal partiye dönüştürdüğü Beş Yıldız Hareketi internet tabanlı hareketler olarak başlayıp, İsveç ve Almanya gibi ülkelerde partileşerek etkili olmaya başlayan Korsan Partisi hareketlerine benziyor. Bu tarz hareketlerin temelinde sevimli ancak taşkın bir özgürlük dürtüsü, yasakçılık ve sansüre yönelik radikal demokrat duruş ve özellikle internet özgürlüklerinin savunulması konusunda kutsiyet derecesinde gösterilen itina dikkat çekiyor. Köklü sol çevreler ise bu tarz özellikle gençlik üzerinde etkili sol-liberter hareketleri, düzgün bir sosyal demokrat iktidar kurmanın önünde engel olarak görebiliyor.

Hakikaten de Grillo’nun, Bersani ve merkez solla koalisyon kurmaya yanaşmaması bu noktada dikkat çekici bir tavır. Ancak kimileri de Grillo’nun bu tavrını merkezî siyasetin ve hâkim sınıfların “sol eli” konumundaki sosyal demokrat hareketlere atılmış gerçek bir tokat olarak nitelendiriyor ve Grillo’nun iktidara tek başına yürümesini destekliyor.

Bu hareketin klâsik bir parti kavramına hiç uymadığını ama belki de dünyanın kaderini değiştirebilecek yeni bir eylem ve örgütlenmenin öncüsü olarak tarihe geçmekte.

Türbanlısıyla mini eteklisi birbirlerine sarılarak fotoğraf karelerine girmediler mi ebediyen?


Eh, bunu ben biliyorsam, bu memleketin Atatürkçü, iki üç lisan bilen ve “sağcılık, solculuk” gibi çürümüş şeyleri çöpe atarak dayanışan gençlerimiz bilmez mi?

Tabii biliyorlar. Çok güzel de bir şarkı yaratmışlar:

Daha önce de yazmıştım; arkasına entellijensiyayı ve bilimi almayan proletarya ütopyası çoktan öldü.

Grillo’yu merak edenler  adresinden görebilirler.

Yâni, mevcut yasalara göre kurulmuş, merkezi ve illerde teşkilatlanmasını tamamlamış, binalar kiralamış bir partiye ihtiyaç kalmamış.

Hepsini birkaç gün içerisinde facebook, e-posta veya benzeri şeylerle organize etmek mümkün.

Onun için yasaklamaya çalışmıyorlar mı zâten?

Darısı başımıza…

***

Bu arada, fıkra gibi bir gelişme daha oldu; Floransa’da bir sohbete katılan Orhan Pamuk, Gezi Parkı protestolarıyla ilgili sorularla karşı karşıya kalmış ve “ülkem için endişeliyim ve olayları dertlenerek takip ediyorum. Gelecek için barışçıl bir çözüme ulaşmak adına hiçbir sinyal yok” demiş, protestocuların öfkesine de çok saygılı olduğunu dile getirmiş.

Bu hayırlı vatan evlâdının “Türkler bir milyon Ermeni'yi, otuz bin Kürt'ü öldürmüşlerdir” vecizesini söyleyişini hatırlayın...

Zamanında, Adana Seyhan’da düzenlenen bir konferansta konuşma yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, NOBEL ödüllü Orhan Pamuk için ilginç bir tespitte bulunmuştu:

Kaleme aldığı bir eserde şöyle bir ifâde geçiyor: “İmam ikindi namazı saatinde câminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu”. Bu toplumun gerçeklerini, inançlarını bilen her insan bilir ki, bir kere namazınsaatiolmaz,vaktiolur.Saatayrı,vakit ayrı bir kavramdır. Câmilerde balkon yoktur, minârenin şerefesi vardır. Ezanı daimam  okumaz,müezzinokur, o da şerefeye çıkmaz, içeriden okur. Bu örnekle de sâbittir ki kişiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir şeyler yapmaya çalıştıklarında doğru şeyler yapmazlar, yapamazlar”.

Mehmet Kerem Doksat - İstanbul - Epey Eskiden...

0
Etiketler: Pier Luigi Bersani
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017