Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TEŞHİR, ŞİDDET, HİDDET ve TELEVOLE MEDYASI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2334 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Şimdiki nesiller ne âşina ne de haberdar yakın tarihimizden.

Daha önce iki kere direkten döndükten sonra, Ecevit'e rağmen neden Kıbrıs'a çıkmıştık?

12 Eylül neye yaradı, neler getirdi, neler götürdü?

Enosis (Yunanistan'a ilhak) peşinden ihtirasla koşan Makarios isimli bir sözüm ona din adamının provokasyonları sonucunda gemi azıya alan EOKA militanı Rumlar Kıbrıs''ta bir darbe yaptılar. Akabinde oradaki Türk''leri öldürmeye, kadınların memelerini kesip ırzlarına geçmeye, bebekleri şişlemeye başladılar. Erkeklerin hemen hepsi bir stadyuma toplandı ve âkıbetlerini bekler oldular. Hâdise o kadar sür''atle gelişiyordu ki, her geçen saat katliamı bir soykırıma dönüştürüyordu. Âcilen, tereddüt etmeden, derhâl bir şeyler yapılmalıydı. Yoksa, bir zamanlar 200 bin Türk''e 50 bin Rum''un düştüğü Girit'te yaşanan katliamın sonunda olduğu gibi, ada Türk'lerden "arındırılacaktı". TSK harekete geçti ve müdahale etti. Nice şehitler verildi ve oradaki soydaşlarımızın canı kurtarıldı; Limasol doğumlu olan, şimdilerde âilesi Girne''de ikamet eden eski eşim yerdeki cesetlerin üzerinden atlayarak yürüdüğü günleri hâlâ hatırlar. Kendi firkateynimizi batırmak gibi gafletlerimiz de oldu. Akabinde, vazifeyi Fâzıl Küçük'ten alarak sürdüren Rauf Denktaş'ın liderliğinde Kuzey Kıbrıs'ta Türk Devleti kuruldu. O zamandan beri bizden başka ne sözüm ona din kardeşlerimiz, ne de sonradan bağımsızlığa kavuşan soydaşlarımız bu devleti tanıdı.

Orada olanları bitenleri yeni nesillere anlatamadık, anlattırılmadık.

30 sene içerisinde "ben Kıbrıslıyım, Türk değil" diyen, Türkiye'den nefret eden, Rum'a perestiş eden ve AB havucunun bize yedirileceğini zannederek kanla, gözyaşıyla kazanılan özgürlüğü elden çıkarmaya hazır bir nesil yetişti. Küreselleşme ve Yeni Dünyâ Düzeni, Büyük Ortadoğu Projesi dalgaları estirilerek Türkiye'deki Türk'lerin de beyni yıkandı. Uzaktan kumandalı operasyonlarla Türkiye'de çok partili demokrasi fiilen yok edildi. Merkez sağ ve sol milletin gözünden düşürüldü ve bütün dünyanın desteğini arkasına almış bir "Light Islam" kavramı uydurularak (Diet Cola gibi bir şey herhâlde), geçenlerde ağızlardan kaçan "Türk İslâm Cumhuriyeti'ne" yelken açıldı. Bu arada da, "delikanlı" başbakanımız biraz da vermeden kurtulunamayacağını her zamanki zarif ve nâzikâne üslûbuyla anlatır oldu. Denktaş'ın açık ve net ikazlarına istiskâl ve dışlama ile karşılık verilmekte.

12 Eylül Darbesi de bir başka ilginç hikâyeydi.

Memleket 70 küsur sol, 10 küsur sağ, bilmem kaç tâne dinci, bir o kadar da bölücü grubun hepsinin birbirini öldürdüğü, trajikomik bir durum almıştı. Bu gruplardan birine girmek bir dertti, girmemek de ayrı bir dert. Her hâlükârda başınız belâdaydı. Meselâ bu "no man's land" adamlarından birisi olan bendeniz, hiçbir olaya karışmamanın ve kliğin adamı olmamamın bedelini tıp tahsilimi 3 sene geç bitirerek ödedim. Bütün bunların çok uzun vâdeli ve adım adım ilerletilen bir plânın parçaları olduğunu o zamandan görebilen az sayıda gençten biriydim.

Ortalık iyice kaosa döndükten sonra nihâyet TSK müdahale etti, sağın da solun da canına okundu. İşkence, kim vurduya gidenler, arada kaynayanlar gırla gitti. Şimdilerde Picasso'nunkilerden daha muhteşem tablolar çizen paşamız, çok iyi ilâhiyat bildiğinden olacak, Kur'ân müfessirliğine soyundu ve il il, kasaba kasaba dolaşarak milletimize din dersleri verdi. Bu yaptığının bir "olumsuz pekiştirme" olduğunu, geri tepeceğini kimseler anlatamadı hazrete.

Ölenler, "fâil-i meçhûlle" güme gidenlerin yanı sıra, her cenahtan pek çok kafası çalışan adam senelerce ya hapislerde yattı, ya da yurt dışına kaçtı. İnsanlarımız gâyet sistematik bir şekilde misenformasyona, dezenformasyona, apolitizasyona ve asimilasyona mâruz bırakıldı. Bu arada, devletin âlî menfaatlerinin muciplerini yerine getirmek üzere görevlendirilen gruplar çeteler, hâttâ mafya hâline geldiler. Yasaları ihlâlden pek hoşlanan, hâttâ "Anayasa''yı bir kere ihlâl etmekten bir şey olmaz" diyen, "benim memurum işini bilir" lâflarını ağzından çıkarabilen cumhurbaşkanı sâyesinde bütün moral kodlarımız da yerinden oynadı. Memleket, tek taraflı gümrük anlaşması yoluyla, Batı'nın kucağına oturtuldu.

Hazretin "orta direk" diye sözüm ona hizmet ettiğini söylediği gerçek Cumhuriyet aydınlarını oluşturan dürüst, dinine bağlı ama lâik, milliyetperver ama ırkçı olmayan, inkılâpları muhafaza eden ama statükoculukla ilişkisi bulunmayan, gerçek elit orta sınıf sür'atle fakirleştirildi. Mâzisinden bîhaber, sonradan görme, özüne tamamen yabancılaşmış, servetlerinin menşei meçhûl lümpen bir yeni zenginler, sözüm ona yeni burjuvazi yaratıldı. Zâten hazret de sonunda baklayı ağzından çıkardı: "Ben zengini severim".

Bu arada medyada muazzam bir tekelleşme (inhisarlaşma) başladı. Belli kişiler veya gruplar birkaç gazetenin, televizyonun birden sâhibi hâline geldiler. Çok önceden yapılmış, uzun vâdeli plânın diğer kısmı bu arada devreye sokuldu. Büyük medyadaki seviye gâyet sür''atle aşağıya çekildi. PKK eylemleriyle paralel olarak Türk kültürü Kürtleştirilmeye başlandı; "san'atçı" diye ortaya çıkarılan, meşhur olan figürlere bir bakın! Buna karşılık, bizim ulusal kültürümüzde pek hoşlaşmadığımız cinsel yönelimler ve böyle yönelimleri olan Orta Asya Türkü çağrışımlı müstear isimli megastarlar türetildi.

Bir zamanlar kültürlü elitin gittiği gazinolarda Türk Musikîsi icrâ edilirken servis durur, çatal bıçak bırakılırdı. Önce gazinolar kapandı, çünkü o elitin değil gazinoya, ücretli umumî helâya gidecek maddî durumu kalmamıştı. Şimdilerde gazinolar tekrar açılmakta ama tam bir yozluk ve züppe-lümpen kültürü (daha doğrusu kültürsüzlüğü) içerisinde.

Büyük medyanın etkili ve yetkili köşe yazarları "start" almış vaziyette Denktaş''ın üzerine gitmeye başladılar. Gerekirse yeniden yüz binler şehit verip bu vatanı kurtarırız diyen İstanbul Üniversitesi Rektörü ile "dalga geçtiler" (bu kişinin diğer uygulamaları tabii ki tartışılabilir, o ayrı mes''ele). Ulusalcı, vatansever sol ve sağ bütün mahfiller susturuldu. Pek çok üniversite senatosunda alınan Denktaş'ı destekleyici kararlar haber olarak yer almıyor. Meselâ, benim de üyesi olduğum, "kökü dışarıda" diye bilinen LIONS''un bu konudaki alenî deklarasyonlarına, düzenlediğimiz toplantılara büyük medyada hiç yer verilmiyor. Buna karşılık, sâdece zenginlerin menfaatlerini kollayan bâzı meslek teşkilâtlarının en ufak deklarasyonları bile sür manşetten duyurulmakta.

Bir yandan karı kocaların kavga ettirildiği, mahremiyetin ayaklar altına alındığı, hiddet ve şiddetin sergilendiği yayınlar rating rekorları kırıyor. Başta futbol olmak üzere, gerçek felsefesiyle değil ama şov ve afyonlama moduyla sporla yatıp sporla kalkıyoruz. Her şeyden çok iyi anlayan, her şeyi bilen birtakım adamlar bize ne zaman adam olacağımızı, her şeyin doğrusunun ne olduğunu anlatıyorlar sürekli.

Çok küçük bir azınlığın yaşadığı sefih, rezilce hayat televole ve benzeri programlarda beyinlerimize itekleniyor. Aynı eve sokulan gencecik insanların bütün mahremiyetleri şöhret ve para için canlı yayınlanıyor. Bu arada Kıbrıs gidiyor, 20 ilimiz Kuzey Kürdistan olarak koparılmak üzere.

   Ve...
      Cici mi cici bir genç kızımız geçen gün "biz barış istiyoruz" diye inci gibi dişleriyle gülümsüyor.
         Ben de, ama ne pahasına?
            Ona ve onlara ne bırakacağız; şimdiki nesiller bu oyunları maâlesef hiç farkında değil.
               Heyhat!

Mehmet Kerem Doksat
0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 23 May 2017