Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TÜRBAN MÜRBAN DERKEN.

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3215 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Son aylarda müthiş yükselen bir ivmeyle başörtüsü nedir, türban nedir, nereden gelmiştir ve ne işe yarar muhabbeti sürmekte...

Başörtüsü

 Bir yandan da shubuiç Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. veya Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. gibi Büyük Birâder tarafından eğlenerek takip edilen internet gruplarında akla zarar verici bir malûmat kirliliği yaşanıyor. En hâlisâne niyetle kurulanlarda dahi bir süre sonra herkes birbirine giriyor. Hazin bir şekilde genel cehâletimizi müşahede ediyorum. En son ayrıldığım bu yahooogroups'dan birisi "Sabahattin Ali'nin başına gelenleri unutmayalım ki Atatürkümüz'ün kıymetini bilelim" şâheserini yumurtlayınca tamamen dibe vurdum. Hele bir "baldakiüzüm" grubu var ki, yeme de yanında yat!

Grubun rûhânî lideri Muazzez İlmiye Çığ Hanımefendi ve herkese fırçalar atıyor, koca koca adamlar da "hocam, affedin ama işte . şöyle. böyle." deyip duruyorlar. Bu gruba beni üye "yapmışlar"; biraz araştırdım ve buldum ki bu kişi o kişi olamaz! Ama aralarında pek çok eğitimli insanın da bulunduğu "müritler" çoktan inanmışlar. Vedia Bülent Çorak Hanımefendi Hazretleri ver Hulki Öğretmen bir cevaz verirler de, Atatürk'ün en hakiki reenkarnesinin fakıyr (MKD) olduğu öğretisiyle birlikte ben de bir Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. veya Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. kursam, köşeyi dönerim vallahi! Şaka değil, inanın ki Atatürk'ün reenkarnesi olduğum söylentisini yayıp birkaç meczubu da yanıma alırsam, kısa sürede Guru olurum.

Bu gruplardan öğreniyoruz ki "memleketin esas sâhibleri Müsülümanlarmış ve dahi Cenaâb-ı Hakk Kemalist kâfirleri cayır cayır yakacakmış"; "varoluşun biçemi gereği olan evrimin diyalektik tartışması sorunsalın dolayımsız ve sonuçlayıcı çözümseliymiş"; "masonlar her belânın tek sebebiymiş"; "Kürt ayrımcılığı değil Türk ayrımcılığı varmış", "alfa kanalından gelen sinyâller müjdeliyormuş ki yakında foton kuşağına girip kromozomlarımız büyüyerek evrimleşecekmişiz" ve dahi nice kara mizah şâheserleri.

En bir moda mevzu da Muazzez İlmiye Çığ Hanımefendi'nin "her şey Sümer'le başlar, onlar da Türk'tür" tezi ve başörtüsü hakkında yaptığı yorumlar. Bu yorumların "tefsirleri" de gruptan gruba değişiyor. Bâzısında fâhişeler (pardon, karşı-devrimci olmamam için 'orospular' demem lâzım) başörtüsü giyer deniyor, bâzısında asilzâde hâtun kişiler!

Bir bilim adamı olarak, her türlü indirgeyici yaklaşıma dâima soğuk bakmışımdır. Her ne kadar bir Türk milliyetçisinin kulağına bu yaklaşım pek câzip gelse de, ilk Homo sapiens sapiens'in 200.000 sene önce Afrika'da ortaya çıktığının, yaklaşık 40.000 ilâ 60.000 sene önce dünyÂya yayılacağı büyük göçe başladığının, bu yollardan sâdece bir tânesinin Anadolu olduğunun, bunun genetik ve memetik delillerinin (kanıtlarının) net olarak ortaya konulduğunun bilindiği bir dönemde bu derecede indirgeyicilik fakıyra biraz hüsnüniyetli bir monomani olarak gelmekte!

İmdi, mes'eleyi bir hülâsa eldim (özetleyelim).

***

Tezlerden birinin hülâsası:

Türban Türkiye'nin başına nereden musallat oldu?

Cevap: İki kutuplu dünyâda ABD dinsizliğisavunan Rusya'ya karşı din kozunu kullanmak istedi. 1945'den itibâren Türkiye'de İslâmcılığı körüklemeye başladı.

1951: İlim Yayma Cemiyeti kuruldu. Amerika yanlısı bu dernek hâlen faâliyet göstermekte. Bu derneğin ilk yayınlarından (1953) Amerika (tercümeler nu:2) ABD tarafından yazılan ve Türkçeleştirilen ve ABD'yi öven bir kitaptı. İlim Yayma Cemiyeti ile ilişkili en önemli şahıslardan biri de ABD yanlısı Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dı.

Cevdet Sunay (1960-66 Genel Kurmay Başkanı, 1966-73 Cumhurbaşkanı) şu sözleri sarf ediyor: "Bu lâik okullarda yetişen gençlere memleket idâresi teslim edilemez. Lâik okullara karşı İmam Hatip Okulları'nı bir alternatif olarak görüyoruz. Devletin kilit noktalarına yerleştireceğimiz kişileri İmam Hatip Okulları'nda yetiştireceğiz".

1962: ABD, Küba bunalımı sonrasında Türkiye'deki füzeleri sökerek SSCB karşısında ülkemizi savunmasız bıraktı düşüncesi Türkiye'yi sarstı.

1964-65: Kıbrıs bunalımında Türk ordusunun adaya çıkmasını engelledi.

Türkiye Avrupa ve Rusya'ya yakınlaşmaya başladı. İskenderun Demir Çelik Fabrikası Rus sermayesi ile kurulmaya başlandı.(1969)

1967-1972: ABD destekli yeniden mücadele birliği faâliyet göstermeye başladı. Kurucusu: Aykut Edibali! Üyelerinden bâzıları: Melih Gökçek, Cemil Çiçek, Halil Şıvgın, Ali Müfit Gürtuna, Burhan Özfatura, Taha Akyol.

1967: Şûle Yüksel Şenler, il il Anadolu'yu gezerek, Mehmet Şevket Eygi'nin desteği ve yönlendirmesiyle başörtüsü propagandası yapmaya başladı. Şûle Yüksel Şenler başörtüsünü türban şeklinde bağlamayı öngörüyordu: Bu bağlama şekline "Şûlebaş" denilmeye başlandı.

1969, 16 Şubat: "Kanlı Pazar: Rusya'ya yakınlaşmamız üzerine 6. Filo İstanbul'a geldi ve demirledi. Bugün isimli İslâmî gazeteyi yayımlayan Mehmet Şevket Eygi tarafından yazılan yazı ve örgütlenen gösterilerde kışkırtılan Müslümanlar 6'ncı Filo'ya karşı gösteri yapan milliyetçi gençlerin üzerine saldırtıldı. İstanbul'da büyük olaylar çıktı" (BURADA İŞLER İYİCE KARIŞMIŞ - MKD).

1984: Rusya gücünü kaybetti fakat Avrupa Birliği'nin doğuşu ABD'yi Avrupa'ya karşı İslâmiyet kozunu kullanmaya devam etmeye sevk etti.

1994, 12 Eylül: Siyonist CIA ajanı Henry Kissinger Türkiye'de Özbekler Tekkesi'nin açılışını yapıyor.

1994, 25 Ekim: Türkiye gazetesinde, ABD propagandası "ABD'li kadın askerlerin türban takması dolayısı ile ABD'de inanç özgürlüğü olduğu yalan haberleri yayınlandı".

1999: Merve Kavakçı (ABD vatandaşı milletvekilimiz!) meclise türbanı ile girerek propaganda yaptı. Baş bağlama şekli "şûlebaş'tı.

2005, 23 Mart: Dallas'ta yaşayan Kavakçı BM insan hakları komisyonunda "Türkiye'de dine baskı konusunda propagandasına devam ediyor.

Mevcut Durum: ABD politikası: Güçlü Avrupa'ya karşı ABD'ci Türkiye kontrolünde İslâmiyet.

Hükûmet: ABD yanlısı/İslâmcı.

Cumhurbaşkanı: ABD yanlısı/İslâmcı.

Medya: ABD yanlısı;

Halk: Geçim sıkıntısında (bastırılmış),

Asker: Sindirilmiş.

Gelecek: ABD kontrolünde, AB karşıtı, Yozlaşmış, baskıcı, Hilâfet'i tekrar kurmuş ve Araplar'ı kontrol altına almış bir İkinci Osmanlı Devleti.>>

***

Başka birinin hülâsası:

KESİNLİKLE YOK... BAŞÖRTÜSÜ   SÜMER GELENEĞİDİR!

'Başörtüsü Yahudi geleneğidir'

Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, İslâm dininde başörtüsünün yeri olmadığını ve Kur'ân'da da başörtüsünün farz olduğuna dâir herhangi bir âyetin bulunmadığını ileri sürdü. Doç. Dr. Şahin Filiz, başörtüsünün Yahudilik'te bir gelenek olduğuna dikkat çekerek, Yahudi geleneğinin İslâm'ı etkilediğini iddia etti:

"Dinî temeller bakımından başörtüsü, kesinlikle dinin bir emri, ya da farz ibâdeti değildir. İnançla da ilgili uygulanan bir ibâdet olmadığı hâlde, sanki dinî bir emirmiş ve farzmış gibi yansıtılıyor. Başörtüsü takılmadığı takdirde de, dinî yönden büyük cezaları varmış gibi hareket ediliyor.

Burada, siyasî ve sosyal anlamda çözüme ilişkin kamusal bir dinsellik yaratılmıştır. Normâlde başörtüsü ile ilgili olduğu belirtilen âyetlerde Nur Sûresi 30, 31, 33, Ahzab Sûresi'nin 59'uncu âyetlerinde, sâdece bir tânesinin başörtüsü ile ilgili olduğu iddia ediliyor. O da Araplar'ın, İslâm öncesinde başlarına taktıkları örtünün çeki düzeni ile ilgili bir âyettir. Daha önce Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok bölgeleri açıktı. Hâttâ Kâbe'yi bile çıplak tavaf ederlerdi. Çıplak tavaf etmenin bir fazilet olduğunu düşünürlerdi. Örtünme âyetleri, gerek kadının, gerekse erkeğin her ikisine birden geçerlidir. Temel, kaba avret yerlerinin açık olmasından dolayı toplum içinde hoş karşılanmayan kaba avret yerlerinin (ön ve arkalarını) ve kadınların göğüslerinin örtülmesine yönelik emirlerdir.

Ama son dönemlerde başörtüsü siyasallaştığı için, kamusal bir dinsellik yaratıldığından dolayı, insanın temel örtünmesine ilişkin âyetleri, tamamen başörtüsü simgesinde toplamışlar ve bunun bir farz ve emir olduğu söylenmiştir. 'Başörtüsüne özgürlük ve kadına özgürlük', tamamen siyasî ve sosyolojik bir hâdisedir. Başörtüsünün farz olduğunu kimse iddia edemez.

'KUR'ÂN'DA BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL, HIMAR GEÇİYOR'

Kur'ân'da başörtüsü ifâdesinin yer almadığını savunan Doç. Dr. Şahin Filiz, "Kur'ân-ı Kerîm'de sâdece 'Hımar' kelimesi geçiyor. 'Hımar' kelimesi, normâl bir örtüyü ifâde etmektedir. Başörtüsünü değil. Giysi sıkıntısının çekildiği, hâttâ çıplak ibâdet edildiği dönemde, Kur'ân-ı Kerîm'in söylediği şuydu: 'Nasıl Hz. Âdem ile Havva'nın cennet açıldığında ön ve arkaları açılınca, doğal olarak, kendi yaratılışları icabı örtündülerse, siz de öyle örtünün' demektedir. Yoksa başınızı, saçınızı örtün, örtmediğiniz takdirde yaptığınız haramdır anlamına gelmez dedi.

'KADININ İNSAN OLDUĞUNU HAZMEDEMEDİK'

Kadını, insan diye görmeyen kültürden gelen Müslümanlar, henüz daha İslâm'ın, kadını insan olarak görmesi emrini hazmetmiş değiller. Hâlâ daha akademik seviyede bile câriyeler ve hür kadınlar şeklinde ayrımlar vardır. Hâttâ deniyor ki, "Hür kadınlar örtünür de, câriyeler örtünmez.' Peki, kim bu câriyeler denince, buna cevap yok. Burada başörtüsünün, belirli sınıfa âit hür kadınların bir simgesi olarak gösterilmesi ve başını açanların ise kadın bile sayılmadığı söylemleriyle karşılaşıyoruz.

Hz. Muhammed'in de başörtüsü ile ilgili net bir hadisinin bulunmadığını belirten Filiz, başörtüsü ile ilgili olan rivâyetlerin birbiri arasında çelişki içerdiğini söyledi.

'YAHUDİ GELENEĞİ İSLÂMI ETKİLEDİ'

Başörtüsünün Yahudi geleneği olduğunu da anlatan Doç. Dr. Filiz, Tevrat ve Talmud'da başörtüsü ile ilgili âyetlerin bulunduğunu belirterek şunları söyledi:

"Yahudi geleneğini inceledim. Yahudiler'de, 'Başörtüsüz kadınlar iffetsizdir, namussuzdur. İffet ve namusun korunmasının ölçüsü başörtüsüdür. Baş çirkindir, örtülmesi gerekir. Başörtüsüz hiçbir kadın dışarı çıkmamalıdır' denilmektedir. Yahudi geleneği direkt olarak İslâm'ı etkilemiştir. Yoksa İslâm'da başörtüsü kesinlikle söz konusu değildir. İslâm'da, oruç tutmadığınızda, tutmadığınız orucu ya sonradan tutarak telafi edersiniz, ya da parasını ödersiniz. Başörtüsü, örtemeyenler ile ilgili kesin bir ceza yoktur. 76 tane temel farzdan bahsedilmektedir. Bu 76 farzda kesinlikle başörtüsü geçmemektedir. Kesin bir dini emir diyeceksiniz ve yapmayan hakkında da bunun bir cezası yok diyeceksiniz. Allah ile kul arasında diyeceksiniz. Allah ile kul arasında ise, kamusal alana dinsellik taşınmak isteniyor. Dinsel kanıtlarda dil oyunu yapılıyor.>>

Bir öğreniyoruz ki, bu beyanlarından dolayı Konya Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, Fakülte Öğretim Üyesi İslâm Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz hakkında 'izinsiz olarak il dışına çıktığı ve televizyon kanallarında programlara katıldığı' gerekçesi ile disiplin soruşturması başlatmış! Doç. Dr. Şahin Filiz'in Ankara'da bulunan Avukatı Ali Altay ise, müvekkilinin televizyon kanallarında programlara katılmadan önce Dekanlığa yazılı dilekçe sunduğunu, ancak Dekanlığın dilekçeyi daha sonraki bir tarihte işleme aldığını iddia etmiş.

***

Entellijensiyamız bu muhteşem akademik tartışmalarla meşgûl edilip oyalanırken atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmekte. Millî sermaye bitti, donumuza kadar satıldık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin polislerinin "yoğun güvenlik önlemleri" altında ayrılıkçı partinin sözcüsü Genel Kurmay'a etmediği lâfı bırakmıyor; o polisler ki geçen gün aynı partinin sempatizanlarının kalkışma provasında "şehitler ölmez, vatan asla bölünmez" diye hücum ediyorlardı. Fethullahçı ve diğer Ilımlı İslâmcı kadrolar her yeri ele geçirmekte. THY uçaklarında oyun havaları çalınıyor (yeminle, binin ve görün). Bütün büyük medya kuşatılmış hâlde ve Akşam gazetesinde dahi şûlebaşlı bir köşe yazarı icrâ-i faâliyette.

İncecik kesilmiş bıyık ve şûlebaş birer sembol hâlini almış durumda. Sokaklarda yediden yetmişe şûlebaşlılarla ve kara çarşaflılarla dolmaya başladı. Açlık ve cehâletle perişan edilmiş ahâlimiz her zaman, her yerde ve hep var olan devletlûnun nutuklarını dinliyor ve şaşkın bir şekilde alkışlıyor her ne derse.

Öte yandan bütün kafası çalışan ekonomistler en beter şekilde Türkiye'yi vuracak olan küresel bir krizden bahsediyorlar. Küresel ısınma sebebiyle Türkiye kuruyor, Ankara'ya zehirli çeşme suyu pompalanacak; ne gam!

Çocuklarımızın ve kadınlarımızın beyinleri dedikodu ve kavgayla doldurulmuş sabah ve öğle kuşağı programlarıyla afyonlanmakta. Akşam aşında ne olduğunun hesabını yapamayacak kadar fukara yurdumun insanı hangi başı açık televizyon yıldızının hangi alnı açık kart zamparayla yatıp kalktığını, kimin kimi kimle aldattığını merak ediyor. Cumhurreisi sevmediği YÖK'ün kendisine gönderdiği listede bir adayın karısının başının kapalı olduğu yalanını söylüyor; akabinde aynı kurumun başına atadığı Ordinaryüs Doçent Yusuf Ziya Özcan "şûlebaş da, türban da serbesttir, mahkeme kararları YÖK'ü bağlamaz" diyor! Büyük Türk mütefekkiri ve başı açık kadınlarla yaşadığı aşklarıyla dillere destan olan piyanist Fâzıl Say ise "ben gideceğim" diyor. Biz nereye gideceğiz? Hâl-i pür melâlimizle, dünyâyı şekillendiren hayâsız güçlere karşı direnebilecek miyiz?

Ve. Biz pek mühim bir mes'eleyi tartışıyoruz: Başörtüsü Sümer geleneği midir, Yahudi işi midir diye. Hâlbuki ortalığı kaplıyor karanlık, ışık kayboluyor. Şûlebaşlılar da "First Lady" oluyor. İçime hicran doluyor.

Neslime ve Neslim'e sarılıyorum umutsuzca. Askerimin hâline üzülüyorum ve gene de Allah'tan ümit kesilmez diye kendimi teselli ediyorum.

Allah dedim ya. Cumhuriyet gazetesinin daha çok okunması ve halka yayılması için kurulmuş olan  yazımın başında bahsettiğim  yahoogroups'tan zor kaçtım.

Sebeplerden biri de ne biliyor musunuz?

Atatürk aslında Diyalektik Materyalistmiş ve...

   Allah'a inandığım için de ben profesör değil, ancak müftü olabilirmişim!

      Hay Allah.

        Allah Allah!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 17 Aralık 2007 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Salı, 23 Temmuz 2013

    Yıllar geçti,oyunlar bozuluyor...

    Hocam yıllar önce bu makaleyi yazmışsınız, şimdi bu günlere geldik, görüyoruz ki Amerikan mamûlleri biraz ötemizde nasıl da paldır küldür devriliyor, burada çatırdama hâlinde ve balon karizmalar patladı, uşaklar zor durumda... :) Dünya tekrar çok kutuplu olmaya gidiyor, bu günlerin gelmesinde Rusya'nın sağlam çıkması çok tesirli oldu, yıllar geçti ve bugünlere gelindi, bir kaç yıl öncesinde ben de karamsardım ama ışığımız hiç sönmemişti, bu kirli Ali Cengiz oyunları çok uzun sürmez diyorduk, insanın içinde doğal bir idrak mekanizması var ve gerçekten yanılmıyor yanılmadık...Deyim yerinde ise köprünün altından çok sular aktı, her şey çok değişti...

    Uzun sözün kısası, her şey doğaya tâbi, su akıyor yatağını buluyor ve doğaya aykırı olan, görünüşü şatafatlı, hormonlu ucûbe mamûller onları tasarlayıp imâl eden fabrika ile beraber çöküyorlar, bunu gördük ya, bu dünyada sâdece umut ölümsüz bunu idrak ettim. Diyalektik sen ne güzel şeysin, insanlar plân yapar, Tanrı gülermiş (plân yapmıyor gülüyor sâdece, plân entrika sinsi Âdemoğlu'nun işi, Tanrı'yı kendi hamurlarından sanmışlar) :) diyalektik bu olsa gerek... Tanrı gülerken bunun yansımalarını görüyoruz şu günlerde, insan da bunu izlerken gülümsüyor, içimizdeki umut haklı çıktı, bir doğa yasasını idrak ettim artık gözüm açık gitmez vaktim gelince...

    Huzurluyum artık, yeni makalelerinizin bekleyicisi bu güzel mekânın meraklı takipçisiyim, fikrinize kaleminize ve klavyenize sağlık.

    Saygı ve sevgilerimle hocam, iyi akşamlar...

    MKD: Şükranlarımı sunuyorum, bilmukabele...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017