Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TÜRKİYE ve ÜNİVERSİTE NASIL DEJENERE EDİLDİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2476 kez okundu
  • 4 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Evrensel adam yetiştiren eğitim ve öğretim yuvaları olması için kurulan yerlerdir üniversiteler.

Yâni adam gibi adamların tahsil, terbiye, görgü ve farkındalık seviyelerinin arttırılması, içgörülerinin pekiştirilmesi için kurulmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’ndeki üniversiteleri Medrese veya Külliye olmaktan kurtaranlar da Nazi zulmünden kaçıp buralara sığınan Yahudi âlimlerdir.

Başlarda sayıları beş on taneydi ve kullanılan lisan hâlis Türkçe idi.

Girmek de pek zordu, atılmak da an mes’elesiydi.

Adam kayırma, intihâl, kopya çekme filân akla gelmezdi, getirilemezdi.

Derken kasabalara, köylere, mezralara külliyeler kondurulur oldu.

Gecekondu üniversiteler her yeri doldurdu.

Meselâ Beykent’te “16 kişi alacaksın” diye yola çıkıldı, Doğuş Üniversitesi’yle izdivaç vuku buldu ve kantite, kaliteyi boğdu.

Sokaktan geçeni içeri attılar âdeta ve kimliksiz, haysiyeti çok sorgulanır, ne alıp verildiği anlaşılmaz bir kaos yaratıldı.

Psikoloji ile psikiyatri kardeş bilim dallarıdır; hele klinik psikoloji ile klinik psikiyatride hayatın ta kendisi paylaşılır, öğretilir.

Örnekler de en açık seçik şekilde verilir.

Çok eskilere gerek yok; Ayhan Hoca’nın, Bakırköy’ün ve Ankara Tıbbın kurucularının kitaplarını okuyun (Ayhan Hoca’nın kitabı da dünyanın ilk nörobilim temel kitabıdır)…

Bir puştun öbürüne nasıl yaklaşıp neyi nasıl yaladığını kıraat edin.

Adlî Tıp Enstitüsü’nde 2 sene Cinsel Sapmalar dersi verdim ama Kent TV’de kendi hazırlayıp sunduğum “Terapi” programında (sonradan Şafak Pavey’le “Parola Şafak” olarak devam etti beş sene kadar) enstitüyle kurumu karıştırdım diye Sevil Hanım beni kapının önüne koydu. Huyudur zâten, kendisinden daha parlak birisi oldu mu derhâl set çeker; CNN-Türk’teki programında da aynı şeyi yaptı.

Hipnozdan hiç anlamayan ama dünyanın en dürüst adamı olan, şu güzel mavi planetteki ilk psikofarmakoloji kitabının müellifi olan Özcan Köknel’i ekrana çıkardı.

***

İlk ihânet Amerikanca ile başlandı.

Çünkü ilâhlar öyle istiyordu ve hepimiz Amerikalaşacaktık, Anglosakson olacaktık!

Yetmedi, Fransızca ve Almanca eklendi.

Frankofon da olduk.

Ne kadar müstevli ve sömürgen, kemirgen, vampir varsa tepemize tersinden asıldı.

Tulûatın Efendisi vefat etti, komplo teorisyeni Tontoncu ile aynı günde (derhâl “zehirlediler” diye tutturdu ailesi tabii ve gâyet tabiî) ve durum vaziyetine bir bakalım:

Arapça, Farşça, Kürtçe (Kırmançça) ve Allah bilir daha Nece yolda…

Bu ahvâl ve şerâitte kalkıp benim aleyhimde 56 tâne mi ne “şikâyet dilekçesi” vermişler: Argo ve cinsel muhtevalı konuşmak, özel hayatından bahsetmekmiş kabahatim.

Neyim ben?

İlkokul belletmeni mi yoksa özel eğitim uzmanı mı?

Başbakan iyice frenlerinden boşaldı, “ulan” diye herkesi haşlıyor.

Kerem bunun yüzde birini söyleyince neredeyse “sapık” ilân ediliyor.

Pek Muhterem Rektörümüz telefon edip “siz en iyisi ya istifa edin ya da ücretsiz izin dilekçenizi imzalayın” diyor.

Dayanamayıp “acaba bugüne kadar ödediğiniz birkaç aylık 2534 TL’yi de geri iâde edeyim mi” diye suâl eyleyince, mahcup olup Neslim’in maaşını 2000 TL’ye çıkararak jest yapıyor.

Marmaray’a sakın binmeyin, su akıtmaya başladı; yakında göçecek.

Aynen Turkey gibi.

Geyik yapıyormuşum ama Amerika’daki polis geyiği tabancayla kafasından vurup öldürüyor.

Yeni öğretim üyelerine yol açayım efendim, bundan böyle müstafiyim.

İlk fırsatta, orası da gümbür gümbür denize dökülmeden önce, Cerrahpaşa Psikiyatri’de bir vizit yapacağım.

Ne yâni, çarparlar mı yoksa kovarlar mı?

Bâri son bir kere hocalık yapayım.

Unutmadan…

Aslında ben çok ağır cezalık suçlar işledim:

TED Anakara Koleji Orta 2’deyken kırmızı bir kaleidoskopik kalemle tuvalette porno resmine bakarken yakalanıp, arkadaşlarımı ele vermemek için “susma hakkımı kullandığımda”, “tekdir” cezasına çarptırılmış, iyi hâlden dolayı affedilmiştim.

Birincisi 25 sene önce mi ne yapılmış olan Cerrahpaşa Şizofreni Günleri’nin ikincisini düzenlediğimde, Kemâl Bey’den izin almak için koştururken derse giremediğim için beni şikâyet eden İngilizce Tıp Talebeleri sayesinde de “uyarı” cezası almıştım.

Büyük ümitlerle 22 sene önce girdiğim masonlukta da henüz bir ceza almadım ama ağzımı açmama izin verilmiyor.

Gerek hâricî âlemde gerekse içeride gerekçe aynı: Fazla şey bilmem ve çok konuşmam, yâni deli olmam.

Liyakatle lâyık olmak için lâik kalmaya namusun ve şerefim üzerine and içerim.

Ne Mutlu Manik Depresifim Diyene!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar – 20 Kasım 2013 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    M.Serkan Cumartesi, 23 Kasım 2013

    Kızınca olmuyor...

    Saygıdeğer hocam.

    Kızınca kontrolünüzü kaybediyorsunuz. En önem verdiğiniz ve muhatabınızı istiskal etmek için kullandığınız Türkçe bilginizi yerlerde süründürüyorsunuz.

    Yazdıklarınızdan bir alıntı.

    " Dayanamayıp “acaba bugüne kadar ödediğiniz birkaç aylık 2534 TL’yi de geri iâde edeyim mi” diye suâl eyleyince, mahcup olup Neslim’in maaşını 2000 TL’ye çıkararak jest yapıyor. "

    Ne demek " geri iade" etmek.

    Yakışmıyor mu hocam?..
    M.Serkan

  • Misafir
    Haşmet Babaloğlu Cumartesi, 23 Kasım 2013

    Sizin ruhunuz su sızdırıyor olmasın?

    Marmaray’a sakın binmeyin, su akıtmaya başladı; yakında göçecek.

    "Marmaray su sızdırıyormuş!" Blogunda yazdı bunu.
    Oysa ortalığı kavuran dolu konu vardı. Dershane tartışması, Başbakan'ın Kürdistan ismini telaffuzu, vd...
    Beni görünce o konuları açar sanmıştım fakat tuhaf bir sesle tekrarlamayı seçti: "Duymadın mı? Tünel su sızdırmaya başlamış!" Döndüm baktım.
    Kıs kıs gülüşünü saklamaya çalışan bir tedirginlik pozu takındı hemen.
    Saklamaya çalışıyordu, çünkü bu duygu hali ne yaşına başına yakışıyordu, ne de tanıdığım insancıl karakterine!
    "Nasıl oluyor da, senin gibi biri böyle söylentilere prim veriyor; hem durum buysa samimiyetle üzülmen gerekmez mi?" dedim. Gözlerini kaçırıp susmayı tercih etti.
    Çünkü "prim vermek"ten çok daha beter bir noktadaydı. Hırs ve hınçla bu olumsuz söylentilerden hiç değilse birinin doğru çıkmasını bekliyordu.
    En beteri de bu "düşmüş" ruh halini siyasal açıdan "muhaliflik" sananlardan biri olup çıkmıştı.
    ***

    Sanırım Marmaray sembolik bir değer de kazandı! Kolayca avm'ler, TOKİ konutları, 3. Köprü gibi demode fakat kategorik bir eleştiri ve horlamanın nesnesi olamayacak kadar güçlü ve her kesim için hizmet niteliği yüksek bir yapı Marmaray.
    Eh, nihayetinde sırf bağcı dövmek uğruna Başbakan'ın eviyle AK Parti genel merkezi arasına çekilmiş bir tüp geçit olduğu iddia edilecek değil ya!
    İşte bu yüzden korkunç bir haset ve hıncın odağı haline geldi.
    Peki bu üzerinde durulmaya değer bir tutum mu?
    Bir açıdan, değmez!
    Diyebilirsiniz ki, kervan yürür ve nihayetinde bu "kafa"nın nüfuz sahası gitgide küçülür. Doğru!
    ***

    Fakat bir de kötücül bakış ve niyetlerin sıradanlaştırılması gerçeği var.
    İnsan bu hale giren eşe dosta üzülmesin de kime üzülsün!
    Düşünebiliyor musunuz; Marmaray için içinden kıyamet dilekleri tutan on binlerce insan...
    Hafife alınabilir bir şey mi?
    Bir virüs gibi bulaşıp çürütüyor üstelik.
    Max Scheler hınç duygusunu bastırılmış olanın sürekli su yüzüne çıkma isteğinin "bilincin zehirlemesi" olarak tarif ediyordu.
    Bana da sorarsanız, Marmaray'ın duvarları değil, bir kesimin ruhu sızdırıyor.
    Ne mi sızdırıyor? Söyleyeyim: Zehir!
    Merak ediyorum...
    Onları omuzlarından tutup sarsarak kendine getirecek bir "büyükleri" yok mu?
    "Bu kötücüllük ve alçaklık muhalif düşünce ve eylem üretemez" diyecek yeni bir siyasi liderlik ihtimali hiç mi yok?
    Ruhunuz su sızdırıyor. Sistemden gelen rüyalar gözünüzü kör etmiş anlaşılan...
    Haşmet

  • Misafir
    Haşim Usta. Salı, 03 Aralık 2013

    Marmaray su sızdırınca.

    Marmaray'daki su sızıntısı iddiaları üzerine derhal olay yerine intikal eden ilk tesisatçı ekibi, yaptığı incelemelerin ardından çarpıcı açıklamalarda bulundu. 18 yıllık deneyimli usta Haşim Ahmet Edinli (42) sızıntının geldiği düşünülen Kuzey Segment'teki ıslaklığın normal ölçülerde olmadığını belirtirken, ''Valla kırmadan bir şey söylemek doğru olmaz ama tesisatın tamamen yenilenmesi gerekebilir. Yoksa ileride çok daha büyük masraf çıkartır bu, benden söylemesi..'' sözleriyle de yetkilileri uyardı.

    Marmaray’daki su sızıntısı iddiasının yerinde incelenmesi ve gerekli hallerde ilk müdahalenin yapılması için yetkililer tarafından göreve çağırılan Sirkeci esnafının tecrübeli ismi Haşim Usta ve çırağı Samet Ortanca akşam saatlerinde olay yerine ulaştı.

    İlk olarak Kuzey Segment’e gelerek işe koyulan Haşim Usta, kendisinin çağırılmasıyla ilgili olarak kamuoyunda dile getirilen “Böyle normal ustayla mı çözülecek bu iş?” tedirginliğinin yersiz olduğunu belirtti. Deneyimli tesisatçı “Yav hiç olur mu öyle şey, ben de Sirkeci’deyim Marmaray da Sirkeci’de. Komşuyuz nihayetinde. Esnaflıkta komşuya kötü iş yapılmaz... Şimdi her olayda tutup elin Japon’unu mu çağıracaklar? Belli ki bir conta falan gevşedi, nedir yani, sıkarız olur biter” diyerek çevresine güven telkin etti.

    "Piyasada adam gibi iş yapan kalmadı"

    İlk incelemesinde ufak bir su sızıntısının varlığını tespit eden Haşim Edinli, “Bak, bak elimle şöyle gezdirince na şurada bombe var görüyo musun” sözlerinin ardından işaret ettiği bölgeyi Hilti ile kırmaya çalışırken yetkililer tarafından son anda durduruldu. ''Yani tabii mal sizin, siz bilirsiniz ama sızıntı içeriden, kırmak gerek'' diyen deneyimli usta, suyun geldiği bölgeye silikon sıkarak ilk müdahalesini gerçekleştirdi.

    İşi gereği bu tip durumlarla çok sık karşılaştığını ve kimsenin panik yapmaması gerektiğini vurgulayan Haşim Edinli, çırağına ''Oğlum mal mal bakma da git şu su saatini kapat'' şeklinde seslenirken, elindeki ingiliz anahtarıyla birlikte açıklamalarına şöyle devam etti:

    ''Piyasada adam gibi iş yapan esnaf kalmadı... Aha buyur işte, kim sıkmışsa bunu düşman gibi sıkmış mübarek... Bunu az sıkıp bırakacaksın, yoksa contası aşınır.. Hah.. Alın, kendiniz bakın... Conta diye bir şey kalmamış... Yok yok... Bunu ana vanadan kapamak lazım aslında... Boğazın Karadeniz tarafını tıkayabilecek tülbent mülbent gibi bişiler var mı? Oğlumm! Samet! Koş bi bak evladım...''

    Tesisat teflon şeritle sağlamlaştırıldı

    Kamuoyunun endişelerini gidermek adına tesisata ekstradan teflon şerit sardığını da belirten Haşim Usta, ''Yani tabii bu şekilde bir süre idare eder de aslında buraya komple fayans kaplamak lazım... Öyle daha uzun ömürlü olur, hem sizin de kafanız rahat eder... Ama tabii biraz masraflı o iş... Neyse karar sizin'' derken, kendilerinin aynı zamanda fayans işi de yaptığını, düşünürsek bir kolaylık göstereceğini de sözlerine ekledi.

    Alet çantasını topladığı sırada 13-14'lük anahtarı yukarıda unuttuğu anlaşılan çırağına da çıkışan Haşim Usta, ''50 defa dedim şu takım çantasını adam gibi topla, alet senin namusun diye ama yok.. Aklı bir karış havada'' sözlerinin ardından minik yardımcısını tokatlaya tokatlaya Üsküdar yönüne hareket eden tren vagona doğru yol aldı

  • Misafir
    Hakkı Vardır. Perşembe, 26 Aralık 2013

    anladık biz onu

    Biraderleriniz kulağınıza fısıldıyor, siz de burada faş ediyorsunuz. Anladık, anladık. Aynen 09.11.2001 olaynda olduğu gibi aylarca önce çok önemli bir şey olacak propagandası yapılmıştı.

    Aynen bu olayda olduğu gibi siz de, biraderlerinizin emrini yerine getirerek "Marmaray su sızdırıyor" propagandası yapıyorsunuz. Atatürk, Türk Milleti diyen ve bunlar için üzülen şahsınızın bu üzüntülerinin gerçek olmadığını düşünüyorum.

    " Bunun, "İstanbul seçmeninin anlamlı bir kısmını AKP'den soğutacak" bir eylem olması gerekir. Emre Aköz, "gurur duyulan bazı eserlerin patlayıp çatladığını düşünün" diyor... Benim aklıma hemen Marmaray geliyor.

    "Binmem bunların yaptığı trene" diyecek kadar sapıtan gözüdönmüşler vardı. Bunu kitlelere de söyletmenin yolu nedir? Sabotaj tabii.

    Marmaray'da bir çatlak, bir sızıntı, "yüzergezer oyları" AKP'den kaçırır mı?
    Yoksa bu karanlık güçler, sırf başbakana vurmak adına binlerce insanın hayatını çöpe atacak kadar ileri giderler mi?

    Darbe yapılabilmesi için beş bin kişinin ölümüne yol açanlar, bu hükümetin düşmesi için de birkaç bin kişiyi niçin ölüme göndermesinler? Olur mu olur!

    Bunun ötesinde köprünün ayağına bomba da koyarlar, cami inşaatını da çökertirler, uçak da kaçırırlar, herşey mümkündür. "

    Ha gayret "Marmaray su sızdırıyor ", propagandasına devam...
    Hakkı Vardır.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017