Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TÜRKİYE'Yİ SEYREDİYORUM GÖZLERİM FALTAŞI KIVAMINDA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2837 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Yâhu, biz ne müstesna bir ülkeyiz. Bu memlekette güler misin, ağlar mısın, hoplayıp zıplar mısın. Ne gözle bakarsan öyle göreceğin tuhaflıklar dâima olmuştur ve sanırım ki olmaya da devam edecek.

Yakında seçim var. Öyle bir seçim ki, seçecek miyiz (election) yoksa seçtirilecek miyiz (selection) belli değil. Necip milletimiz ilim adamı olması için üniversiteye sokacağı veledinin kazanmasını garantilemek için tekkelere, türbelere çaput bağlıyor. Oy kullanacakların cehâlet ve sefâlet seviyesi o kadar düşük ki, afiş cesâmetindeki seçim varakasına da ip ve çaput bağlanarak seçmenin kimi seçeceğini anlamasının sağlanması filân düşünülüyor!

Bu kafayla oy vereceklerle müsbet ilim için ömür harcamış olanlar aynı kefede; gel de Eflâtun'un Filozof Kralları'na perestiş etme! İktidar partisi varoş seçmenlerine rüşvet olarak alenen kömür, yağ, bal filân dağıtıyor ve nasıl gittikçe fakir oğlu fakir hâle geldiğini idrakten uzak başörtülü bacım "bize çok yardım ettiler, oylarımız AKP'ye" diyor.

Liderlerin hepsi bir âlem!

Kendi yorumlarımı koyu renkle aralara kattım. Bir hususu peşinen belirtmek istiyorum. Hem İmam Hatip menşei, hem zekâsı, hem de Türkçe'ye hâkimiyeti ile Recep Tayip Erdoğan hitabeti iyi ve karizmatik olan tek lider. Sâhici kabadayı, külhanbeyi tavrı Beyaz Türkler'i çok rahatsız etse de, ezici oy çoğunluğuna sâhip olan orta ve alt sınıf buna bayılıyor. Baykal onun gibi yapmaya kalkınca sırıtıyor, kendi olduğunda da hemen her kelimeden sonra "ııhh, uhhh, ahhh gibi garip sesler çıkararak insanı "bayıyor. Bahçeli'yi dinlerken ve seyrederken ise koltuğunuzda küçülüyorsunuz; "acaba ne zaman televizyondan fırlayıp bizi dövecek diye ürküyorsunuz! Yaşar Nuri her zamanki Yaşar Nuri de, sorun da burada zâten. Din konularında konuşurkenki mübalâğalı iddialı tavrını politikada da sürdürünce sırıtıyor.

***

SAADET PARTİSİ 

Bu partinin bir genel başkanı var, adı Recai Kutan. Ufak tefek ve sevimli yüzlü bu zât-ı muhteremi pek kimseler tanımayabilir, onun için simâsını bir arz edeyim (biri san'atkârane, öbürü atraktif yâni seçim pozu):

Bu partinin web mekânına giriyorsunuz (http://www.sp.org.tr/), karşınıza Türkiye tarihinin en muhterem, muhteşem ve nev-i şahsına münhasır lideri çıkıyor: Din iman deyip tokatladığı trilyonlar sebebiyle "şahsa özel kanunla hapis cezasını evinde çekmekte olan Necmettin Erbakan seçimlerde aday olmak için müracaat etti ve reddedildi. Yoksa milletvekilliğini evden mi yapacaktı? Gene, bu zat Saadet Partisi mitinglerinde konuşuyor. Eh, evinden çıkamaması gerektiğine göre, oralara ya "tıpkısının aynısı bir dublör gidiyor, ya da birkaç Necmettin Erbakan var! Assosiyatif Kimlik Çokluğu mu, nedir Allah İslâm aşkına?

Fakıyr, zekâ kıtlığından mütevellit, hâlâ AKP ile bunların arasındaki farkı fark edememek kadar farkındalıktan bigâne!

***

GENÇ PARTİ

"Dr. Oetker Doçent" Olacak gibilerinden sloganlarla bizi sevinçlere gark eden ultra-milliyetçi millî ümidimiz Cem Uzan'ın kurduğu Genç Parti'nin İstanbul'dan birinci sıradan milletvekili adayı olan büyük Türkçü ve Türkücü Abraham Sweetvoice demiş ki: Kadın bakanı olmak isterim.

Abraham Sweetvoice, siyaset macerasını AKŞAM'a anlatırken, ilk kere röportaj sırasında öğrendiği Kadın ve Âileden Sorumlu Devlet Bakanlığı için "Kadın Bakanlığı mı var? Tam bana göre. Ooo beni versinler. Beni versinler. O zaman görsünler nasıl davranılır. Yâni adımız çıkmış ama ben iyi bir âile babasıyım" demiş. Mahkemelerin "gözü mosmor kadınlarla dolu olduğunu söylemiş" ve eklemiş: "Yâni sesle sâdece hizmet olmuyor (aslında "sâdece sesle hizmet olmuyor" demesi lâzım ama ne yapsın, olacak o kadar)". Bir de kulağı, yürekleri doldurduktan sonra cebi boş olan karnı aç olanın, cebini doldurmak, karnını doyurmak için. Bu düşünceyle yola çıktık demiş (cümleyi anlamak için tekrar tekrar okumayın, boş verin). Abraham Sweetvoice, Genç Parti'den aday olma kararını, aday listelerinin açıklanmasına bir saat kala verdiğini belirtmiş ve "30 senedir biriktirdiğim sevgiyi sâdece Urfa'ya gömmek istemedim" diye ilâve etmiş. Ah, bu "Urfa'ya gömmek lâfının" bir psikiyatr olarak bana tedâi ettirdiklerini bir yazabilsem. Etik kurallarımız ellerimi bağlıyor. Hâlbuki araştırmacı gazeteci olsa idim, ismini vermek istemeyen bir uzman görüşü olarak "bir mağarasında doğduğunu ve çok ezildiğini kendisinin anlattığı şehirden de, oranın temsil ettiği değerlerden de intikamını alıyor. Ayrıca âidiyet ve mensubiyet açısından da kafası karışık. Kendiliği sarsılmış. Bir gidip Peşmerge'ye türkü çığırıyor, bir kalkıp Türk Milleti'ne övgüler söylüyor. Eh, tabii, Kürdistan'da buradaki şâşaa ve zenginlik, kalite, züppelik nerede? Bunların teşekkülü için en az 30 sene lâzım. Yâni, bir câmi duvarında, bir kilise avlusunda" filân derdim.

Abraham Sweetvoice, GP'ye ilişkin olarak da, "GP bana göre. İdeolojisi tam bana göre olduğu için. Ne sağda ne solda merkezde, ortada bir yerde olduğu için, ben de san'atçı olduğum için bunu seçtim. Bir gün içinde karar verdim. Hâttâ bir saat kala" diye konuşmuş. GP'ye geçtiği için para aldığı iddialarını da cevaplayarak "Çooook.. Sıfır elde var sıfır. Bugüne kadar İbrahim Tatlıses'i kimse satın alamadı. GP de satın alamaz. Bu karakterde bir parti değil" de demiş. Şu partinin karakterinin ve suyunun kaynağının ne olduğunu bir anlasak! Uzan'ın "Mazot 1 YTL olacak, ÖSS kalkacak" gibi sloganları için de "Kesinlikle bunlar doğru. Cem Uzan verdiği sözleri tutmazsa yakasına ilk ben yapışırım" diyen Tatlıses (Sayın Cem Uzan, aman dikkat! Sizinle dünya baş edemedi ama Sweetvoice yakanıza bir yapışırsa mahvolursunuz, dostâne bir ikaz bu; ayrıca, Sweetvoice sizi sollayıp daha popülerleşip başkan da olabilir, ipuçları aşağıda) şöyle devam etmiş "Bu sözler senet gibidir. Yarın bir seçmen bu ilanı gösterip demez mi ki, 'Sen bunu bizi kandırmak için mi verdin?' Vurmaz mı yüzümüze? Ben halkımdan tokat yemeyi hiç sevmem. Halkın tokadı çok kötü olur. Seni alaşağı eder şaşırırsın. Bu müzikte de böyledir, siyasette de. Sözler yerine gelmezse, direkt Cem Uzan'ın yakasına ben yapışacağım. Ve ilk istifayı da ben vereceğim".

Üstâd, ekonomiye dâir mühim görüşlerini şöyle açıklamış: "Ülkemin kalkınması için zenginler, 3 sene devlete çalışacak. Bunu Başbakan, Cumhurbaşkanı zenginden isteyecek. Ben de uçağımı vereceğim, vermezsem şerefsizim. 3 milyon Dolar eder. çak, 2 bin kişiyi rahatlatır. 300 milyon Dolarım yok, olsa 100 milyonunu isteseler, vermezsem namussuzum. Bütün önemli zenginleri çağıracaksın. 'Bizim sırtımızda bir kambur var kardeşim. Bizim borcumuz var. 15 milyar Dolar gibi bir şey herhalde. Bu borcumuzu üstümüzden atmamız lâzım' diyeceksin. Hepsi elini taşın altına koyar. Bir şey olmuyor sinirlerim bozuluyor. Sonra da bana neden siyaset diyorlar. Biz adam gibi adamız".

Yâni bunlar saçmalıkmış, sakın inanmayın (Sweetvoice'in ekonomi programıyla Allah'ın izniyle yakında ABG önümüzde dize gelir).

Ve en mühim, tarihe geçecek şu lâfları eklemiş: "Şu anda Urfa'da üniversite var ama Oxford yok. Gücümüz yetse, Oxford'u Türkiye'de yaparız ama şeklini bilmiyoruz. 100 dönüm yer mi lazımdır, 200 dönüm yer mi lazımdır, yataklı mıdır değil midir? Bunları bilmek lâzımdır. Bir kere görmek fırsatım olan Şanlı Urfa'nın meşhur Aynzeliha Ve Halil-Ür Rahman Gölleri (kısaca Balıklı Göller) şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamber'in ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen, kutsal âddedilen balıkları ve çevrelerindeki tarihî eserler ile en çok ziyaretçi çeken yerleridir". Temâşanız için:

Tabii, bu Genç Parti'nin tek misyonunun CHP ve MHP'ye yönelebilecek kararsızları cezp ederek merkezi bölmek olduğunu, bunun mukabelesi olarak da babasının ve birâderinin üzerine fazla gidilmediği vâkıası görebilen her göz için bir "billboard.

***

HALKIN YÜKSELİŞİ PARTİSİ (HYP veya YNP)

Hırçın Karadenizli mizacı, her konuda her şeyi bilmesi izlenimi ile tebârüz eden Yaşar Nuri Öztürk'ün geçmişini yakinen ve çok iyi bilirim. Bunu ayrıca yazacağım ama şu kadarını söyleyeyim: Vefâsı yoktur!

Bu partinin bir Bilgeler Kurulu var, biliyor muydunuz? Kâmran İnan, Talat Saral, Prof. Dr. Fevzi Demir, Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Prof. Dr. Sefer Aycan, Prof. Şeminur Topal, Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, Doç. Serdar Öztürk'ten müteşekkilmiş. İnanmayan web mekânına baksın.

Peki, ne vaat ediyor, müşahhas olarak ne yapacak ve ne kadar rey alabilecek bu parti? İlk iki suâlin cevabı son derecede muğlâk ama bu partinin ismi bence YAŞAR NURİ PARTİSİ (YNP) olarak değiştirilmeli. En absürt şeyi savunarak ortaya çıksanız dahi mutlaka size teveccüh edenler çıkar; yâni seçimlerde tabii ki oylar gelecek, ama yüzde kaç? Aslında bunun hiç önemi yok, hem de hiç. Mühim olan YNP. Sebebi aşağıda, sabırlı olun lûtfen.

***

BASKIN ORAN

Tek başına SOL olduğunu söyleyen bu muhteşem şahsiyet kendi web mekânında şöyle tanıtılıyor: Prof. Dr. Baskın Oran 1945 İzmir doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (Mülkiye) 1968'de bitirdi. 1969'da aynı fakültede asistan oldu. 12 Mart 1971 darbesi sırasında okuldan uzaklaştırıldı ve Danıştay kararıyla 1972'de geri döndü. 1974'te doktorasını bitirdi. 12 Eylül 1980 darbesi sırasında Kasım 1982'de yardımcı doçentken YÖK kararıyla görevine son verildi. Temmuz 1983'te İdare Mahkemesi tarafından görevine iade edildi. Göreve döndüğü gün 1402'le Sıkıyönetim tarafından görevinden tekrar atıldı. Ankara'da sıkıyönetim sona erdikten sonra önce İdare Mahkemesinin, sonra Danıştay'ın kararıyla Ekim 1990'da SBF'deki görevine iade edildi. 1991'de doçent, 1997'de Uluslararası İlişkiler profesörü oldu. Ağustos 2006'da emekli oldu. Milliyetçilik, Azınlıklar, Türk Dış Politikası, Din-Devlet İlişkileri üzerine çalışıyor. Agos ve Radikal İki'de haftalık yazılar yazıyor. 70 kadar bilimsel makalesi ve şu kitapları yayınlandı: o Azgelişmiş Ülke Milliyetçiliği - Kara Afrika Modeli.

o Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu
o Atatürk Milliyetçiliği - Resmî İdeoloji Dışı Bir İnceleme
o Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları (iki cilt)
o Nerde O Eski Mapushaneler
o Devlet Devlete Karşı
o Kalkık Horoz - Çekiç Güç ve Kürt Devleti
o Yunanistan'ın Lozan İhlalleri
o Küreselleşme ve Azınlıklar
o Türk Dış Politikası (editör, iki cilt)
o Dalavera Memet'in Bodrum Tarihi
o Enişte Gözüyle Bodrum
o Türkiye'de Azınlıklar


Televizyonda karşısına çıkanlara sürekli tepeden bakan, aşağılayan, nerede hemcinssel, tranvestist (bâzıları buna travesti diyor, ne demekse), sapkın grup varsa onların toplantılarına iştirak eden, hayat hikâyesi (pardon, yaşamöyküsü) ile rûhunun anarşist olduğu belli olan, her şeye muhalif olmayı şiâr edinmiş, fevk-ül beşer hocamızın cemâl ve hayatından fotografik örnekler - bu anarşizm web mekânında da belli oluyor. Bkz: http://www.baskinoran.net/public/default.aspx. ve en azından hoş zaman geçiriniz.
 
Epey düşündükten sonra vardığım karar şu: Baskın Oran bir Beyaz Türk (İzmirli, züppe, kentsoylu ve alenen solcu), Yaşar Nuri Öztürk ise Zenci Türk (Karadeniz'in köyünden, imamlık kökenli, o da megaloman ve ne kadar gizlese de sağcı). Biri parti kurup başında olmaktan büyük haz duyuyor, öbürü zâten eylemle geçmiş bir ömürden sonra "free takılıyor. Tabii ki, eğer seçimler sâlimen yapılır da hayata gelebilirse, yeni TBMM'yi bu iki renkli şahsiyetin gene rengârenk kapışmaları bekliyor; hele biir de Cem Uzan girerse. Haydi, bre Efeler!
***

MHP, Türk - İslâm Sentezi imkânsızlıklarıyla hipnotize edilen iyi niyetli Anadolu çocukları önce 16 Ekim 1958'de Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Türkiye Köylü Partisi'nin birleşmesiyle kurulan CKMP'nin (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) saflarında birleştiler. Partinin ilk başkanlığına Osman Bölükbaşı seçildi ve 1961 genel seçimlerinde %14 oy alarak CHP ve AP'den sonra üçüncü parti oldu. 1962'de Bölükbaşı küstü ve istifa ederek partiden ayrıldı. Parti, 1969'da Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adını aldı. Sonunda adı da, soyadı da uyduruk Alparslan Türkeş tarafından Atatürk'ün düşlediği muâsır milliyetçiğin canına okuyup seviyesiz, sekter bir gruba dönüştürüldüler. Bununla ilgili hâtıra ve tesbitlerimi diğer yazılarımda bulabilirsiniz. Türkeş'e senelerce tahammül eden Devlet Bahçeli partinin çehresini epey değiştirdi. Beyaz çorapları yasakladı, "ter kokmayın, kavga etmeyin, önce okuyup adam olun" dedi. Bunlar güzel haberlerdi. Hele emperyalizmin dalga dalga üzerimize çullandığı, büyük medyanın tamamen gaflet veya ihânet içerisinde olduğu bir dönemde sağdaki, hâttâ merkez soldaki umut hâline geldi (çünkü CHP'nin alt yapısı, genç potansiyeli filân yok. Adı Halk Partisi ama halktan kopuk ve seçkinci, jakoben). Geldi de. Şu anda bir taraftarının kurdurduğu ATA TV'de kendisini seyrediyorum. Hiç de aşağıdaki resimdeki gibi sevimli değil. Sürekli olarak bağırıp tehdit ediyor, hemen her şeyi kâğıtlardan okuyor. Bağırıp tehdit edeceği cümleleri dahi önce okuyup sonra söylüyor! Yanındakilerin hepsi sultada. Tamam, bizim millet erkek adamdan hoşlanır ama bu kadar saldırganlık, bu kadar sertlik partinin üzerine sinmiş olan FAŞİST damgasını ancak pekiştirir. Özellikle de büyük şehirlerdeki sempati duymaya meyyal kararsızları ürkütür, kaçırır. Şahsen günahım kadar sevmediğim Recep Tayip Erdoğan'ın karizması ve entrensek sempatikliğinden mahrum

Eh, vermeyince Mâbud, neylesin Mahmud!

***

CHP

Bu efendi şehir çocuğuyla bu gemi yürümez, yürümüyor. Hele gırtlak temizlemeleri, yazının başında belirttiğim garip sesleri ile hitâbeti sıfır. Bu partinin neresi sol bilemiyorum, kafası çalışan kimseler de bilemiyor. Sosyalist Enternasyonal'den de attılar atacaklar.

Bu Sosyalist Enternasyonal de bir âlem teşkilât. Yâni Marksist olan ama komünist olmayan beynelmilellik! O kadar komik hâldeler ki, esas şiârlarını çoktan bırakıp (çünkü ihtiyaç kalmadı) çevrecilikle, etnisite kaşıyıcılığıyla filân uğraşıyorlar.

***
DYP yâni AP yâni DP yâni ne?

Türkiye'nin en bir "ombdusmanı", her devrin adamı ve Adalet Partisi'nin ebedî başkanı Süleyman Demirel'in dahi desteklemediği bu partinin esas amacı nedir belli değil. Eski DP rûhu ise, o çoktan uçtu gitti.

Eski DP şu sloganla Türkiye'yi mecnun etmişti:

İyi de, şimdi zâten her şey ABG'nin elindeki iplerle döndüğüne göre, haklı olarak pek çok kişi "bunlar Fethullahçılık'ın yeni uzantısı mı" diye soruyor. Onlar da bütün söylemleri ve sözleriyle sanki bunu teyit ediyorlar! Neyse, fazla politik tahlile girmeyeyim ama ne ezelî ombdusmanın keskin zekâsı, espri gücü ne de karizması Ağar'da var. Hitâbeti gerçekten ise kifâyetsiz.

***

AKP Bu partinin devletlû başı o kadar çok çam devirdi, o kadar fazla gaf yaptı, külhanbeyi tavırlarıyla o derece dikkati çekti ki, bunları hatırlatmanın âlemi yok. Buna mukabil, en müthiş sözleri bence şunlardı: "Türkiye, sâyemizde, sâdece Atatürk döneminde yakalayabildiği büyümeyi yakalamıştır". Bravo, müthiş, olağanüstü! Allah'a inanan ama Marksist olan ama aristokratik "yaşam biçimini koruyan kollayan, oyunu hep sol partilere ve geçen seçimde ÖDP'ye veren üstün fikir ve gazete adamımız Serdar Turgut'un bile bu sefer reyini sanırım bu slogan sâyesinde alıyor! Ufacık bir fark var da. Atatürk neredeyse bütün Batı'yla harp edip bir millî millet ve devlet yaratılmasını sağlamıştı, bu arkadaşlar ise memleketin mahremiyetlerini dahi Batı'ya sattılar. Vere vere kalmadı kalmadı olunca ne olacak belli değil (aslında belli de.). Olacak o kadar, ben de çok müşkülpesendim! Devletlûnun resmini koymayacağım. Zâten her zaman, her yerde, hep o var. Eve girerken dahi önce bir etrafı kolaçan ediyoruz, belki bize de yağ, un filân getirmek için uğramıştır" diye. Yâhut, daha dehşetengiz olarak, kalkıp "ananı al da git" derse ne yapacağız! Emir büyük yerden! Ama benim annem evinde ve muhtaç durumda, bakıcısı var; Neslim'inki İzmir'de, kayınpederle birlikte emekliliğin tadını çıkarmaktalar. Nereye götüreceğiz!

***

DİĞER LİDERLER

Üzüntüden perişan olacaklar eminim ki ama başka lider göremediğim için böyle bir şeyden bahsetmeyeceğim. Maoculuk bitince Türkçü - ulusalcı olanları da, eski film artistlerini de. kaale almama hakkımı kullanıyorum. Sâdece bir vâkıayı dile getireceğim: Özellikle bağımsız adaylar arasında pek çok yeni nesil Atatürk reenkarnesi var.

Bunlardan bir tânesine değinmemek mümkün değil:

Hulki Cevizoğlu. Yeni ümidimiz.

Kanaât önderi olduğu gazetede herkese saldırılıyor; birçok doğrunun yanında bir alay saçmalık gırla gidiyor. Atatürk'ün Konyalı olduğunu, beş vakit namaz kıldığını, herkese "selâmun aleykum" dediğini anlatan "belgesel kitapların", Hârun Yahya'nın (!) ilânları çıkıyor. Gel de ciddiye al yâhu! Bu Atatürk reenkarnesine telefonda iki kere Bahaî olup olmadığını sorduğumda "Hocam, siz rahat uyuyun, bizim o işlerle işimiz olmaz" filân demişti ama basitçe "evet veya "hayır lâfı çıkamamıştı ağzından. Anlayana.

Ben gene de bu müthiş agresif, muhteris ve iddialı bu Cevizkabuğu'nun muhayyel ve dahi muhtemel meclise girebilmesini çok ama çok istiyorum. Kürtçülerin de.

İşte, o zaman şenlik tam olacak!

Mehmet Kerem Doksat - 11 Temmuz 2007 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017