Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Uğur Alkan’dan: Ezoterik Bilgi

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3873 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Modern bilim kâlb atışının ve beyin aktivitesinin durmasını ölüm olarak kabûl ediyor. Bu bağlamda, kişinin bilincindeki “Ben” denilen illüzyon beyin dalgalarının durmasıyla biter.  Modern bilimsel eğitim tarafından geliştirilen popüler tasavvurda ölüm hiçlik, unutuş ve hayatı tamamen yutan boşluk olarak düşünülür.

Fakat modern, bilimsel ve rasyonel düşünceyi savunanlar arasında bu konuda farklı düşünenler de var. Sam Harris, The End of Faith (İnancın Sonu) adlı kitabında dinlerin mantıksız ve yanlış olduğunu savunurken, ölüm ve mistisizm konusuna nispeten sıcak baktı. Şöyle yazıyor: “Gerçek şu ki ölümden sonra ne olacağını bilmiyoruz. Mistisizm rasyonel bir girişimdir. Mistiğin inandığı şeyler için akla uygun sebepler vardır ve bu sebepler gözlemseldir”. Kitabı, genel olarak, Ateistler tarafından beğeni görürken, bu konuya ilgisi eleştiri aldı. Ateist bir organizasyonda yaptığı bir konuşmasında meditasyon ve mistisizm konularına eğilimin kendileri için faydalı olacağı görüşünde olduğunu belirtti. Yâni Ateizm’i savunan yazarlar arasında dahi ölüm sonrası bilincin devamı konusundaki katı tutumlarını yavaş yavaş değiştirmeye başlayan bir kesim var.

Hinduizm

Vedalar Sanskritçe lisanında yazılmıştır ve Veda’nın mânâsı bilgidir. Bu basit insan bilgisi değil, ancak, Tanrı tarafından verilen bilgidir. Eğer Antik Hindu kutsal temel öğretim ve ruhu öğretecek bir kitab isterseniz, bu bilgileri Tanrı’nın Şarkısı anlamına gelen Bhagavad-Gita içinde bulabilirsiniz (Bhagavan “Tanrı”'' anlamına gelir, Gita ise “şarkı”dır).

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm gibi semitik dinler ile Hinduizm, Budizm, Taoizm, Konfüçyüsçülük gibi oryantal dinler Tanrı’ya tamamen iki farklı yaklaşım içerirler. Katolik bir Râhip olan Bede Griffiths’egöre bu farklı yaklaşımlar tamamlayıcı niteliktedir.

 

Sanskrit lisanında, Tanrı’nın gücü Şakti olarak bilinir. Tanrı gücünü uzaktan kullanmaz çünkü Onun için mesafe yoktur. Bundan dolayı O mevcûdiyetiyle her şeydedir. Üstelik Kendi’nin bir parçası olarak mevcut değildir çünkü Tanrı’nın parçaları yoktur. O, kendi özünde mevcuttur.

Nitelikleri ve özellikleri algılanamayan her şeyin ötesinde bir transandant gerçek vardır; bu Nirguna Brahman’dır. Sonra, Saguna Brahman, nitelikleri bilinen Tanrı vardır. Yaratıcı, Kurtarıcı gibi nitelikler bunların arasındadır. Üçüncü olarak, Tanrı her insanın kendi iç rûhunda yer alır ve bunada Atman denir.

Bütün bunlardan Hinduizm’in üç değişik Tanrı’ya inandığı akla gelebilr. Hâttâ, günümüzde birçok Tanrı’ya tapılan politeistik bir din olarak da göze çarpıyor. Fakat özünde böyle olmadığını düşünen kişiler var ve ben de onlarla aynı görüşteyim. Yâni Nirguna Brahman ve Saguna Brahman iki ayrı tanrı değildir. Onun yerine, aynı Tanrı’nın insanlar tarafından anlaşılabilen nitelikleri ve kavrama gücümüzün ötesinde olan özellikleri vardır.

Hindistan’ın önde gelen lideri Mohandas Karamchand Gandhi bütün büyük dinlerin temelinde Tek Tanrı’ya inanmak olduğunu düşünüyor ve şunları ekliyor: “Ben Hinduların birçok Tanrı’ya inandığını kabûl etmiyorum... Birçok Tanrı olduğunu söylüyorlar ama aynı zamanda bir Tek Tanrı, tanrıların Tanrısı olduğunu ilân ediyorlar. Bütün yanlışlık deva kelimesinin ingilizceye tanrı olarak hatalı çevirisinden kaynaklanıyor. Ben tam bir Hinduyum ama asla çok tanrıya inanmadım. Vedalar da birçok tanrı vardır. Diğer kutsal metinler onlara Melek der. Gerçekte, Vedalar bir Tek Tanrı’ya şarkı söylerler”.

Jainizm

Barışı en ön plânda tutan Jainizm’de hepimizin ahimsa (şiddeti dışlayan) prensibini uygulamamız gerekiyor. Hiçbir zarar vermeyen kimseye ahimsika denir. Jainler, Budistler gibi, vedanta ve Hinduizm’in kurumlarını reddederler fakat yoga uygulamaları ve ahimsa kabûl edilir. Jain doktrinine göre her şey bilinçlidir. Bilincin hiyerarşisinde bâzı varlıklar tek yetiye sâhipken, diğerlerinin iki, üç ve daha fazla yetileri vardır. İnsanların on bir melekesi vardır. Bunlar arasında beş duyusu, diğer beşi manas’ını da ( iç duyu) içine alan aksiyonlar ve buddhi (rasyonel zekâ). Hayvanlarında rasyonel zekâ harici on bir melekesi olduğuna inanan Jainist râhipler en küçük zarar vermemek için özen gösterirler. Anekanta-vada(birçok yönün doktrini) Jainizm’in metafizik pozisyonudur. Bu görüşte, hiçbir teori münhasıran doğru değildir ve ilâve olarak her teoride bir kısım doğruyu bulma metodu uygulanır. Budist ve Nietzschean perspektifinden farklı olarak, Jainizm metafiziği skeptisizm biçimi değildir. Onun yerine, birbiriyle görünürde zıt olan görüşleri uzlaştırma vaadi veren cesur bir görüştür.

Sapta bhangi, değer biçme usulü, üç gerçek değerin bütün kombinasyonlarından oluşur. Bunlar, gerçek (+), yanlışlık (-) ve belirsizlikdir (0).

+, -, 0, +-, +0, -0, +-0

Üç gerçek değer yüzünden, bu konsept mantıksal paradoksları ve gelecek olasılıkları problemini çözmek için icat edilen çok değerli mantık olarak yanlış anlaşıldı. Hâlbuki Jainizm mantığı hermeneütik bir araçdır. Bütün gerçekler belli bir perspektiften gerçektir ama bâzıları herkes için doğrudur.

Bilincin Şamanik Hâli

Şamanizm dünyânın farklı köşelerine yayılmış olan çok eski bir inanç sistemidir. Arkeolojik ve etnolojik deliller en azından 20 veya 30 bin yıllık bir geçmişi olduğunu ispatlar. Sibirya ve Orta Asya, Kuzey ve Doğu Avrupa, Avustralya, Kuzey ve Güney Amerika ve Güney Afrika gibi en uzak bölgelere yayılmıştır.

Şamanik aydınlanma tam anlamıyla karanlığı aydınlatma ve o karanlıkta başkalarının algılayamadığını görebilmektir. Örneğin, Iglulik Eskimo şamanının özel yeteneğine quaman Eqadı verilir. Anlamı “ışıklandırma” veya “aydınlanma” olan bu özel yetenek şamana hem hakiki hem de mecâzi anlamıyla karanlıkta görebilme imkânı sağlar.

Sâdece vecd hâli şamanı tanımlamaya yetmez. Mircae Eliade din, felsefe, tarih gibi konularla derin araştırmalar yapmış Romanyalı bir profesördü. Doktora tezini de yoga uygulamaları üzerine 1933’de tamamlamıştı. Şamanizm’le ilgili şu açıklamayı yaptı: “Bu yüzden her vecd hâli şamanik olarak değerlendirilemez; şaman trans üzerine uzmandır ve o tecrübe esnâsında rûhunun bedenden ayrılıp göğe yükseldiğine veya yeraltı âlemine indiğine inanılır”. Michael Harner antropoloji üzerine doktora yapmış aynı zamanda Şamanizm üzerine çok derin araştırmalar ve tecrübeler edinmiş bir profesördür. 1980 yılında yayınlanan The Way of the Shaman (Şaman’ın Yolu) adlı kitabı büyük yankı getirmişti. Güney Amerika ülkesi olan Ekvator’da bulunduğu yıllarda Jivaro yerlileriyle bu tecrübeleri yaşamıştı. Bu yerliler hallüsinojen madde içeren bitkiden hazırladıkları içkiye ayahuasca derler. Profesör Harner da yanında bir şaman üstâdın yardımıyla bu içkinin getirdiği tecrübeyi yaşamıştı. Profesör Harner bunu Bilincin Şamanik Hâli olarak adlandırmayı tercih etmiştir. Üstünde durduğu bir diğer nokta da şaman ordiner olmayan realiteye belli bir çalışma için girer. Yâni oyun amaçlı değil ciddi bir amaç için bu tecrübe yaşanır.

Tibet Budizm’i

Budizm, yaklaşık 2500 sene önce Şakyamuni Buddha tarafından kurulmuş bir öğretidir. Şakyamuni’yeBuddha” dendi yâni “farkında olan”, “aydınlanmış” anlamında kullanıldı.  Kendisine bu unvanın verilmesinin sebebi gerçeğin yapısını ve doğasını mükemmelce anlama düzeyine erişmesine inanılmasından dolayıdır. Buddha öğretilerinde Sanskritçe olan dharma kelimesini kullandı. Dharma’nın orijinal anlamı eziyetten uzak kalma olsa da, yeni anlamı öğretim uygulamasının yolu mânâsını kazandı. Dharma iki kategoriye ayrılmıştır: Metinsel ve Deneysel Dharma. Buddha’dan önce de Hindistan’da keşişler vardı ama o ilk defa organize edip toplum hâlinde yaşayan manastırlar kurdu. Bu yeni topluluğun adı Sangha idi. Budizm’in üç büyük bölümü vardı. Buddha (Öğretmen), Dharma (Eğitim yolu) ve Sangha (Toplum).



Öncelikle, Tibet’e Budizm gelmeden önceki tarihine bir bakalım. Yaklaşık 1.700.000 kilometrekarelik platoda bulunan kabileler için doğal koşullar aynı zamanda ortalama 5.000 metrelik bir rakımda başarıyla yaşamanın fizyolojik adaptasyonunu gerektiriyordu. Tibet lisanı Tibeto-Burman grubuna âit olmakla beraber, Türkî, Moğol ve Hint lisanlarından farklıdır. 7. Yüzyıl’ın başlarında Songzen Gambo adındaki imparator doğal sınırlara ulaşmış oldu. Yüksek râkımda yaşayan Tibetliler aşağıda kalan ovalara inmekle ilgilenmiyorlardı. Bu tarihlerdeki muazzam savaş kaabiliyetleri Moğol, Fârisî ve Hintler üzerinde ürküten bir nam salmıştı. İmparator Songzen Gambo, Tibet uygarlığını feodal militarizmden, spiritüel ve barışçıl bir düzene dönüştürmeye başladı. Bu süreç İmparator Trisong Detsen döneminde de devam etti ve ilk Tibet Budist tapınağı Samye’de kuruldu.

Buddha akıl bilimini kurdu ve oldukça ilerletti. Bilim olarak değerlendiriliyor çünkü akıl üzerine bilgiyi organize olarak araştıran bir daldır. Buddhatarafından başlatılan ömür boyu eğitim ve araştırma kurumları nihâyetinde manastır hâline döndüler. Ölümün incelenmesi, ara geçit dönem ve yeniden doğum üzerine araştırmalar bu akıl bilim kurumlarında gerçekleştirildi. Tibet kültüründe, ölüm üzerine bilimsel literatür bütün dünyâ uygarlıkları arasında yegâne bir yere sâhip.

Altı Bölge

Budistler hayatın bölgelerini altı ana kategoriye ayırdılar. Olumsuz tecrübeler cehennem tasavvurlarının olduğu alana taşır. Neyse ki cehennem sonsuz değildir ancak eziyeti gören için sanki sonsuzmuş gibi algılanır. Farklı bölümleri olan cehennem bölgesinde yer alanlara cehennem varlıkları denir. Sonra pretanların bölgesi adı verilen yer gelir. Burada yaşayan varlıklar aç ve susuzdurlar. Çok büyük iştahları olduğu anlatılır. Birinci bölge olan cehennem varlıkları nefretin enkarnasyonları iken, pretanlar açgözlülüğün enkarnasyonlarıdır. Üçüncü bölge hayvanî hayat tarzlarıdır ki bunlarda câhillik ve aptallığın birikimiyle oluşmuşlardır.  Hayvanlar bize yakın olan yaşam şekilleridir. İnsanlara kıyasen zekâ eksikliği ve sınırlı iletişim yeteneğinden mustariptirler. Budistler hayvanları küçümsemezler, onlarında rûhları olduğu kabûl edilir. İnsanlar da olumsuzlukların enkarnasyonları sonucu oluşan bölgede var olur fakat bizler cehennem varlıkları, pretanlar ve hayvanlara kıyasla nefret, açgözlülük ve cehâletin ekstrem derecesinden daha uzağızdır. İnsan denilen hayat şekli sâdece bu olumsuzlukların değil, aynı zamanda tam zıttı olan sabır, cömertlik ve zekice duyarlılığın bir ürünüdür. İnsanların bölgesinin ötesinde insanüstü varlıkların yer aldığı bölge vardır. Hint dilindeki adı asura’dır. Rekabet ve savaşmayı seven varlıklar olarak tasvir edilirler. Altıncı bölge Tanrı bölgesidir. En yüksek egosantrizmin olduğu bu bölgede övgüye lâyık bir değer ve zekânın olduğu tanrılar olduğuna inanırlar. Bu bölge kendi içinde istek, saf şekil ve şekilsiz alanlar olarak üçe ayrılır.

Bardo Thödol (Tibet Ölüm Kitabı)

Tibet Ölüm Kitabı, Pert em hru adındaki Mısır Ölüm Kitabı’ndan çok daha yeni bir eserdir. Her ne kadar çok eski sözel öğretilere dayanmış olsa da, ilk kez yazılı biçime Guru Padmasambhava tarafından 8. Yüzyıl’da getirilmiştir. Daha doğrusu bu bilgileri derleyen ve organize eden Padmasambhava iken, yazan karısıdır. Padmasambhava bu bilgileri Orta Tibet’inGampo tepelerine gömmüştür.

Bardo Thödol başlıca şu üç konuyu aydınlatır: Kişinin ölüm ânında karşılaştığı tecrübeleri (Chikhai Bardo), ölüm sonrasında yüzleşilen arketipal vizyonlar ve Karmik illüzyonlar (Chönyid Bardo) ve yeniden doğumu arayan süreci açıklar (Sidpa Bardo).  İlk iki Bardo’da özgürlüğe kavuşma şansını kaybeden kişi için yeniden doğum sürecinde tek bir umut kalmıştır: Giriş yapacağı rahim seçiminde bâzı tesir gücü olabilir.

Budizm’in etik emirleri, dolaylı olarak birbirine bağlılığın metafiziği tarafından desteklenmiştir. Sanskritçe''de bu noktaya pratitya-samutpada veya birbirine bağımlı meydana gelme denir. Her şey diğer şeylerin etkisi altında doğmuştur ve her şey birbirini etkiler.

Nirvana

Nirvana kâinattaki bütün canlıların ve mevcudiyetlerin hayatının aklı ve bedeninin bütününü temsil eder. Evrende hiçbir fizikî fenomen veya psikolojik şartlar zuhur etmeden önceki orijinal sessizliğin durumudur Nirvana. Sessiz ve hareketsizdir, metafiziği aşan bir evredir. Budizm’de bu alanı ve onun mutlaklığı, şekilsizliği, ajitasyondan özgürlüğü ve nesnelerden yoksunluğunu tanımlamak için yok olma hâli denir. Fakat yok olma tâbirini biraz açmak gerekiyor. Nirvana aynı zamanda tam aydınlanma ve arılığın uyanışıdır. Kesinlikle ölüm sessizliğinin boşluğu ve tükenişi anlamında değildir.

Nirvana’nın gerçek şekli şekilsizliktir; bundan dolayı teorilerle, kelimelerle ve yazılarla tamamen ifâde edilemez.

Zen Budizm’i

Çincesi Ch’an olan ve Sanskritçe''de Dhyâna denilen Zen Japonca bir kelimedir. Meditasyon veya aklın konsantrasyonu olarak tercüme edilebilir. Budizm insanlara üç çeşit disiplin sunar: Sila (etik), Dhyâna (meditasyon) ve Prajnâ (sezgi yoluyla elde edilen bilgi). Budizm, Çin psikolojisinin çetin sınavından geçerken Dhyâna Çin’de özel bir gelişim gösterdi. Zen, felsefe olarak değil ama disiplin olarak, direkt hayatla ilgilenir. Mistisizm şekli olarak değerlendirilebilir fakat bütünüyle ele alındığında oldukça değişik bir konuma sâhip olduğunu görebiliyoruz. Bundan dolayı Zen Budizm’i olarak ayırt edilir. Zen bizlere Sûnyâtâ’nın gerçeğini veya Mutlak Boşluğu idrak etmemizi anlatır. Bunu zekâ veya mantık kullanmadan fakat onun yerine sezgi veya hemen algılamayı kullanarak yapmalıyız.

Zen Tapınakları’nda yetişen râhipler yorucu işçilik gerektiren faâliyetlerle de uğraşmalıdırlar. Bu anlamda, Çin Zen Tapınakları Hindistan’dan farklılık gösteriyor. Hindistan’da râhipler yiyecek için dilenirlerken Çin’de, ister yeni yetişen rahip ister üstâd olsun, tarlada, tapınakta ve diğer alanlarda işçilik yaparlar. Bedenleriyle çalışıp, gerekli âlet edevatı kullanarak yapılması gereken fiziksel işleri uygularlar. Üstelik spor faâliyetlerinde de bulunurlar. Eğer günlük rutin işleri bitmiş ise, güreş müsabakaları düzenlerler.

Çin Felsefesi

Olaylara yüzeysel bakılmadan ve kişinin bulunduğu özel şartları göze alarak yaklaşımlar gösterilmesi gerektiğini tarihteki iki arkadaşın hikâyelerini özetleyerek anlatmak istiyorum. Tarihsel bilgiye çok da girmeden Guan Zhong ve Bao Shu arasındaki şu ilişkiye bakalım. Guan Zhong şöyle demiştir: “Gençliğimde dardayken Bao Shu ve ben ticarî ortaklık yaptık. Parayı bölmemiz gerektiğinde kendime daha fazla ayırdım ama Bao Shu beni açgözlülükle suçlamadı çünkü benim yoksul olduğumu biliyordu. Bao Shu için yatırım yapmayı planladığım zaman iflâs ettim ama Bao Shu beni aptal olarak görmedi çünkü biliyordu ki elverişli zaman da olabilir, kısmetsiz zaman da olabilir. Üç kez savaşa gittim ve her seferinde kaçtım ama Bao Shu beni korkak olarak görmedi çünkü biliyordu ki yaşlı bir annem vardı”.

Akıl san’atları adı verilen şu özdeyişlere göz atalım: Eğer asil adam birlik ve bütünlüğü hatasız uygularsa, toplumu yönetebilir. Ay ve güneş gibi aydınlatır, gökyüzü ve yeryüzü gibi de organize eder. Bilge kişi başkalarını değerlendirir ve başkaları tarafından bir şeye mecbur edilmez. Onun aklı huzurdayken, ülkesi de huzurdadır; aklı düzenliyken, ülke de düzenlidir. Altın bir kâlb saklanamaz; kişinin dış görünümüne, yüzüne yansır. Konuşulmayan kelimeler çok gürültülü davuldan daha iyi duyulur. Aklın içinde akıl vardır. Fikirleri oluşturma işlemini formülasyon takip eder, düşünce formülasyonu takip eder ve bilgide düşünceyi takip eder.

Sufizm

Sufizm’in kökeni ciddi bir biçimde araştırılmaya başlandıktan sonra farklı teoriler ileri sürüldü. Bir kısım araştırmacı Hristiyan ezoterizmin sonucu derken bir başka grup Neoplatonizmin sonucu olarak gördü. Kimi yazarlar Zerdüştlük ve Mani dinine bağlarken, diğerleri de kökünü Hindistan’da aradı.  Sufizm üzerine geniş araştırmalar yapan Fransız akademisyen Lois Massignon ve İngiliz İslâm yazarı David Margoliouth, Sufizm’in kökeni İslâm’ın içinde aranmalıdır görüşü üzerinde durdular. Bununla beraber, bu temel gerçek, Sufizm’in rûhanî spiritüel tecrübelerin formülasyonu için faydalanılan semboller ve metafizik lisanı başka geleneklerden ödünç aldığını reddetmez.

Metafizik bağlamda, Sufizm’in kaynağı Allah’ın kendisidir. Aksi takdirde, nasıl olurda bir spiritüel yol sizi Allah’a götürebilir eğer o yol Allah’tan gelmediyse? Sufizm doktrini, saf metafiziğin en yüksek şekli ve metafizik prensiplerinin kozmos’a, insan hâline yâhut da kozmoloji, antropoloji ve psikolojiye tatbiki olarak şekil almasıdır.

Metafizik ve Kozmolojik Doktrinler

Modern Batı’da metafizik, modern biçimde yorumlanan felsefenin bir dalı hâlini aldı. Öneminin azalmasından sonra 19. Yüzyıl’dan itibaren Marksizm, Komptianizm, mantıksal pozitivizm, Anglo-Sakson analitik felsefe ve benzeri düşünce akımları tarafından metafizik tamamen reddedildi. Fakat yine de Batılılar arasında metafizik bilgiyi arama isteği olanlar vardı. Bu araştırmacılar özellikle Hinduizm’in okulu olan Advaita Vedanta’ya büyük ilgi duydular. Aynı zamanda Muhyiddin İbn Arabî’nin eserlerini de okudular. Geleneksel kozmolojiyle beraber bu geniş metafizik bilginin makrokozmik ve mikrokozmik alanlara tatbiki Sufizm’in en büyük miraslarından biridir.

İslâm’ın Kâlbi

Yüce Kur’ân’da, Allah kendini dışarıdaki (al-Zâhir) ve aynı zamanda içerdeki (al-Bâtın) olarak sunar. Görünüşte zıtlık içeren bu isimleri spiritüel araştırmasıyla Sufi birleştirmekle yükümlüdür. Sufi için dış âlem mânevî âlemden ilerler. Bu bağlamda Sufizm İslâm’ın yaşayan kâlbidir ve Hazreti Muhammed’e gelen Vahyin içteki boyutudur, yoksa kesinlikle okültizm biçimi değildir. 

İslâm’ın ana amacı Bir Tek Allah’ın varlığını vurgulamaktır ki bu anlamda ilk peygamber de Hazreti Âdem’dir. Yüce Kur’ân, tanıklık edilecek âlem (âlem el-şehada) ve Gizem dünyası (âlem el-gayb) arasındaki farkı ayırt eder. Gayb kelime anlamı olarak görüş alanına girmeyendir. Bu insan beyninin algılamasıyla ilgili bir konu olarak da değerlendirilebilir. En son teknoloji ile uzayın derinliklerinde yeni ufuklara açılabiliriz. Bu sâyede âlem el-şehada ile bilgimiz daha da artar. Fakat âlem al-gayb insan tarafından algılanamıyor. 

Sufizm kendini irrasyonel değil supra-rasyonel olarak ayırt eder. İslâm tasavvufunda Sufi kesinlikle kendi kabuğuna çekilmiş pasif bir hayat yaşamamalıdır. Günlük hayatta geçimini temin etmek için halkın arasında yaşayan bir kişi olmalıdır. Örneğin Hazreti İsa marangoz olarak bilinirdi. 

Sufizm’in Kur’ân’da yer almamasından ve aslında sakıncalı bir öğreti olduğundan yakınan Müslümanlar da var. Buna karşılık olarak İbn Haldûn şöyle demiştir: “Hazreti Muhammed zamanında İslâm’ın iç boyuttaki yoluna belli bir isim verilmesine ihtiyaç yoktu çünkü o zamanlar yeni din hem ezoterik hem de ekzoterik bağlamda yaşanılıyordu. Sahabeler “farkında olmuş”, “aydınlanmış” kavramını Peygamberimiz’de görüyorlardı”.

KAYNAKLAR

Bede Griffiths (1983) Cosmic Revelation: The Hindu Way to God. Templegate Publishers Stephen Phillips (2009) Yoga, Karma, and Rebirth: A Brief History and Philosophy Columbia University Press Nan Huai-Chin (1995) The story of Chinese Zen. Charles E. Turtle Company, Inc. Michael Harner (1980) The Way of the Shaman. HarperCollins e-books. Stanislav Grof (1998) The Cosmic Game: Explorations of the Frontiers of Human Consciousness. State University of New York Press. Stanislav Grof (1994) Book of the Dead. Thames and Hudson Thomas Cleary (2011) The Way of the World. Shambhala Publications, Inc. Daisetz Teitaro Suzuki (1994) The Training of the Zen Buddhist Monk. Charles E. Turtle Co., Inc. Michael Talbot (1991) The Hologrophic Universe. HarperCollins Publishers, Inc. Frank J. Tipler (1994) The Physics of Immortality. Doubleday Dell Publishing Group. Robert A. F. Thurman (1994) The Tibetan Book of the Dead. Bantam Wisdom Editions. Sam Harris (2004) The End of Faith. W.W. Norton & Company, Inc. Seyyed Hossein Nasr (2007) The Garden of Truth. The Wisdom and Promise of Sufism, Islam’s Mystical Tradition. Harper Collins Publishers. Eric Geoffroy (2010) Introduction to Sufism. The Inner Path of Islam. World Wisdom, Inc.

Uğur Alkan – USA – 02 Mayıs 2012 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 19 Ağustos 2017