Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ULUSLARARASI 9. ANADOLU ADLÎ BİLİMLER KONGRESİ KAPANIŞ BİLDİRGESİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3465 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Uluslararası 9. Anadolu Adlî Bilimler Kongresi, 6-8 Kasım 2012 tarihlerinde Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ve Adlî Bilimciler Derneği tarafından Zonguldak’ta kalabalık bir katılımla gerçekleştirilmiştir.

Kongre eş başkanlıklarını Adlî Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamit HANCI ile Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp AD’dan Doç. Dr. Sadık TOPRAK ve Doç. Dr. Rıza YILMAZ’ın yaptığı kongrede aşağıdaki çıktılar alınmıştır.

-Kadınlarımız toplumda en değerli varlıklar olarak kabûl edilmelidir. Şiddet, toplumların karşı karşıya kaldıkları ve bugün daha da öne çıkan bir kavram olarak insanın diğer insanlara karşı ters bir bakışından silâhlı ve kanlı hareket ve eylemlere kadar karşılaştığı haksız, ruhsal-patolojik kodlarla yüklü hukukun, vicdanın ve ahlâkın reddettiği eylem türüdür. Bireysel şiddet olduğu gibi grupsal, illegal örgütlenmeye dayalı, gizli kalarak devletlerin oluşturduğu devletlerarası şiddet ile devletlerin örgütlenmelerinde de kurumsal şiddetten de söz etmek mümkündür. Birçok olay ve olguda insanlar, gruplar ve devletlerarası ilişkilerde bu kavramın üzerine iletişimin kurulduğu görülmektedir. Bunu önlemek için ötekileşmeyi ve Yabancılaşmayı hâttâ yalnızlaşmayı da ortadan kaldırmak zorundayız. İnsanın kendini tanıması çok önemli ve yüksek bir davranıştır. Çünkü sağlıklı ilişkileri kişi ancak böyle kurabilir. Kendini tanıyan ne kendisine ne de başkasına haksızlık yapacaktır.

 

Şiddet, kadının yalnızca bedensel ve ruh sağlığını etkilemekle kalmayıp, kendine saygısını, güvenini, hayat kalitesini ve kendi hayatını kontrol etme yetisini de yitirmesine neden olmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik aile içi şiddet konularına eğitim, hukuk, tıp, iletişim ve diğer ilgili tüm fakültelerin lisans programlarında yer verilmesi millî eğitim ile aile ve sosyal politikalar bakanlığı müfredatı dışına taşmadan öğrencilere mensubiyet bilinci verilmelidir. Fakir kız çocuklarımızı eğitime ve topluma kazandırmak için yatılı pansiyonlu hizmetler sağlamakla birlikte ekonomik ve sosyal destek sağlanmasına yasal çerçeve hazırlanmalı, televizyon ve radyo kanallarında toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda duyarlılık kazandırıcı programların hazırlanarak yayınlanmalıdır. Kadın konukevlerinin nitelik ve nicelik bakımından geliştirilmesi amacıyla Avrupa Birliği standartları dikkate alınarak altyapı standartlarını ve alternatif işletim modellerini içeren bir yönergenin hazırlanması ve bunların periyodik denetim ve gözetim raporlarının bakanlığa iletilmesi sağlanmalıdır. Sağlık Kurum ve kuruluşlarında şiddet uygulayanlara yönelik danışmanlık, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin verildiği özel birimler oluşturulmalı ve bu birimlerde sağlık personelinin yanı sıra konu ile ilgili diğer uzmanların ortak çalışma yürütülmelidir.

-Batı Karadeniz bölgesi suç oranı bakımından Türkiye ortalamasının üzerindedir. Cinsel saldırı suçları Türk Ceza Kanunu’nun 102.-105. maddeleri arasında kişilere karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Failin cinsel amaçla veya cinsel arzularını tatmin amacıyla yapılan cinsel davranışların tümüdür. Fâil ve mağdur açısından cinsiyet ayrımı yoktur. Suçun oluşabilmesi için fâilin tatmin olması aranmamaktadır.

-Son yıllarda cinsel suç oranlar ciddi şekilde artmış olup, bu konuda psikosoyal incelemeler yapılmalıdır.

-Çocuk ve ebeveynlerle ilk karşılaşan, ilk iletişim kuran kişi genellikle hemşiredir. Adlî hemşireler için güvenlik, mahremiyet ve incinebilirlik önemli kavramlardır. Bakım ve yargılama sürecinin emosyonel etkisini bilmek Adlî hemşirenin görevlerinden olmalıdır.

Cinsel saldırı mağduruna muayenede refakat edecek hemşirenin muayene öncesi çocukla tanışması/tanıştırılması gereklidir. Muayene sırasında gizlilik ve utanma söz konusu olacağı için, uygun eğitim görmemiş görevliler, aile bireyleri ve arkadaşlar muayeneye dâhil edilmemelidir. Adlî hemşirelerin çocuklara ve ailelerine güven verici terapötik bir yaklaşımda bulunması, gelişimsel olarak uygun desteğin sağlanması, baş etme stratejilerinin güçlendirilmesi, öfke yönetimini öğretmesi, suçlar ve yasal süreçle ilgili konularda bilgilendirmesi, destek olması ve danışmanlık yapması gereklidir.

Hemşire bütün işlemler sırasında çocuk ve ailesine karşı oldukça saygılı ve hassas olmalıdır.

Türkiye’de de yurtdışında olduğu gibi, cinsel saldırılarla ilgili Cinsel Saldırı Muayene Hemşireliği (CSMH) bir uzmanlık veya sertifika programı olarak hayata geçirilmelidir.

Adlî hemşirenin ekip içindeki yerinin daha belirgin bir şekilde ortaya konması ve daha aktif roller alması sağlanmalıdır.

-Subliminal (eşikaltı) mesajlar, modern hayatda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bedenimizin en ücra hücrelerinin ileri görüntüleme teknikleriyle görüntülenebildiği, insanlığın kılcal damarların içinde gezindiği günümüzde bilinçdışı, bizler için hâlâ bilinmezliğini korumaya devam etmektedir. Bilinç yapısı ikili bir nitelik taşır, yâni görülen bilinç hâllerinin gerisinde çok daha derinde ve görünmez bir bölgede işleyen başka bir yapı daha söz konusudur. Bu bölgenin adı bilindışıdır ve davranışlarımızı etkileyen asıl olarak bu yapıdır. Bilinçdışı ile dolaylı yoldan iletişimde tüm dünveya kullanılan tekniklerden en etkilisi bilinçdışı dil kalıplarıdır. Bilinçdışını etkilemeyi amaçlayan reklâmlara (mesajlara) subliminal reklâm adı verilir. Genel olarak “bilinçdışına yönelik mesajlar/reklâmlar” olarak ifâde edebiliriz. Bu tip mesajlar üç şekilde uygulanır:

1-Reklâm afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar yoluyla,

2-Gözle idrak edilmeyecek kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema veya televizyon görüntüsü yoluyla,

3-İşitsel yollarla.

Subliminal mesaj veya bilinçdışı mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret veya mesajdır ve normal insan idraki limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır. Eşikaltı mesajları içeren reklâmları yasaktır ancak denetimi de son derece zordur. Subliminal teknikler reklâmcılık ve propaganda alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Bu tekniklerin amaçları, etkisi, kullanım sıklığı ve rekabet gibi konularda ahlaka uygunluğu konuları tartışmalıdır.

-Memurlarca işlenen suçlar konusunda en sık muhtarlar ve doktorlar şikâyet edilmektedir.  Yargılama beraatla sonuçlansa bile, kamu çalışanının onuru zedelenmektedir.

Kamu çalışanlarının yargılamaları isimsiz dilekçelerle yapılmamalıdır. Soruşturmalar cezalandırma veya mobbing hâlini almamalıdır.

-Psikolojik şiddet bireyin psikolojik sağlık durumunu olumsuz yönde etkileyen, onu üzen, rahatsız eden, bireyin kendisini baskı ve tehdit altında hissetmesine sebep olan her türlü tutum ve davranış psikolojik anlamda şiddettir. Mobbing bir işyerinde, bir veya birkaç çalışanın, sistematik bir biçimde ve etik dışı bir iletişim ile düşmanca davranışlarda bulunarak, diğer bir veya birkaç çalışanı, çâresiz ve savunmaz bırakıp, onlara duygusal yönden zarar verme durumudur. Mobbing, işyerinde gerçekleştirilen psikolojik şiddet veya psikolojik terördür. Mobbing örgütsel bir patolojidir.

Avrupa Birliği Hukuku’nda mobbinge karşı yasal koruma yolları belirtilmiştir. Türkiye’de sağlık ve yükseköğrenim alanında ciddi mobbing vakaları görülmektedir. Bu konuda yapılacak başvurular için profesyonelce delil toplanması gerektiğini, bu konuda idarî ve adlî yargıda sonuç alınan davalar olduğunu belirtmiştir.

-Sağlık Çalışanlarının Hukuki Sorumluluk Türleri: 1. Tazminat Sorumluluğu, 2.  Meslekî Sorumluluk, 3.İdarî Sorumluluk, 4. Ceza Sorumluluğu olmak üzere 4 başlık altında toplanabilir.

Hak ve sorumlulukları konusunda sağlık personeli daha iyi bilgilendirilerek kendilerine  hukuki destek sağlanmalıdır.

-Kişinin özel hayatına veya gizli alanına ilişkin bilgi ve olaylara sır denilebilir. Meslek sırrı, kişilerin hayatlarını kazanmak için yaptıkları faaliyet sırasında hizmet verdikleri kişi hakkında veya onlar aracılığı ile 3. kişiler hakkında öğrendikleri, doğrudan doğruya meslekle ilgili olan ve açıklandığı zaman sır sahibini maddî ve manevî zarara uğratabilecek nitelikte olan bilgi, şey, olay veya olgulardır. Hekimler için sır saklama yükümlülüğün temeli insanî ve ahlâkî bir temele inşa edilmiştir. Günümüzde bu yükümlülük sözleşmelerde, meslek ve ceza hukuku kurallarında hekimlerin yanı sıra tüm sağlık mensuplarını kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Her hekim tedavi çerçevesinde hastanın en özel alanına ilişkin sırları öğrenir. Sır saklama yükümlülüğü çerçevesinde hasta, hekimin bunları açıklamayacağından emin olmalıdır. Bir olayın sır olabilmesi için o olayın ilgilisi dışında başkalarınca bilinmemesi veya bilebilecek nitelikte olmaması gerekir. Sıradan 3. kişilerin bildiği veya herkes tarafından kolayca öğrenilebilecek nitelikteki olaylar sır değildir. Hekim hastalığını bilmeyen hastasının bu sırrını başkalarına açıklayamaz. Hastanın temyiz kudretinin bulunmaması, psikolojik, zihinsel veya fiziksel bir rahatsızlık yâhut engelinin bulunması hekimin sır saklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Temel kural olarak, kişi kendisine ait sırlarını kendisi açıklar.

-Sanayileşmiş ülkelerde kafa travmalarının en sık nedeni motorlu araç kazalarıdır. Yaşlılarda düşmeler, gençlerde ise motorlu taşıt kazaları en sık görülen nedenlerdir. Kontüzyon veveya Kontüzyo Serebri, tıp literatüründe genelde Hafif Kafa Travması’nın (HKF) özdeşi olarak kullanılmaktadır. HKT’lı hastalarda intrakraniyal risklerin varlığı açısından en azından 24 saat gözlem önerilmektedir. İlk gece hasta her 2 saatte bir uykudan uyandırılmalı ve en az 24 saat için ağır ve fiziksel faaliyetlerden uzak tutulmalıdır.

Beyin kontüzyonuna ek olarak kafa travması kafatası veya yüz kemik kırıklarına, omurga veya omurilik hasarlarına, göz hasarlarına ve boyundaki büyük damar yaralanmalarına sebebiyet verebilir. Bir kafa kırığı altında beyin kontüzyonu, dura mater yırtıkları ve vasküler travma gibi birçok patolojik bulgu bir arada olabilir. Kısa ve uzun dönemde, nâdir olmakla birlikte sekel görülebilir. Kafa travmaları konusunda sağlık personeli daha bilgili ve bilinçli olmalıdır

-Oftalmoloji, görme yolları hastalıkları ve cerrahisiyle ilgilenen bir tıp bilim dalıdır. Adlî Oftalmoloji, bireyin görmesini etkileyen veya görme organına zarar veren olayları, travmaları değerlendiren disiplinler-arası bir bilim dalıdır. Oftalmolojinin adlî tıp açısından önemi, bireyin nasıl yaralandığı, hangi âlet veya cisim tarafından yaralandığı, ortalama ne zaman yaralandığı, kişilerin malûliyet derecelerinin belirlenmesidir. Adlî göz muayenesi tam oftalmolojik muayene ile olur. Bunlar ayrıntılı görme keskinliği, göz tansiyonu ölçümü, biyomikroskopik muayene, fundus muayenesidir. 

-Anestezi esnasında meydana gelen hatalı tıbbî uygulamalar konusunda geriye dönük ayrıntılı bilimsel çalışmalar yapılarak, bu hataların önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

-Akupunkturun kelime anlamı acus: iğne, puncture: delmek olarak söylenebilir. Tıbbî olarak ise deri üzerinde belirli noktalara çok ince altın veya çelik iğne batırılarak uygulanan bir tedavi sistematiği şeklinde tanımlanabilir. İlk olarak MÖ 3000 de Çin’de uygulanmaya başlanmıştır. Canlı, canlılığını belirli bir denge içinde yürütür. Bu dengeyi tanımlamak için akupunktur Ying ve Yang kavramlarını kullanır. Eğer Yin ve Yang denge halinde iseler canlının sağlığı yerindedir. Akupunkturun Sedatif Etki, Psikolojik Etki, Motor İyileştirici Etki, İmmüniteyi Artırıcı Etki, Homeostatik Etkileri bulunmaktadır. Doping, vücuda üstün hareket ve enerji sağlamak için uyarıcı ilaç almak olarak tanımlanabilir. Bir sporcunun doping yapıp yapmadığı karşılaşmanın hemen sonrasında yapılan idrar ve tükürük tahliliyle anlaşılır. Denetimden geçmeyi kabul etmemek ve tamamlayıcı bir ceza niteliğindeki yarışmaya katılma yasağına uymamak kanuna aykırı davranışlar arasına girer. Akupunktur sporculara doping olarak uygulanmakta ancak biyokimyasal testler bunu kanıtlamak mümkün olmamaktadır. Ya bu yöntemi belirleyecek yeni belirteçler geliştirilmeli veya Akupunktur uygulaması herkese serbest bırakılarak doping olmaktan çıkarılmalıdır.

-Dünya Sağlık Örgütü osteoporozu düşük kemik kütlesi ve kemiğin mikro-mimarisinde değişikliklerle birlikte kemik frajilitesinde ve kırık riskinde artma ile karakterli sistemik, metabolik bir kemik hastalığı olarak tanımlamaktadır. Kemik kütlesi ilerleyen yaşla ters orantılıdır. Osteoporoz 9 cm’ye kadar boyda kısalmaya neden olabilmektedir.

Osteoporoz tedavisinde amaç: Kırıkların önlenmesi, kemik kütlesinin korunması ve mümkünse arttırılması, kırık ve kemik deformitelerinin düzeltilmesi, hayat kalitesinin arttırılmasıdır. Osteoporozdan korunma yolları ise iyi beslenme, güneşten yararlanma, egzersiz, risk faktörlerinden korunma, risk taşıyanların erken tanısı, medikal tedavi desteği, bilinçlendirme ve bilgilendirme, düşmenin önlenmesidir. Yürüyüş ve bisiklet gibi yük taşıyıcı egzersizler genç yaşlarda kemik kütlesini arttırır kemiği güçlendirir, kas gücünü arttırır düşmeyi engellemeye yardım eder, İleri yaşlarda kardiyovasküler yüklenme ve kırık riskini arttırır. İleri yaşlarda günlük yarım saat yürüyüş yeterlidir. Risk Faktörlerinden korunmak için sigara, aşırı kafein alımı, aşırı alkol alımı, aşırı zayıflık, sedanter hayat tarzı, beslenme yetersizliği veya dengesizliği, Ca++, D vitamini az alımı, Sodyum ve proteinlerin fazla alımına dikkat edilmelidir.

-Bir toplumda gerçek anlamda iş güvenliğinin sağlanması, o toplumda her şeyden önce iş güvenliği bilincinin oluşması ile mümkündür. Anayasada, yasalarda ve tüm iş güvenliği mevzuatında getirilen hukukî güvence mekanizmaları ne kadar iyi düzenlenmiş olurlarsa olsunlar, ilgili bütün çevre ve kişilerde bu güvenceleri korumak ve işletmek konusunda yeterli bir bilinç oluşturulamamışsa, kâğıt üzerinde kalan temenniler olmaktan öte gidemezler. İş güvenliğinin tarafları devlet, işveren ve sendikalardır. Arzu edilen sonuçlara ulaşılabilmek için bu üçlünün kendilerine düşen ödevleri en iyi şekilde yerine getirmesi, işbirliği yaratmaları gerekir, Ayrıca üniversitelerin, araştırma kurumlarının, medya, meslek kuruluşları ve gönüllü derneklerin ISG faaliyetlerine etkili bir biçimde katılması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesine olumlu katkı yapacaktır. İş kazası önceden bilinemeyen, plânlanmamış ve kontrol altına alınamamış, âni olan ve etrafına zarar verebilecek nitelikteki olaydır.

Kaza Zincirinin Halkaları: İnsanın doğal yapısı ve sosyal çevre, bireyin kusurları, güvensiz hareket ve güvensiz şartlar, kaza, yaralanmadır. İşveren işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İş kazaları incelendiğinde, kazaların nedenlerinin tek bir kişinin dikkatsizlik ve tedbirsizliğine bağlamak doğru değildir. Diğer taraftan ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan iş kazalarında teknik elemanların tazminata taraf olmaları nedeni ile kurum avukatlarınca savunulmaları yapılamamaktadır.

Teknik elemanların kişisel kusurlar dışında, “görev kusuru” sebebiyle cezalandırılmaları doğru değildir. Kaza ile ilgili bilgi ve belgelerin sıcağı sıcağına toplanabilmesi için C. Savcılarınca suçüstü bilirkişileri atanmalıdır. İş kazalarında ÇSGB iş müfettişlerinin raporları yönlendirici olmaktadır. ÇSGB müfettişleri tazminata konu taraf olmaları nedeni ile iş kazalarında bilirkişi olarak görevlendirilmemelidir. İş kazaları ihtisas mahkemelerinde görülmeli, bu mahkemelerde bilirkişilik yapacak profesyonel bilirkişiler görevlendirilmelidir. Kaza kanaat raporlarının hazırlanmasında daha dikkatli ve titiz davranılmalı, şahit ifadeleri özenle alınmalı, şahitlere kazayı tam olarak açıklayacak sorular yöneltilmeli, raporlar; kroki, plân, kesit, fotoğraf vb. belge ve bilgilerle desteklenmelidir. 

-Doğuştan veya sonradan kazanılmış zihinsel veya fiziksel yetersizliği olan kişiler özürlü olarak tanımlanmaktadır. Yasalarda engelli kavramı olmayıp özürlü kavramı geçmektedir. Özürlü kelimesi engelli kelimesine göre daha doğru bir kelimedir. Ülkemizde yıllarca özürlüler eve kapatılarak toplumdan izole edilmiştir. Onlar için ayrı alanlar oluşturulmuştur. Örneğin özürlü tuvaleti gibi… Özürlülere olan tüm engeller kaldırılmaya çalışılmalıdır. Özürlüleri pasif tutmak yerine kendi ayakları üzerinde durabilecek bireyler olmaları için eğitimler verilmelidir. Özürlüler yeteri kadar eğitildiği takdirde yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Yasalardaki hakların pratik hayatta uygulanmasındaki problemler giderilmelidir.

-Diş Adlî tıpta en önemli materyallerden biridir. Pelvis ve kafatası varsa cinsiyet tayini kolaydır. Ama sâdece femur, humerus gibi kemiklerden bunu anlamak kolay değildir. Kimliklendirme yaş tahmini, cinsiyet tespiti, DNA profilinin çıkarılması olarak yapılır. Cinsiyet tespiti morfolojik yöntemler, Metrik Yöntemler (Osteometrik Yöntem, Odontometrik Yöntem) ve DNA Profili ile yapılır. Problemli örneklerden DNA analizinde Kontaminasyon, DNA molekülünün degradasyonu, PCR inhibitörlerinin varlığı problemleriyle karşılaşılır. Antik örneklerde materyal kemik ve dişten alınır. Kemiklerde daha fazla hücre ve daha fazla DNA olmasına rağmen dişlerde daha verimli sonuçlar elde edilir. Dişler DNA’nın degrade olmasına sebep olan nem, yüksek ısı, mantar ve bakteriyel bozulma gibi koşullara karşı diğer dokulardan çok daha fazla dayanıklıdır.

-Ülkemizde yüzün yeniden yapılandırma (fasiyal rekonstrüksiyon) çalışmalarında uygulama teknikleri her geçen gün gelişmektedir.

Fasiyal rekonstrüksiyon kriminal araştırmalarda, tarih öncesi insanların kimliklendirilmesinde ve tarihî öneme sâhip insanların yeniden yüzlendirilmesinde kullanılmaktadır. Manuel (2 ve 3 boyutlu) ve komputerize yöntemler bulunmaktadır. Manuel tekniklerle daha gerçekçi sonuçlar alınırken, komputerize ve kumpas yöntemlerinde de gâyet hızlı sonuçlar alınabilmektedir.

Bu konuda yetişmiş uzman sayısı arttırılmalıdır.

-Fetus ve infantlarda yaş tâyini için en iyi formülün baş ve diş ölçümleri olduğu tespit edilmiştir. Tüm diş ölçümleri ve baş çevresi kombinasyonları yaş tâyininde en az hata ile sonuç vermektedir.

-Gizli parmak izlerinde ter gözeneklerinin görünürlüğünü etkileyen, çeşitli faktörler konusunda poroskopik çalışmalar yaygınlaştırılmalıdır.

-Tafonomi, tafo+nomos (gömme kuralları) kelimelerinden oluşur. Tafonomi bireyin veya bir organizmanın ölümden sonra fosilleşmeye/taşlaşmaya kadar geçen süreçte başından geçen olayların incelenmesidir.

Adlî tafonomi, bireyin ölümünden bulunduğu ana kadar geçirmiş olduğu olayların incelenmesini konu edinir. Adlî antropolojinin bir alt disiplini olarak; tıbbî-yasal (medikolegal) araştırmalarda tafonomik güçlerin etkisiyle delillerin nasıl bir dağılım gösterdiğini araştırmak amacıyla yararlanılması gereken bir adlî bilimler alanıdır.

Özellikle adlî bağlamda, premortem ve postmortem süreçlerde insan kaynaklı travmaların ayırt edilmesinde yararlanılmalıdır. Adlî bilimlerin bir alt dalı olarak adlî tafanomi çalışmalarının yapılması vakaların çözümüne zaman ve netlik kazandırmada yardımcı olacaktır.

-Adlî Ses ve Konuşmacı tanıma işlevsel ve görsel duyuların kullanıldığı bir işlemdir. Seslerin, kendi başlarına sâhip olduğu karakteristiklerle ayırt edilmesidir. Bu işlemde, İşitsel Teknikler, Söyleyiş Özellikleri, Ses ve Konuşma Kalitesi Ayrımları, Parçalarüstü Sesbirimler, Ağız, Sübjektif Unsurlar (Tını ve Renk), Psikolojik Kaynaklı Anlık Konuşma Bozuklukları (Speech Distortion), Artikülasyon Bozuklukları, Patolojik Olanlar-Psikolojik Olanlardır. Görsel Teknikler ise Perde periyodu seviyesi, Perde periyodu değişkenliği, Genlik analizleri, Spektrogramların fotografik karşılaştırılması, Formant analizi, Kısa dönem frekans ve genlik tutarlılığı, Parametrik karşılaştırma, Artikülasyon organlarının karşılaştırmasıdır.

Adlî konuşmacı tanıma işlemlerinde bireyler eşsizdir.

İşitsel tanımlama – cinsiyet ve görsel tanımlama, tek yumurta ikizlerinin tanımlanmasında daha önemli bir yer tutmaktadır. İkizlerin seslerinin birbirinden farklı olduğu tespit edilebilmektedir.

İşitsel olarak erkeklerin tanımlanması daha iyidir. Sâdece işitsel tekniklerle yapılabilecek bir tanımlama hatalı olabilecektir.

-Bitkisel kökenli ilâçlar, özellikle de zayıflama ilâçları bugün bütün dünyanın uğraştığı bir sorundur. İnsan sağlığını, hayat kalitesini ve süresini kısaltmaktadır. Bütün dünveya doğala, doğaya dönüş vardır ancak kullanılan ürünler yeterince denetlenememekte ve ciddi yan etkileri bulunmaktadır. Bu ürünlerin tamamı dokümante edilmemektedir. Sağlık Bakanlığı ve FDI onayı olmayan ürünlerdir. Piyasada en çok satılan tamamen doğal olduğu ve herhangi bir yan etkisi olmadığı söylenen ürünlerde ek maddeler tespit edilmektedir. Bu ürünle âni ölümlere yol açmaktadır. Dozlar düşük gösterilmektedir.

Bu konuda denetimler daha sıklaştırılmalıdır. Hukukî düzenlemeler yapılmalıdır.

-Adlî Ziraat: Uyuşturucu Madde Elde Edilen Bitkiler, Tıbbi Bitkiler, Mera Arazi mülkiyeti, Agroterör konularını içeren bir Adlî bilimler alanıdır.

Bitkiler halk tarafından genellikle tamamen doğal ve zararsız olarak kabul edilip ilaç olarak değerlendirilmediğinden zehirlenmelere yol açabilir. Amaç dışı kullanımları engellenmelidir. Fitoterapi hekim ve hasta tarafından çok iyi bilinmelidir. Uygulamada yapılacak hatalar, hayatî tehlikeye yol açabilmektedir.

Terör, kökünü Latince “terrere” kelimesinden alan terör terimi “korkudan sarsıntı geçirme” anlamına gelir, Amaç “hedef kitleyi” yıldırmak, yönlendirmek ve yönetmektir. İçerisinde üç temel unsuru (ideoloji, örgüt ve eylem) birden taşımayan şiddet hareketleri terör suçu olarak tanımlanmaz.

Biyoterörizm hava, su, yiyecek ve çeşitli dağıtım sistemleri aracılığıyla biyolojik ajanların çevreye yayılmasını ve buna bağlı olarak toplumda kasıtlı olarak bu hastalıkların oluşturulmasına neden olmaktır. İnsanoğlunun en temel besin kaynağı olan bitkilerin ve hayvanların, tüm canlı hayatını kısıtlayacak veya tamamen ortadan kaldıracak şekilde veya söz konusu hammaddeye bağlı diğer tüm sektörlerle birlikte insan davranışlarını yönetmek ve yönlendirmek amacıyla yapılan ve de bütün kötü amaçları da içine alan faaliyetler dizisi kısaca Agroterör veya Agriterör olarak tanımlanabilir.

Her türlü bitki Agroterörün hedefi olabilir.

Agroterör yaygın olarak biyolojik veya kimyasal kökenli olabilir. Ancak son yıllarda radyolojik kökenli ajanlarda dile getirilmeye başlanılmıştır.

Agroterör anlaşılmalı ve sınırları çizilmelidir. Biyolojik Terörle Mücadele değerlendirmeye alınmalıdır. Biyo-güvenlik tanıtılmalı ve buna karşı savunma stratejileri geliştirilmelidir. Hangi kurumların, hangi durumlarda nasıl çalışacağı bir karara bağlanmalıdır. Başlıca tarımsal sektörlerden üretim esnekliği geri alınarak caydırma stratejileri geliştirilmelidir. Çıkarılacak uygun yasalarla birlikte kırsal veya profesyonel üreticilerin ticari paketleri geliştirilmelidir. Kırsala yönelik büyük tarımsal desteklerle birlikte yükümlülükleri de uygulamaya konulmalıdır. Özellikle oluşması muhtemel hasarlara karşı tarımsal güvenlik (agro-security) sistemi, çevre faktörlerinde dikkate alarak hem işverenin hem de toplumun yararına olacak şekilde geliştirilerek uygun yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Tohumluk üretiminde genetik karışma engellenmeli, Zirai karantina kurallarına uyulmalı, Terörle ilgili Mevcut Risk Analizler, Geleceğe Yönelik Risk Odaklı Analizler, Agroterörizm Terörle Mücadelenin kapsamı içine alınmalıdır.

-Terör tehdidinin boyutu, politik etki yaratabilmek amacıyla şiddet uygulaması, terörizmin planlı, hesaplanmış sistematik bir eylem olması, teröristin belirlenmiş savaş kuralları ile sınırlandırılamayacağı, seçilen hedef üzerinde anlık alınabilen sonuçlar yanında uzun vadeli psikolojik yansımaların olmasını kapsar. Terörün sonuçları: Can kayıpları, mal kayıpları, İşsizlik,  hayat şartlarında ciddi değişikliklerdir.

Tipik bir terör saldırısı planlama döngüsü: 1. hedef seçimi, 2. keşif, 3. seçilen hedefe karar verme, 4. plânlama, 5. son keşif, 6. teröristin eylem yerine sevki, 7. saldırının gerçekleştirilmesidir. Terör amaçlı patlayıcı madde kullanma olaylarında yeni yöntemler kullanılması beklenmektedir.

Terör: Dış ülkelerde barınabilmekte ve faaliyet gösterebilmekte, Para kaynakları, lojistik destekleri ülke sınırları ile sınırlanmamakta, Ekonomik ambargolarla para akışları durdurulamamakta, Hızlı ve etkin bir haberleşme sağlamak için en üstün teknolojileri kullanmaktadır. Amaç önceki dönemlerden çok daha ölümcül olup genellikle kitle imhasına yönelik teknikler kullanmaktır. Çözüm; eğitimle caydırıcılığın sağlanmasıdır. Korku her zaman ihmalkârlıktan kaynaklanır. Terör maksatlı bu tür saldırıların saf dışı bırakılabilmesi için tehdidin disiplinler-arası bir anlayışla değerlendirilmesi, risk analizinin yapılması ve yönetilmesi gerekir. Terör dinamikleri üzerine yapılan her türlü çalışmada biyolojik-kimyasal saldırıların da yer almasının sağlanması, risk analizi ve yönetiminin etkinliğinin sağlanması, İlgili kurumlar ile sivil toplum kuruluşları arasında irtibat ve koordinasyon tesisine hız verilmesi, uygulanan politikalar ve uluslararası güvenlik tedbirleri birbirleri ile irtibatlı ve koordineli olması gereklidir.

-Bugün gösteri kontrol ajanlarını günümüzdeki kolluk tarafından kullanılmaktadır. Bu ajanların savaş amacıyla kullanılması yasaktır. Ama ülke içinde domestik olaylar için kullanımı serbesttir. Aslında bu gazlara en çok maruz kalan kişiler güvenlik kuvvetleridir. Kronik olarak sürekli etki altındadırlar.

Biber gazından öldüğü düşünülen şüpheli olgularda detaylı bir otopsi yapılmalıdır. Şüpheli ölümlerde “ölüm sebebi nedir”, “bu ölümde gösteri kontrol ajanının rolü nedir. Gösteri kontrol ajanı ana ölüm sebebi midir? Yardımcı faktör müdür?” soruları cevaplanmalıdır.

Ayrıca polis raporlarının incelenmesi, olay yeri incelemesi, toksikolojik ve histopatolojik tetkiklerinde yapılması gerekir. Gösteri kontrol ajanları çeşitli deri lezyonlarına neden olur. Bunların bir kısmı çıplak gözle görülebilirken, bir kısmı için histopatolojik inceleme gerekir.

Otopsi yapan ekip kişinin sağlık kayıtlarına ulaşabilmelidir.

-Türkiye’nin bulunduğu coğrafî bölge ve jeopolitik durumu sebebiyle çatışmalara açık bir bölge olmasından dolayı “hârp cerrahisi” konusunda deneyimli sağlık personeli yetiştirilmelidir.

-Radyasyon ve  elektromanyetik alanların zararlarından korunma konusunda daha objektif ve sonuç elde edici bilimsel çalışmalar yapılmalıdır.

-Sivil sürücülerle, profesyonel sürücülerin alkol sınırları arasında adaletsizlik mevcuttur. Trafikte seyir halindeki iki araç durdurulduğunda 0.49 promil alkol tespit edilen sivil sürücü ye devam izni verilirken, 0.10 promil alkol tespit edilen profesyonel sürücü cezalandırılmaktadır. Bu eşitsizlik kaldırılmalı ve Trafikte alkole sıfır tolerans olmalıdır.

-Yasal düzenlemelerde rızası olmayan bir kişiye trafikte “üfleterek veya kan alarak” zorla alkol muayenesi yapılmasıyla ilgili bir düzenleme mevcut değildir ve bu durum anayasa ve uluslararası düzenlemelere aykırıdır. Bu durumda kolluğun zor kullanması da hukuka aykırıdır. Bunun yanı sıra kişinin rıza vermediği durumlarda nasıl bir yaptırım uygulanacağı da yasalarda yer almamaktadır. Bu sorun trafikte ciddi problemlere yol açabilir. İnsan Hakları’nı ilke edinmiş bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti yasalardaki bu boşluğu doldurmalıdır. Zorla üflemeyen kişiye karşı -örneğin ehliyetine belli bir süre el konulması gibi- yaptırımlar getirilebilir.

-Ülkemizde mürekkep yaş tâyini 2011 yılından beri İstanbul Adlî Tıp Enstitüsü’nde standartlara uygun olarak gerçekleştirilmeye başlanmıştır. ENFSI işlemleri ENFHEX (Yazının kime âit olduğu) ve EDEWG (Ne zaman yazıldığı) olmak üzere 2’ye ayrılmaktadır. Üreticiler mürekkeplerine hiç değişmeyen ve her yıl değişen işaretler koymaktadırlar. Bu tür işaretler mahkemenin isteği ile ICP-MS i olan laboratuvarlarda belirlenebilmektedir. Yaş tayini öncelikle sahtecilikle mücadelede kullanılmaktadır. Günümüzde maalesef “Dünya ve Türkiye’de yaş tayini yapılamaz” şeklinde raporlar yazılmaktadır. Artık bu yanlış bilgiden kurtulunması gerekir.

-Telekomünikasyon: İşaret, sembol, ses ve görüntü ile elektrik sinyallerine dönüştürülebilen her türlü verinin; kablo, telsiz, optik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, elektrokimyasal, elektromekanik ve diğer iletim sistemleri vasıtasıyla iletilmesi, gönderilmesi ve alınmasını ifade eder. İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması: Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri ifade eder. İletişimin tespiti: İletişimin içeriğine müdahale etmeden, iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri ifade eder.

İletişimlere müdahalenin kanunlara uygun olması, Müdahalenin meşru bir amacının bulunması, Demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde olması gerekmektedir.

Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

-Bir yanda siber suçlar ve dijital terör (siber terör) saldırılarının gerçekleştirilmesinde, öte yanda genelde suçlarla özelde terörle mücadelede bilgi teknolojilerinin rolü yadsınamaz. Gelişen teknoloji ile bilgi toplumunu hedeflerken içine düştüğümüz gözetim toplumunda, özgürlük mü? Güvenlik mi? Çıkmazında, genel olarak mahremiyetin, özel olarak kişisel verilerin korunması hayati rol oynamaktadır.

Güvenlik uğruna özgürlükten ödün verilirse, ne özgürlük kalır ne de güvenlik kalacaktır.

Teknolojik dönüşüme uygun özgürlüklerin korunmasını sağlamak ve güvence altına almak üzere, çağdaş bir dünyanın zırhı olan, sistematik ve kurumsal koruma öngören kişisel verilerin korunması kanunu bir an evvel çıkarılmalıdır.

 -Vergi yargısında kişisel verilerin delil olarak kullanılması çok dikkatle ele alınması gereken hassas bir konudurAnayasa’nın 38. Maddesi gereği hukuka aykırı biçimde elde edilen bir delil yargı aşamasında kullanılamamaktadır. Özel hayatın gizliliği ile yurttaş ve devlet arasındaki güç dengesinde bireylerin özel hayatlarına müdahale edebilecek kurumlardan korumaları amacı güdülmüştür. Susma hakkı suçsuzluk karinesi ve adil yargılanma hakkı ile ilişkili bir kavramdır. Bir görüşe göre kişinin kendi aleyhindeki bilgiyi cebir altında yetkili makamlara vermemesi durumunda karşı karşıya kalacağı her türlü yaptırımın uygulanması halinde susma hakkı ihlâl edilmiş olur. Vergi usûl kanununa göre ihbar veya yükümlünün vergi kaçırdığına delalet eden emareler bulunursa arama yapılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasında arama bakımından ölçülülük ilkesi sıklıkla uygulanmaktadır. Arama yoluyla kişilerin özel hayatlarının gizliliği, haberleşme hürriyetleri veya konut dokunulmazlıkları ihlâl edilebilmektedir.

-İç hukuk tüketildikten sonra 1 ay içinde yapılması gereken Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun süresi -Kosova’da olduğu gibi- en az 4 aya çıkarılmalıdır. Başvurular internet üzerinden yapılabilmelidir.

Haksız vergilendirme konularında da mahkemeye başvurulabilmelidir.

-Türkiye Cumhuriyeti dışındaki ülkelerde  yaşayan soydaşlarımızın uğradıkları insan hakları ihlâlleri konusunda ülke ve dünya kamuoyunun bilinçlendirilmesinde işbirliği halinde hareket edilmelidir.

-Bu soydaşlarımıza karşı işlenen katliamların durdurulması için çalışmalar yapılmalı, geçmişte yaşanan katliamlarla ilgili uluslararası hukukî süreçler başlatılmalıdır.

-Yaşadıkları bölgelerden göçe zorlanan soydaşlarımızın, bu bölgelere geri dönüşlerini sağlayacak hukukî ve idarî faaliyetler başlatılmalıdır.

***

Bildirgeye Katkı Koyanlar

Prof. Dr. Hamit HANCI, Adlî Bilimciler Derneği Başkanı.

Doç. Dr. Rıza YILMAZ, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp,

Doç. Dr. Sadık TOPRAK, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp,

Prof. Dr. P. Sema Aka, Bağımsız Araştırmacı,

Altay Suroy. Kosova Anayasa Mahkemesi Üyesi,

Burhan Özkoşar. Hürriyet Gazetesi Fransa Temsilcisi. Dünya Ahiska Türkleri Birliği (DATUB) YK Üyesi.

Ziraat Müh. Yeliz Çatak. Sağlık Bakanlığı,

Prof. Dr. Salih Cengiz, İstanbul Üniversitesi Adlî Tıp Enstitüsü,

Prof. Dr. Bingür Sönmez, Memorial Hastanesi,

Dr. Fatih SEZER, Ankara Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp AD,

Dr. Emrah EMİRAL, Ankara Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp AD,

Dr. Salih GÜVEN, Ankara Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp AD,

Dr. Serbülent KILIÇ, Ankara Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp AD,

Prof. Dr. Osman Celbiş, İnönü Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp AD,

Prof. Dr. Zerrin Erkol, Bolu Abant İzzet Baysal Ünv. Adlî Tıp AD,

Emn. Amiri Hanifi Sever, Bülent Ecevit Üniversitesi Doktora Öğrencisi,

Dr. Tomurcuk Harbigil Sever, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi,

Prof. Dr. Murat Dikmengil, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kâlb Damar Cerrahisi. Harp Cerrahisi.

Hasan Gemici. Devlet Eski Bakanı.

Av. Sadun Köprülü. Kerkük Türkmen Cephesi.

Prof. Dr. Ali Nezihi Bilge, Bilgi Üniversitesi. Enerji Sistemleri Mühendisliği

Av. Kerem Ertem, Zonguldak Baro Başkanı,

J. Alb. Dr. Ercan Seyhan, Jandarma Okullar Komutanlığı, ENFSI Patlayıcı Bölüm Başkanı.

Doç. Dr. Bora Büken, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp AD,

Doç. Dr. Nergis Cantürk, Ankara Üniversitesi Adlî Bilimler Enstitüsü,

Dr. Jamal Musayev Azerbeycan, Adlî Tıp Kurumu,

Prof. Dr. Adalat HAsanov, Azerbaycan Adlî Tıp Kurumu,

Dr. Rukiye Dağalp, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi,

Prof. Dr. Nevzat Alkan, İstanbul Ünv. İstanbul Tıp Fak. Adlî Tıp AD,

Kim. Yücel Dener. Sağlık Bakanlığı,

Yrd. Doç. Dr. Eşref KÜÇÜK, TOBB ETÜ Hukuk Fak.,

Yrd. Doç. Dr. Eda Özdiler Küçük, Ankara Ünv. Siyasal Bilgiler Fak.,

Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldırım Gaziosmanpaşa Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp,

Yrd. Doç. Dr. Suavi Tuncay, Ege Ünv, İletişim Fak.,

Veli San Zonguldak C. Savcısı. Zonguldak ili Suç profili,

Dr. Yeşim Doğan, Alakoç Ankara Üniversitesi, Biyoteknoloji Enstitüsü Merkez Laboratuvarı.

Hk. Sadık Akgül. Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi Hâkimi,

Av. Ahmet Orhan, Zonguldak Barosu,

Dr. Dilek Sunmaz. Adlî Tıp Kurumu. İzmir Grup Başkanlığı,

Dr. Hüseyin Bekir, Yunanistan, Serbest Hekim,

Av. Osman Fırat Turan Ankara Ünv. Hukuk Müşavir Yrd.,

Prof. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak. Göz Hast.,

Doç. Dr. Şanser Gül, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fak.,

Antrp. Çilem Sönmez,

Beyhan Gürgöze, KKTC DAÜ,

Gökçe Yıldırım, Yargıtay C. Savcısı,

Rukiye Dağalp, Ankara Ünv. Fen Fakültesi,

Dr. Tuba Hancı Yıldırım, Beyazıt Dışkapı EAH,

Av. Devrim Karakülah, Adlî Bilimciler Derneği Genel Sekreteri,

Psik. Rebia Dirim,

Dr. Setenay Mit, Gazi Ünv.,

Psik. Alp Ardıç,

Mesut Öztürk, Maden Mühendisi Türkiye Taş Kömürü Kurumu İş Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanı,

Dr. Erdal Özer, Gaziosmanpaşa Ünv. Tıp Fak. Adlî Tıp,

Prof. Dr. O. P. Jasuja, Patiala, Hindistan,

İpek Kedici Msc.,

Merve Parlakgörür,

Levan Samkharauli National Forensics Bureau, Georgia, GÜRCİSTAN
Forensic Medical Department,

Dr. Fatma Çağatay Öztürk, Adlî Tıp Uzmanı,

Dr. Kadir Özağ, Manisa DH,

Özenç Sancar, İzmir Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri,

Zafer Ağyar, Zonguldak TUİK,

Didem Kalaycı, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Dilan Akar, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Dilek Polat, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Ezgi Bölük, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Ezgi Karabulut, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Gizem Güvener, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Gözde Çanaklı, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Gül Yamaner, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Hatice Akkanat, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Handan Teker, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.,

Kübra Tam, Bülent Ecevit Ünv. Tıp Fak.

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017