Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÜMİD MERİÇ HANIMEFENDİ ARADI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1136 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Evden çıkmadan önce beni Sevgili Ümid Meriç aradı ve yemeğe davet yemeğe etti. Sesini duyunca pek mütehassis oldum ve seneler öncesi uzandı anılarım. Dilerim Mahmut Âli Meriç ve refikası da teştif ederler muhabbete (o da Ali denmesini sever ve tam bir Fransız entellektülidir, şimdilerde Migros'un olduğu yerde az mı yemiş içmiştik..


Onların hayatı da şöyledir: Ali Meriç (d.3 Nisan 1959, Alaşehir) Türk oyuncu, yönetmen ve yazar. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir'de, lise öğrenimini İzmir Atatürk Lisesinde tamamlayan Ali Meriç, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun oldu.

Ali Meriç 3 Nisan 1959 tarihinde Manisa Alaşehir'de doğdu. 1977 yılında kısa bir süre çalıştığı Yeni Ulus gazetesinden ayrılarak Ankara Çocuk Tiyatrosunda (AÇT) tiyatroya başladı.

1980 yılında, İsveç Televizyonu için iki çocuk oyunu yazdı ve oynadı.

1981 yılında, AÇT ile Grips Theater’in Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivaline katıldı.

1982 yılında, Milliyet Gazetesi Ege Eki için haftalık gülmece sayfası Gülen Ege'yi hazırladı.

1983'de Ankara Sanat Tiyatrosu'na (AST) girdi. 1984 yılından itibaren TRT için çocuk programları yazmaya başlayan sanatçı, aynı zamanda bu programlarda kendisi de oynadı.

1985 yılında, TRT için Bizim Yuvamız adlı diziyi, Ayşe Nil Şamlıoğlu ile birlikte yazdı. 1986 yılında TRT için, Tele Kabare programını yazdı. 1986 yılında Devlet Tiyatroları Ankara Çocuk ve Gençlik Tiyatrosunda oyuncu olarak görev aldı. Ankara Devlet Tiyatrosu ve Bursa Devlet Tiyatrosu'nda görev yaptı. Turgut Özakman'dan yazarlık dersleri aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Gırgır, Tan (Makedonya), Dünya vs. gazete ve dergilerde gülmece yazıları ve öyküleri yayınlandı.

Hayali Ali Meriç olarak da tanınan sanatçı, Geleneksel Türk Tiyatrosu ile ilgili çalışmaları çerçevesinde, 1991 yılında Flash TV için Karagöz oyunları yazdı ve oynattı, 1993 yılında yapılan 1. Millî Bursa Karagöz Festivali komitesi sekreterliğini yaptı, Gölge oyunu ve Karagöz oyunları yazıp oynattı.

Assitej (Uluslararası Çocuk Oyuncuları Birliği), Unima (Uluslararası Kukla ve Gölge Oyuncuları Birliği) ve Tobav (Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı) üyesi olan Ali Meriç, halen 1995 yılında göreve başladığı Antalya Devlet Tiyatrosu’nda, oyuncu ve yönetmen olarak görevini sürdürmektedir. Ali Meriç evli ve Bilge İpek ve Adil isimli iki çocuğu vardır.

***

Bakın söyleşi şöyle:

-Din ve Marksizm yan yana gelir mi? İki kavramı bir araya getiren ünlü düşünür Cemil Meriç'in Weberci ve türbanlı kızı Ümit

Meriç tezatları cevaplıyor: Haşemamı giyerim, erkeklerle yüzerim.

Kapitalistler ekonomik krizin ardından keşfetti ama sol ve Marx dindar dindar kesim için çok uzak kavramlar olmadı.

-Sol ve din bir araya gelir mi tartışması en son İstanbul'daki IMF toplantıları sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın sola yakın açıklamalarıyla gündeme geldi.

-Tartışma sol ve din olunca akla gelen en yetkin isim Cemil Meriç. O Cemil Meriç ki, nev-i şahsına münhasır şahsiyeti bir yana, Türkiye'de sağ ve solun saygısını kazanabilmiş bir isim.

Sosyoloji Profesörü Ümit Meriç, ünlü düşünür ve bence filozof da sayılırdı- Cemil Meriç'in kızı.

İstanbul Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaparken ölümle burun buruna geldiği 1999 Marmara Depreminden sonra görevinden istifa edip, tesettüre giren bir kadın.

Kendisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına üyesi olduğu İstanbul 2010 Kültür Başkenti organizasyonda yer alıyor. Babası gibi tezat uçları bir bünyede buluşturabiliyor.

Ümidt Hanım uzun yıllar rakı içmiş olmasına gençlik günahı derken, bir sonraki cümlesi "erkeklerle aynı havuzda yüzmekten çekinmem" oluyor.

Prof Dr Ümt Meriç'leile yaklaşık 10 yıl önce yaşadığı müthiş değişimi, hayata bakışını ve babası Cemil Meriç'i konuştuk.

ÖRTÜNDÜM, MESLEĞİMİ BOŞADIM

- Türbanı ilk kez ne zaman taktınız, sebebiniz neydi?

1999 Marmara depreminde, felâketin tam göbeğinde Armutludaydım. Sonumun geldiğini sandım.

Ölmekten değil, dünyanın sonunun gelmesinden korktum. Dua ettim ve tam o anda, dualarımı kabul eden bir varlığın olduğunu hissettim vee bu varlığın bütün emirlerini yerine getirmediğimi düşünerek mahcup oldum.

Cenab-ı Hakk'a karşı örtünme kararı aldım. Örtündükten sonra huzura erdim. Ancak şunu söylemeliyim, örtünme kararını sadece kadınlar kendileri vermeliler. Çünkü tek başına örtü bir şey ifade etmez; arkasındaki maneviyata erişmek lazım.

- Üniversitedeki görevinizden türban yüzünden mi istifa ettiniz?

Evet. Örtündükten sonra İstanbul Üniversitesindeki görevimden istifa ettim. Sosyoloji hocasıydım. Sosyoloji kimliğimi boşadım. Teneşirdeki kimliğimi üniversitedeki kimliğime tercih ettim.

- Namaz kılmaya ne zaman başladınız?

Namazın hayatımdaki yeri çok daha eskilere dayanır. 30 yılı aşkın süredir, 1978'den bu yana namaz kılarım.

- Teknolojiden yararlanıyor musunuz? Televizyon izler misiniz, elektronik posta kullanır mısınız?

Televizyon izlemiyorum, gazete okumuyorum. Mail kullanmıyorum. Manyetik ve elektronik etki alanından uzakta kalmak istiyorum. Bunları takip edince huzursuzluğa kapılıyorum. Kendime bir dünya kurdum, nereye gideceğimi, neler okuyacağımı sadece kendim belirliyorum.

- Yani dünyayı boş mu verdiniz, sevmiyor musunuz bu dünyayı?

Dünyadaki kimliğim bir başka şekle dönüşmüş oldu. Ama dünyadan arınmadım. Son derece dünyalı biri olarak yaşıyorum. Dünyayı da seviyorum. Kendime ait bir dünya kurdum ama bu kopuk bir dünya değil. Herkese kapısı açık bir dünya.

- Dizileri de mi izlemiyorsunuz?

Dizileri asla izlemiyorum. Film de seyretmem. Ama arada bir sinemaya giderim. En son Mahsun Kırmızıgül'ün Güneşi Gördüm filmine gittim. Çok beğendim. Mahsun Bey'i de çok beğeniyorum. Çok ihlaslı mesajlar veriyor.

RAKI, GENÇLİK GÜNAHIM

- Hiç alkol aldınız mı?

Eskiden arada bir alkol alırdım. Rakı içmişliğim vardır, şarabı sevmezdim. Evet, gençlik günahım olarak eskiden arada sırada rakı içmişliğim vardır.

- Babanız, muhafazakârlaşmanıza tepki gösterdi mi?

Örtünmemde babamın etkisi olmadı. Ama bendeki değişiklik onu etkiledi. Memnun olduğunu söyledi. Çünkü bende bir iç huzursuzluğu, bir asabiyet hali vardı.

Bir sabah ezanıyla namaza başladım bir daha bırakmadım. Deprem felâketini yaşadığımız gece de tesettüre girdim.

- Mahalle baskısı çok tartışılıyor. Siz, kendi kızınıza, baskı yapıyor musunuz?

-Mahalle baskısını yanlış bulurum. İslamiyet insana teklif edilir. Tercih, şahsa aittir. Ben kızıma namaz kıl diye telkinde elbette bulunuyorum ama baskı yapmıyorum. Zaman zaman o da namaz kılar. Her ülkede toplumsal baskı olabilir. Hıristiyanlık'ta da bu var. Buna toplumun kontrol mekanizması diyebiliriz.

- Erkeklerle aynı havuzda yüzer misiniz?

Erkeklerle aynı havuzda yüzmek beni rahatsız etmez. Haşemamı giyer, bonemi takar yüzerim. Bu sene Kazlıdere-Kuruçeşme arasında yapılacak yüzme yarışına katılmaya niyetliyim.

EŞCİNSELLERE TEESSÜF EDİYORUM

- Sizce kadın-erkek eşit midir?

Kadın ve erkek eşit değildir, birbirlerini tamamlarlar. Biri olmadan diğeri olmaz. Yalnızlık, ikisi için de beraber olmaktan daha az hoştur. Kadın daha çok duygusal, erkek ise mantıklıdır. Kadının biraz daha rasyonel yönünü, erkeğin de biraz daha duygusal yönünü geliştirmesi şayandır. Ama hiçbir zaman birbirinin yerini alamazlar.

- Eşcinselliğe bakışınız nedir?

Eşcinsellik bireysel bir sorun. Genetik konular içine girenler de var, kişinin kendisinin geliştirdiği eşcinsellik de var. Cinsel kimliklerini şaşırdıkları için onlara teessüf ediyorum. Keşke öyle olmasalardı.

- Bir eşcinselle arkadaş olur musunuz?

Eşcinsellik ne dost olmama ne de saygı duymama mânidir.

İKTİDARIN İCRAATLARI İYİ

- AKP hükumetinin icraatlarını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı nasıl buluyorsunuz?

AK Partinin icraatlarını çok beğeniyorum. Bu partinin Türkiye'yi küresel aktör haline getirdiğini düşünüyorum. Başbakanımızı da gayet başarılı buluyorum. Son derece enerjik, çok dikkatli... Hem ülke hem de dünya meselelerine vâkıf, ehl-i secde bir insan.

Kendisine dua ediyorum. Hükumetin açılımlarını da Türkiye için isabetli buluyorum. Tabii her kararda olduğu gibi bu kararlarda da eksiler artılar olacaktır. Önemli olan artıların fazla olmasıdır.

32 YIL BABAMIN GÖZÜ OLDUM

- Babanız Cemil Meriç, her kesimin saygısını kazandı. Sizce bunun sırrı ne?

Babam Cemil Meriç, Yirminci Yüzyıl Türk düşüncesinin en geniş ufuklu çehrelerinden biridir. Bu yüzyıl Türkçesinin zirvelerinden biridir. Babamı sol ve sağ kesimden herkes sevdi. Çünkü o, namuslu bir aydındı. Babama sağcı demek çok yanlış olur, bu ona dar gelir. Solcu demek de yeterli değil. İnsana ve emeğe saygısından ötürü solcu, tarihimizin ortaya çıkardığı insan tipi açısından da sağcıydı diyebiliriz.

Babam yöntem olarak sonuna kadar Marksist'ti. Ama bu babamın, ölürken son söz olarak Sevgilim Muhammed demesine mâni olmadı.

- Sizin Karl Marx'la aranız nasıl?

Ben Marx'ı, sosyolog olarak çok severim ama Marksist olmadım. Ben kendimi daha çok Weber'e yakın bulurum.

- Peki babanızla aranız nasıldı?

Hayatıma çok şey kattı. Âmâ (kör) olduğunda 8, vefat ettiğinde ise 40 yaşındaydım. Aradaki 32 senede onun gözü oldum.

***

Ta Suadiye Oteli'ne ve şimdiler Migros'un olduğu bölgede yer ve içerdik.

Sonra önce Cemil Amcam gitti, sonra pederim. Akabinde de çoğunun düğünlerine gittik Neslim'le.

O şimdi Halveti Cerrahi tarikatında, tıpkı Çınar gibi. Farklarına gelince: Ümit Hanım'da ahde vefa vardır. Diğerini boş verdim zaten.

Ben ise Fulya'daki muayenehanemde çalışıyorum hâlâ ama dimdik ayaktayım. Her ne kadar bazıları artık pek ortalarda olmasa da, desteğini kesmiş gibi olsa da...

Daha Siyavuş Ağabeyimi ziyarete gideceğim.

Daha Cânan'ın mürüvvetini göreceğim.

Cem Çanakkale'de, hoca oldu konservatuvarda.

Işıl diziye başlıyormuş, henüz arayamadım.

Neslim de koşturuyor hayat kavgasında...

Türkiye ise bildiğiniz gibi.

Sağlıcakla kalın.

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 12.12.2015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 23 Ağustos 2017