Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

UNUTULMAYACAK BİR KAATİL!

Adolf Hitler 

 

Bu da KAVGAM!

Adolf Hitler

Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi Başkanı

Görev süresi
29 Temmuz 1921 – 30 Nisan 1945

Yerine geldiği

Anton Drexler

Yerine gelen

Martin Bormann

Almanya Şansölyesi

Görev süresi
30 Ocak 1933 – 30 Nisan 1945

Yerine geldiği

Kurt von Schleicher

Yerine gelen

Joseph Goebbels

Almanya Devlet Başkanı
Führer und Reichskanzler

Görev süresi
2 Ağustos 1934 – 30 Nisan 1945

Yerine geldiği

Paul von Hindenburg

Yerine gelen

Karl Dönitz

Kişi bilgileri

Doğum

20 Nisan 1889(1889-04-20)
Braunau am Inn, Yukarı Avusturya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

Ölüm

30 Nisan 1945 (56 yaşında)
Berlin, Almanya

Vatandaşlığı

7 Nisan 1925'e kadar Avusturya vatandaşı, 25 Şubat 1932'den sonra Alman vatandaşı.

Milliyeti

Avusturyalı

Partisi

Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi

Diğer siyasi
bağlantıları

Alman İşçi Partisi (1919-1920)

Eşi

Eva Hitler

Mesleği

Politikacı, asker.

İmzası

Askeri hizmeti

Takma adı

Böhmischen Gefreiter
(Bohem Onbaşı)

Bağlılığı

Almanya

Branşı

Deutsches Heer (Alman Kara Kuvvetleri)

Hizmet yılları

1914-1920

Rütbesi

Onbaşı

Birimi

16. Bavyera Yedek Piyade Alayı

Çatışma/savaşları

I.                    Dünya Savaşı

Ödülleri

Birinci Sınıf Demir Haç
İkinci Sınıf Demir Haç
Gazi Nişanı


Tek bebeklik fotoğrafı

Adolf Hitler (d. 20 Nisan 1889, Braunau am INN - ö. 30 Nisan 1945, Berlin), Avusturya asıllı Alman politikacı, siyasi lider, teorisyen ve devlet adamı.

1919 senesinde Alman İşçi Partisi’ne (Deutsche Arbeiterpartei; DAP) üye olmasıyla başlayan politik hayatı, bu partinin 1920 senesinde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Patrisi’ne (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei; NSDAP) dönüşmesiyle devam etti ve 1921 senesinde ise Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin lideri oldu.


Uzun süreli bir siyasal mücadelenin sonucunda, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin 1933’te iktidara gelmesiyle, Almanya Şansölyesi (Başbakan) ve 1934’den ölümüne kadar Almanya Devlet Başkanı olarak görev yaptı. Devlet başkanı olduğu dönemde şansölyelik ve cumhurbaşkanlığı makamlarını birleştirerek “Führer und Reichkanzler” unvanını kullanmıştır.

Nasyonal Soyalizmin kurucusu olup, Almanya’yı 12 yıl boyunca bu öğretiyle yönetmiştir. Bir politikacı ve asker olmanın yanı sıra ressam ve yazar ve idi.

Hitler, Almanya’da, I Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Büyük Buhran’dan güç kazandı.

Propaganda ve karizmatik bir dille, alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine ümit veriyordu; bunun yanında da belli bir seviyede milliyetçilik, sosyalizm, antisemitizm, anti-komünizm ve anti-kapitalizm de sunuyordu.

Ekonominin tekrar kurulması, yeniden silahlandırılmış bir ordu ve totaliter ve faşist bir rejimle, Hitler Almanya içerisindeki düzeni yeniden tesis etti ve güçlü bir ülke yarattıktan sonra, saldırganca bir dış politika izleyerek, Alman “hayat alanını” (Lebensraum) genişletmek amacıyla Polonya’ya saldırdı.

Yıldırım Harbi (Blitzkrieg) taktikleri ve Mihver Devletleri ittifakı ile birlikte, Avrupa’nın büyük bölümünü ve Asya’nın bir kısmını işgal etti.

ABD’nin II Dünya Harbi’ne Müttefiklerin tarafına katılması ve Kızıl Ordu’nun ilerlemesi ile Alman ordusu gerilemeye başladı. Sovyet güçlerinin 23 Nisan 1945’te Berlin’e girmesi ile Almanya’nın yenilgisi kesinleşmişti

.

Hitler, işgal altındaki Berlin’de, karısı Eva Hitler (Eva Braun) ile Führer yeraltı sığınağında (Führerbunker) 30 Nisan 1945 günü intihar etti. Cesedi -vasiyeti üzerine- takipçileri tarafından üzerine tonlarca benzin dökülerek yakıldı. 8 Mayıs 1945’te Alfred Jodl’ın imzaladığı teslim belgesiyle, Büyük Almanya İmparatorluğu yıkıldı.

Hitler’in saldırgan dış politikası, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ana nedeni olarak kabul edilir. Onun Yahudi karşıtı politikaları ve ırkçı ideolojisi, aşağı ırk olarak gördüğü en az 5.5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanmıştır.

Çocukluğu ve gençlik yılları

Braunau am Inn

 Bebekliğine ait tek fotoğrafı, ne kadar da masum!

Adolf Hitler, 20 Nisan 1889 tarihinde Almanların yoğunlukta olduğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı Yukarı Avusturya’nın Braunau am Inn kasabasında o sıralarda gümrük memuru olan Alois Hitler (1837–1903) ve Alois’in üçüncü karısı (aynı zamanda ikinci dereceden kuzenidir ve evlenmek için kiliseden izin alınmıştır) Klara Poelzl’ün (1860 - 1907) oğlu olarak doğmuştur. Alois’in altı çocuğundan dördüncüsüdür. Avusturya vatandaşı olarak doğan Adolf daha sonra 1925'te Avusturya vatandaşlığından çıkmıştır.

Yasal olarak Hitler soyadı ile dünyaya gelen Adolf’un anneannesinin ismi de Johanna Hiedler’di. İsmi eski Almanca’da ‘asil kurt’ (Adolf = nobelity + wolf) anlamına gelen Adolf, akrabaları arasında kısaca ‘Adi’ ismiyle biliniyordu. (Adolf Hitler, yakın çevresiyle arasında, 1920’lerin başlarından 3. hükûmetin düşüşüne kadar ‘Wolf’ takma adını kullandı. Hatta bu durum Avrupa kıt'asındaki çeşitli merkezlerin isimlerinde de etkili oldu (Doğu Prusya’da Wolfsschanze, Fransa’da Wolfsschlucht, Ukrayna’da Werwolf gibi.)

ABD’li Gazeteci William L. Shirer, Nazi İmparatorluğu adlı kitabında, Hitler’in soyağacı konusunda şunları yazmaktadır: “Hitler’in büyükbabası, Johann Georg Heiedler, gezici bir değirmenciydi. Aşağı Avusturya’da köy köy gezerdi. 1824’de ilk evlenmesinden beş ay sonra bir oğlu oldu. Ama ne çocuk ne annesi yaşadı. On sekiz yıl sonra Duerrenthal’da çalışırken, Strones köyünden kırk yedi yaşında bir köylü kadın olan Maria Anna Schicklgruber ile evlendi. Bu evlenmeden beş yıl önce, 7 Haziran 1837’de Maria’nın gayrimeşru bir çocuğu olmuş, adını Alois koymuştu. Bu çocuk sonradan Adolf Hitler’in babası oldu. Alois’in babasının, her ne kadar kesin kanıtlar yoksa da Johann Hiedler olması ihtimali çoktu. Ne olursa olsun, Johann kadınla evlenmiş, ama bu gibi olaylara uygulanan geleneğe aykırı olarak, çocuğu meşrulaştırmak zahmetine katlanmamıştı. Çocuk, Alois Schicklgruber olarak büyüdü. Anna 1847’de öldü, Johann Hiedler bu ölümden sonra otuz yıl ortalıktan yok oldu. Seksen dört yaşında Waldviertel’de Weitra kasabasında yeniden ortaya çıktı. Bu sefer adını Hitler diye yazıyordu. Bir noterle üç şahit huzurunda kendisini Alois Schicklgruber’in babası olarak kaydettirdi.”

Linz dönemi

 

 Tablo merakı...

Babası Alois

 

Annesi Kara ve işçiler...

İlk tahsilini doğduğu kasabada yaptı. Orta tahsiline Linz şehrinde başladı. Linz’de başladığı lisede ise 1. sınıfı yeniden tekrarlamak zorunda kaldı. O sıralarda, ilerde memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, ressam olmak istediğini söylüyordu. Sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu. İleride öğretmenlerini çok sert biçimde eleştirmiş, sadece tarih öğretmenini çok sevdiğini ve ona çok şey borçlu olduğunu belirtmiştir. Çizimlerine ve resimlerine çok güvenen Adolf, bu konudaki direnişine hiç ara vermiyordu. (I. Dünya Savaşı’na katılmasından önce, Hitler’in 2000’den fazla çizimi ve resmi vardı.)

Hitler, Kavgam’da şöyle anlatır:

 

« En çok tarih ve coğrafya derslerinde başarı gösteriyordum. İşte bu sıralarda “milliyetçi” oldum ve tarihin gerçek anlamını anlamayı, idrak etmeyi ve bu konuya nüfuz edebilmeyi öğrendim. Zevklerim, beni babamın hayatına benzer bir hayata itmiyordu. Konuşma yeteneğim, çocukluk arkadaşlarıma verdiğim, ikna edici ve daha doğrusu kandırıcı söylevlerle oluşmaya başladı. Kendi kendimi zor idare edebilen küçük bir lider olmuştum. Bu arada iyi bir öğrenci olduğumu da söyleyebilirim. Çalışmak bana kolay geliyordu. Boş zamanlarımda “Lambach Chanoinelerin yanında şan dersleri takip ediyordum. »

  Ressam olma konusunda inat ediyor, bir sanatçı olma hayallerinde kendisine çok güveniyordu. Sanatçılık onun için tam anlamıyla bir idealdi. Buna rağmen babasının “hayat mücadelesi” konusundaki öğütlerinde haklı olduğunu düşünüyordu. Oğlunun güvenle para kazanabileceği iyi bir mesleğe sahip olması gerektiğine inanan babasına hak veriyordu:
 

« Bir vakitler kendi hayatının en büyük halkalarını oluşturan şeyin, benim tarafımdan kabul edilmemesine bir türlü akıl erdiremiyordu, işte bu yüzden babamın kararı basit, emin ve çok doğaldı. Hayat kavgasının kazandırdığı çelik gibi bir karaktere sahip olan babam, benim, daha doğrusu tecrübesiz bir delikanlının geleceği hakkında karar vermesine izin vermiyordu. Fakat sonunda iş bambaşka oldu. »

   

On dört yaşında veremden babasını kaybetti (3 Ocak 1904). Daha sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirmiş, doktorun tavsiyesiyle bir yıl kadar okuldan ayrı kalmış, sonra da maddî sorunlar nedeniyle okula geri dönememiştir. Annesine bakma sorumluluğuyla inşaatta işçi olarak çalışmaya başladı. Bu dönem boyunca çizimlerine devam etti.

[/embed]

Bu da KAVGAM!

 

« Benim için meslek problemi, tahmin ettiğimden çok daha kısa bir süre içinde çözülecekti. Çünkü babam daha ben on üç yaşındayken ansızın vefat etti. Bir felç darbesi, babamı en güçlü döneminde iken yere vurdu. O dünyadaki hayatını acı çekmeden sona erdirdi. Fakat bizi büyük bir üzüntünün içine attı. Babamın en büyük isteği, oğlunu, kendisinin ilk günlerinde çektiği yokluklardan kurtarmak için bana meslek sahibi olmamda yardım etmekti. Bu isteğini gerçekleştiremedi. Fakat bilinçsiz bir biçimde benim içime, ikimizin de aklımızdan geçirmediğimiz bir geleceğin tohumlarını ekmişti. »

  Okuduğu kitaplar içindeki antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) ise o zamanlar başlamıştır. İlk başlarda bu fikre karşı çıksa da, Yahudilerin birbirlerini kültür, sanat, politika, iş hayatı gibi bütün alanlarda kayırdıklarını düşünmeye başlayınca, Yahudileri sevmemeye başlamıştır. Kendisi bu konuyu şöyle der:
 

« Ne zaman bir tiyatro gösterisi, bir müzik abartılırsa Yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. Bunu abartanlar da Yahudilerdi. Birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir Alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken Yahudi yapıtları 10 alıyordu. Bu yüzden bir antisemitist olmaya karar verdim. »

   

Viyana dönemi

Hitler’in 1913 senesinde çizdiği, yağlı-boya bir Meryem ile İsa tablosu

Annesinin hastalığı ortaya çıktığında geçim kaynakları neredeyse kurumak üzere olan Hitler, kendisine bağlanan yetim aylığıyla geçiniyordu. Bu yüzden Viyana’ya gitme kararı aldı.

 

« Bir çanta dolusu elbise ve çamaşırla Viyana’nın yolunu tuttum, içimde sarsılmaz bir irade vardı. Babam elli yıl önce kaderini zorlamayı başarmıştı. Babam gibi yapacaktım. Ama ben “adam” olacaktım, memur değil. »

   

1907 yılında başvurduğu Viyana Güzel Sanatlar Akademisi tarafından ressamlığa uygun olmadığı gerekçesi ve yeteneklerini mimarlık alanında geliştirmesi öğüdüyle reddedildi. Adolf, bu öğüdü yerine getirmeyi çok istemesine rağmen bunun için teknik alt yapısı ve lise diploması olması zorunluydu.

On dokuz yaşına geldiğinde annesini meme kanserinden dolayı kaybetti (21 Aralık 1907). Annesiyle hep ayrı bir bağı olduğundan söz eder ve o öldüğünde babasının ölümünden daha fazla üzüldüğünü anlatır. Annesinin ölümünden sonra, Hitler'in tek isteği Güzel Sanatlar Akademisi’ne girebilmekti.

 

« Babama saygı ile bağlanmıştım, annemi ise sevmiştim. »

   

 

1908’de bir kez daha başvurduğu akademinin, onu yeniden reddetmesinin ardından umutlarını da yitirmiş bir şekilde tamamen parasız kaldı. Yetim maaşının kendi payına düşen kısmını da kardeşi Paula’ya veren Hitler, 21 yaşındayken halasından kalan az miktardaki miras parasının da bitmesiyle 1909’da evsizler yurduna yerleşti. Posta kartlarından kopyaladığı manzara resimlerini, dükkânlara ve turistlere satarak geçinmeye çalışan Hitler, 1910 yılında çalışan fakir adamların kaldığı bir eve yerleşti.

 

« Nihayet on dört on beş yaşıma geldiğimde siyasetten bahsedildiği sıralarda Yahudi kelimesini duymaya başladım. Bu sözler ben de az da olsa bir itiraz etme duygusu uyandırıyordu. Mezhepler dolayısıyla çıkan kavga ve çekişmeleri gördüğüm vakit içimde nahoş hisler kabarıyordu.

Alman ile Yahudi arasındaki farkın sadece dinler arasında olduğunu zannediyordum. Hatta sürekli zulümlere hedef olmalarını, din arkına veriyor ve bu yüzden de kendilerine antipati beslemiyordum.

İşte kafam bu düşüncelerle dolu olarak Viyana’ya geldim. O günlerde Viyana′da iki milyon kişi yaşıyordu ve bu nüfusun iki yüz bini Yahudi idi. İşte ben bunun farkında değildim. İlk günlerde gözlemlerim ve düşüncelerim, yeni değer ve fikirlerin giriştikleri hücuma pek o kadar karşı koyacak kuvvette değildi. Nihayet içimde ağır ağır sükûnet ortaya çıkmaya başladığı ve bu hummalı hayaller açıklığa kavuştuğu sıralarda, Yahudi meselesi ile burun buruna geldiğim an ki, etrafımı çepeçevre saran dünyaya çok daha dikkatli bakmaya başladım.

Yahudi meselesi ile karşılaşmamdaki şekil bana pek hoş gelmedi. Ben o sıralarda Yahudi′yi sadece başka bir dine mensup bir kimse olarak kabul ediyordum. Dini çekişmelerden ve dini inanışlardan çıkan her türlü düşmanlığı, hoşgörü ve insaniyet adına daima kınamaktan da kendimi alamıyordum. Bu arada Viyana’nın Yahudi aleyhtarı basının tutumu da bana medeni bir milletin örf ve geleneklerine yakışmaz gibi geliyordu. »

   

Hitler, Viyana’dayken, ilk kez içinde Doğu Avrupa’daki birçok Ortodoks Yahudi (Hitler’e göre ırkçı teorilerle karışık, geleneksel dinci ve ön yargılı, geniş bir Yahudi kitlesi) için, antisemitist düşünceler barındırmaya başladı. Zamanla Lanz von Liebenfels’in ırk ideolojileri ve antisemitizm hakkındaki yazılarından ve Viyana Belediye Başkanı, aynı zamanda Hıristiyan Sosyal Partisi’nin kurucusu ve tarihin en şiddetli demagoglarından Karl Lueger ve pan-Cermenist Georg Ritter von Schönerer gibi politikacıların yarattığı polemiklerden etkilendi. Daha sonra Kavgam (Mein Kampf) adlı kitabında, dine bağlı antisemitizm karşıtlığından, nasıl tam tersi bir zemine (antisemitizmi ırkçı zeminde desteklemeye) geçiş yaptığını anlattı.

Münih dönemi

Babasından kalan mal varlığının son parçasıyla Mayıs 1912’de, Münih’e gitti. Her zaman gerçek Almanya’da yaşamak istemişti. Mimariyle ve Houston Stewart Chamberlain’ın yazılarıyla daha da ilgilenmeye başladı.

Hitler, Yahudileri, kendi tanımladığı ari ırkın doğal düşmanları olduğunu iddia etmeye başladı ve Avusturya’daki krizden de onları sorumlu tuttu. Aynı zamanda kendi antisemitizmini Marksizm karşıtlığı ile birleştirerek, sosyalizmin ve özellikle de liderleri arasında birçok Yahudi bulunduran Bolşevizm’in keskin hatlarını tanımladı. Almanya’nın uğradığı askeri bozgundan 1917 Devrimlerini sorumlu tutarak, Yahudileri Alman İmparatorluğu’nun askerî yenilgisinin ve sonuç olarak ortaya çıkan ekonomik problemlerin de suçlusu kabul etti.

Beynelmilel Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Parlamentosundaki oturumları uzunca bir süre inceledikten sonra, demokratik parlamenter sistemin aşağılığına ve bayağılığına dair sabit bir inanç geliştirdi. Bu da kendi politik görüşlerinin temelini biçimlendirdi.

 

« 1912 yılının baharında Münih’e gittim, sanki yıllarca orada oturmuşum gibi şehir bana hiç yabancı gelmedi, incelemelerim beni defalarca bu Alman sanatının merkezine götürmüştü. Münih bilinmezse Almanya görülmüş sayılamayacağı gibi, Münih tanınmadıkça Alman sanatı hakkında da bir fikre sahip olunamaz. »

   

Münih’e gitmesi, bir süreliğine Avusturya’daki askerlik görevinden de kaçmasını sağladı fakat sonrasında Avusturya ordusu tarafından tutuklandı. Yapılan fiziksel inceleme ve pişmanlık savunması sonrasında askerlik için elverişsiz sayıldı ve Münih’e dönmesine izin verildi. Buna rağmen ağustos 1914’de Almanya I. Dünya Savaşı’na girdiğinde acilen Bavyera kralı 3. Ludwig’den Bavyera alayında savaşmak için izin ricasında bulundu. İsteği kabul edildi ve Hitler gönüllü olarak Bavyera ordusuna katılmış oldu.

Askerlik

Onbaşı Adolf Hitler

Hitler, Batı Cephesi’nde, Albay Julious List komutasındaki 16. Bavyera Yedek Piyade Alayı’na (“List Alayı”) verilmiştir.

Birinci Ypres Muharebesi, Somme Muharebesi, Arras Muharebesi ve Passchendaele Muharebesi’ne iştirak etmiştir. Fransa ve Belçika’da, 16. Bavyera Yedek Alayı karargâhında haberci olarak aktif hizmette bulunan ve düşman ateşine maruz kalan Hitler, yanındaki diğer askerlerin aksine yemeklerden ya da zor koşullardan asla şikayet etmedi. Bunun yerine sanat ya da tarih hakkında konuşmayı tercih eden Hitler, ordu gazetesi için bazı karikatürler ve eğitsel çizimler de yaptı. Görevini yaparken gösterdiği sürati ve başarısı nedeniyle ilki Aralık 1914’de İkinci Sınıf Demir Haç ve diğeri de Ağustos 1918’de ve onbaşı düzeyindeki bir askere nadir olarak verilen bir onur olan Birinci Sınıf Demir Haç olmak üzere iki askerî nişan aldı. Almanya’da Hitler gibi onbaşı (gefreiter) rütbesine sahip olan hiçbir asker, bu kadar yüksek dereceli iki madalyayı kazanamamıştır. Üst rütbeli askerlere verilebilecek bu iki madalyayı kazanabilen tek onbaşı, Adolf Hitler’dir.

Hitler, alayı terk etmek istememesine rağmen, gene de ‘liderlik özelliklerinin yeteri çerçevede olamadığı’ gerekçesiyle rütbesi yükseltilmedi. Bazı kaynaklara göre ise yükseltilmemesinin asıl nedeni Alman vatandaşı olmamasıydı. Alay karargâhındaki görev mevkisi çokça tehlike içermesinin yanı sıra ona sanat çalışmalarını sürdürmesi için de zaman veriyordu. Ekim 1916’da Fransa’nın kuzeyinde bacağından yaralanandı, Mart 1917’de ön saflardaki görevine geri döndü. Düşman ateşiyle yaralanması nedeniyle aynı yıl Gazi Nişanı aldı.

15 Ekim 1918’de savaşın sona ermesinden kısa bir süre önce, Hitler zehirli gaz saldırısından dolayı geçirdiği geçici körlük nedeniyle, savaş meydanındaki askerî hastaneye götürüldü. David Lewis ve Bernhard Horstmann gibi bazı psikologlara göre ise bu geçici körlüğün sebebi geçirdiği bir histeri kriziydi. Hitler, hayatının amacının Almanya’yı kurtarmak olduğuna iyice ikna olmuştu.

Uzun zamandır Almanya’ya hayran olan Hitler, hâlâ Alman vatandaşı olmamasına rağmen savaş sırasında da tutkulu bir vatansevere dönüştü. Alman ordusu hâlâ düşman topraklarını tutmaktayken, Kasım 1918’de Almanya’nın teslim olmasıyla şoka uğradı. Birçok Alman milliyetçisi gibi o da savaş alanında değil masada yenilmelerini tasvir eden ‘sırtından bıçaklanma efsanesine’ inandı. Buna neden olan politikacılar daha sonra ‘Kasım Hainleri’ olarak adlandırıldılar.

Siyasi hayatı

Alman İşçi Partisi'ne katılması

Hitler'in Deutsche Arbeiterpartei (DAP) yâni Alman İşçi Partisi’ne kayıtlı olduğunu gösteren kart.

Hitler Münih Devrimi'ne katılmış ve bir ara sosyalist bir aktivist olmuştur. Daha sonra Yüzbaşı Karl Mair başkanlığındaki Bayerische Reichswehr Gruppennkommando Nr.4'te, yâni Bavyera Ordusu’nun İstihbarat Şûbesi’nde eğitim alıp, karşı devrim eylemlerinde bulunmuştur.

I. Dünya Savaşı’ndan ve Alman mağlubiyetinden sonra, hiçbir resmî eğitimi ve iş kariyeri olmadığı için mümkün olduğunca uzun süre için ordu içinde kalmaya çalıştı. Kış mevsimini Avusturya sınırı yakınlarında Traunsrein’daki esir kampında gardiyanlık yaparak geçirdi.

1919’un ilkbaharında Münih’e döndü. Münih’te kısa süren Sovyet rejiminin sorumlularını incelemek amacıyla, 2. Piyade Alayı tarafından kurulmuş olan tahkikat komisyonuna bilgi topluyordu. Hizmetlerinden dolayı Ordu bölge komutanlığındaki Siyasi Şube Basın ve Haberler Bürosu’nda kendisine yeni bir iş verildi. Ordu, tutucu görüşlerini yaymak amacıyla askerler için siyaîi eğitim kursları açtı.

Hitler bu kurslardan birinin dikkatli bir öğrencisiydi. Bir gün derste Yahudiler için iyi bir kelime kullanılınca hemen derse müdahale etti ve tam tersine Yahudileri kötüleyen uzun bir nutuk çekti. Bu sırada Yahudiler üzerine çektiği nutuktan üstleri çok memnun kaldılar ve onu Münih alayına Bildungsoffizier (eğitim subayı) tayin ettiler. Başlıca görevi, tehlikeli fikirlerle, yâni barışçılıkla, sosyalizmle ve demokrasi ile savaşmaktı. Böylece Hitler, söz söyleme yeteneğini denemek fırsatını elde etti. Çünkü söz söylemek, kendi görüşüne göre, başarılı politikacılığın ilk şartıydı.

1919 yılının Eylül ayında bir gün Ordu Siyasî Şûbesi’nden bir emir aldı: Münih’te Alman İşçi Partisi adında küçük bir siyasî grubu inceleyecekti. Hitler, incelemeye memur edildiği partinin toplantısındaki konuşmacılardan birini tanıyordu. Bir hafta önce, ordu eğitim kurslarının birinde, Gottfried Feder adında bir inşaat mühendisinin konferansını dinlemişti ve bu konferanstan çok memnun kalmıştı.

Feder’in bu parti toplantısında ki konuşması bittikten sonra Hitler kalkıp gidecekti. Bu sırada bir profesör ayağa kalktı ve Feder’in ileri sürdüğü fikirlerin doğru olup olmadığını ele aldı.

Bavyera’nın Prusya’dan ayrılmasını, Avusturya ile birlikte bir Güney Alman ulusunu teşkil etmesini teklif etti. Bu fikir o sıralarda Münih′te çok yaygındı. Ama bu fikrin burada açıklanması Hitler’i çok kızdırdı ve ayağa kalkarak verdiği cevap o kadar sert oldu ki dinleyiciler şaşkın yüzleriyle bu bilinmeyen genç konuşmacıya bakarken, profesör salondan çıkıp gitmişti. Dinleyicilerden biri Hitler’in yanına koştu ve eline küçük bir broşür sıkıştırdı. Bu kişi demircilik işi ile uğraşan Anton Dexler’di. Drexler’e nasyonal sosyalizmin gerçek kurucusu denilebilir.

Hitler, ertesi gün kendisine gönderilen Alman İşçi Partisi’ne kabul edildiğini bildiren bir kartı alınca çok şaşırdı. Hitler aslında kendi partisini kurmak istiyordu. Bu yüzden bu fikrini bir mektup ile bildirmek üzereyken içinde bir merak uyandı ve çağrıldığı komite toplantısına gitmeye ve kendilerine neden partilerine katılmak istemediğini şahsen anlatmaya karar verdi. Toplantıya gitti ve iyi karşılandı fakat katılmama isteğini söyleyemedi. Toplantıdan sonra kışlasına döndü. İki gün boyunca uzun uzadıya düşündü ve sonra bu tanınmamış partiye katılmaya karar verdi. Adolf Hitler böylece mühendis Gottfider Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi (Deutsche Arbeiterpartei, DAP) isimli bir partiye yedinci üye olarak katıldı.

Hitler 1920 yılının başlangıcında partinin propagandasını eline aldı. Kısa sürede bu oluşumun üst basamaklarına kadar ilerleyip lider koltuğuna oturdu. 24 Şubat 1920’de Alman İşçi Partisi’nin adı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei, NSDAP) olarak değiştirildi. Hitler ise 29 Temmuz 1921'de partinin lideri oldu. NSDAP′nin taraftarlarına komünistler ve sosyal demokratlar tarafından kısaca “Nazi” ismi verildi.

Parti 25 maddelik bir program hazırladı.

Bu programın ilk maddesi Almanya’yı Versay Antlaşması’nın getirdiği güçsüzlükten kurtarmaktı. Sonra da Hitler 1926’da taktik nedenlerden ötürü, bu maddeleri değişmez ilan etti. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlarda olması gerektiği önemli başlıklardan biriydi.

Völkischer Beobachter adlı gazeteyi yandaşları çıkarıyordu.

Jıseph Goebbels, bu gazetenin tamamen parti bülteni hâlini almasını sağladı. Gazetede partisinin fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.

Birahane Darbesi ve Mein Kampf

Benito Mussolini, Roma Yürüyüşü’nü taklit ederek 9 Kasım 1923’de Münih’teki Bavyera hükümetini devirmeye çalışan fakat bunda başarılı olamayan ve geri döndüğü sırada intiharı düşünen Hitler tutuklandı. Birahane Darbesi adı verilen bu eylem sebebiyle yargılandı ve 1 Nisan 1924’de 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu dönemde Kavgam adlı kitabı yazan Hitler, 20 Aralık 1924’de halk için tehlike oluşturmadığı gerekçesiyle serbest bırakıldı.

Hapisteyken “Mein Kampf” (Kavgam) isimli bir kitapta fikirlerini yazdırdı. Nasyonal sosyalizm fikrinin açıklandığı bu kitap, partinin bundan sonraki faaliyetlerine yön verdi. 1924 ve 1929 yılları arasında partisi başarısız oldu.

Ancak, Dünya Ekonomik Krizinden sonra daha fazla oy kazanabildi (1929).

1930 seçimlerinde yüzde 18 oy ile SDP’den sonra ikinci büyük parti oldu. Hitler’in oyları Katoliklerden daha fazla Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölge ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi.

İktidara Doğru 

1925’te kendi isteği ile Avusturya vatandaşlığından çıkan Hitler halen Alman vatandaşı değildi ve seçimlere adaylığını bile koyamaması tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Bu onun için büyük bir sorundu.

25 Şubat 1932’de, Brunswick Devleti’nin nasyonal sosyalist olan İçişleri Bakanı, Hitler’i Berlin’deki Brunswick temsilciliğine Ataşe tâyin ettiğini açıkladı. Bu komik manevra ile Hitler otomatik olarak bir Brunswick ve dolayısıyla Alman vatandaşı oldu ve Almanya Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaya hak kazandı. Bu engeli kolaylıkla atlatan Hitler kendisini büyük bir enerjiyle seçim kampanyasına attı.

31 Temmuz 1932’de parti üçüncü kez genel seçime katılmıştır. Seçim sonuçlarından yine parlamentoda çoğunluğu sağlayabilen bir parti çıkmamıştır. Toplam oyların yüzde 37’sini alan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, parlamentoda çoğunluğu sağlayamamakla birlikte en çok sandalye sayısına sahip partiydi.

1933 yılının Ocak ayında, komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir “devrimci durum” yaratacakları ya da ülkede iç savaş çıkacağı konusundaki endişeler o derece derinleşmişti ki, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler’i, Katolik Merkez Partisi’yle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükûmet kuracağı umuduyla başbakan atadı.

Ancak, Katolik Merkez Partisi ile bir anlaşma sağlanamadı.

Alman Millî Halk Partisi’nin de desteğini alan Hitler, ülkeyi yeniden bir genel seçime götürdü. Hitler, yürüttüğü seçim kampanyasında Alman kamuoyundan büyük ölçüde destek gördü. Öte yandan Hitler, hiçbir şekilde Marksist bir sosyalist olmadığını, gerçekte Alman milliyetçisi ve millî toplumun eşitliğini sağlamayı amaçlayan bir politik görüşün rehberliğinde, Alman halkının özgürlüğü ve Alman İmparatorluğu’nun yükselmesi için çalışacak bir politikacı olduğunu çok net bir şekilde, gereken yerlere anlatabilmişti. Nasyonal sosyalizmin özetini, onun bu amaçları oluşturuyordu. Hitler seçim kampanyası sırasında endüstri, finans ve sigorta devlerinden büyük miktarda mâli destek sağladı.

Reichstag Yangını

27 Şubat 1933 akşamı Reichstag’ta bir yangın çıkmıştır. Bu yangının NSDAP’nin polis örgütü olan Gestapo tarafından yapıldığı da iddia edilmiştir. Ancak, polis soruşturmasını komünistler üzerinde yoğunlaştırmıştır. Ertesi gün, Hitler Hindenburg’a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde NSDAP ve Alman Millî Halk Partisi dışındaki bütün partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durduruldu.

5 Mart 1933 günü yapılan seçimlerde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin oyları yüzde 44 düzeyine çıkmıştı. Nasyonal sosyalist olmayan Alman Millî Halk Partisi’nin ve diğer milliyetçi partilerin oyları düşmüş olmakla birlikte, parlamentoda çoğunluk sağlanabiliyordu.

Yetki Kanun

Seçimlerden hemen sonra da, özel bir yetki kanunu çıkardı.

Bu çoğunluk kararının nasıl sağlandığı Nürnberg Beynelmilel Askerî Ceza Mahkemesi tutanaklarına da geçmiştir. Oylamanın yapılacağı gün parlamento SA tarafından kuşatılmış, bâzı sosyal demokrat parlamenterler içeri alınmamıştır. Zâten 81 komünist parlamenter de seçimlerden önce gözaltına alınmıştı.

Adolf Hitler, 21 Mart 1933 tarihinde yeni Reichstag Potsdam Garnizon Kilisesi’nde düzenlenen bir törenle göreve başladı. Bu “Potsdam Günü” nasyonal sosyalist hareketin ve eski Prusya elit ve ordu arasındaki birliği göstermek için yapıldı. Hitler bir frak giymiş halde ortaya çıktı ve alçak gönüllülükle Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’u selamladı.

23 Mart 1933 günkü parlamento oturumunda “Halkta ve İmparatorlukta Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yasa” (Gesetz zur Behebung der Not von Volk und Reich) adındaki yetki tasarısı kabul edilmiştir. Almanya’da parlamenter demokrasi böylece sona erdi. Yeni nasyonal sosyalist rejimin politik düzenlemeleri doğrultusunda, Alman halkının en önde gelen temsilcisi durumuna gelen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi tarafından Üçüncü Reich ilân edildi. Artık gerçek seçim yapılmayacak ve parlamento üyelerini Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi seçecekti. Hitler’in geniş yetkilere sahip olduğu “Führer makamı”nın meşru temeli, yalnızca bu yetki yasasıdır. Parlamentonun kendisine geniş yetkiler sunmasının sonucunda Hitler, 23 Mart 1933’den sonra Alman İmparatorluğu’nun tek lideri oldu. Parlamentonun ya da günlük işlerde Cumhurbaşkanı Hindenburg’un baskısından kurtuldu ve onu etkisiz bıraktı. Çünkü bu kararnameyle yürütme ve yasama erklerini eline almıştı. 1933 senesi içerisinde çıkarılan yasalar aracılığıyla diğer partileri yasakladı. Büyük bir propaganda faaliyeti yürüterek ve olağanüstü hitabet ve ikna kabiliyetini kullanarak bütün Alman halkını nasyonal sosyalizmin bayrağı altında birleştirdi. Kendisini, Almanların yanılmaz büyük lideri ilan etti ve Alman halkı da onu destekledi. Bundan sonra Alman halkı, ölümüne kadar Hitler’in peşinden gitti.

Halka, ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtaracağına söz verdi ve bu yolda çalışmalarına başladı. Almanya’da aşırı artış gösteren işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası oluşturdu. Ülke genelinde büyük otobanlar inşa ettirdi.

Uzun Bıçaklar Gecesi

Adolf Hitler’in bir gecede pek çok üst düzey SA elemanının öldürülmesini emrettiği ve en azından 85 kişinin SS subayları tarafından katledildiği gecenin adıdır. 30 Haziran 1934’ü 1 Temmuz 1934’e bağlayan gecedir. Adolf Hitler’in ordunun güvenini kazanmak için böyle bir emir verdiği ileri sürülmektedir. Operasyondan sonra Hitler ordu üzerinde tam otorite kurmayı başarmış, önce Avrupa, sonra da dünya fethi için güçlü bir Alman Ordusu yaratma hazırlıklarına hız vermiştir. Tarihçiler tarafından Üçüncü Reich için bir dönüm noktası olduğu ileri sürülmektedir.

Antisemitizm

Ülkedeki bütün aksaklıkların nedeni olarak Yahudileri ve Çingeneler gibi bâzı azınlıkları gösteriyor, Alman ırkının üstün ırk olduğunu söylüyordu. Alman halkına bunları inandırmayı başararak büyük destek aldı. Almanya’yı ekonomik anlamda Yahudi sermayesinden arındırmanın yanı sıra politik ve kültürel alanlardan da def etmek için harekete geçti.

Yahudileri temerküz kamplarında topladı. Çalışabilecek durumda olanlar ayrıldıktan sonra diğerleri gaz odalarında öldürülüp, cesetleri fırınlarda yakıldı. Bu faaliyetler sadece Almanya’da değil, daha sonra işgal edilen bütün ülkelerde de gerçekleştirildi. Bu şekilde tüm Avrupa'da yaklaşık olarak 6 milyon Yahudi öldürüldü. Alman ırkını iyileştirmek adına, binlerce zihinsel engelli insan da hastanelerde, verilen gizli emirlerle öldürülmüştür

İktisat politikası

Hitler, iktidara gelmesinin hemen ardından Alman ekonomisinin düzenlemesini hedef almıştır. Gerek I Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının, gerekse de 1929 senesindeki genel ekonomik buhranın sonucunda Alman ekonomisi ciddi sıkıntılar içindeydi. Yaşanan hipertenflasyon, aşırı boyutlara varan işsizlik ve bunlara bağlı olarak sanayideki kapasite düşüklüğü, Hitler’in izlediği ekonomi politikalarıyla kısa sürede kontrol altına alınmıştır.

Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılını izleyen yıllardaki Alman ekonomisinde gözlenen gelişmeler, çoğu kez Hitler’in olağanüstü başarısı olarak kabul edilir. Hitler’in iktidarın tüm kontrolünü ele geçirmesinin hemen ardından tüm sendikalar kapatılmış, tüm çalışanlar bir “işçi birliği” çatısı altında toplanmış, işçi aidatları, genel bütçeye aktarılmıştır. Ücret artışları ve bunun sonucu olan grev olasılığının kalktığı ekonomide, doğal olarak bir istihdam artışı yaşanmıştır. İşgücü maliyetinin düşmesi ve iş dünyasındaki barış ve istikrar, işgücü talebini artırmıştır. Teknolojik ve askeri alanlarda büyük yatırımlar yapmıştır.

Dış politika

Yeniden Silâhlandırma (16 Mart 1935)

Alman ekonomisinin canlandırılmasının ardından Hitler, izleyeceği dış politikanın temelini oluşturan askeri stratejisini hayata geçirmeye yönelmiştir. Bu stratejinin ilk adımında Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin, Versay Antlaşmasıyla getirilen sınırlamalardan kurtulmasını sağlamıştır. Bunun sonucunda büyük tonajlı savaş gemileri ve denizaltı, zırhlı kara savaş araçları üretimine geçilmiş, kara ordusunun mevcudu artırılmıştır.

Almanya-Britanya Donanma Anlaşması (18 Haziran 1935

Almanya'nın yeniden silahlandırmasını önlemek için Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya, 11 - 14 Nisan 1935 tarihleri arasında Stresa’a görüşmüş ve Stresa Cephesi oluşturulmuştur. Fakat 18 Haziran'da Birleşik Krallık, Almanya ile anlaşarak Birleşik Krallık Donanmasının toplam Tonajının %35 (420.595 ton)'e kadar denizaltı dışındaki savaş gemilerine sahip olmasını kabul edince Stresa Cephesi çökmüştür.

Anti-Komintern Paktı (25 Kasım 1936

Japonya büyük Büyükelçiliği Askerî Ataşesi Korgeneral Hiroshi Oshima ile nasyonal sosyalist Almanya’nın Abrehr Başkanı Wilhelm Canaris’in girişimleriyle, 25 Kasım 1936 tarihinde, Kominren’in beynelmilel komünizm hareketinin kendi ülkelerine bulaştırmamak için, Anti-Komintern Paktı imzalanmıştır.

Anschluss (12 Mart 1938)

Avusturya’nın ilhakı (Anschluss) 12 Mart 1938'de Hitler'in hayalindeki büyük Almanya’yı oluşturma çabalarının ilk adımı olmuştur.

Avusturya’nın ilhakını (Almancadaki karşılığı Anschluss) Versailles Antlaşması” gereği, 15 yıldır Milletler Cemiyeti’nin kontrolünde olan Saar bölgesinin Almanya’ya verilmesi, Çekoslovakya’nın Südet bölgesinin Almanya’ya, Almanya’nın Çekoslovakya’yı işgali ve en sonunda Polonya’yı işgali takip etti.

İlhaka giden yolun başlangıcı Almanya'nın yasa dışı Avusturya Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin Avusturya tarafından tanınması ve hükûmet ortaklığının kabul edilmesi yolundaki baskıları oluşturdu. 1938'de Avusturya Şansölyesi Kurt Schuschnigg, bağımsızlığı korumak ümidiyle son bir hamle yaparak Almanya'yla birleşme ya da bağımsızlık üzerine bir referandum yapmaya karar verdi. O zaman Almanya Schuschnigg’e iktidarı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne devretmesi için baskı yaptı. Bu çok iyi planlanmış darbe sonucu Avusturya Nasyonal Sosyalist Partisi Viyana'da 11 Martta kontrolü ele geçirince Alman orduları Avusturya'ya girdiğinde hiçbir direnişle karşılaşmadı. Avusturya'nın ilhakına uluslararası tepki yumuşak oldu.

Versay Antlaşması’na göre, Avusturya ve Almanya’nın birleşmesi yasaklanmıştı ve bunu gözetmekle görevli I. Dünya Savaşı, İtilaf Devletleri sadece diplomatik protesto ile yetindiler.

Bağımsız Avusturya, ancak II. Dünya Harbi sona erdiğinde yeniden ortaya çıkmıştır.

Münih Konferansı (29-30 Eylül 1938)

Hitler'in ikinci stratejik hedefi, Almanca konuşan nüfusun yaşamakta olduğu bölgelerin, Alman topraklarına katılmasıdır. Bu stratejik evrenin adımları, 12 Mart 1938'de, Avusturya’nın ilhak edilmesiyle başlamıştır. Ardından ikinci adım olarak Çekoslovakya toprakları içindeki Sudet bölgesidir.

Onun baskısıyla 29 Eylül 1938 günü imzalanan Münih Anlaşmasıyla, Südet bölgesi Almanya’ya veriliyor. Konferans; Alman, İtalyan, İngiliz ve Fransız başbakanlarının katıldığı, Çekoslovakya’nın temsilci bulundurmadığı bir anlaşmadır. Anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda Hitler, hiç zaman kaybetmemiştir. 1 Ekim 1938'de yine silah kullanılmaksızın, uluslararası anlaşmalara dayanılarak, nüfusunun yüzde elliden fazlasını Almanların oluşturduğu Südet bölgesi Almanlarca işgal edilecektir. 15 Mart 1939'da ise Çekoslovakya’nın kalanını da topraklarına ekleyeceklerdir. Fransa ve İngiltere, buna sessiz kalmışlardır. Çünkü Avrupa çapında yeni bir savaş istemiyorlardı. Çek endüstrisinin Almanya'ya katılmasıyla, Almanya'nın savaş hazırlıklarını daha da kolaylaştırmıştır.

II. Dünya Savaşı

Hitler, Wehrmacht'ı güçlendirdikten sonra, ideolojisi gereği, Alman Milleti için oluşturması gereken “Lebensraum’un” temellerini atmaya başladı. Öncelikle Avusturya ile birleşimi (Anschluss: ilhak) gerçekleştirdi.

Hemen ardından Münih Anlaşması ile Südet bölgesini elde etti. Daha sonra anlaşmaya uymayarak Çekoslovakya’nın geri kalanını müttefiki Macaristan ile işgal etti. Litvanya’dan Memel bölgesini istedi ve aldı.

En son yapılması gereken Doğu Prusya ile ana toprakların birleştirilerek, Prusya'nın toprak bütünlüğünün garanti altına alınması idi. 24 Ağustos 1939 tarihinde SSCB ile anlaşarak, ortak bir şekilde Polonya’nın ve Doğu Almanya’nın bölüşülmesini sağladı. 1 Eylül akşamı Danzig şehrinin Almanya'ya ilhakı için Polonya'ya bir nota verdi ve nota reddedildi. Bunun üzerine Hitler Polonya'ya askerî müdahalede bulundu. İlerleyen süreçte, Birleşik Krallık ve Fransa da Almanya'ya savaş ilân etti; böylece II Cihan Harbi fiilen başlamış oldu.

Polonya

Almanya, 1 Eylül sabahı herhangi bir savaş ilânı olmaksızın Polonya'ya saldırdı. Alman planına göre, Batı Cephesi’nden kaydırılan birlikler sayesinde 1 ay içinde Polonya işgal edilecek ve hemen ardından ordu bütün gücünü batıya çevirecekti. Savaş boyunca Wehrmacht generallerinin kullandığı Blittzkrieg taktiklerinin ilk örnekleri Polonya'da görülmüştür. Kısa sürede Alman birlikleri Varşova’yı ele geçirmiştir. Ülkenin doğusunu ise Almanlar ile anlaşan Sovyetler ele geçirmiştir.

"Sarı Durum" ve "Kırmızı Durum"

Almanya, Polonya'yı ele geçirdikten sonra, askerî güç ve yığınağını Batı’ya kaydırdı. Ancak Müttefik generalleri arasında Almanya’nın saldırıp saldırmayacağı veya Fransa'ya saldırırsa nereden saldıracağı tam olarak kestirilemiyordu. Almanlar ise ikinci bir Marne Bozgunu yaşamamak için deniz kıyısından saldırmayı öngören Schilieffern Planı’nı tekrar kullanmayacaktı.

Alman Genel Kurmayı, müttefiklere kendilerinin yenileştirilmiş bir Schlieffen Planı'nı kullandıklarını düşündürmek için Hollanda’yı da işgal bölgesine kattı. Ancak, esas vurucu darbe, Ardennes bölgesinden saldıracak zırhlılardı.

Nitekim Müttefikler, Ardennes bölgesindeki ormanlık alanın herhangi bir zırhlı saldırısını engelleyeceğini veya kısıtlayacağını düşünüyordu. Ancak planlar boşa çıktı. BEF ve Fransız ordusu 20 günde Almanlara yenildi. BEF ve Fransa'ya ait 1.400.000 kadar askeri İngiltere'ye esir olmaktan Dunkikr Tahliyesi’yle kurtardı. Bunun üzerine zaten bir çıkartmaya sert bir şekilde direnecek olan Birleşik Krallık ana topraklarının güvenini sağladı. Kısa bir süre sonra Fransız ordusu teslim oldu ve işbirlikçi Vichy Fransa’sı kuruldu.

Barbarossa Harekâtı

Almanya, sırası ile Polonya, Danimarka-Norveç, Fransa cephelerinde galip geldikten sonra Çelik Paktı’ndan askerî bir darbe ile ayrılan Yugoslavya’ya bir cezalandırma saldırısı uyguladı, ardından işgal etti. Daha sonra müttefiki İtalya Krallığı, İtalya ile savaşta olan Yunanistan’ı, Bulgaristan ile birlikte işgal etti.

Hitler, I Dünya Harbi’nin kaybedilmesinde Alman komünistlerin büyük etkisi olduğunu düşünüyor ve Sovyetler'in ise esas kışkırtıcı olduğunu ima eden hareketlerde ve konuşmalarda bulunuyordu.

Başarısız Birahane Darbesi sonrasında cezaevinde iken yazdığı politik görüşlerini öne süren Kavgam’da açık açık Alman ırkının yaşayabilmesi için "Lebensraumunu" doğuya doğru genişletmesi gerektiğini söylemiştir.

Stalin ise pek çok sorunu görmezden gelerek müttefiklerin de kibirli davranışları sonucu Molotov-Ribbentrop Pajktı’nı imzalamış ve Nazi Almanyası ile birlikte Doğu Avrupa işgal etmişti. Ancak Hitler tarafından Kızıl Ordu’nun bâzı sorunları Kış Savaşı sırasında ortaya çıkmıştı.

Viyana Diktası ile Romanya’da Faşist bir yönetim kurulmuş olan Bulgaristan ise Yunan Makedonyası ile Dobruca’nın bir kısmı karşılığı Mihver Devletleri safında savaşa girmişti.

Finlandiya ise Kış Savaşı ile aksak bir barışa sahip ve kaybettiği toprakları geri almak ister bir durumda idi. Ayrıca Kızıl Ordu'nun yırtıcı hareketleri sürekli sınır ülkelerinde daha radikal hükümetlere yol açıyordu.

Alman Ordusu kısa sürede Doğu Cephesi’ne bütün gücünü yığdı. 1941 yazı sonunda bir savaş ilanı olmaksızın ilk Alman birlikleri Sovyetlere saldırdı ve dört sene sürecek olan Şark Cephesi Harpleri başladı.

Afrikakorps ve İtalya Cephesi

Almanya'nın müttefiki İtalya, Libya’da başlarda İngilizlere karşı başarı alıyormuş gibi gözükse de daha sonradan Libya'nın çok önemli mevkilerinden birini kaybetmiş ve başarısızlığa uğramıştı. Bunun üzerine Alman Genelkurmayı İtalya'ya yardım etme kararı aldı. Esasen, Afrikakorps efsanevî komutan Erwin Rommel ile başarılı olsa da sürekli desteklenen İngiliz Ordusu -ki Afrikakorps öncelikli bir cephede değildi, öncelik Doğu cephesindeydi- ve Japonya ile imzaladığı anlaşma gereği Almanya'nın Pearl Harbor baskınından sonra ABD’ye savaş ilan etmiş olmasıyla ve bunun sonucu ABD’nin Vichy Fransası’na saldırmasıyla sıkıştı.

Ayrıca İngilizlerin, Almanların Enigma şifreleme sistemini çözmesi ile Afrika'ya göndereceği yardımların güzergâhı ve saati önceden biliniyor ve Kuzey Afrika limanlarına ulaşamadan Akdeniz’deki hâkim konumdaki İngiliz donanmasınca imha ediliyordu. Belli bir süre sonra ise Tunus üzerinden Sicilya ve Güney İtalya'nın savunmasına atandı. Ancak, Müttefikler, başarılı Sardinya, Anzio ve Sicilya çıkartmalarından sonra Roma’ya doğru ilerlemeye başlayınca İtalyan Hükûmeti kayıtsız şartsız teslim oldu. Buna rağmen yenilen İtalyan Ordusu'nun artıkları Roma'nın kuzeyinde bâzı savunma hatları kurdular. Savaş burada durgun bir şekilde geçti.

Normandiya

Amerika’nın savaşa girmesi güç dengelerini değiştirmişti. Müttefikler İtalya'da savaşı kazanmış, ancak Almanya'ya karşı gerçekçi bir ilerleme kazanmamış hatta durdurulmuştu. Kara Avrupası'na farklı noktalardan saldırılması gerekiyordu. Başlarda yaklaşan Sovyet işgaline karşı Balkanlar'a bir çıkarma düşünüldüyse de, daha sonra Fransa'da karar kılınmıştır. 1944 yılı yazında Müttefikler Normandiya kıyılarından dört sahilden çıkarma yapmış, Caen ve Cherbourg ve gibi bölgelere ise hava indirme tümenleri ile saldırmışlardı. Kanlı mücadelelerden Sonra Alman Ordusu Müttefik ordusunu Alsas-Loren ve Belçika sınırlarında durdurabildi. Belli başlı Ardennes gibi karşı taarruzlarda bulunabilse de, tam anlamıyla bir yenilgi aldı ve Almanya'nın insan ve kaynak gücü tükendi. Müttefikler yavaş yavaş Almanya'yı batıdan işgal etmeye başladı.

Sovyet ilerleyişi ve Berlin Muharebesi

Doğu Cephesi'nde dengeler, Almanya'nın İtalya'da ve Fransa'da savaşa girmesi ile değişti. Değişen dengeler sonucunda Sovyetler hızlı bir ilerlemeye başladı. Stalingard’da esir düşen asker sayısının da fazla olması nedeniyle Alman Ordusu güçsüz bir konuma geldi. Sırasıyla Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Finlandiya taraf değiştirdi. Yugoslavya topraklarında ise partizan gruplar belli başlı bölgelerde yönetimi ele geçirdiler. 1945 baharında ise Sovyet birlikleri Polonya'yı ele geçirdi ve Pomeranya’da ilerlemeye başladı. 16 Nisan'da başlayan Berlin Muharebesi 2 Mayıs'ta sonuçlandı. Reichstag’da Sovyet Bayrağı dalgalanıyordu.

Hitler 30 Nisan 1945'te intihar ederek hayatına son vermişti.

Vatikan ile Hitler arasındaki işbirliği

Papa’nın elçisi (nuntius) Başpiskopos Cesare Osenigo ve Adolf Hitler (1 Ocak 1935)

Adolf Hitler, Katolik bir âilede dünyaya gelerek, hayatı boyunca Katolikliğini hiçbir zaman resmen inkâr etmemiştir.

Aksine, Hitler iktidara geldiği, zaman Vatikan’la yaptığı anlaşmalar ve Vatikan’ın Almanya’daki eğitim sisteminde tekel olması karşılığında nasyonal sosyalistlerin Katolik Kilisesi ile yakın ilişkiler kurmuştur.

Kişisel Özellikleri

Hitler'in Nürnberg’te çekilmiş bu resmi, vücut lisanını kullanmasına örnektir. Mitinglerde halkı etkilemek için bu yolu sürekli kullanıyordu.

Hitler’in genel olarak ele alınan en önemli özelliği insanları çabuk etkileyebiliyor olmasıydı. Bu Nasyonal Sosyalizm propagandasıyla birleştirilerek halka sunuluyordu. Hitler'in üstün bir insan olduğu lanse ediliyor, konuşmalarındaki tavırlarıyla bunu, onu dinleyen kitleye hissettirmeye çalışıyordu. Çoğu NSDAP yöneticisinin onu saplantılı bir biçimde benimsemesi ve bu yöneticilerin halkla bir araya geldiklerinde kendi içyapılarının Hitler'e bağımlı olduğunu bariz şekilde göstermesi yapılan propagandanın etkilerindedir.

Nazi Almanya’sı Hava Kuvvetleri Komutanı olan Herrman Göring, Hitler için şöyle demiştir: Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitler'dir.

Mimik ve jestlerini ustaca kullanan Hitler, yapacağı konuşmalarda hangi hareketleri yapacağına saatlerce çalışır ve bunları fotoğraflarla kayıt altına alırdı

Hitler, mücadeleci bir kişilik sergilemeye çalışıyor ve üstün niteliklere sâhipmiş izlenimi vermek için vücut dilini etkin bir biçimde kullanıyordu. Sert bakışlar, ani hareketler ve uzun konuşmalar propaganda amacı ile yapılan ayrıntılardı. Kendisini yanılmaz, hata yapmaz bir lider olarak göstermeye çalışıyor eskiden savunduğu görüşleri halen sıkı sıkıya savunduğunu belirtiyordu. Goebbels onun için şöyle demiştir: Führer hiç değişmez. Çocukken nasılsa şimdi de öyledir.

Saplantılarla dolu hayatında sanata çok önem vermiş, özellikle resim konusunda kendisini otorite olarak kabul etmiştir. Annesinin ölümünden sonra sulu boya resimler yaparak otel odalarında yaşadığı biliniyor, kazandığı parayla müzeleri geziyor, umarsızca parasını tüketiyordu.

Ölümsüzlük hissi Hitler'in başka bir saplantısıdır. Bu fikre, ondan önce doğan kardeşlerinin ölmüş olması yüzünden kapılmış olabilir. Diğerleri ölürken kendisinin hayatta kalması özel olduğu hissini uyandırmıştır. Kendisini ilâhî koruma altında görmesini sağlayan dayanaklardan biri de I. Dünya Harbi’nde cephedeyken içinden bir sesin yerinden kalkıp başka bir yere gitmesini söylemesidir. Bu derunî sesten sonra bir bombanın terk ettiği cepheye düşmesi ve oradaki arkadaşlarının ölmesi inandığı düşünceyi saplantılı hale getirmesine sebep olmuştur.

Hitler’e 42 kez suikast girişiminde bulunulmuştur.

Ölümü

Savaş sonucunda Almanya’nın yenilgisinin kesinleşmesi ve ümitsizliğin iyice artması üzerine 30 Nisan 1945’te, Berlin’de, Karısı Eva Braun’la birlikte intihar etmeye karar verirler. Kendilerini bir odaya kaparlar ve önce Eva Braun içinde siyanür bulunan bir kapsülü ısırır ve zehir saniyeler içinde etkisini gösterir, hemen ardından ise Hitler bir siyanür kapsülünü ısırır ve eş zamanlı olarak tabancayla sağ şakağına ateş eder. Kendi isteğiyle Führerbunker bahçesinde benzinle cesetleri bombaların neden olduğu bir çukura yerleştirilip yakılmıştır. Hitler'in bunu istemesinin sebebinin Sovyet ordusu tarafından yakalanıp teşhir edilmek istememesi olduğu iddia edilmektedir.

Rus güçleri içeri girip cesetleri bulduğunda ise diş kayıtlarıyla yapılan otopside teşhis edilen Hitler’in ve Eva Braun’un cesetleri, bir çeşit türbe hâline gelmelerini önlemek için bir süre dolaştırıldıktan sonra, gizli Sovyet Departmanı SMERSH tarafından Magdeburg’daki yeni baş merkezlerinde gömüldü. 4 Nisan 1970'de bir Sovyet KGB ekibi tarafından, Magdeburg'da bulunan SMERSH'in tesisinde bulunan mezardan Hitler ve Braun’un kalıntılarını çıkarılarak tamamen yakıldı ve külleri Elbe Nehri’nin bir kolu olan Biederitz nehrine döküldü.

Hitler’in ölümün ardından yıkıma devam etmeleri için emirler bırakmış ve vasiyetnâmesinde diğer NSDAP liderlerini görmezden gelerek, Karl Dönitz’i Almanya Cumhurbaşkanı, Joseph Goebbels’i de Başbakan olarak göstermişti. Buna rağmen Joseph Goebbels ve eşi Magda Goebbels de 1 Mayıs 1945'de intihar etti.

Vasiyeti

Hitler, iki vasiyetnamesinden ilki olan siyasi vasiyetnamesinde “Almanya'nın bütün milletler ve Alman milleti için zehir gibi tehlikeli olan Yahudileri ve Bolşevizm’i kovalamaktan asla vazgeçmemesi” gerektiğini belirtmekteydi. Ona göre, Almanya'nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir. Savaşa girmekte haklı olduğunu savunuyor ve yenilgiden korkak yalancı generalleri sorumlu tutuyordu. İkinci vasiyeti olan özel vasiyetnamesinde ise tüm hayatı boyunca topladığı sanat eserleriyle doğduğu şehir olan Linz’de bir müze kurulmasını istedi. Tüm şahsî mallarını partiye, eğer parti kalmamışsa devlete bıraktığını ifade etmiştir.

Hitler Yahudileri neden katletti?

Hitler'in 6 milyon insanı katletmesine neden olan büyük Yahudi düşmanlığıyla ilgili yeni bir teori ortaya çıktı.

Tarihçiler, Hitler'in yaklaşık 6 milyon insanı katletmesine neden olan büyük Yahudi düşmanlığının altındaki nedeni bulmak için yıllardır araştırmalar yapıyor. Birkaç teori oldukça popüler… Şimdi ise saygın tarihçi Ralf-George Reuth, yeni bir tez ortaya attı.

Buna göre Hitler, Yahudileri, Alman ekonomisinin çöküşünden ve Rusya'daki Bolşevik devriminden sorumlu tuttuğu için, iktidara gelince, onları bir numaralı hedef olarak seçti.

Eski teoriye göre, Hitler'in içindeki anti-semitizm duyguları, 1914'te, Viyana'nın arka sokaklarında yeşermişti. Oralarda gördüğü, saçları iki yandan örgülü, uzun siyah paltolu aşırı dinci Yahudiler'e karşı antipatisi düşmanlığa dönüşmüştü.

Bir başka teoriye göre de, annesi Yahudi bir doktorun ellerinde ölmüştü.

Ancak tarihçi Ralf-George Reuth'in yeni tezine göre Hitler, Yahudileri, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra çöken alman ekonomisinden sorumlu tuttuğu için Yahudi nefreti en uç noktaya kadar gelişti. O dönemde, Alman ekonomisinde büyük ağırlığı olan Yahudi işadamları, borsayı yönlendirecek kadar güçlüydüler. Ayrıca Alman bankalarının yüzde 50'sinin ve Alman gazetelerinin yüzde 80'inin sahipleri Yahudi kökenliydi.

1. Dünya Savaşı'nın Avrupa ülkelerinin ekonomisine getirdiği yıkımı, Almanya'nın daha ağır hissettiğine inanan Hitler'in, Yahudileri Alman ekonomisinin çöküşünden sorumlu tutan söylemleri, özellikle orta sınıf ve alt gelir grubundaki Almanlar arasında kısa sürede geniş yankı buldu. Hitler'in, birkaç patatese muhtaç hale gelen Alman ailelerini gördükçe, Yahudi nefretinin nasıl büyüdüğünü, yakın çevresine anlattığı da bu yakın çevresindeki insanların yazışma ve günlüklerinde de yer aldığı belirtiliyor.

Rusya'daki Bolşevik devriminin, Alman ekonomisini iyece çökerttiğine inanan Hitler, Lenin'in de "çeyrek Yahudi" olduğunu söylediği biliniyor.

Üçüncü Reich'in propaganda dehası Josef Goebbels hakkında yazdığı kitapla tüm dünyada adını duyuran tarihçi Ralf-George Reuth'e göre Hitler, o günlerde Almanların çektikleri tüm yoksulluk ve acılar, Yahudi iş adamları ve Bolşevik Yahudiler yüzündendi.

***

Toparlayayım...

Bu adam (eğer öyle denebilirse), tarihin kaydetmiş olduğu en büyük sosyopatlardan birisidir.

Psikiyatrik olarak değerlendirirsek, şu ortak özellikler dikkati çekiyor:

Bir ırkı diğerlerinden yüksek görerek aşağılaması ve soykırım yapmasıyla, ötekileri aşağılamak ve belirgin cinsel yönelim sapmalarıyla (kendisi ve etraf dâhil), son dönemlerinde yaşadığı ağır Psikotik Depresyonu ile, tam bir Karmaşık B Kümesi Kişilik Bozuklukları Kombinasyonundan başka bir şey değildi. 

Güneşin tam ortasında canlıların yaşadığına inanılan Agartha Örgütü'nün de üyesiydi.

Allah, insanoğlunun böyle kişilerin eline geçmesine bir daha müsaade etmesin.

Tabii, "eğer bir Tanrı (Allah) varsa, neden böyle kullar yaratır" sorusu da sanırım hep bir muamma olarak kalacak!

Şimdiki zamanlarda artan bir ivmeyle güç kazanan benzeri akımların ve eylemlerin sonunun nereye varacağını kestirmek ise pek müşkül.

Türkiye'de, Almanya'da ve bütün Avrupa'da hortlayan benzeri akımlar dehşet verici!

Bir sonraki makalede görüşmek üzere...

MKD - Tarabya - Karanlık Zamanlar - 02.09.2014 Salı

NOT: Literatür Symposium dergisinde, bundan sonra, böyle sosyo-politik analizlere de yer vereceğiz. İlgilenenlerin This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresine yollamaları ricasıyla.

SONBAHAR GELİRKEN
KÜÇÜCÜK BİR KIZ

Related Posts

 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil