Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

UZUN VE MUTLU BİR YAŞAM HAKKIMIZ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 431 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Fransa’da özellikle kadınlar üzerinde bir araştırma yapılmış. O ülkede doğan ve yaşamını sürdüren bir kadın, mutlu ve sağlıklı bir yaşam için, ömrünün ortalama 22 yılını beslenme, alış veriş yapma, tek başına seyahat etme; ya da üçünü birden gerçekleştirme eyleminde tüketiyormuş. Bu araştırma bizimkilere bir ölçüt olur mu emin değilim. Çünkü ülkemizde son yapılan araştırma ve anket sonuçları doğrultusunda, Türkiye sınırları içinde yaşayan insanlarımızın ancak %50sinin hayatından memnun olduğunu biliyoruz. Eh! Nüfusun yarısı kadın olduğuna göre, kadınlarımızın mutluluk oranını varın sizler hesaplayın. 

 

Bir de Uzak Doğu’ya göz atalım. Örneğin Japonya’da, Çin’de bilim insanları, yurttaşlarını daha uzun ve mutlu yaşatabilmek için büyük çabalar gösteriyorlar. Oralarda “Uzun ve mutlu bir ömür” yaşatabilmek, devletin belli başlı politikalarının başında geliyor. Ülkede yaşayan bir yurttaş gençliğini koruyabilir ise, hayatından memnun bir yaşam sürebilir ise, devletin politikası hedefine ulaşmış sayılıyormuş; ne güzel değil mi?

 

Uzak Doğu’nun genelinde uzun ve mutlu bir ömür için önerilen sır dolu gereksinimler var. Bunların başında ÇEVRE geliyor. Uzun ve sağlıklı bir yaşam için, insanların yaşama alanlarının çok uygun olması gerekiyor. Yaşadığımız şehirdeki iş yerimizin; yanı sıra evimizin, bahçemizin, hatta mahallemizin pozitif enerjisi bizleri yeniliyor ve iyileştiriyor.

 

Sevgili dost! Mutlu bir ömür sürdürmek için evimizde bir takım unsurların bulunması gerekiyormuş: Doğal ışık, yatak odasının dışında her yere koyabileceğimiz çiçekler, bitkiler. (Ama nedense balkonunda bile, bir saksı çiçeğin nâdiren yetiştirildiği bir ülkede yaşıyoruz. Örnek mi istiyorsunuz? Yazlık yörelerde aramayın… Çıkın İzmir Kordon’a, Mustafa Kemal Sahil’e ya da Karşıyaka Yalı’ya, bir gözlemleyin etrafı…) Ve olmazsa olmaz, evde, kendimizi dinleyeceğimiz sâkin, sessiz bir köşe.

 

Uzak Doğu’da halklara böylesine sağlıklı ortamlar yaratmak, âdeta bir san’at hâlini almış. Hem de, çok eski bir san’at. Uzak Doğu kültüründe “Qi”, evreni ve yaşamı biçimlendiren bir temel ilkeye deniyor. Qi, insanların yaşam enerjisi oluyor. Fakat maalesef insanlar bir de “Kötü Qi” ile çevrili: yaşanan maddi mânevi olumsuzluklar, etrafta kişinin yaşama sevincini azaltan insanlar... “Kötü Qi” bizleri sağlığımızdan ediyor; rahat, sağlıklı bir yaşam sürmemizi engelliyormuş.

 

Uzak Doğu’nun genelinde uzun ve mutlu bir ömür için önerilen sır dolu ihtiyaçlar sıralamakla  bitmiyor sevgili dost. Mesela: “Rejeneratif (Yeniletici) Beslenme.” Ve diğerleri: masaj sanatı, QiGong, Isı kullanım noktaları (Yakı sanatı) ve vantuz kullanılması (kupa çekme) v.s...

 

                                                                               ***

 

Prof. Dr. M. Kerem Doksat hocamız ne der bilemem ama, 3000 yıllık bu kupa çekme yöntemi, artık dünyanın birçok yerinde kabul görmüş durumda.

 

Bu yöntemi ülkemizde de yaşı ileri olanlar iyi hatırlarlar. Hasta olduğumuzda annemiz, sırtımıza kupa çekerdi. Örneğin soğuk aldığımızda, belimiz tutulduğunda, eklem ve bel kaslarımız zorlandığında ya da benzeri sıkıntılarımızda, beni ya da kardeşlerimi yüzükoyun yatağa yatırırdı. “Kupa” tâbir edilen birkaç bardağı yandaki komedinin üzerine sıralardı. Uzunca bir şişin ucuna pamuğu sarar, mavi ispirtoya batırırdı. İspirtolu pamuğu yakan anacığımız, bardakları ısıtmak amacıyla alevli pamuğu içlerinde birkaç saniye gezdirirdi. Ardından ısınmış bardağı belimize, sırtımıza yerleştirirdi. Deri vakumlanıp kalkmaya b aşladığında, bardağı çekerdi. Bu bardak değiştirme işlemini 3-4 defa tekrarlayan merhum anamız, kupa uygulanan bölgeyi ispirto ile siler ve bir havlu ile kapatırdı. Belirli bir süre sonra sırılsıklam terlediğimi, terledikçe de üzerimdeki kırıklığın uzaklaştığını dün gibi hatırlıyorum. 

 

Sevgili dost!  Şimdi “nereden çıktı bu kupa çekme işi?” diye düşünenleriniz olmuştur. Arz edeyim efendim. Toplumumuzun üzerinde vücut kırıklığından daha da ciddi bir ruhsal kırıklık var. Bu bir sır değil… Uzun ve mutlu yaşamamızı engelleyen ayrıştırma gibi, kutuplaştırma gibi, ötekileştirme gibi olumsuzlukların yanı sıra yoksullaşma, emek sömürüsü, yolsuzluk, ahlâki yozlaşma, bireysel ve toplumsal şiddet gibi sorunları da tedavi edebilecek bir usul bileniniz varsa, ne olur haber verin olur mu? Peşinen teşekkürler…

 

Ali Rıza SAYSEN

 

 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 12 Aralık 2017