Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

VIN DA VIN…

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2703 kez okundu
  • 3 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

İyi şu vınlar var, yoksa hâlimiz perişandı çünkü Internet’e bağlanmak neredeyse imkânsız oldu. Benimki elâstiki, Neslim’inki “tak fişi – bitir işi” cinsinden (acaba bu ifâdelerden dolayı RTÜK bana ceza yazar mı)?

...


-Hocam, mal alıyorduk, ticaret erbabıyız yâni...

Mâdem Kapitalistsin, sen das Kapital'i okudun mu?


-Kerem, etme adamı Verem!

Kızma Dostum; kar tatilinden yararlanıp faydalanıp kafa buluyorum.

-Konumuza dönsek…

Bir kere Katmandu Hindistan’da değil!

-Tibet’te.

Eeee?

-Dilim sürçtü Hocam.

Peki, demek ki Pencap’taydınız.

-Sanırım.

Yâhu, bilmiyor musun?

-Hammadde beni de grogi etti, dayak yemiş gibiyim! “Boks bir spor değildir” demekte çok haklısın…

Hindistan’da boks mu yaptı?

-Yok, Avustralya’da kangurularla kapıştım.

İyice tulûata döktük!

-Olsun, keyifli keyifli geyik yapıyoruz… 

Yoksa gitmişken Kama Sutra mı denediniz?

-Kerem, vallahi bir çarparım, bir de Newton'un elması kafana düşer!

Keh keh keh...

-Bak, biz 50'sini devirmiş insanlarız. Üstelik zevcemin parmağı da çatlak. Senin de herhâlde kafatasında ârıza var; aklın hep buna çalışıyor!

Dostum, Sen Yull Bryner gibi adamsın; kafaya koydun mu yaparsın.

-Ya Hocam, sen burada ne güzel politik, ideolojik makaleler yazardın, ne bu hâl?

Memleketi de, dünyayı da kurtarmaktan kesinlikle vazgeçtim. Hulki Cevizoğlu ile, Ayşe Arman'ın hastalarıyla ve sâir zevâtla didişmekten bıktım usandım. Millet, Tayyipçiler ve Hasımları olarak ikiye bölünmüş. Sırf bizde değil, bütün dünyâda kim daha çok sinkaf etti, kim kimi daha iyi dövdü borsaları kuruluyor; Mafya da bunlardan köşeleri dönüyor. Artık buradan hafif ironi, biraz sarkazm ile ama kesinlikle bol entellektüel paylaşım ile Hilkat'ten Hakikat'e ulaşma maceramdan kesitler sunmak istiyorum.

Meselâ Obama kalkıp da Breivik'in ülkesinin Başbakanı'nın karısıyla flört edince, adamın ne homoluğu kalmış ne de ahlâksızlığı. Sigara bıraktırıcı sakız çiğnerken, Merhum Mandela ile dalga geçen rahat tavırları yüzünden herkes Voodoo Âyinlerine başlamış. Karısı da Black Magic Women'la karşı büyü yaptırmak üzere CIA ve FBI'ı devreye sokmuş. Bunu gören Çin, kör iniş eğitimine ağırlık vermiş, Kore'de de ayaklanma olmuş. Putin de çok sinirlenip gördüğü ilk opera binâsında 333 kişinin gazla infâzı için vermiş...

Bu kadar jelastik ve abdominal epilepsi mâlzemesi mevcutken, ne diye başımı kumadan çıkarıp Cehennem'e dalayım. Stratosfer'den Pananteist ahkâmlarla müessiriyetimi sürdürüp keyfime bakarım, müreccahtır.

Belki de Guru olup, Osho'ya kafa atarım hem (KDAA kızsa da)...

Haklı olmasam da, mâzur değil miyim?

-Artık kabak tadı veriyorsun desem... Hâttâ kabak lâstikle trafiğe çıkmanın cezası da öyle böyle değil. Meselâ birazdan Ankara'ya gideceğiz, bir tek Gökçe ile görüşebildik. Başka ne arayan var ne de soran. Zâten fırıldak da bizi iki milyar dolandırdı; hâkime öyle bir ağladı ki, işimiz Yargıtay'a kaldı. Tarih de 13. 12. 2013'e kaydı. Allah'ı var, bir tek maddî mânevî her yükümüzü çeken (ismini veremem, neme lâzım) dostumuzdan yılbaşı sepeti geldi. Eskiden yağardı ve kafamıza düşmesin diye şemsiye ile kendimizi gizler, Yemek Sepeti'nden zar zor mama ısmarlardık. Mâzide kaldı hepsi.

Ankara'da ne işin var, nereden çıktı?

-İşgüzarlık değil mi... Bu karda kışta, karşılığında Andante Nobel Ödülü var, Mozart mı yoksa Itrî mi daha becerikli diye atıp tutacağız.

Peki, bunun hediyesi ne?

-Şey... Kuru fasulye ve pilâv; herhâlde cacık da vardır yanında!

Bâri kızı da götürseydiniz yanınızda.

-Onun işi başından aşkın gülüm; bu havada şaşkına dönmüştür; yılbaşında ancak görüşürüz sanıyorum.

Çok ebebî ve acıklıydı, kendini acındırmak yakışıyor mu sana?

-Sen beni bırak da bak: Sayın Başbakan tam da Karşıyaka'dan İzmir'e çıkartma yaptı; Doğu'da da -affedersiniz- eşşekler deep-freeze'e konmuş gibi dondu.

Yâni, BU İŞ BİTMİŞTİR!

Şimdi ben tek başıma konuşmaya devam edeceğim...

Devletlû'nun modus operandi'si başarıyla yürüyor ve sözüm ona herkes salıveriliyor ama bu da bir taktik. Dün bir Paşa daha göçüverdi. Sıra Evren ve Şahinkaya'da!

Fiilen MARMARAY CUMHURİYERİ ilân edilmiş ve Türkiye, aynen Diyarbakır karpuzu gibi, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmüştür.

Dün Prof. Dr. Kemâl Alemdaroğlu'nu aradım, kayıtlara geçsin diye çünkü sessiz sedâsız infazının gerçekleşmesi an mes'elesi. Toplumsal bir histeri içerisinde bütün Tokmaklar vesâire Sayın Balbay'a sarıldılar, âmenna ama onun ismi GÜM diye gündemden düşüverdi.

Peki, Prof. Dr. Bülent Berkarda değil miydi esas işin başındaki Rektör?


Meselâ "kırkımdan sonra çoluğumu çocuğumu alıp ortada mı kalacağım" diye isyan ettiğimde "gidiniz, size Anadolu'nun ihtiyacı var" diyen başkası mıydı?

Kemâl Bey'in kabahati Rotaryen, Atatürkçü ve çok atak bir Trabzonlu olması mıydı? Hamsi gibi her şeye atlaması ve hep gündemde ön plânda yer alması mıydı? Kendi görev dönemindeki icraatına bir şey diyemem ama bütün "ikna odalarının", "antidemokratik baskıların" baş mimarı Bülent Bey'dir. Acaba hakkına hangi ciddi soruşturma yahut kovuşturma yapıldı, nasıl beraat etti ki şimdilerde alnı açık, göğsü dik bir hulûsla televizyonlarda boy gösterebiliyor?

Apartma (aşırma: plajiarizm) iddiaları ve diğer suçlamalara gelince...

Bir talebesinin asistanının bilmem nesi böyle bir şey yapıyor; hocasına arz ediyor, o da kırmayıp imzayı basıyor. Bu bir...

Evine telefon bağlatıp devletin malını zimmetine geçirme iddiası...

Zâten çok zengin ve Dünyâ Kolon Cerrahisi Birliği Onursal Başkanı vs. olup epey birikimi de bulunan, hasta portföyünde en azından bütün Karadeniz bölgesi yazılı olan (tıpkı Prof. Dr. Mehmet Haberal gibi) bu kişi neden buna tenezzül etsin ki? Tek derdi 24 saat çevrimiçi kalıp, hizmet için emre âmâde olmaktı.

Fakat çok inatçı, fevrî ve ters adamdır; gözlerimle kaç kere YÖK Başkanı'na fırçayı basıp telefonu parçalarcasına kapattığını, tavassut için gelenleri kapıdan kovduğunu gördüm.

Hanefi Avcı'yı bile serbest bırakacakmış gibi yapıyorlar ama bırakmıyorlar. Seçimden önce onu da, yapacaklar. Ota TV'den de, Ergenekon'dan da... kimse kalmayacak içeride.

Hepimiz de bebekler gibi sevinip bıcır bıcır suları çırpacağız.

Esas Guvernör ondan sonra ziyaret edecek Ankara'yı, kesinlikle de Marmaray'a binmeden. Canlarını Salı Pazarında bulmadı adamlar. Kuvveden fiile geçecek olan bütün sözüm ona gizli antlaşma ve imzalar, Sevr'den beter bölüşmeler derhâl gündeme gelecek ve Guvernör Yardımcıları beş bir yöne sür'atle tâyin edilecek. Helikopterlerle, uzay taksileriyle, kara ve deniz yoluyla gelen bütün Batı güçleri nokta nokta her yere konuşlanacak.


Türkofilik Guvernör!

Ağzını açmaya kalkanın infazı orada, derhâl gerçekleştirilecek ve Gani Müjde'nin "Osmanlı Cumhuriyeti" filmindeki öngörüleri dahi kifayetsiz kalacak.

Akabinde de bütün salıverilenler dalga dalga tekrar içeri alınıp, adaletin şefkatli ellerinin insafına bırakılacak!

İşte bu operasyonlarda birkaç kritik ismin daha listeye eklenmesinden ciddi şekilde endişe etmekteyim:

1. Prof. Dr. Celâl Şengör: O kadar çok "günahı" var ki... Kalktı "ben Dönme olabilirim", "Ateistim", "Annemi Din öldürdü", "çok zenginim", "her şeyi, herkesten çok bilirim", "ne sorarlarsa sorsunlar, hepsine hâdlerini bildiririm", "evim depremde bile yıkılmaz", "hiçbir yere gitmiyorum, buradayım"... dedi de dedi ve üslûp olarak da hiç altta kalmadı. Devletlû hakaret mi etti; o da daha üst seviyeden olarak mukabele etti (bu en felâket olanı tabii ki) ve susamadı; susturamadık! Üstelik de beş lisanı anadili gibi biliyor ve içi dışı, mahremiyeti herkese açık.

Kabak gibi bir hedef; "gelin bana ne isterseniz yapın" diye maâile öylece bekliyorlar.

2. Prof. Dr. İlber Ortaylı: O kadar çok "günahı" var ki... Kalktı "bu millet darbe yapabilir" (hem de MHP kurultayında), "Teistim, Müslümanım", "gönlümü sorarsanız, çok zenginim", "her şeyi, herkesten çok bilirim", "ne sorarlarsa sorsunlar, hepsine hâdlerini bildiririm", "mütevâzı gönül hânem depremde bile yıkılmaz", "hiçbir yere gitmiyorum, buradayım"... dedi de dedi ve üslûp olarak da hiç altta kalmadı. Devletlû hakaret mi etti; o da daha üst seviyeden olarak mukabele etti (bu en felâket olanı tabii ki) ve susamadı; susturamadık! Üstelik de on bir lisanı anadili gibi biliyor ve içi dışı, mahremiyeti herkese açık. Tek başına yaşıyor. Allah'ına kadar Beyaz Rus ve Tatar karışımı ve bir hars âbidesi.

Kabak gibi bir hedef; "gelin bana ne isterseniz yapın" diye öylece Soliter Oyunu gibi bekliyor.

Bir tasavvur ve tahayyül edelim ki, bu iki devden birini veya ikisini birden birkaç günlüğüne, haftalığına yâhut aylığına içeri tıktılar. Mahkemeye de vermediler ama sâdece zanlı olarak gözaltına aldılar ve yurt dışına çıkma yasağı da koydular. Ne zaman tahliye edileceklerini de "keyfiyete göre bildiririz" dediler.

Bir tasavvur ve tahayyül edin olabilecekleri...

Bütün dünyâ ayaklanır, üstümüze gelir ama zâten amaç da bu değil mi? Hedef sapmasıyla ortamı germek ve puslu, sisli ortamı iyice bulandırmaktan başka bir şey var mı arzu edilen?

Celâl tamamen delirir ve orada ölebilir. İlber Hoca'nın da şekeri, tansiyonu her şeyi kontrolden çıkar.

Salıverilseler dahi bir daha asla toparlanamazlar; tıpkı diğerleri gibi...

Louisiana'da FBI ajanları Cemaate âit mektepleri basıp, evrâk-ı metrukeyi merkeze götürdüler. Bir görev değişimi ve takdim tehiri, hepsi bu. Oyunun devam etmesi için birilerinin gidip, yerini başkasının doldurması temel kural. Ağlamakla olmayan işin bu sefer belâgatle ve sert hitabetle doldurulması icap ediyor. Gidecek olan belli de, gelecek olan kim, göreceğiz...

Rotary'nin istikbâli ve ikbâlinden önce, masonluğunki hakkındaki tahminlerimi paylaşmak isterim...

Hâlen Türkiye'de iki üvey kardeş var: HKMBL ve ÖMBL.

Birincisi Anglosakson usûlü sekülarizme kendini kaptırmış, öbürü ise sıkı ve yılmaz bir lâklik savunucusu. Birincisinin web mekânındaki yazılar ve mesajlar sürekli olarak değişiyor ve yazılar titrek; öbüründeki ise net ve değişmiyor, karşınıza doğrudan Atatürk çıkıyor.

Pek muhtemeldir ki, seçimlerden sonra Mısır'a savaş açılacak ve Başkomutan olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül doğrudan Büyük Üstat olacaktır. Bütün Muntazam Masonlukta teamül böyledir. Nâzırları da kendisi tâyin edecektir -ki, isimleri tahmin etmek pek güç değil...

Lâikliğin bu kadar ısrarla savunulmasından duyulan rahatsızlık sebebiyle ÖMBL ilga' edilerek, hep hasreti duyulan vuslat da vuku bulacak, iki Büyük Loca yeniden bir araya gelecek ve temel kitap da Murat Özgen Ayfer'inki olacaktır.

Yemin Kürsüsündeki (Altar) Kutsal Kitapların hepsi korunacak ama en tepeye bir Beyaz Kitap konacak, Farklı Geceler yasaklanacak ve Kadın Locaları da kapatılacaktır.

Bu arada, mühim bir tarihî belgeseli paylaşmak isterim:

[embed=videolink][/embed]
 
[embed=videolink][/embed]
 
[embed=videolink][/embed]
 
[embed=videolink][/embed]

Bunlar Komünizm Fobisiyle hep setredilmiş (üstü kapatılıp gizlenmiş)!

***

Peki, ACABA BATI ÂLEMİ, AKP'nin BİLETİNİ mi KESİYOR?

Tamamen olduğunu sanmıyorum. Sâdece -bilhassa Devletlû'nun asla kimseleri takmayan tavrı yüzünden- bir "sarı kart" gösterilecek; hâttâ gösterilmekte... Bunun "kırmızıya dönmesi" şimdilik işlerine gelmez çünkü sefer sırasında at değiştirmek rasyonel değildir.

Tabii, kendisinin artık ipleri koparma noktasına getirdiği irrasyonalitesi sebebiyledir ki, başına bir şey gelmesinden kaygılıyım ve bunda da çok samimiyim. Çünkü baştan beri "neyse, o" şekline bir kamikaze gibi hedefine kilitlenmiş, "kefenini giymiş" vaziyette ereğine doğru adım adım ilerlemekte... Bu da tam olarak Batı'nın istediği ammaaaa.

Ne zaman ki böyle liderler söz dinlememeye başlarlar.

İşte o vakit çok sür'atle iktidardan da düşürüyorlar, her türlü itibarsızlaştırmayı da yapıyorlar. Örneklerini hatırlatmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Çünkü Batı "köle ve biât eden" istiyor ama "başkaldırıp meydan okuyan" değil.

***

EVRİMSEL SIÇRAMA mı GELİYOR?

İşte bu tablo noktada aklıma geliveren pek çok başka şey var:

Tam bir global destabilizasyon var. Daha önceki sekiz büyün "impact" tarzı felâketler yaşanıyor. Japonya'da yeni bir ada kafasını gösterdi. Vezüv lâv saçıyor. Filipinler perişan. Bütün okyanuslarda, keza aslında büyük birer iç deniz olan Karadeniz ve Hazar'da muazzam Metan patlamaları olması da; yeniden devâsâ gök cisimlerinin planetimize çarpması da an mes'elesi; bu ikisi de termo-nükleer zincirleme reaksiyonları indükleyebilir ve kul yapısı bombalara hiç hâcet kalmaksızın bir kıyâmet daha kopabilir. Yâni evrimsel yeni bir sıçramaya hazırlanıyoruz âdeta...

Belki de bu birkaç asır, dokuzuncu yeniden doğuşun gerçekleşeceği Karmik Dönem olacak ve beşeriyetin gücünün ne kadar zavallı, ne derece kifayetsiz kaldığına biz yetişemesek de, torunlarımız şâhit olacaklar.

Nitekim yeni yeni mistik ve dinî arayışlar her tarafta mısır patlağı gibi gündeme gelmekte ve her dakika bunlara yenileri ekleniyor. Bu hususa daha önceki makalelerimde değinmiştim. Aynı şeyi üçüncü, dördüncü... dalga psikoterapilerde de görmekteyiz. Gittikçe rasyonaliteden uzaklaşılıyor ve neo-mistik bir havaya bürünen parlak tasvirli şeyler icat ediliyor. Mindfullness Based Therapies, Transcendertal Techniques, Eastern Medicine-Based Applications, Quantum Tecniques, Holistic Approaches, Bahai Faith Oriented Therapies...

Rasyonalite bazlı Batı kaybettikçe, Homo sapiens sapiens büyüsel düşünceye ve Şaman kökenlerine rücu ediyor gittikçe... Bu da ümit tâcirlerinin ekmeğine yağ ve bal sürüyor. Psikanalizin ölümsüzlüğü, hâttâ hortlaması boşuna değil. Bakıyorum da, Sevgili Mehmet Sungur bile Mevlevîliğe hulûs çakmakta ve bunu da samimiyetle yapıyor; ben de hak vermiyor değilim.

Hakan Şükür çok acele etti çünkü acele eden ecele gider derler. Bakın, alelacele Ağaoğlu grubu ve üç adet de Bakan çocuğu gözaltına alındı ve operasyonlar sürecek. Sakıp Ağa ile kendisini kıyasla(yama)dığım) makaleme bir bakınız...

Eh, etme bulma dünyâsı bu, kul hakkı yiyenden bunun hakkı çatır çatır sorulacak. Bu taraf, öbür taraf ayrımı gözetilmeyecek ve Taraf gazetesi mi, Bîtaraf Medya mı hesabı yapılmayacak...

Bilindiği gibi, Japonlar da Türk kökenli ve ""wong", "hu" gibi nidâların yanı sıra, "şaşı" kelimesini de aynen kullanıyorlar ("suşi" değil ha)..

Bizim İlkay Marangoz da, adı üstünde, çok ince eleyip sık dokuduğu için (mübârek yayın-evinin isimi dahi Sigma Publishing; daha öce Üçüncü Nesil Antidepresanları Kullanım Kılavuzu kitabımı yayımlarken de (nasıl Öztürkçe yumurtlar oldum değil mi) aslen Rumca olan soyadına lâyık olabilmek için kılı kırk yarmıştı. Yarın Cesi'nin (Ces mi, Cesi mi, bütün ismi mi, Beyefendi Hazretleri mi, Aşçıbaşı da mı anılmalı) programında propagandasını yapacaktım ne güzel.

Bak sen, bugün de maketini yollayacakmış, şimdi git Nişantaşı'na, onu al. Gece Beyoğlu tarafına süzül. Soğuktan bir güzel büzül. Hâlâ veremediğin göbeğinden dolayı üzül ve karanlıkta yolunu kaybetmemek için sezgilerine güven. Burnunu sürt ve kapıyı çalmadan girmemek için vaktinde orada ol. Kibirli olma ama mağduru da oynama, ince ayar tuttur.

Vaktim oldukça, hâlim ve maddî durumum müsaade ettikçe buraya yazıp çizmeye devam edeceğim de...

Aman dikkat!

Bâzı Hayatî Tavsiyelerim var:

1. Bu dünya kimselere kalmaz.

2. Yazdığınız her şeyin en az bir kopyasını mutlaka en az 33 yerde daha muhafaza edin.

3. Batı hep Lineer ve Diyalektik Mantıkla hesap yaptığı için, sürekli olarak kaybetti.

Su katılmamış numûneler mi istersiniz...

Malûmu ilâma devam edelim ama özetleyelim:

Avrupa'daki bütün müstevlîler dönüp dolaşıp kendilerini vurdular ve hepsi yapayalnız kaldılar. Hepsi de birbirinden nefret ediyor ve hepsi de yapayalnız.

ABG'nin kazanabildiği hiçbir savaş yok. Pearl Harbor hezimetinden beri geri sayıyorlar. 70- o tarih: kaç çıkıyorsa, o kadar ömürleri kaldı. Big Chruch'u müteakip, Yeniden Big Bang ile berhava olacak.

İki Kore de, Çin de birleşecek.


Nükleer Savaş filân olmayacak. Armageddon bir Paylaşılmış Dinî Hezeyan olarak kalacak. Tek farkla: Semâdan asid ve Ozon yağmaya devam edecek, hem de ivmelenerek + 3333 sene sonra erkek cinsiyeti ortadan kalkacak. En az 33.000 adet daha yeni din elimizde patlayacak.

Her bir tarafta itlâf komiteleri kurulup, sınavlarda başarılı olamayanlardan mermer, sabun veya diğer dönüştürülebilir mâlzeme yapılacak yâhut uzaya ışınlanacak. Kaptan Kirk ve Benjamin Spock onları toplayıp kolonileşmek üzere solucan deliklerine dalacaklar.

Ortak hataları ne mi, basit ve üç adet:

L Lineer ve düz mantıkla her şeyi hesaplarken, bağımsız değişkenleri hiç düşünmemek. Nokta nedir: İki çizginin birleştiği yerdir; çizgi nedir? Noktalardan müteşekkil doğrudur.


2. Diyalektik düşünceyi en temel yasa sanarak en büyük hezeyanı yaşamak. ABG (Amerika Birleşik Güçleri) ile ABG (Avrupa Birleşik Güçleri) kapıştı= Japonya'da bir ada doğdu = Bizim Şoför Hz. Davut kendini nadasa çekti.


So what?

Fatih Terim işsiz kalacak, her tarafa tazminat ödeme cezasına mahkûm edilecek. Ölümsüz Yorumcu Hıncal, Zeus gibi bütün şimşeklerini ona doğru fışkırtacak (Donk'un elindeki topu dank etmeyen hakemi de tank diye perişan edecek). 

Onlar göçerken, Millet-i Sâdıka ile el ele veren iki kadîm millet kendini beş bir yöne duyuracak:

İrahim'in ve Asena'nın Torunları...

Sakın "demedi" demeyin, sabır ve sebatla bekleyin...

Avatar 4 geliyor: Unutmayalım ki oradaki kuyruklular Kürtleri, diğerleri ise ABG'yi (hangisini isterseniz onu) remzeder ve kurt puslu havayı sever. 

Anlaştık mı Sayın Cünet Ülsever, her nerede yazıyor ve yaşatılıyorsan...

Bu arada, Sevgili PC Memo'dan bir ricam var.

Eğer beni korumak için daha fazla  kırpma yapacaksanız, lûtfen yönetici olarak Reha Muhtar'ı (hâlâ Sabah'ta) atayınız ve yerime de Londra'da muhkem Ahmed Hulûsi'yi tâyin ediniz.


Mehmet Kerem Doksat - Therapia -  Şimdiki Zamanlar - 17. 12. 2013

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Civan Mert Pazartesi, 16 Aralık 2013

    akp'nin bileti

    Değerli Hocam.

    Kınayı adresinize mi yollayayım, muayene hanenize mi?

    MKD: Muyenehâneden sebil dağıtırım efendim...

  • Misafir
    Civan Mert Salı, 17 Aralık 2013

    popiş

    Daha münasip bir yer düşünmez miydiniz? Metre kare maliyetini dert etmeyin lutfen...
    Bazen düşünme organı olarak kullanıyorsunuz ya. İşte sizi en çok rahatlatan organınız... O'nu kastediyorum

  • Misafir
    Civan Mert Çarşamba, 18 Aralık 2013

    konfabilasyon

    Yukardaki kelime internette hafıza boşluklarını doldurmak için söylenen garip şeyler için kullanılıyor.
    Yazınızdaki, "İrahim" kim? ( control F ye basıp aratırsanız bulursunuz. )
    Reha Muhtar maalesef Sabah Gazetesi'nde yazmıyor...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017