Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Rıza Zelyut'un Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği İsimli Yeni Kitabı

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2334 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

"Türk'ün bilinen en eski tarihinden beri, Türk kadınının durumu, toplum içindeki varlığı, konumu hiç bu kadar kötü olmamıştı" diyor gazeteci yazar Rıza Zelyut.

"Bakınız, Göktürk Yazıtları'nda önce anneye saygı sunulur. Oğul, odaya girdiğinde önce annenin elini öper, sonra babanın; bütün kararlarda kadına danışılır. Şenliklerde, şölenlerde, ağıtlarda kadın erkeğin yanındadır, toplumun vazgeçilmez, temel taşıdır. Göktürkler'de, Hazarlar'da, Oğuzlar'da, Büyük Türk Hakanlığı'nda da böyle idi, Osmanlı Devleti 'Arabist' düşünceye geçmeden önce de. Sonraki yıllarda yavaş yavaş ne yazık ki bu günkü durumuna geldi".

Rıza Zelyut kadının hayatındaki değişikliğin sebebini, "Arabizm'in eseri olan sahte dinci ideolojilerle kandırılması, aktif hayat biçiminden uzaklaştırılması" olarak gösteriyor ve ekliyor: "Tarihte Türk kadını, erkekle birlikte hayatın içindedir. Hâttâ zaman zaman fetihçi gücün bir parçasıdır da. Çin'e egemen olan Hun Yabgusu'nun 10 bin kişilik kadınlardan kurulu Amazon ordusunu hatırlayalım. Savaşçı kadınlar. Ama bu gün kadınlarımız ne yazık ki gönüllü biçimde kendilerini kapatıp, erkekten ve toplumdan uzak bir dünyâya yöneliyorlar. Toplumun silkelenip çağdaş seviye hedefine yeniden yönelmesi için kadınlarımız hangi milletin kadını olduklarını hatırlamalı, Amazon ruhlarını canlandırmalı, uyandırmalı".

"Günümüzde Cumhuriyet değerleri yerine getirilmeye çalışılan İslâmcı değerler nedeniyle son yirmi yılda kadınlarımız toplumdaki yerlerini kaybetmişlerdir.

Tarihteki Türk kimliğinden, devlet yapısından farklı bir yapıya, kimliğe yönelişin simgesel ismi midir 'Yeni Osmanlıcılar'. Kimdir bunlar"?

"59. Hükûmet Dönemi'nde Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda oturan Ömer Dinçer, 1995 tarihli bir makalesinde 'Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin yerini, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesindeyim' demişti. Yeni Osmanlıcılar işte bu zihniyeti paylaşanlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun değerlerine karşı tavır alanlar, Osmanlı'yı yüceltmeye çalışıyor, Osmanlı tipi devlet kurmaya çalışıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı alternatif bir model oluşturmaya çalışıyorlar. 'Cumhuriyetle savaşmak için bir devlet modeli gerekiyor' diyorlar; Osmanlı devletini seçiyorlar. Şeriat hukukunu birden dayatamıyorlar. Şeriat hukukunu demokratik ortamda uygulayamayacaklarını bildiklerinden cemaatçiliğe yöneliyorlar. Her yerdeler. Tarikatçı fikirler Türkiye'nin kurtuluşu için çözüm olarak öne çıkarılıyor".

İktidar yeni Osmanlıcı mıdır sizce?

Evet. AKP'nin yürüdüğü yol yeni Osmanlıcıdır. Vahdettin'i yüceltirler; Batı işbirlikçiliği bunun kanıtıdır. Ajan İslâm anlayışını uyguluyorlar. Yeni Osmanlıcılar, Osmanlı'nın kurucu kimliği olan Türk kimliğini değil, Osmanlı'nın şeriatçı yanını takip ederler.

Nedir ajan İslâm anlayışı? Amacı nedir sizce?

ABD ile sıkı işbirliği içindeler. Türkiye'deki İslâmcı yapıyı güçlendirmeye çalışıyorlar. Türk halkının samimi Müslüman kesimi arasına diyalog ve hoşgörü kılıfı altına gizlenen bir dinci yapı sızıyor. Şekilci bir din anlayışı harmanlanıyor. Şekil Müslümanlığı'nın açık örneklerinden birisi türbancılıktır. İslâm dinini türbana indirgeyerek özünü çürütmüştür şekilci, ajan dinciler.

MÖ 2000'lere kadar giden Türk kimliğini incelemiş bir kişisiniz. Müslümanlığı kabûl eden Türk toplulukları içinde türbana rastlıyor muyuz?

Kesinlikle, tereddütsüz söylerim ki tarihte bugünkü gibi türbanlı kadın tipi yok. Kalça açıkta, ayaklar açıkta kafa türbanlı. Yok böyle bir şey! Tarihte, Karahanlı Devleti, 950'lerde İslâm dinini devlet dini olarak benimsemiş ilk Türk devletidir ve Satuk Buğra Han, İslâm dinini geleneksel Türk inanışıyla yoğurmuştur. Bugün Türk İslâmı denilen modelin temeli budur ama işte bu model değiştirilmeye çalışılıyor artık.

ATATÜRK, KUMAN TÜRK'ÜDÜR

Zaman zaman bazı çevreler Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk olmadığını seslendirirler:

"Atatürk, Balkan hattında var olan Sarı Türkler'dendir. Atatürk'ün kimliğine saldıran gerici takımı Atatürk hakkında iftiralar düzenlerken, onu Balkanlı herhangi birisi, bir yabancı yani Türk milletinden olmayan bir tip olarak göstermeye çalışırlar. Atatürk tam bir Kuman (Kıpçak/Sarı Saka) Türk'üdür. Doğduğu bölge Kuman Türkleri'nin at koşturdukları bölgedir. Zâten biyolojik yapısı da Kuman Türkleri ile tam uyuşmaktadır. Ve en büyük milliyetçidir. Kurtuluş Savaşı'nda taktığı kalpak bile asırlar önceki Türk boylarının kuzu derisinden yaptığı, 'börg' adı verilen şapkanın neredeyse aynıdır. Tarihini bu kadar ayrıntılı bilir ve sâhip çıkardı. Türk olmakla büyük mutluluk duymuştur".

Meraklısı için birkaç satırda Kumanlar'ı anlatalım: Hunlar'dan ve Göktürkler'den sonra başka Türk kavimleri de Avrupa'da yerleştiler. Bunlardan biri Kumanlar'dı. Yaşadıkları bölge bugün Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Güney Rusya ve Gürcistan'dı. Kumanlar 'beyaz veya sarı insanlar' olarak tanımlanırdı. Kıpçaklar, Kumanlar'ın devamıdır. Avrupalı'nın gözünde Kıpçaklar, sarı insanlardır. Bu tip, bugün Anadolu'daki Yörükler'de bolca görülür. Mavi gözlüdür, orta boylu, sağlam yapılıdır.

TÜRK TİPİ SARIŞINDIR

1-Türk ismi bugün, dili Türkçe olan halkların genel ismi olarak kullanılıyor. Bu halklar Milât'tan binlerce yıl önce Türkçe konuşan etnik yapılardan oluşuyordu. Türkçe'yi ilk konuşanlar Kırgızlar, Hunlar idi. Asya'nın doğusundan Avrupa'nın ortalarına kadar yayılan Türk halkları, Türk etnik adını kendi tarihsel şekillenmelerinden çok daha önce kullanmışlardır.

2-Türk kelimesi "güçlü, sert" anlamına gelir. Araştırmacı A. N. Kononoff'a göre, bu isim bir kabile birliğini târif etmekte kullanılmıştır. Hunlar, Türk adını kullanan ilk kavimdi. Hunlar'ın bir kolu olan Açinalar/Asena 545 yılında tarih sahnesinde yerini aldı ve Türk adıyla anılan ilk devlet kurulmuş oldu.

3-Prens Açina, 500 çadırlık bir boyun lideriydi. Hunlar'dan ayrılmıştı. Açinalar demircilikte usta olan bir halktı ve bu meslek sırrı kabile içinde saklı tutuluyordu. Açina, Asil Kurt anlamına geliyordu. Demiri işleme becerileri sayesinde Altaylar'a gidebilmişler ve oralarda yurt edinmişlerdi.

4-"Kara kaşlı, kara gözlü, yağız delikanlılar, kadınlar". Bugün kime "Türk tipi nedir" diye soracak olsak büyük çoğunluk böyle tanımlar hiç kuşkusuz. Oysa Rıza Zelyut'un tesbitlerine göre asıl Türk tipi, sarışın, gök gözlü, uzun boylu, kumral. Büyük Okyanus'tan başlayıp, Güney Sibirya'dan Ural Dağları'na, Ukrayna ve Balkanlar'ın kuzeyine kadar olan coğrafyada yaşayan Türkler, akınlarla Asya'ya yönelmeden önce kendi öz genetik yapılarında bugünkü Avrupalı tanımıyla neredeyse aynı idiler. Mongoloid yapıdaki Türk tipi sonradan oluşmuştur ve sayısı azdır.

5-Tarihteki en güçlü Türk devletlerinden biri olan Göktürkler, zaman içinde halkın ihtiyaçlarını, isteklerini karşılayamayınca 'zengin Çin bizi mutlu etsin' diyerek Çin'le işbirliğine girişmişti. Ancak bu işbirliği bir süre sonra Türkler'in Çin içinde asimile olmasına yol açtı. Gazeteci Zelyut, "Şimdi de AB hedefimiz var. 'AB bizi mutlu edecek, kalkındıracak' deniliyor. Tarihteki Çin hayâli Göktürk İmparatorluğu'nu zora sokmuştu. Tarihten ders almanın tam vaktidir".

6-Millet olarak ortak davranışlarımız en az 2 bin yıldır aynı durumda. Çinli casus Chang Sun Seng'in 581 yılındaki tesbiti bugün için de geçerli değil mi: "Türkler birbirine karşı kuşkucu ve kıskanç. Onları sinsilikle birbirine düşürmek, şiddet kullanarak yenmekten daha kolaydır.

***

Gazeteci Yazar Rıza Zelyut yazmış, ben de naklettim. Meraklısına not: Akşam Gazetesi'nde yazıyor kendisi.

Çinliler'in bu tesbiti pek önemli.

Değerli meslekdaşım Erol Göka da Türk kimliğini ve grup davranışlarını tetkik eden güzel kitaplar yazıyor son zamanlarda.

Türk-İslâm sentezcisi veya tevhitçisi olmayan Müslüman bir Türk olarak memnuniyet duyuyorum bu gelişmelerden. Tıpkı Hristiyan, Musevî, hâttâ Bahaî Türkler gibi.

   Bir de, nedense, ikide bir Gâzi'nin Selânik dönmesi bir Sabetayist olduğu söylenir.

      Buyurun, cevap yukarıda!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 27 Nisan 2008 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017