Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

YENİ BİR MUTLULUK REÇETESİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3050 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

-Geçmişin soluk yapraklarının mahkûmu olmayınız, geleceğe bakınız… "İstikbâl göklerdedir" dememiş miydi Atamız?

-Sâhip olduğunuz güzellikleri düşününüz ve şükretmeyi biliniz.

-Ayaklarınızı yorganınıza göre uzatınız ama parmaklarınız azıcık dışarıda kalsın. Bu sâyede etrafınızı algılayacak sensörleriniz iptâl olmayacak ve kendinizi koruyabileceksinizdir. Su uyur, düşman fırsat kollar. Melekler hep Şeytan kılığında dolaşır; aldanmayınız.

-Mutlaka en az bir hobiniz olsun, tabiat boşluktan hoşlanmaz ve ışıldayan demir de pas tutmaz. Pas tehlikeli bir şeydir ve eğer temizlemezseniz, tetanos da, gazlı kangren de olabilirsiniz. Bütün necaseti nefasete tahvil etmek için biraz suyla azıcık sabun yeter.

-Gustosuz kalmayınız, Epiküryen yaşayınız ama sakın dağıtmayınız. Hedonia iki yönü keskin kılıçtır ve cesaretle sefalet arasındaki fark iki harften ibarettir.

-Her türlü dumandan uzak durunuz; hepsi bağımlılık veya iptilâ yapar.

-Bütçenizin elverdiği kadar bütün içkilerden evinizde bulundurunuz ama ölçülü olunuz. Sosyal içicilikten taviz vermeyiniz. Ucunu kaçırıyorsanız da, terk ediniz.

-Kimselerle tepişmeyiniz, zorla güzellik olmaz. Küsmeyiniz de, sadece bekleyiniz. Elbet bir gün karşılaşırsınız… İşte, o vakit geldiğinde de, ilk hamleyi siz yapınız. Mukabele beklemeyiniz.

-Dostluk satın alınmaz, kimseleri gereksiz yere davet etmeyiniz.

-Davet edilmediğiniz yere gitmeyiniz.

-Aranmadıysanız küsmeyiniz fakat asla ısrar etmeyiniz.

-Uğruna gözyaşı döktüğünüz kadim dostlarınız için artık kendinizi kahretmeyiniz. Çünkü düşündüğünüzde, en kritik zamanlarda yanınızda oldukları kadar, başınızı omuzlarına dayayıp ağlamak istediğinizde de ortadan kaybolduklarını hatırlayınız.

-Rölasyonlara önem veriniz, artık her şey menfaatlerle kaim.

-Ahmaklarla, aptallarla ve parazitlerle pek görüşmeyiniz. Sizi iliklerinize kadar sömürüp, posanızı da sokağa bırakırlar.

-Hayırda ve hasenatta ölçülü olunuz; bonkörlükle nankörlük çok yakındır!

-Ulaşabildiğiniz bütün sosyal kulüplere üye olunuz ve aidatlarını da vaktinde ödeyiniz. Nereden hangi faydanın geleceğini bilemezsiniz.

-Ya sevimli bir inançsız olunuz, ya da mülayim bir mümin ama ifrattan da tefritten de kaçınınız. Keskin sirke önce küpünü eritir.

-Kimseleri kırmamaya çalışınız; fincancı katırlarını ürkütmeyiniz. Testi bir kere çatladı mı, ne kadar da yapıştırsanız, mutlaka su sızdırır…

-Kendinizi de en az başkaları kadar çok seviniz. Hâttâ siz herkesten %51 daha önemli olunuz. Aradaki %2 fark sizi megalomanyak yapmaz ama kendinizi makûl bir narsisizmle sevmenizi ve diğerkâm olmanızı sağlar.

Hayat hakkındaki felsefeyi şu kısacık güfte ne de güzel özetler:

Maziyi nasıl taşlara çizmişse denizler
Aşkın ebedî tarihidir yüzdeki izler
Yıllar bile dünden bize bir hâtıra gizler
Aşkın ebedî tarihidir yüzdeki izler

Beste: Nihâl Erkutun
Güfte: Muvakkar Ekrem Talû
Makam: Rast
Usûl: Aksak
Form: Şarkı

Merhumun, Çok Sesli Türk Müziğinde duayen, büyük bir Türk Milliyetçisi olduğunu hatırlayınız...

-Telefonlarınıza ısrarla çıkmayan ve kardeş bildiğiniz kişilere de aracılar bulunuz, eninde sonunda ulaşırsınız. Nihayette bidayette, ettikleri bir yemin vardır. Kimse kimseye hava atamaz.

-Evlilikleri öyle kolayca yıkıp geçmeyiniz, harcamayınız… Unutmayınız ki, kadın, eskittiği erkeği sever. Bunun yaşlılığı, hastalığı, felci, muhtaçlığı olacaktır. Bir düşününüz… Altınızı başka kim temizler? Aksi de aynen varittir.

-Diyorlar ki insan ömrü ortalama beş yüz seneye kadar uzayacakmış! Eh, o zamana kadar telomerlerin ve eksonların yaşlanma sürecini de durdururlar. Bir sonraki Büyük Patlama oluncaya kadar her şey yaşar. Bir tasavvur ediniz, onca vakit sevmediğiniz genç bir züppeyle nasıl geçer?

-Evlâdınızın, ailenizin kıymetini de, değerini de iyi biliniz. Okşayınız, seviniz, sıra hesabı yapmadan arayınız. Sizi ancak onlar hakikaten sever.

-“dan dolayı”, “… için”, “…mış meğer” diye değil, öyle oldukları gibi seviniz. Eğer kaybederseniz ne kadar perişan olacağınızı asla unutmayınız…

-Övgüde cömert, sövgüde pinti olunuz ve haysiyetinizden de, izzeti-nefsinizden de hiçbir zaman taviz vermeyiniz. Üç kuruş için menfaatlerinizin kulu kölesi olup da dillere düşmeyiniz. Her leke çıkar ama onun bir parlatıcısı yoktur.

-Her türlü felâkette veya zulmette hep limon gibi gülümseyiniz. Limon, evrensel bir semboldür ve affekti de her şeye uyar: Acıkma, üzülme, süzülme, istihza, haset, hasret, keder, hüzün, pişkinlik, şişkinlik, kibir, saffet, şehvet…

-Ne kadar çok konuşursanız o kadar çok az sevilirsiniz. Hep susarsanız da sizi fırsatçı yahut eyyamcı sanırlar. Az ve öz konuşup, muhatabınıza yer açınız. Bozmaktansa, onarmaya gayret ediniz.

-Gırtlağınızda dokuz boğum vardır. Yutarken de, kusarken de, öterken de, uçarken de hepsini mutlaka kullanınız.

-Elinize, belinize, dilinize ve burnunuza dikkat ediniz. Bunları oraya buraya sokarsanız, birileri keser maazallah!

-Hasta, sakat, özürlü veya muhtaç olanlara merhametle yaklaşınız ama fazlasından da uzak durunuz. Fazlasından maraz doğar…

-Hitabet, belagat, sohbet… hep bizim içindir ama “söz ola oğundurur kişiyi, söz ola arındırır veliyi” gibi özlü sözleri de kulağınıza küpe yapınız. Size uyacak şeyleri de kendiniz uydurunuz ve tuvaletinize, banyonuza, ecza dolabınıza... asınız; sık sık okuyunuz.

-Her yaşlı ihtiyar değildir; her ihtiyar da yaşlı… İkisini birden buldunuz mu, asla bu hikmet denizinin peşini bırakmayınız. İcabında on senede bir çift söz mırıldanır, ömrünüzün mânâsı değişir.

-Kimseleri göklere çıkarmayınız veya yerin dibine de batırmayınız. Çünkü kimse Tanrı değildir. Öyle olduğunu iddia eden Gurulara da asla inanmayınız...

-Kendinizi kötü hissederseniz hemen duşa giriniz. Tıraş olunuz veya süsleniniz, parfüm sıkıp aynada kendinizi seyrediniz. Moraliniz düzelecektir.

-Mümkün olduğu kadar düzenli olarak seks yapınız ve eşinize sâdık kalınız. Homoseksüel, biseksüel veya ne olursanız olunuz, bu temel kaide değişmez ve istisnası da yoktur!

-Ermişlik beklemeyiniz ama vahdete uzanınız, saadeti seviniz. Sevgi, saygı, sadakat, sahicilik ve samimiyet yoldaşlarınız olsun.

-Dostunuza, sevgilinize, eşinize bir kasımpatı veya kır çiçeği hediye ediniz ve daima gülümseyiniz. Koskocaman, içinizden gelerek, sımsıkı ve muhabbetle sarılınız. Aslında, bunu yanlış anlaşılmayacağınız her ortamda, herkese yapınız. Mutlaka mukabelesi gelecektir. Yanaktan bir buseyi de esirgemeyiniz...

-Ona buna bakıp da, yaklaşıp ukalâlık etmeyiniz; öncelikle kendinize aynada bir bakınız. En âlâsı da gözlerinizin arkasına sır çekmektir zâten. Herkese ayna olursunuz; kim size bakarsa kendisini görür, siz de onlarla göz göze geldiğinizde kendinizi tartarsınız. Hipnoz amaçlı olarak da bunu kullanabilirsiniz ama kedigillerde işe yaramaz, unutmayın. Amigdaladan algılarlar ve derhâl saldırırlar. Köpekler ise en sâdık dostunuzdur; bu mevsimde bol bol ulurlar.

-Daraldınız mı? Fransa'nın önceki First Lady'sinin akıbetine bakınız ve rahatlayınız: "Her sene için bir çentik yazılmış sanki"... Sonra da soluğu Hindistan'da almış! Tuna Kiremitçi'nin dartı tam 12'den vurduğu filmi seyrediniz: "Burada bir Yalnızlık Var". Garantili olarak ağlayacaksınız, yâhut gırtlağınızda bir boğumla salondan çıkarken, hayatınız gözlerinizin önünden bir şerit gibi geçecektir.

-Vahşi Kapitalizm artık sizi çok mu yordu? İspanya'da her şeyi göze alıp da, santra vuruşunu yapmayan takıma bir bakınız. "İşte, budur" diyecek ve moral bulacaksınız. Arta Turan'ın Arap özentiliğinden çıkıp da saçlarını asker gibi kestirdiğini görünce de içiniz açılacaktır. Unutmaz ve hatırlarsınız ki "Her Türk Asker Doğar"...

-Tam yarım asır önce bizi aşka boğan, Japon'u şaşı bırakan o güzel adamı, Barış Manço'yu bir hatırlayınız ve rahmetle yâd ediniz. İçinize yayılan buruk sevgiyle Al Bayrağımızı aynen onun gibi, şirin mi şirin Ayşe Cânan Doksat'larla sallayıp, çığlıklar atarak sevininiz. Onların hepsi bizim evlâdımız; hepsi biziz, biz hepimiziz, hepimiz birimiz için, hepimiz biriz, tekiz. Dimdik ve ayaktayız.

-Klâsik Batı ve Türk Müziğini yeyip yutunuz. "Musikî" Oriyantaldir, "Müzik" ise evrensel ve Oksidental. Kültürünüzü genişletmeniz için ta Göktürklerden kalma kâğıttan ve mürekkepten sakın ha taviz vermeyiniz. Taze fırından çıkmış kitabın, elde iz bırakan gazetenin, kulaklarınızı öpen o güzel hışırtının yerini hiçbir şey tutamaz... Gene de ne teknofilik, ne de teknofobik olunuz.

-Bakınız... Şimdilik sadece TÜBİTAK'ta beş adet bulunan 3 boyutlu yazıcılara... İş o boyuta geldi ki, bir türlü telefonunuza çıkmayan Sunay Akın'a veya Zeki Alasya'ya, Murat Bardakçı'ya ve küskünlük taslayan eski dostlara kavuşmak isterseniz eğer... 2 sene sonra, -eh, USD de 3 TL'yi aşmazsa eğer- bunlar kibrit kutusu kadar hibritlere doğru evrilecektir, alıp evde istediğiniz ebatta basar, aldığınız çıktılarla da istediğinizi yaparsınız: Çikolatalı Sunay ne de güzel kitap konuşturur; bol unlu Zeki Üstat bizi koparıp coşturur. Metin Akpınar, Atatürkçülüğün Kemalizmle tefrik-i teşhisinin ince ayarını tekrar yapar. İsa bilmem kaçıncı defa doğar. Musa "Ya-a-apma İsa, s.e.een ac.ee le etme" der filân. O takdirde tarih bilginiz de altüst olup, scannertan printere dalar ve onlarla vahdet eder, iyice kafa bulabilirsiniz.

-Her yazdığınız şeye illâki Youtube'dan bir şekler eklemeden de etkili ve etkileyici olabilirsiniz inanın ki ama dozunda kullanmaktan da kaçınnmayınız. Bunun için Uzakdoğu'da meditasyon yapmak, câmide namaz kılmak, havrada ağlamak... gerekmez. İhlâs ve takva ile kendinize bakınız, işte hepsi bu.

-Facebook, whatsup, twitter çok güzel mecralar ama hiçbiri insan insana sıcacık temâsın, dokunmanın, en azından telefonlaşmanın yerini tutmaz, tutamaz. Ne okur; arayın ve aratın. İnsanlar altı duyulu hayvanlardır. Şimdilerde görüntülü telefonu yasakladılar ama Skype var, MSN var, var oğlu var... Diğer fasiliteler de var. Onları bol bol kullanınız.

-İnsanlara -eğer çok yakın değilseniz- "siz" diye hitap ediniz ama o sıcaklığı hissettiklerinize de kaynak Türk kahvesi kıvamına "seni çok seviyorum" mesajınızı hiç esirgemeksizin iletiniz; hem de höpürdetmeden, sıcacık.

-Çok mu sıkıldınız ve bu işte bir yalnızlık var diye mi düşünmelerdesiniz, "Engin Altan Düzyatan" gibi acayip bir isim verilmiş olan yakışıklı bas gitarcının son zamanlarda "yanyattığını" okuyup şükrediniz...


-Devletlû'nun her şeyine müptelâ olmuş, onsuz yapamaz hâle gelmiş olabilirsiniz... Hiç mühim değil! Üç projektör alıp fişe taktırınız ve hologramını tam salonunuzun ortasında yaratınız. Hayâliniz bolsun efendim.

-Reha Muhtar'ı sıklıkla kıraat ediniz ve ne kadar ortak tarafınız olduğunu fark ediniz. TED'lilik, sigarayı GÜM diye terk ediş, alkolü minimalize etmek, Ahmed Hulusi ve Ahmet Fevzi Yüksel ile gelişen spiritüel dostluğunuz... Tüm zamanların en kaliteli yorumcularından biri olan Nilüfer'le olan hâlisane ilişkileri ve evlâtlarına olan düşkünlüklerini tahayyül ediniz... Nasıl olsa siz de bir mektebi bitirmiş, bir yerlerden mezun olmuşsunuzdur. Bir gece, hep beraber millî içki refakatinde de olsa, Boğaziçi'nde kadeh kaldırmanın keyfini düşününüz. Belki de TORCH'da buluşuruz diye düşünürüz... Nasıl olsa, bir gün herkes TED'de buluşacak.

-Güneri Civaoğlu'nun doyumsuz sohbetlerini seyredip, Boğaz'a nâzır iç geçiriniz. İvana Sert hiç olması dert. Mühim olan tatlı tatlı muhabbet. Ha, o bizim üç bölümde biten talk showumuzun adıydı; geçiniz... Yenisini hazırlamaktayız, bekleriz.

-İnsanlarla konuşurken tam gözlerine bakınız ve pek az ses çıkarınız. En yüksek derecede empati ancak bu şekilde kurulur. Ama birtakım altın kurallara mutalaka riayet ediniz

a) Kabak gibi bakıp da hiç ayırmadan seyrederseniz, size "bana Türkân Şoray gibi bakıyorsunuz" diyen bir dünya güzeline çatabilirsiniz. "Ne alâka" filân demeyiniz, güvendiğiniz birine transfer ediniz.

b) Paranoidler her şeyden nem kapar, illâki kızacak yahut alınacak bir şeyler bulurlar. Arada bir sağ, sonra da sol irislerine bakınız; akabinde de kulaklarına, burunlarına, dokuz boğumlarına nazar ediniz ama sakın nazar deydirmeyiniz. Sonra raptus şeklinde saldırabilirler (katatonik bir fenomendir).

c) Çekingen ve mahcup insanlar da bundan acayip tedirgin olup, panikleyebilirler. En iyisi onların sağlarına, sollarına, tavana veya duvarlara bakınız; arada sözü onlara getirip, sualinizi öyle sorunuz. Terlemelerinin, de, korkularının da azaldığını ve rapport hâlinin (rahatça irtibat kurup konuşabilme) düzeldiğini müşahede edeceksiniz. PAN da keçi ayaklı bir Grek tanrısı olup, etraftaki nymphaları ürküttükten sonra, hepsini sırayla düzer ve pek de üzer diyemeyiz çünkü flütünü çok güzel çalar. Unutmayınız!

d) Şizoidler bir başka problematik gruptur. Eşşek sudan gelinceye kadar dövseniz dahi ağızlarını açıp da iki kelâm etmezler, konuşmazlar; konuşamazlar. Bunların mühim bir kısmının Aspergerli olduğunu unutmayınız. Anlayışlı ve müşfik yaklaşınız, zorlamayınız. En doğru davranış da, ne istiyorsanız işitmek, onu doğrudan sormaktır. Lâfı dolandırmayınız. Hele duyma veya işitme engeli olan birisine, kalkıp da "bu adam hangi sebeple konuşmamakta" veya "niçin Avrasyalıyız" diye absürt şeyler tevcih etmeyiniz. Helen Keller gibilerine de "neden van Gogh hep sarı rengi tercih ederdi güzel kızım" demeyiniz. Bütün CV temizliğine rağmen öfkelenebilir ve yüzünüze kezzap atabilir.

e) Sado-mazokistler ise "tutarlı olarak tutarsız davranan" kişilerdir. Aman onlara arkanızı dönmeyiniz. Sado-mazokizmin en az tehlikeli olanı cinsel akta "acting out" şeklinde dönüşendir belki de... Bunlardan "sıfırcı hocalar", adamı illet eden Borderline tipler bol çıkar, her an sizi sınır ihlâli için zorlarlar. Bacaklarını uzatır, eteğini yukarıya sıyırır, dudaklarını yalar, memelerini burnunuza sokar, kalçalarını kıvırır... Böyle iki Kişilik Bozukluğu da tanımlanmıştır ama bunlar aslında B Kümesinin kombine tablolarıdır. Mutlaka ilişkilerinizde sınır koyunuz, mesafeyi koruyunuz ve beden temâsını asgaride tutunuz. Gözlerinizi iyi birer tarayıcı olarak kullanınız. Mazokistik (Kendine Zûlmedici) kişiler, kendilerine çektirirken, esas sizi çok yorar ve sınayarak zorlarlar. Dikkat ediniz... Sado-mazkizm, Başka Türlü Adlandırılamayan diye anılan ve bütün disfonksiyonel kişilik özelliklerini birbirine bağlayan Sırat Köprüsü'nün buluşup kesiştiği sacayağı, nihai müşterek yoldur.

Bu akademik izahlar biraza açalım... Böyle kişilere karşı tedbirli, ihtiyatlı ve akıllı olunuz. Asla rekabete girmeyiniz, bırakınız kendilerini en önemli ve "âkıl adamlar" sansınlar (hatırlatalım: âkıl "akıllı", âkil" ise "yiyici" demektir). Bu asla riya değil, tedbirdir. Eğer kendisini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeye meraklı ise muhataplarınız; bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. Sonuçta "kazan-kazan" kuralı işler ve mutlaka ki "kaybet kaybetten" daha iyidir.

Gül açarken bahçemde

hep hayâlin gülümser

uzaktan bana

öyle bir dertliyim ki

daldım hüsrana

rüzgârlar söylesin

aşkımı sana

 

mevsim seninle bahar

aşkım dünyalar kadar

sonsuzluk gibi

beklerim ümit ile

gelirsin diye

rüzgârlar söylesin

sevgimi sana

 

akşamlar erdi suya

gariplik çöktü koya

gönlüm hasretle doldu

gün yine soldu

rüzgârlar söylesin

 

şarkımı sana...

Sürpriz...

Didem Arslan Yılmaz, bundan sonra Sünni mezhebini yeğleyebilir ve aşkın temelinde yatan esas primum movensin de sağlıklı bağlanma olduğunun farkına varabilir. Bunu anlayışla karşılamayı bilmem şart, sizde öyle yapınız. Çünkü bugünler yarınların analarıdır. Tabii ki bunun ANABABACA mı olduğunu en iyi İlkay Marangoz bilir, çünkü yakında bir sürpriz gelebilir. Takip ediniz...

Eğer hâlâ Astrolog-falcı kadının kitapları yok satıyorsa ve Gülben de onu programına güle oynaya konuk ediyorsa, artık buna gülüp geçmemek şart olmuştur; müdahale etmek ise farz! Ne vacip vardır ne de Diyanet'ten cevaz icap eder. Hep beraber müdahale etmek tam bir vatan borcudur, acele ediniz ve ecele gitmeyiniz. Yeni yasadan da korkmayınız çünkü kimse size Van'a gidiniz yahut stüdyoyu basınız dememektedir. Bakan Elvan buna garanti  getiriyor el'an.

Sayın Mustafa Aydın'ın 2.5 senelik emeğine güveniniz, bir bilim adamı boş atıp dolu tutmak için çalışmaz. Bal gibi yargının ve hukukun "guguk" durumuna düştüğünü anlatıyor. Ne hazin değil mi demeyiniz ve sivil gücünüzü kullanarak direniniz. Kavga etmeyiniz, kimselerle dövüşmeyiniz ama kendinize olan saygınız için hareket ediniz. Artık ne sağcılık, ne de solculuk kaldı. Seçimlerde kanla gözyaşı beraber aksın istemiyorsanız, el ele veriniz ve şu kamplaşmaları, kutuplaşmaları aşıp geçiniz. Hedef tam ve hür bir Demokrasi olsun. İstatistik en büyük yalandır; çakma kurumların atmasyonlarına güvenmeyiniz... Kemalistle Atatürkçü aynı şeydir, milliyetçiyle ulusalcı da....

Efkan Âlâ'nın soyadı bir rakı markasına benziyor, doğru... Bu tamamen bir mânidar tesadüftür, unutmayınız! Ne TEKEL yasaklanır, ne de özel teşebbüs. Buna rağmen, high spiritleri daha dikkatlice tüketiniz çünkü bütçeler her an daralmakta ve kemerler de gitgide daha fazla sıkılmaktadır. Etnisitenin ne olduğunu bilmediğini söyleyenlere inanmayınız, onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlardır ve -Kırmızı Başlıklı Kız'a bakınız- kurt hep kuzuyu yer!

-Bu gibi bloglarda fikirlerinizi açıkça ama edep dairesinde yazmaktan sakın korkmayınız. Nurettin Canikli isimli kişi şaki midir yoksa partili midir, külhanbeyi midir yoksa bodyguarm mıdır diye kafayı sıyırmayınız. Memleketin bu perişanlığından uslanmayanlara bakıp içinizi çekiniz; ferahlık verir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, halk kültürümüzü arşivimizin orijinallerini hizmete açmış. Ulemanın veya din büyüklerinin kıllarına önem verdiğiniz kadar, bunları da gidip görünüz ve saadeti tadınız. Hânedanları iyi tanıyınız; neden hanedanlık denmeyeceğini anlamaya çalışınız. Farid Farjad, 28 Şubat'ta muhteşem bir viyolin konseri verecek; keman sesi işittiğinde refleks epilepsi nöbeti geçirecek kadar takıntılıdır ama ikna ettim. Mutlaka geliniz ve orada kucaklaşalım, bayılacaksınız...


-Ruşen Çakır'ın yazılarını ibretle okuyunuz. Her kim Kürdiye'ye gidip döndü ise köşeyi dönüp, servetine elmas katmıştır. Takibe alıp bekleyiniz ve not vermeden önce sabrediniz. Bana GSM numarasını da vermişti ama aramam çünkü işi başından aşkıdır. Açamayabilir ve bir kişi daha listeye eklenebilir, kırgınlığım büyür diye endişe ederim. Çok arzu ediyorsanız, Oya Doğan'a sorunuz.

-Deniz Seki 2 ayda 15 kilo vermiş. Bu işin sırrının sırrını öğrenip, bize de yazınız. Bizim sitenin mütevâzı stadyumundaki antrenmanlarımızda altı üstü 100'er Kilo verebildik. Ne yapabileceğimizi bildiriniz ve siz de aynen uygulayınız. Keza, Mutlu Tömbekici, boş vakitlerinde tömbeki mi sarar ve çok mu mutlu olur araştırınız. Malûm, soyadları isimler, kişileri ele verir yahut açıklar.Antalya'da "bebek koltuğu" kullanmadığı için Burak Efe'nin vefatına yol açan Kadir Öztürk'ün, kadim dostlarımızdan biri olan bir TV yapımcısıyla aynı olup olmadığını araştırınız... Ha, hay Allah, o Kadir Çelik idi, geçiniz...

-Enrico Letta denen kâfir, hem Katar'da "İslâm Merkezi açacağım" deyip, hem de ülkesinde "sabah akşam eylem yaparız" diye bağıranlar çıktıysa eğer, bu çifte açmazdan dolayı sakın ağzınızı bozup da ana avrat düz gitmeyiniz. AKP'den esen Karayel'e ve bitmeyen yaprak dökümüne de artık ne olur hiç şaşırmayınız. Eğer bir yere çelenk koyarsanız dahi içeri atılmanız mevzuubahis iken, hâlâ özgürlükten bahsediliyorsa limon gibi sırıtıp bakınız. Liverpool'daki John Clinton'un, kısa diye, Karısı Paula'nın pipisini kesmesine bakıp da takılmayınız. Bu daha önce de olmuştu. Eğer sizin başınıza gelirse, porno sektörüne atılıp çok para kazanırsınız; üzülmeyiniz.


-Danimarka'daki Zoo'da yer kalmadı diye zürafayı öldüren gaylere şaşırmayınız. Yakında birbirlerinin oralarını buralarını iğdiş ederek, okyanusun sularını altında kalmamak için Red Line'daki orospuları da sabun yapıp yıkanabilirler. Eğer buralara gitmek istiyorsanı hemen uçağa atlayınız, yoksa matruşka içerisinde matruşka şeklinde Ayazağa'da yahut Beyoğlu'nda piyasaya çıkarılabilirsiniz. Kendinizi sağlama alınız!

-Kravat bağlamanın 177.147 yolu vardır gibi çok faydalı bilgiler hesaplayan galatı yakalarsanız, o boyunbağını müsait bir yerine takınız ve sonra da kahkahayı patlatınız. Hani çok bilmiş bir intörn "karımın doğum sırasında çektikleriyle empati kurmak istiyorum" diyen ayna nöron hipertrfolili dümbeleğin anüsünü dikip, sonra da müshil vermiş ya, onu hatırlayıp kahkahayı basınız. Stres mtres kalmaz. Zaten, tilkinin kaptığı parmak da iyileşiyormuş, bakınız... Bu arada, 120 Sterlin öderseniz ve orta yaşlıysanız, sonsuz orgazm garantili hap İngiltere'de piyasaya çıktı, hemen ısmarlayınız. Trombositten yapıldığına göre, evde de imâl edebilirsiniz.

-88 yaşındaki (plus olmasın) Ülkücü İlham Gencer hâlâ dimdik ayakta ve ismini başına da Bozkurt yazdırmış. Kendisiyle ilk nişanlılığımda tanışmıştık. Moskova'yı alacaktı. Sonra Neslim'le Les Ottomans'ta, Adana Koleji'nden arkadaşım Sedef'in kızının sahneyi siftahında gene bayılarak dinlemiştik. Şimdilerde Kerem ve İpek ona refakat ediyor ve bu yaşlı kurt, eğer bırakılırsa, Moskof'u tek başına alır vallahi! Gidiniz ve kadehinizi kaldırınız...


-Ruşen Çakır'ı, Didem Yılmaz'ı, Cüneyt Özdemir'i... tanıyormuşsunuz, telefonlarını almışsınız ve epey de muhabbet etmişsiniz. Okan'ı ve ekibinin de alayını tanıyormuşsunuz. Neye yarar? Gündemi işgal eden yolsuzluklar, tehditler kefaletin dahi kaldırılıp da sefalete açılan kapıların ortalığı doldurmasına hayret ve ibretle baktığınızda, derdinizi hangi kadıya anlatabilirsiniz? Hâlinize şükrediniz...

-Pek çoğunu tanımadığınız şarkıcılar ve yorumcular, orada burada, "ben şununla yattım, memnun kaldım ama falandan da çocuk aldırttım" gibi beyanlarda bulunuyorlarsa, sakın şaşırmayınız. Hayat garip cilvelerle dolu, incecik sınırda oynanan bir Sırat Köprüsü destanıdır. Öylece bakınız ve tatlı tatlı gülümseyiniz. Ketumiyetinizi de mutlaka koruyunuz çünkü sıra size de gelebilir. Bir bakmışınız ki, Hindu Çin'de bir velediniz varmış. Ganj Nehri'nde abdest almak fikrini düşününü ve hemencecik geçiniz!


-Eğer eşinizin dostunuzun sadakati hakkında güçlü deliller varsa ve eskisi kadar motive değilseniz, ona defalarca ama defalarca şans veriniz. Kalbiniz eskisi kadar çarpmıyordur belki, gönlünüz kırılmıştır, yüreğiniz ise Karataş'taki kebaplardan daha fazla yanık pişmiştir. Sabrediniz. Evliya Çelebi gibi seyahate devam ediniz.

-Kimse ölümsüz değildir ve size en büyük kötülük de en yakın görünen, talepkâr davranan, arayıp sormayan ama durmadan para isteyen, sırtınızdan sevap işlemekten haz duyanlara güvenmeyiniz. En büyük kazığı onlardan yersiniz.

-Biliniz ki hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir, evlâdınız ve kendiniz. Bütün Kâinatın esrarına vâkıf da olsanız, her şeyi bilseniz, doğarken de yalnızdınız, mezara gömülürken de sizin arkanızdan belki canını Cânanınız ağlar; o da belki...

-Ölümsüzlük de, burası da, orası da, şurası da hep aynıdır. Diyelim ki Kâinatın bir sınırı vardır. O sırra da ulaştınız. Parmağınızı soktuğunuz anda feza tekrar maddeye kavuşacak ve siz onun sınırına asla uzananamayacaksınız. Esas Immortalite sizin eserlerinizde saklıdır, acele ediniz ama ecele de uçmayınız. Herkesle barışık ve huzurlu olmak en büyük felâkettir. İşte, o zaman, zamanın da, mekânın da, her bir haltın da bomboş olduğunu anlar ve hiçlik batağına düşebilirsiniz. Hâlbuki hiçlik, yokluktan da beterdir ve şecerenizle övününüz ama kendi eserlerinize yenilerini mutlaka ekleyiniz.

-Stadyumdayken kendini spatyumda zannedip tenasül organını gösteren Pascal denen herifin neden reklâm starı olduğunu anlamaya çalışmayınız. 2014'ler de, 2015'ler de fânidir ve hepsi maziyi süsleyen taşlardır, zamanla her şey unutulup gider. Dımdızlak kalırsınız. Önce Öz'e güveniniz ve sakın bir Tanrı arketipine olsun,bağınızı koparmayınız...


-

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017