Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

YENİ GARİP HASTALIKLAR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1478 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

New Mexico’da zombileri konu alan Walking Dead (Yürüyen Ölü) adlı diziyi seyreden bir adam, arkadaşını Zombiye dönüştüğü gerekçesiyle darp ederek öldürdü.

***

Bilindiği gibi, Zombi, Voodo’nun Afro-Carribean ve Creole ruhanî inanç sistemlerinde ölümsüz bir insandır. Bu folklorik zombiler doğaüstü güçler ve Şamanistik hekimlik vasıtasıyla, yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılmasıdır.


***

Zombilerin daha korkunç versiyonları yamyamlık ögesi kullanılarak (hâlen Paupa Yeni Gine’de mevcut olduğu söylenir) korku sinemasında sıkça sergilenmektedir. Ayrıca bu tür varlıklar hortlaklar  ile aynı kapasitededir. Voodoo inancına göre ölü, bir insan veya Mambo tarafından yeniden diriltilebilir. Zombilerin kendi şuurları veya istekleri olmadığı için, Bokor yahut Mambo’nun (Küba kökenli bir filimden alınan bir inanç) kontrolü altındadırlar.

***

Zombi, aynı zamanda Voodoo yılan tanrısı Niger-Congo’nun adıdır. Kongo lisanında kullanılan ve tanrı anlamına gelen nzambi kelimesine benzemektedir.

1937 yılında Haiti’deki gelenek ve âdetler üzerinde yapılan bir araştırma sırasında, Zora Neale Hurston, 1907 senesinde 29 yaşındayken ölmüş ve gömülmüş olan Felicia Felix-Mentor ile ilgili bir söylentiyle karşılaşır.

***

Köylüler ölümünden 30 yıl sonra Felicia’yı yollarda sersem bir şekilde ve yanında birkaç kişi ile birlikte yürürken gördüklerini söylüyorlardır. Hurtson, bu bahsedilen insanlara çok güçlü ilaçlar verilmiş olduğu söylentilerinin peşine düştüyse de daha fazla bilgi vermeye istekli bireyler bulamadı.

Eğer bilim kabile törenlerindeki figürler yerine Haiti ve Afrika’daki Voodoo’nun altına inerse, bugüne kadar tıp ilmi tarafından bilinmeyen birtakım tıbbî esrarın gücüne ulaşacaktır” diye iddialı bir lâf da eder.

***

80’li yıllarda Kanadalı Etnobotanist Wade Davis, zombilerin farmakolojik durumu ile ilgili iki kitap yayınladı; The Serpent and the Rainbow (Yılan ve Gökkuşağı) (1985) ve Passage of Darkness: The Ethnobiology of the Haitian Zombie (Karanlığın pasajı: Haitili zombilerin etnobiyolojisi) (1988).

***

Davis, 1982 yılında Haiti’ye gitmiş ve orada yaptığı araştırmalar sonucunda, yaşayan bir insanın iki özel tür tozu almasıyla bir zombiye dönüştürülebileceğini iddia etmiştir. Birincisi coup de poudre (Fransızca: toz çarpması) içerisinde bulunan tetrodotoksin (TTX) maddesi nedeniyle ölü benzeri duruma neden olur.

***

Tetrodotoksin, Japonların yemek zevkini oluşturan, fugu veya kirpi balığı içinde bulunan toksin ile aynı özelliklere sahiptir. Öldürücü etkisi olan bu maddenin 1 mg’lık dozu insanı günlerce şuuru açık olmasına rağmen, yarı ölü bir durumda bırakabilir.

***

İkinci toz ise (şaşkınlık veren hallüsinasyon yapıcı etkisi vardır), insanı şuursuz ve kendi iradesi dışında hareket eden Zombi benzeri bir duruma sokar.

Davis, aynı zamanda bu deneyimleri yaşamış Clairvius Narcisse’ın hikâyesini de popülerleştirmişti. David’in yaptığı çalışmaların gerçekliği ve doğruluğu üzerinde hâlen şüpheci görüşler bulunmaktadır.

***

Popüler kültürde zombilere korku ve fantastik temalı, kurgu ve eğlencede düzenli olarak rastlanmaktadır. Zombiler genellikle akılsız, aç, insan eti düşkünü ve bâzı durumlarda inan beyni yiyen bozulmaya yüz tutmuş cesetler olarak tasvir edilir. 2009 itibariyle, zombiler popülerlikleri açısından, vampirlerle kıyaslanabilir.

***

Filmlerdeki zombi kavramına göre, zombiler öldükten sonra dirilir  ve beyin fonksiyonları sadece et ihtiyacını gidermeye programlanır. Zombileri öldürmek için kafa bölgesine sert bir vuruş yapmak yeterlidir.

***

Sputnik’in haberine göre, Damon Perry adlı adam, Christopher Pacquin adlı arkadaşıyla Walking Dead seyretmeye başladı. Perry aşırı alkol aldıktan sonra Pacquin'in zombiye dönüştüğünü düşünmeye başladı. Perry, Pacquin'i tekmeledi ve gitar, mikrodalga fırın, bıçak gibi cisimlerle darp etti. Perry'nin daha sonra apartmanda yaşayan insanları rahatsız ettiği ve bir kadını bıçakla kovalaması üzerine polis olay yerine geldi. Polise ifade veren Perry, arkadaşı Pacquin'in kendisine saldırdığını ve ısırmaya çalıştığını iddia etti.

***

Cinayetten yargılanan Damon Perry 800 bin Dolar kefalet bedeliyle tutulandı.

***

Bu bir patolojik özdeşim örneği.

İnsanlar dizilere iki sebeple kendilerini kaptırıyorlar:

Birincisi, “yoğun, büyüsel düşünce içeren metafizik mefhumların, düşüncelerin işlendiği doğaüstü yeteneklerin içine nüfuz ederek oradaki karakter(lerle) özdeşim kurma ve gerçek hayattaki yetersizlikleriyle veya sıkıntılarıyla başka çıkma”...

***

İkincisi, “gerçek hayatta elde edemeyeceği ütopik (hayal-ü ham) şeylerin peşinden dizilerdeki karakter oyuncularının üzerinden gitme...”

Buradaki örnek birinci türdeki özdeşimle açıklanabilir.

Evet, bu derece kendini kaptıracak şekilde dizi karakteriyle patolojik şekilde özdeşim yapmak, bir dizi bağımlığı örneği olarak adlandırılabilir; ancak buradaki durum dizi bağımlılığından da bir kademe ötede olan bir durum.

***

Yani, kendini gerçek hayattan kopartacak bir “akıl tutulması-psikoz benzeri tablo” söz konusu burada bir dizi bağımlılığından öte olarak...

Tabii ki bu durumda söz konusu olan Perry’nin yoğun alkol kullanımından sonra bu davranışı sergilemiş olması da önemli. Süperego diye de tanımladığımız vicdan alkolde erir ve kişi böyle şeylere eğilimli ise yoğun büyüsel düşünce ve doğaüstü inançların içinde eriyebilir alkolün veya başka bir maddenin etkisiyle.

***

Kişinin bu doğaüstü olaylara eğilimli olduğu durumları Şizotipal kişilik özelliklerinde, Şizofrenide, Yoğun alkol ve maddenin etkisi altında kalma durumlarında görebiliriz.

***

Bir de bunlardan farklı olarak “hikikomori” diye bir yeni tanımlanmış hastalık var. Bu tanım da Japon gençlerinin bilgisayar oyunları için odalarına kapanıp, hayatla bağlarını kesmiş oldukları bir tabloya işaret ediyor ve bir çeşit bilgisayar bağımlılığına işaret ediyor.

Hikikomori’nin kelime anlamı: “içeri çekilme, hapsedilmiş olma” olan Japonca bir kelime.

***

Münzevi, yetişkin veya ergen bireylerin toplumsal hayattan çekilmeleri ve sıklıkla aşırı seviyelerde kendilerini izole etmeleri olayını anlatır.

Bu bireyler hayattan elini ayağını çekip temel ihtiyaçlar dışındaki bütün zamanını odasının içinde geçirirler.

Hikikomori terimi hem bu toplumsal fenomenden genel anlamda bahsederken, hem de bu toplumsal gruba mensup bireylerden bahsederken kullanılır.

Hikikomoriler geçmişte çekilmişler, yalnızlığı seven kimseler ve “modern çağın keşişleri” olarak tarif edilmiştir.

Hikikomeri Hastalığı başlangıçta bilgisayar, internet düşkünlüğü veya bağımlılığı olarak tanımlanıyor. Yani günümüzde dizi bağımlılıkları, bilgisayar bağımlılıkları gibi yeni kavramlar oldukça hız kazanmış durumda...

***

Şu sıralar Japon Sağlık Bakanlığı görevlilerinin harıl harıl üzerinde çalıştığı, sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, okulda dışlanma, ilişkinin berbat bir şekilde bitmesi vs. durumların sebep olduğu düşünülen, sadece Japonya’da çoğu erkek 1 milyon kişiyi etkilediği sanılan yeni nesil depresyon. 

***

Hikikomori tam olarak kişinin elini ayağını dünya işlerinden çekmesi demek. Kendisini odasına kapatan kişi sadece manga okuyor, anime izliyor ve video oyunları oynuyor. Ortalığı pislik götüren bir odada, hiçbir sosyalleşme emaresi göstermeden aylarca yiyip içip uyuyor. Yiyeceğini çevrimiçi ısmarlıyor; kakasını ve idrarını oturduğu yere dahi yapabiliyor ve banyoya gitmesi adeta bir mucize!

***

Tam olarak bir yalıtma hâli, bu arkadaşlara “modern keşişler” denmesinin sebebi de bu.

1. Hikikomori’de kişi, birden eve kapanıyor, aile bireyleriyle dahi iletişim kurmuyor.

İnternet, bilgisayar oyunları, TV, kitap, anime, manga, vs. gibi şeylerle vakit geçiriyor. Kendisine verilmediği sürece yemek yemiyor, odasından sadece tuvalet ihtiyacı için çıkıyor, çok seyrek duş alıyor.

2. Bu hastalık ilk defa Japon psikiyatr Tamaki Saito tarafından tanımlandı.

Ve o günden sonra büyük bir hızla yayıldı, daha doğrusu insanlar rahatsızlığın farkına vardı.

3. Hikikomori daha çok erkeklerde görülüyor.

***

Daha çok erkeklerde görülüyor olmasının sebebi, Japonların daha çok erkek çocuklarının bu durumunu bildirmesinden kaynaklanıyor esasen. Yoksa kızlar arasında da bir hayli yaygın bir hastalık.

4. Bir kişinin Hikikomori olduğunu söyleyebilmek için o kişinin kendisini en az 6 ay süreyle dış dünyadan izole etmiş olması gerekiyor.

***

5. Japonlarda sık görülmesinin sebebinin eski Japon edebiyatının, şiirinin ve müziğinin “yalnızlık” ve “asalet” gibi kavramlara çok önem vermesinin olabileceği düşünülüyor.

***

6. Hikikomori rahatsızlığından mustarip bireyler genellikle ailesinin uzun süre boyunca sıkıntı yaşamadan bakabileceği orta sınıf ailelere mensup kişiler.

***

Çünkü daha dar gelirli olan ailelerde çocuk küçük yaşlarda çalışmaya başladığı ve sorumlulukları daha belirgin olduğu için bu sosyal çekilme ile karşılaşmıyorlar. Daha doğrusu karşılaşamıyorlar.

***

7. Japonların diğer milletlere göre daha iyimser olmaları ve ailenin çocuğa olan sabırlı tutumu ve “oluruna bırakan” yaklaşımı Hikikomori'nin süresinin uzamasına yol açabiliyor.

8. Hikikomori’den mustarip bireylerin saldırgan bir tutum içine girmesi çok nadir görülüyor.

Bu tutumlarının kendi sosyal eksikliklerinin, sosyal olan diğer insanlara karşı nefret olarak dışavurumu olduğuna inanılıyor, ama bu gibi durumlar çok da fazla olmuyor ve zaten şu an Japonya’da Hikikomori hâlâ öncelikle ailelerin ilgilenmesi gereken problemler listesinde yer alıyor.

9. İlk başlarda depresyon, kişilik bozukluğu veya bir tür şizofreni zannedilen Hikikomori, artık ayrı bir kategoride ele alınıyor.

***

10. Japon basınında bu rahatsızlık şiddetin, seri katilliğe giden yolun bir basamak öncesi olarak gösteriliyor.

Bu nedenle Hikikomori’den mustarip kişilerin, durum daha vahim bir hale gelmeden bir an önce tedavi edilmesi gerektiğine inanıyor ve toplumu bu yönde bilgilendiriyor.

11. Hikikomori’nin ilk bulgusu genellikle okula gitmeyi reddetmek oluyor.

***

Aşırı millî emeller yüklenmiş, “sen çalışıp başarılı olacaksın ki, ülken, milletin ilerleyecek” duygusu, yüklü katı eğitim sistemi ve beraberinde getirdiği sınav yapısı, gençlerde baskıya karşı koyamama, topluma karşı görevini ifa edememe duygusu ve içe kapanmayı tetiklemekte. 

Bunun sonucunda Hikikomori durumu ortaya çıkmakta.

12. Japon Hükumetinin 2010 yılı verilerine göre, şu an Japonya’da Hikikomori rahatsızlığından mustarip 700 bin kişi var ve bunların yaş ortalaması 31.

***

Tabii bu rakam uzmandan uzmana büyük farklılıklar gösteriyor ve gerçek rakamın aslında bundan çok daha fazla olduğu düşünülüyor.

13. Hikikomori, Asperger Sendromu gibi, Otizm ile ilişkili nöro-gelişimsel bozukluklar gösteren ve Otistik olan bâzı kişilerin sosyal geri çekilmelerine benzer ögeler taşıyor.

***

Bu sebeple bazı psikiyatrlar Hikikomori’nin nöro-gelişimsel bozukluklarla ilgili bir kökeni olabileceğine inanıyor.

14. Michael Zielenziger’e göre bu sendrom daha çok “travma sonrası stres bozukluğu: TSSB” ile yakından ilişkili.

15. Aşırı koruyucu ebeveynlere sahip olmak bu hastalığı tetikleyen sebepler arasında sayılıyor.

***

16. Hikikomori, Japonya gibi sıkı bir eğitim sistemine sahip olan ve gençlere ağır sorumluluklar yükleyen Çin, Güney Kore, Singapur gibi uzak doğu ülkelerinde de sık görülüyor.

17. Japonların çocuklarına bakmayı bir sorumluluk olarak görmesi nedeniyle vakaların aylarca bildirilmemesi de hastalığın tedavi edilememesinde önemli bir sebep.

***

18. 2013 yılında yapılan bir araştırmada Japon yetişkinlerin %33’ünün, evliliklerinin bir amacı olmadığını belirtmesi de Hikikomori’nin bu kadar hızla yayılmasında bir sebep olarak gösteriliyor.

19. Japonların “sekkusu shinai shokogun” adını verdiği “bekârlık sendromunun” da Hikikomori gelişiminde etkisi var.

Yapılan araştırmaya katılan kişilerden %50’si “geçtiğimiz ay hiç seks yapmadık” demiş.

Sendrom da aslen bu, evlilikte cinselliğin olmaması! Olsa bile sanal olarak yaşıyorlar ve tamamen asosyaller (hiç arkadaşları yok). Bütün bunlar Hikikomori için ipuçları veriyor.

***

Kore sinemasında ve Japon canlandırmalarında son zamanlarda sıkça işlenen bir konu hikikomori.

Woetoli ve Kimssi pyoryugi Filmlerinde ve welcome to the n h k isimli anime’de (Japonca’da animasyon) güzel bir şekilde işlenmiştir.

***

Biz böyle birkaç vaka gördük. Hepsi de aşırı şişman, depresif ve psikoz sınırında içgörüsü bozuk hastalar. Ergen ve aşırı içlerine kapalılar. Hepsi de çok kötü ter kokuyor (başka kokular da karışmış olabilir) ve aileleri perişan hâlde!

En büyük sorun, bunların düzenli olarak terapiye gelmesi ve ilaç içmesinde, çünkü evden çıkmamak için her şeyi yapabiliyorlar.

*** 

Japonlar gibi, iki atom bombası atılıp, psişik açıdan iğdiş edilmiş (kastre) toplumlarda böyle şeylerin görülmesini anlayabiliyorum da, bizde neden görülmeye başlandı dersiniz?

Belli ki, kültüre-bağımlı bir psikiyatrik sendromdan öte olmuş ve salgın yapmış bu hastalık...

***

Bakalım bugünkü seçimden zombiler mi yoksa Hikikomoriler mi galip çıkacak?

Sevgi ve bilimle kalın…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Kasım 2015 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 20 Ekim 2017