Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

YENİ KÜLTÜR VE TURİZM BAKANIMIZ FİLÂN…

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2803 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Prof. Dr. Recep Akdur, İlk Kurşun gazetesinde şöyle bir makale klavyeye aldı:

 

Etnik kimlik üzerinden siyaset yapmanın yâni ırkçılığın hepsi kötüdür. Herhangi bir nedenle, birinin ırkçılığını hoş görebilir veya görmezden gelebilir, diğerlerinki ise hoş görülemez diye bir şey yoktur. Kısa bir anlatımla ırkçılar arasında hiçbir fark yoktur.

Anadolu topraklarında “Türk ırkçılığının” aşağılanması bunun adışında kalan her türlü ırkçılığın olumlanması yâni çifte standart ve asimetri yeni değildir. Osmanlı zamanında bu asimetrik algılama ve uygulamaları neredeyse Türk’ü yurttaş saymama noktasına kadar varmıştır.

Atatürk, her türden ırkçılığı dışlayarak, Anadolu’da yaşayan etnik grupları kucaklayan bir ulus yaratmıştır. Bu süreçte Türk’lerin diğer etnik gruplarla eşit seviyeye çıkarılması, itibarlarının iâde edilmesi güçlü kardeşlik rüzgârlarını esmesine neden olmuştur.

12 Eylül’de tekrar yürürlüğe konan “böl ve yönet projesi” ırkçılık ve etnik kimlik üzerinden siyaset yapmayı tekrar piyasaya sürmüştür. Irkçılık yapanlar arasında asimetrik bir algı / paradigma yaratılması için her türlü araç ve yöntem kullanıldı, kullanıyor. Projeye göre, tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi, Türk etnik kimliği dışında kalan tüm etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılabilir. Özetle yalnızca Türk ırkçılığı kötü, onun dışındakilerin tümü iyidir.

Oluşturulan asimetrik algı başlangıçta “Kürt milliyetçiliği’nin haklı ve meşrû, buna karşılık “Türk milliyetçiliğinin” haksız, yanlış olduğu yönünde idi. Günümüzde bunun daha da tehlikeli bir boyuta ulaştığı anlaşılıyor. Kötü olan yalnızca “Türk ırkçılığı” değil, Anadolu’da yaşayan tüm etnik gruplardan oluşan “Türk Ulusu” da kötü. Türk ulusunu ve birliğini savunmak da kötü!

Yıllardır bâzı odaklar mikro-milliyetçiliği bu arada da Kürtçülüğü ilericilik demokratlık ve hâttâ solculuk olarak yutturmaya çalışıyor. İşçi sınıfının karşısına / yanına halkları Kürt’leri koyarak bize elma ile armudu toplatabileceklerini sanıyorlar. Atatürk’ün tanımladığı etnik grupların tamamını kucaklayan “Türk Ulusu” ile “Kürt ırkını” eşitlemeye çalışıyorlar.

Dün TBMM’nde Sayın Birgül Ayman Güler’in anlatmaya çalıştığı da bu. Ancak oluşturulan asimetrik algı bu basit doğruyu bile anlatılamaz / anlaşılamaz hâle getirdi. İnsanlar, iyi veya kötü niyetle, farkında veya farkında değil, bilinçli veya bilinçsiz, sonuçta yaşamın tüm alanlarında bu asimetrik algıyla hareket ediyor. Yalnızca “Türk ırkına” saldırmakla kalmıyorlar doğrudan “Türk Ulusuna” ve “Türk Ulusu’nun Birliğine” saldırıyorlar. Bu durumda da “meşrû müdafaa” yapmaktan başka çâre kalmıyor. Bunu “Truva atlarının istifası” da önleyemez. Ne demişti rahmetli İnönü, “gerekirse yeni bir dünyâ düzeni kurulur ve Türk Ulusu da orada yerini alır”.

***

Sevgili arkadaşım Can Ataklı, bugünkü yazısında benimle olan sohbetinden bahsederek, asabiyyet mevzûuna değinmiş. Ben bilerek isim vermemiştim, her zamanki dürüstlüğünü, adam gibi adamlığını gene göstermiş. Kendisini sevgi ve saygıyla kucaklıyorum: http://www.tumkoseyazilari.com/yazar/can-atakli/26-01-2013-hepimiz-asabiyet-cahiliymisiz.html. 

***

 

Yeni Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in İngilizce’yi ne kadar mükemmel istimâl ettiği belli oluyor; zâten Meclis Albümü’nde de “çok iyi” bildiği yazıyor.

Çelik’in İngilizcesi sosyal medyada bakın neler dendi haksızca şeylere mâruz kalmış: “Ömer Çelik, 1968 yılında, İngilizce’ye tepki olarak doğmuştur”.

Çok ayıp vallahi, çok!

***

2011 yılı Mayıs ayında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile birlikte Batman Bölge Devlet Hastânesi’ne gitmiş ve çalışanların sorunlarını dinlemiş, personelle birlikte yemek yemiş olan Prof. Dr. Dr. Recep Akdağ’a çalışanlar sorunlarını iletmeye başladıklarında, görme engelli Nurullah Mehmetoğlu isimli çalışan "Biz burada asgari ücretle çalışıyoruz. Koşullarının iyileştirilmesini istiyoruz" demesi üzerine, “gözlerin görmediği hâlde sana iş vermişiz. Para kazanıyorsun değil mi" diye cevaplamasıyla içimiz ısınmıştı.

Bu gibi güzellemelerinden dolayı görevinden alınan Prof. Dr. Dr. Recep Akdağ, bundan sonra hekimlik yapamayacağını anladığını, hekim problemlerinin çözümüne yönelik bir danışmanlık firması kuracağını ve bu şekilde ticaret yapacağını söyledi. Sağlık sistemindeki sorunlar ve sebepleri hakkında kimsenin kendisi kadar bilgili olamayacağını iddia edince gazetecilerin, “sağlık bakanlığınızda çok sayıda tanıdıklarınızın olması iş seçiminizi etkiledi mi”, “hangi sebeplerle sağlık sistemindeki sorunlar ve nedenleri konusunda kendinizi herkesten bilgili sanıyorsunuz”, “sizin için tüm bakanlığı boyunca verdiği tek isabetli karar ‘bundan sonra ticaret yapacağım’ kararı olduğu söyleniyor, bu yorum için ne diyeceksiniz” sorularına cevap vermeyip basın toplantısını sinirli bir şekilde terk etti!

***

Yenisine bakalım:

AKP’nin yeni Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun adı Wikileaks belgelerinde AKP’nin en çok yolsuzluğa karışmış isimlerden biri olarak gösterilirken, son seçim döneminde de câmide seçim propagandası yapmıştı.

 

9 Ocak 1955’te Gümülcine’nin Kozlukebir Köyü’nde doğmuş.1970 yılında eğitim için İstanbul’a gelmiş. İstanbul İ.H.L’de Recep Tayyip Erdoğan ile aynı sınıfta okumuş. 1982 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirmiş. 1983 yılında Meriç Nehrini kaçak olarak geçerek Türkiye’ye iltica etmiş. 1983-1986 yılları arasından Türkiye’de Haymatlos (Dünyâ Vatandaşı) olarak ikamet etmiş. 1986 yılında TC vatandaşı olmuş. Aynı zamanda Haseki Hastânesi’nde dâhiliye uzmanlığını tamamlamış. 1992 yılında Recep Tayyip Erdoğan ile RP’de siyaset yapmaya başlamış. 2002-2007 AKP İstanbul İl Başkanlığı yapmış. İstanbul-Avcılar’da bulunan özel bir hastânenin kurucusu ve ortağıymış.

***

Bakın Atatürk’ün kurduğu partinin başına getirilen zâtın dediklerine:

Dedesi Kürk şakîsidir, annesi de Ermeni” diye malûmu ilâmda bulunduğum için bana kızmayan kalmamıştı.

   Hayırlı, uğurlu olsun.

      Vatana, millete,

         Ve tabii ki ümmete…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 26 Ocak 2013 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017