Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

YENİ YILDAKİ GELİŞMELER - 2017

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 861 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Senelerdir bunu besleyen belli ama tedbir alan yok.

 

İnsanları Yeni yılda da rahat bırakmadılar ve İstanbul’un en güzide

mekânlarından birini bombaladılar.

                     

Uzun namlulu silahla kapı önündekilere ateş açan terörist 1 polis ile 1 vatandaşı şehit ettikten sonra içeriye girdi, vatandaşların üzerine kurşun yağdırdı. İstanbul Valisi ilk açıklamada hayatını kaybedenlerin sayısını 35 olarak açıklamıştı.

 

  

İlerleyen dakikalarda kameraların karşısına geçen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, alçak saldırıda 39 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. 21 kişinin kimliği (16’sı yabancı, 5’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı)

belli oldu.

 

 

Sağlık Bakanı Akdağ ise yaralı sayısı 65 olarak açıkladı. Teröristi arama çalışmaları sürüyor. Saldırıda DEAŞ şüphesi ağır basıyor.

 

 

 

 

***

 

İstanbul’da yılbaşı gecesi alçak saldırı! İstanbul Ortaköy'deki Reina’ya düzenlenen terör saldırısında 39 kişi hayatını kaybetti, 69 kişi yaralandı.

 

Bu menfur olay saat 01:15 sıralarında gerçekleşti. Uzun namlulu silahla kapı önündekilere ateş açan saldırgan 1 polis ile 1 vatandaşı şehit ettikten sonra içeriye girdi. İçeride yeni yıl kutlaması gelen vatandaşların üzerine kurşun yağdıran terörist 39 kişiyi katletti! Saldırıda 65 kişi de yaralandı. 4 kişinin durumu ağır. Polis kaçan teröristi yakalamak için çalışma başlattı. İçişleri Bakanı Soylu teröristin mont, pantolonla içeri girdiğini, farklı bir kıyafetle dışarı çıktığı yönünde bilgiler olduğunu söyledi.

 

Görgü tanıkları ise birden fazla saldırgan olabileceğini iddia etti. Saldırıda şehit olan polisin ise Burak Yıldız olduğu öğrenildi. 

 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “şu anda hastanelerde 65 yaralı var. 65 yaralıdan dört tanesinin durumu oldukça ciddi. Çok sayıda yabancı uyruklu kişinin de yaralılar arasında olduğunu biliyoruz. Uyrukları zaman içinde netleşecek" diye konuştu.

 

İHBAR VAR MIYDI?

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ihbar var mıydı sorusu üzerine şunları söyledi: Milletimizin şunu bilmeye hakkı var. Gerek DEAŞ gerek PKK gerek DHKP-C içinde bulunduğunuz durumda gerek yabancı servislerden gerekse de kendi istihbarat örgütlerimizden bu tip ihbarlar gelmektedir. Kimisi isme dayalıdır. Kimisi de daha ziyade bir çerçevedir. Yani, “Şurada bir olay olacak” yönünde… Bunu üzerine özellikle yılbaşıyla ilgili tedbirler alındı. En yoğun tedbirler de İstanbul’da alındı. Buna yönelik ihbarlar hep söz konusudur. İstanbul Emniyet Müdürümüz de olay saatinden çok kısa süre önce bölgedeydi. Bu tip istihbaratlar sürekli geliyor. Biz olay yerine de gittik. Bir katliam gerçekleştirilmiş. İnsanlık dışı vahşet şöyle duyuruldu.


SİLAHLA TARAYARAK İÇERİ GİRDİ!

 

Şu ana kadar 39 insanımız hayatını kaybetti. 20 kişinin tam kimliği belli. Onun 15’i misafirimiz. Yabancı uyruklu görünüyor. Beşi de vatandaşımız. Çok net değil ama zannediyorum ki beş tespitin üçü veya dördü de orada çalışanlar. Kimlik tespit çalışmaları devam ediyor.

 

Bize gelen bilgiler çerçevesinde bir kişi olduğu görülüyor. Mont pantolon şeklinde içeriye silahla tarayarak girmiş. İçeride de farklı bir kıyafetle birlikte dışarı çıktığına dair bir bilgi var.


SÜLEYMAN SOYLU: CAN KAYBI 39’A YÜKSELDİ


İçişleri Bakanı Soylu, İstanbul'daki terör saldırısında 39 kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, “bunların şu anda 21’inin kimliği belli.

 

Henüz diğer 18’inin kimliğiyle ilgili tespit çalışmaları devam ediyor.

 

16’sı yabancı uyruklu, 5’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, diğer kimliği belli olmayanlarla ilgili böyle bir değerlendirme yapamıyoruz” dedi. 

 
HAYATINI KAYBEDEN YABANCILAR VAR


Soylu, "Bizim de aldığımız bilgiler çerçevesinde 39 insanımız hayatını kaybetti. Bunların şu anda 21'inin kimliği belli...

 

Henüz diğer 18'inin kimliğiyle ilgili tespit çalışmaları devam ediyor. 16'sı yabancı uyruklu, 5'i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, diğer kimliği belli olmayanlarla ilgili böyle bir değerlendirme yapamıyoruz." diye konuştu. 


TERÖRİSTİ ARAMA ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR


Olayın, gece 01:15 sıralarında gerçekleşen bir terör saldırısı olduğuna işaret eden Soylu, şunları kaydetti: “Şu anda 69 vatandaşımız, daha doğrusu 69 kişi hastanelerde tedavi görüyor. Bunun 4’ü ağır olarak bize bildirildi, 1’i çok ağır.

 

Elbette ki bir terör saldırısıyla karşı karşıyayız. Hain, sivil insanlara yönelik ve milletin umutlarını tazelediği bir yılbaşında gerçekleşen ve insanların korunmasız olduğu bir yerde, onların böyle bir şeyden habersiz, hiçbir şekilde akıllarından geçmeyen bir durumda yapılan insanlık dışı ve alçak bir saldırı. Teröristi arama çalışmaları devam ediyor. Emniyetimiz gerekli operasyonları başlattı. İnşallah yakın bir zamanda ele geçeceğini ümit ediyoruz. İnşallah bir daha böyle bir saldırıyla karşı karşıya kalmayız. Tekrar başımız sağ olsun”.  

 

Terör saldırısını yapan örgütle ilgili bir soru üzerine Soylu, “bütün detaylı çalışmalar gerçekleşiyor şu anda. Net bir değerlendirme yapmamız çok doğru olmaz. Öyle bir değerlendirme olunca da kamuoyuyla paylaşırız” ifadelerini kullandı. 

 
REİNA'DAKİ SALDIRI İÇİN VALİDEN AÇIKLAMA


İstanbul Valisi Vasip Şahin, Ortaköy’deki silahlı saldırı olayına ilişkin olarak “şu ana kadar yapılan tespitlere göre en az 35 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bunların bir tanesi polis memuru, yine en az 40 yaralımız hastanelerde tedavi altındadır” dedi.

 

Vali Şahin olay yerinde gazetecilere yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: “Saat 01.15 sıralarında bir terörist uzun namlulu silahla önce kapı önünde bekleyen polis memurumuzu şehit ederek, sonra bir vatandaşımızı şehit ederek içeri girmesi sonucunda, maalesef içeride çok vahşice, acımasızca, orada sadece Yılbaşını kutlamak ve eğlenmek üzere gelmiş masum insanların üzerine çok acımazca kurşun yağdırarak maalesef bugünkü olayı meydana getirmiştir…

 

Bu bir terör saldırısıdır. Şu ana kadar yapılan tespitlere göre en az 35 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bunların bir tanesi polis memuru, yine en az 40 yaralımız hastanelerde tedavi altındadır. Konuyla ilgili detaylı araştırmalar yapılıyor. Arkadaşlar onun üzerinde çalışıyor. Bundan sonra daha detaylı açıklamalar sizlerle ayrıca paylaşılacaktır. Şu anda paylaşabileceğim kısaca bilgiler bunlardır”.


GECE KULÜBÜ ÇALIŞANI, DEHŞET ANLARINI ANLATTI


Beşiktaş’ta saldırının gerçekleştiği gece kulübü çalışanı, dehşet anlarını anlattı. Beşiktaş'ta meydana gelen saldırının ardından Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gelen gece kulübü çalışanı, o anları anlattı. 

 

Gece kulübünde garson olarak çalıştığı öğrenilen kişi “birden panik, aşağı indik saklandık. Arkadaşımı getirdim. Panikledik atladım yere. İki kişilermiş birini gördüm. İçeride çok yaralı var; “Mekânda 500-600 kişi” kadar vardı ifadelerini kullandı. Gece kulübüne yönelik terör saldırısında hayatını kaybedenlerin cenazeleri Adlî Tıp Kurumu’na götürüldü.  İlk belirlemelere göre 1’i polis 35 kişinin şehit olduğu terörist saldırıda ağır yaralanıp kaldırıldıkları hastanelerde, yolda ve olay yerinde hayatını kaybedenlerin cansız bedenlerini taşıyan ambulanslar kurum binasına art arda girdi.

Şehit polisin Şişli Etfal Hastanesinden alınan cenazesi de ambulansla, kurum binasına gönderildi.


POLİS DENİZDEN DE GECE KULÜBÜNÜN ETRAFINI SARDI

 

Beşiktaş Ortaköy'de bir gece kulübüne yapılan silahlı saldırı sonrası polis gece kulübünü hem karadan hem de denizden sardı. Öte yandan gece kulübünde bulunanların bazılarının denize atladığı ve deniz polisinin vatandaşları kurtarmaya çalıştığı öğrenildi.

 

Ortaköy’de bulunan gece kulübüne (Reina) silahlı saldırı sonrası polis gece kulübüne saldırganları yakalamak için operasyon başlattı. Polis karadan gece kulübünün etrafını sararken, deniz polisi de denizden olaya müdahale etti.

 

Şimdilerde Nurettin Veren’in ve yazdığı Fethullah Gülen hareketinin içyüzünü anlatan bu kitabı okuyorum. Gerisini de yazacağım.

 

Ayrıca gece kulübünden bulunan bazı vatandaşların saldırıdan kurtulmak için denize atladığı deniz polisinin de şahısları kurtarma çalışması yaptığı öğrenildi.

 

Çok sevdiğim bir deyim vardır: “Terör önce kendi evlâtlarını yer”

 

Dilerim bu son olsun ve insanlarımız yeni senelerini huzur içinde kutlasın.

 

1966-2016 arasında neler cesurca yaptığını anlatan bir kitap var.

 

Bu kitapta “35 yılın sonunda maruz kaldığı toplu hipnozdan” da bahsedilmiş. TSK’ya nasıl nüfuz edildiği ve bunun İslam’la hiçbir alâkası olmadığı açık seçik yazılmış.

 

Kitabın içinde adı geçenler arasında öyle isimler var ki, inanılır gibi değil. Ben bu zatı hep Pennsilvanya’daki ikametgâhında rahat biri zannederdim.

 

Hâlâ anlamadığım ise, neden hep bu tip örgütler Haşhaşi taktiklerini kullanır.

 

“Haşhaşi” kelimesinin kökeni ve anlamı 19. Yüzyıla kadar Batı dünyasında tartışma konusu olmuştur. 19 Mayıs 1809 tarihinde Silvetre’de Batı dillerinde “suikastçı, kiralık katil” gibi anlamlara gelen ve en erken Haçlı Seferleri  kayıtlarında rastlanan “assasini, assissini, heyssisini” gibi kelimelerin kökendir.

 

Arapçadaki “haşhaş: esrar” kelimesidir. Çoğulu ise “haşhaşiyyun, haşhaşin” gibi kelimelerdir. “Haşhaş” kelimesi Arapçada  “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelir.

 

Sonraları kelimenin anlamı uyuşturucu etkisiyle bilinen Hint Keneviriyle özdeşleştirilmiştir.

 

Dağın şeyhi müritlerinin gerçekten Cennet’te olduklarını zannetmeleri için burayı Hz. Muhammet’in Cennet tasvirine tasvirine benzetmişti.  Bizim “yaşlı adam dediğimiz bu efendi” fedailerine iksirinden içirerek onları dörderli, altışarlı gruplar hâlinde bahçeye taşıtıyordu.

 

Onlar da gerçekten Cennet’e gittiklerini zanneden müritlerini bir göreve göndereceği zaman şeyh “gidip şunu şunu öldüresin. Meleklerim seni cennete götürecektir” diyordu.  

 

Şeyh’in Cenneti’ne geri dönebilme arzusuyla fedailerin göze almayacağı hiçbir tehlike yoktu.

 

Alamut'tan günümüze ulaşan metinlere göre Hasan müritlerine dinin esaslarına bağlı kalanlar mânâsında “esasiyim” demekten hoşlanırdı ve yabancı seyyahların yanlış anladıkları bu terim “haşhaş yani afyon” kuşkularının ortaya çıkmasına neden oldu.

Marco Polo aslında orayı gidip görmemiştir. Diğer bilim adamlarının görüşleri de bu hususta kendisini desteklemektedir. Gidip orayı gördüğünde ise o kale zaten Moğollar tarafından yıkılmıştı. 

Elemût Kalesi’nde arkeolojik kazılar yapan Alman arkeologlar orada üzerlerinden ne bal akan, ne süt akan, öyle cariyelerin ve hurilerin dolaştığı, ne de şarap akan ırmakların izine dahi rastlayamadıklarını ve kalenin zaten bütün bunları içerisine alabilecek büyüklükte olmadığını dile getirmektedir.

Faik Bulut, Marco Polo’nun yazdıklarının İtalya'da hapishanedeyken gemicilerden işittiği efsanelerden ibaret olduğunu vurgulamaktadır.

Bu görüşü destekler şekilde Orta Çağ İslam Tarihi konusunda Dünya’nın önemli üniversitelerinde görev yapan uzman tarihçiler erken dönemlerde ortaya çıkan, geniş bir alana yayılmış olan ve bazı tarihi roman yazarlarının eserlerini süsleyen bu sıra dışı Cennet Bahçeleri hikâyesinin neredeyse tamamen gerçek dışı olduğunu belirtmektedir.

Çünkü tarikatın faaliyet gösterdiği dönemde yaşamış olan hem İsmaili, hem de Sünni tarihçilerin Alâeddin Atâ Cüveyni, Reşidüddin gibi eserlerinde böyle bir söyleme rastlanmamaktadır. Ayrıca Haşhaşi ismi tarihi belgelerde sadece Suriye İsmailileri'ni nitelemek amacıyla kullanılan yerel bir addır. İran İsmailileri için hiçbir belgede bu isim kullanılmamaktadır.

Tarihçilere göre bu isim tarikat üyelerinin eylemlerine bir açıklama getirme çabası yerine alaycı bir yaklaşımla onların garip inanışlarını ve abartılı tavırlarını küçümsemeye yönelik bir ifadedir. Bunun yanında “dağın şeyhi” tabiri de Suriye’ye özgüdür. İran İsmailileri’nin lideri için tarihi belgelerde böyle bir isimlendirmeye rastlanmamaktadır.

İslam'daki ilk kırılma Hz. Muhammed’in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Ondan sonra dinî ve siyasî liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şiilik ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır.

Başlarda Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şiilik ise Arap olmayan muhalif Müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Şiilik, Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden daha çok etkilenmiştir. Şii mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es Sadık’ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır: Ana akım Şii gruplar Cafer küçük oğlu Musa Kâzım’ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On İki İmamcılık koludur.

Uç gruplar ise Ca’fer-i Sâdık’ın büyük oğlu İsmail bin Ca’fer el-Mûbarek’i yedinci imam olarak tanımış ve İsmaililer olarak adlandırılmışlardır. İsmaililik, Yeni Platonculuk felsefesinden etkilenen, esrarengiz bir mezheptir.

Öğreti açısından İslam’daki en zengin, sistematik ve felsefî mezhep olarak görülür. Tarikat, İsmaililik mezhebini temel alan Fatımi Devletinde dinî bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizariliğin temsilcisi olan Haşhaşiler önce İran’a, sonra da Suriye'ye yayılmıştır.

Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşiler, önemli kişilere yönelik suikastlara dayanan etkili bir askerî strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır.

Haşhaşiler ideolojik açıdan dönemin Sünnî siyasî ve dinî çevrelerini, özellikle de Abbasi Devletive onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti’ni düşman kabul etmiştir. Bununla birlikte Haşhaşiler’in Haçlı Devletlerini ve Moğol  hedef alan bazı saldırıları da olmuştur.

İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısırı denetim altında tutan bir devlet kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El Ezher Medresesi’ni kurup burayı dinî öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi hâline getirmişlerdir. Fatımiler’in sekizinci halifesi Mûntesir’in ölümünden sonra Fâtımîlerhareketinin veziri ve Mûhtensir’in küçük oğlu Ahmet el-Mustâ’Li’nin eniştesi olan El-Efdâl Şehinşah’ın olarak halife olması gereken Mûntensir’in büyük oğlu Nizâr el-Mustafâ’nın yerine küçük oğul Mustâlî’yi“Dokuzuncu Fâtımî Hâlifesi” olarak ilân edince, İsmâililer iki ayrı kola ayrılmış oldular. Fatımileri yöneten askerî diktatörlük halifenin küçük oğlu Mustali’yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler’deki dinî hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar’ı halife olarak tanımışlardır.

Onuncu Fatımî Halifesi El-Âmir bi’Ahkâmil lâh’ın Fatımî Halifefesi Fatımıî Halifesi El-Âmir bi’Ahkâmi’l Lâh’ın bu ödgüt tarafından katledilmesinden sonraMustalilik kolu İkinci bir bölünme hadisesi daha yaşamıştır. 

El-Âmir’in yerine halife olan kuzeni On birinci Fâtımî HalifesiEl Hâfız li-Din Allah’ın halifeliğini tanımayarak, El-Âmir bi’Ahkâmî-llah’ın yeni doğmuş oğlu Et Tayyup Eb’ûl Tayyip Ebûl Et-Tayyip Ebûl Kâsım’ın hâlife olması gerektiğini savunanlar ise Tayyîb’iyye kolunu oluşturarak Davudî türeyen ve Bohralar adı verilen tasavvufî  hâlinde günümüze kadar gelebilmişlerdir. 

Fâtımîler, Halifeli’nin resmî mezhebi ise önce Hâfızîliğe dönüşmüş, daha sonra Fâtımî Devleti’nin Kürt kökenli olan Selahaddin Eyyubi tarafından yıkılması neticesinde ortadan kalkmıştır. Nizarilik kolu ise kolu ise Haşhaşiler'in koruması altında bugün IV. Ağa Han  tarafından temsil edilmekte olan hanedanlarını günümüze kadar devam ettirmeyi başarmışlardır.

Haşhaşiler'in tarihî Elemût Kalesi’nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem’de Deylem’de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı.

Hasan Sabbah  buraya geldiğinde kale onu Selçuklu sultanından almış olan Zeydî Alevîler Hanedanlığı soyundan gelen Alevî Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dâilerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır: 1841’ de doğmuş ve aynen Atatürk ne yaptıysa, tam aksini kendisine bi’at edenlere emretmiş. 10 Kasım tarihini İslam’ı mahvedecek “büyük kâfir” olarak tanımlamış. Bunlar arasında öyle isimler var ki, ben ifşa edemem. En iyisi bu kitabı alıp okuyun. Vaktim olduğu nispette ayrıntıları da yazacağım. Hâlâ anlayamadığım ise, nede iki tarın mensupları da İslam adına hareket ediyor?

Silvestre de Sacy, Haşhaşiler’e bu adın haşhaş kullanma alışkanlıkları yüzünden verildiği kanaatini benimsememekle beraber bu adın, şeyhin fedailerine vaat ettiği cenneti tattırabilmek için onlara gizlice haşhaş içirmesiyle ilgili olabileceğini düşünmüştür.

 

Bunu da özellikle Marco Polo’nun seyahatnâmelerinde geçen cennet bahçeleri hikâyesiyle temellendirmiştir.  1273 yılında İran’dan geçmiş olan Marco Polo’nun seyahatnamesindeki hikâye özetle şöyledir: “Kendi dillerinde şeyhlerine ‘dinin büyüğü’ anlamına gelen Alâeddin diyorlardı. Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı.

 

Sağlığım yerinde, burada bol havai fişekli bir Yılbaşı geçirdik. Gereğinden fazla medenî insanlar. Ayrıca gayrimenkuller de çok pahalı.

 

Dilerim bu memleket daha binerce sene hür, özgür ve saadet içerisinde yaşar.

 

Mehmet Kerem Doksat – Hamburg –  01 Ocak 2017 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018