Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

HALDÛN DORMEN

Sevgili Mekâncılar,

Bu sefer sizlerle dev bir tiyatro sanatçısını tanıtmak isterim. Çocukluğun önemli kısmı onun tiyatrosunu kulislerinde geçti.

Kuzenim Cem Kurdoğlu (halen Çanakkale’de Tiyatro bölümünde) Teyzem, Rahmetli Muazzez Kurdoğlu ve bendeniz o tiyatronun kulislerinde epey dolaştık.

***

Haldûn Dormen 5 Nisan 2018’de 90 yaşını doldurmuş ve son derecede sağlıklı. Kendisini şöyle tanımlıyor:

Tiyatro sanatçısı olmadım zaten, ölme doğdum. Sinema, tiyatro ve şov dünyasında yer aldım, Amerika Birleşik Devleri’ne giderken gösteri dünyası için “önce iyi bir tahsil yapayım, sonra sinemacı olayım” dedim.

***

Günümüzde tiyatronun kan kaybettiğini düşünüyor musunuz?

Bu fikre katılmıyorum. Böyle durumlar olsa da, bu tiyatroyu daha çok tetikliyor.

Tiyatro üç bin senedir mevcut ama bu sanata sekte daha vuruldu.

***

İngiltere, tiyatro alanında çok başarılı bir ülke ama orada da kadınlar senelerce sahneye çıkarılmadı. Shakespheare’in en parlak dönemiydi.

Peki, sonuçta ne oldu? İngiltere tiyatro alanında çok başarılı bir ülke ama orada da kadınlar senelerce sahneye çıkamadı.

Shakespare’i oynamanın en parlak dönemiydi ama sonuçta ne oldu? Tiyatro orada en parlak şekilde gelişti; Türkiye’de de öyle. 1960’lı senelerde çok parlak bir tiyatro hayatı vardı.  Müşfik Kenter’ler, Gazanfer Özcan’lar, kendi tiyatrom ve şehir tiyatroları ve şehir tiyatroları vardı. Şimdi kalmadı ama tiyatrolar müthiş…

***

Bunlar tiyatroyu tetikliyor ve bize “bu kadar senemizi boşa geçirmemişiz” dedirtiyor.

***

Biraz da özel hayatınızdan bahsedelim: Betûl Mardin Hanım dışında ayağınızı yerden kesecek kimse oldu mu?

***

Betûl Mardin’den sonra âşık oldum diyemem ama çok beğendiğim Çiğdem Talû’yu söyleyebilirim. İtiraf etmeliyim ki işim o kadar ağır bastı ki, her zaman en büyük aşkım işim oldu.

***

İki torun sahibiyim, anneleri farklı olmasına rağmen birbirlerine bağlılar. Biri Amsterdam’da, diğeri de Hindistan’da yaşadıkları için, bu aralar pek sık görüşemiyoruz.

 

***

Bir nesil sizi ‘Dadı’ dizisindeki Pertev karakteriyle tanıdı ve ekip olarak dizilere yeni bir nefes getirdiniz.

Günümüzdeki dizileri nasıl değerlendirirsiniz?

***

Şimdiki diziler biraz baştan sağma yapılıyorlar.

Sabah çalışmaya başlıyorlar, ertesi sabah da sürüyor. Aktörde oyuncululuk ertesi güne kadar sürüyor.

Bu çalışma temposuyla diziler baştan başlıyorlar çalışmaya, bu çalışma düzeni ile gerçekten çok zor. Aktörde, yönetmende, teknisyende de el gücü kalmaz.

***

Ben ‘Dadı’ dizisini çekerken haftada iki gün 14:00’da sete girer, en geç 23’te çıkardım. Yine böyle bir proje gelse hâlâ yapabilirim ama bugünün dizilerinde oynayamam çünkü o kadar vakit veremem. Hâlen dört oyunda oynuyorum. Şehir tiyatrolarında Yaygara Yetmiş’e başlıyorum.

***

Ders verdiğiniz yetenekli kişilere gelince…

Şimdiki diziler biraz baştan sağma yapılıyor. Bu çalışma düzeni geçekten çok zor. Aktörde oyunculuk kalmaz, yönetmende yaratıcılılık kalmaz.

ı***

İzmir Şehir Tiyatrosu’nun, İstanbul’da açtığı kurslarda ders verdiğiniz çok yetenekli kişilerle ders de veriyorsunuz.

Ders verdiğiniz kişiler arasında harcanmış yetenekler oluyor tabii. Bizim derslerimize gelenler çoğunlukla öğretmenler, doktorlar ve avukatlar… Ben müzikal dersi verdiğim için şarkı söyletiyorum öğrencilerime.

***

Bazen harcanmış yeteneklerle oluyor. Bizim derslerimize ekserisi avukatlar ve düzeninden öğretmenler, doktorlar ve kişiler arasında açtığı kurslarda çok yetenekli doktorlarla ders verdiğiniz çok yetenekli oluyor.

Bazen harcanmış yetenekler oluyor. Çok seyahat ettim.

Bazen harcamış yetenekler oluyor tabii. Bizim derslerimize gelenler oluyor tabii.

Çok seyahat ettiğim ama artık vaktim yok. En güzeli de genelliğim deniz seyahatleriyle geçiyor. Bazen harcanmış yetenekleri biraz baştan sağma yapıyorlar.

 

***

Sabah çalışmaya başlıyorlar, ertesi güne kadar da sürebiliyor. Yetenekli çalışma düzeninde derslerimize gelen doktorlar ve avukatlar oluyor tabii. Ben müzikal dersleri verdiğim için.

***

Bazen harcanmış yetenekler şarkı dersi verdiğim için şarkı söyletiyorum öğrencilerime.

Şarkı söyletmemin sebebi, insanlara toplulukta şarkı şarkılarını bazen, doktorlar tabii.

Ben müzikal yaptığımda zaman sebebi, insanları şarkı söyledikleri kendilerine şarkı söyledikleri zaman şarkı söyledikleri zaman kendilerine güvenleri yüzde bir milyon artıyor.

***

İzmir Şehir Tiyatrosu’nun İstanbul’da açtığı kurslarda çok harcanmış yetenekler oluyor.

Bizim derslerimize harcanmış yetenekler çoğunlukla öğretmenler, doktorlar ve avukatlar…

***

Bizim derslerimize gelenler çoğunlukla tiyatro üzerinde televizyon programları hazırlanırdı.

***

Herkes tiyatroya daha fazla gitmeli, gazetelerde daha çok tiyatro haberleri yapılmalı. Gazeteciler de basında yani medyada daha fazla tiyatroyu okuyucuya bağlamalı…

***

Dilerim öyle olur ve sanat, edebiyat bilim ve sevgi her yana yayılır.

Mehmet Kerem Doksat – Çeşme – İzmir - 22 Temmuz 2018 Pazar

Okumaya devam et
  444 Hits
  0 yorum
444 Hits
0 yorum

BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞINDA HİKİKOMORO HASTALIĞI

 

Sevgili Mekâncılar,

Japonya’da sayıları 300 bini aşan genci etkisi altına alan “Hikikomoro” hastalığıyla bir kayıp nesil yetişiyor.

Japon psikiyatrlarının üzerinde çalıştığı hastalığın kelime anlamı “Elini ayağını her şeyden çekmek”. Türkiye’de de bu hastalık görülmeye başlandı.

Bu gençler de hayattan uzaklaşıp odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Yemeklerini burada yiyip uyuyor, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlar. Gıda ihtiyaçlarını dahi çevrimiçi sitelerden temin ediyorlar.

 

Bu hastalık Türk gençlerini de tehdit etmeye başladı

 

Odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan bu gençlerin antisosyalleştiğini yani, Antisosyal Kişilik Bozukluğu geliştiğini, toplumdan uzaklaşıp kimseyle konuşmadığını belirterek, ciddi anlamda tedaviye ihtiyaçları olduğuna dikkat çekmek isterim.

 

Bu arada, pek çok ailede Hikikomori’nin hastalık olduğunun fark edilmediğini vurgulamakta fayda var,

 

Bu tür psikiyatrik rahatsızlıklarda, tedaviye erken başlamak çok önemli. Aileler ders çalışıyor zannedip takip etmiyorlar.

 

Çocuklarının bilgisayarda yaptığı şeyi görmeleri lâzım. Yanlarına gidip bakmaları gerekiyor.

 

Girdikleri siteleri takip etmeleri, oyun mu oynuyor ders mi çalışıyor anlamaları gerekli.

 

Hikikomori’nin pençesine yakalanan gençler, genellikle toplumsal ilişkilerinde yetersiz ve çekingen oluyor.

 

***

 

Sanal âlemde kendilerini daha rahat hissediyorlar.

 

Ancak hastalık ilerledikçe, saldırgan olup, sonu cinayetle biten tartışmalar bile yaşayabiliyorlar.

 

 

Kötü bitmiş gençlik aşkları, sınav maratonu gibi problemler de hastalığı tetikliyor.

 

 

 

HİKİKOMORİ GÖRSEL ile ilgili görsel sonucu

Muayenehanemizde bugüne kadar  epey hasta gördük. bunlardan H. G. Hiç bilgisayarının başından kalkmayıp, yiyecek içeceklerini de, hiç kalkmadığı sandalyeden çevrimiçi olarak temin ediyor ve tedaviyi kabûl etmiyordu.

Diğer hastalardan D. F ise her türlü tedaviye direndi.

 

M. U. ise 23 yaşında bekâr bir gençti.

 

Kendisine Serotonin Geri alımını engelleyen bir antidepresan verdim ama düzelmedi.

***

Sonunda özel bir vakıf hastanesinde Elektokonvülsif terapi uygulatmayı ailesi de kabûl etti de, tedaviyle düzeldi.

Günümüzde bilgisayar olmayan kalmadı gibi.

Bu hastalar genellikle yıkılmış ailelerden gelen, öfkeli ve bazen saldırganlaşıp ebeveynleri dahi saldırabilen delikanlılar.

Bilgisayar iyidir hoştur da, bazen işlevselliği bozacak boyuta gelebiliyor.

***

A. T. de böyle bir dekanlıydı. Babası silik bir kişilikti.

Yaptırdığım MMPI ve Rorschach testlerinde (özetle) Psikotik durum ve olgunlaşmamış kişilik özellikleri tespit edildi.

***

Günümüze kadar beş vak’a gördük. Üçü tam olarak iyileşti.

Diğerlerinin tedavileri devam ediyor.

Bilgisayar kullanımında çocukluk döneminde itibaren sınırlar getirilmesi, aile içi ve sosyal etkileşimin sürdürülmesi son derece önemlidir. Amacını aşacak nitelikte bilgisayar kullanımı söz konusu olursa mutlaka bir profesyonelden yardım alınması gerekir.

***

Mehmet Kerem Doksat – İzmir – 22 Temmuz 2018

Okumaya devam et
  422 Hits
  0 yorum
422 Hits
0 yorum

CARLO DOMENICONI ve KOYUNBABA

 

Sevgili Mekâncılar,

 

Koyunbaba harikulâde bir bestedir, yıllar önce tüneldeki küçük Anzak Kilisesindeki konserinde, Carlo Domeniconi’den bizzat dinleyip çok etkilenmiştim.

Bu geçen süre içinde tekrar dinleme fırsatım hiç olmadı. Bildiğim kadarıyla Domeniconi’nin Koyunoyunbaba’yı içeren bir albümü basılmadı ama William Kanengiser- Echoes of the world, juile goldberg -dulce ve alex komodore-passport : international guitar music albümlerinde bu besteyi bulabilirsiniz.

***

Uzun yıllar evvel düzenlediğimiz bir gitar festivali kapsamında Ankara’da iki gün konuk ettiğimiz, bu vesileyle tanışma fırsatı bulduğum değerli gitarist-besteci.

***

Cesena (İtalya) doğumludur, Berlin’de yaşar…

***

Karısı Türk olduğu için sık sık Türkiye’ye gelir, Bodrum’daki yazlığında kalır.

***

Oldukça düzgün Türkçe konuşur…

İlkokulda bile ders dinlemek yerine nota yazdığı için okuldan atılmış bir müzik sevdalısıdır.

***

Klasik gitar eğitimine Carmen Lenzi Mozzani ile başlamış, Pesaro konservatuarında devam etmiş, akabinde alıp yürümüştür.

Berlin Sanat Koleji ve İstanbul konservatuarında gitar eğitimi vermiştir.

 

***

 

Gençlik yıllarım geldi aklıma…

 

Yahu ne oluyor da oluyor? 

Arkadaş bir insanı durduk yere sıkıntı basar mı?

 

“Bir terslik var ama tam olarak idrak edebilmiş değilim” türü sorular veya sorunsallar takılan her Avrupalı gibi, doğunun baharat kokulu esrarına merak salmıştır. 

***

Carlo’yu dinlerken mistik kişiliği ve beni her ne kadar hayran bıraksa da, yine de onu seviyorum gibi bir havaya sokardı.

Akademik gitarcılardan çok farklı bir yapısı ve müzik anlayışı vardı. 

Sürekli olarak doğaçlama peşindeydi ama öyle “dur gitarı çalmaya çalışayım, belki alnımdan öpen olur” demezdi.

“Gitardan harikulâde sesi çıkarıp müzikte yeni bir çığır açayım, duman çıkarayım” tarzında çalardı.

 

Klasik gitarı sokup sağa sola vursam, böyle bir anarşist kisvesi altında prim yapabilir miyim acaba gibi düzeysizliklere hiçbir zaman meyletmemiştir.

 

ed]

 

 

***

Eserleri klasik gitar edebiyatının en özgün eserleri arasındadır.

Eline gitar almış her Türk gencinin az buçuk bildiği Koyunbaba’nın hâricinde ve ötesinde çok değerli eserlere imza atmıştır.

 

Mesela Sinbad, Sinbad’a yolculuk, kendine özgü yorumuyla düzenlediği Klasik Gitar konçertosu, bunlardan sadece birkaçıdır.

Bunların haricinde Küçük Prens için müzik gibi, ismine yakışır sadelikte ve samimiyetteki eserleriyle gönüllerimize taht kurmuştur.

1932 yapımı Luigi Mozzani marka gitar kullanırdı 

Eserleri genelde özel akort gerektirdiği için Hannabach marka düşük akort edilir tel kullanırdı.

 

Gitarın ince mi teli dışındaki bütün tellerde akort düşülmesi gerekiyordu.

Denizcilikle de ilgilenirdi, mistik ve kendine özgü yorumu ile gönüllere taht kurmuştu. İslam tasavvufuna meraklıydı.

 

Zeki Müren’i andıran gözleri, Beethoven’ini hatırlatan saçları olan gitar üstadıydı.

 

Kendi eseri olan Koyunbaba’yı ondan dinledikten sonra başka yorumuna kulak kapatmamıza sebebiyet vermiş müzik dehasıydı.

 

Müzisyen Adil Arslan’la beraber birlikte Batı Doğu Divanı ve üryan isimli albümlere imza atmıştır.

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda
cinque pezzi in stile classico opus 56b
opus 56b cinque pezzi in stile classico tre preludi opus 144b don quijote suite opus 123
aradan sonra da perlen des orients (Dünya’nın ilk resitalini vermişti).

 

***

1001 gece masallarından tınısal imgeler çalardı.

Gitarcafe’de iki kez canlı dinleme mutluluğuna eristiğim gitar efsanesi, gelmiş geçmiş en büyük gitarist ve bestecilerden birisiydi...

Türk olmayıp da özgün Türk müziği besteleyebilen yegâne usta, ustaların ustasıydı...

Ayrıca, Türkçesi de çok hoştu...

 

21 Kasım 2012 günü, Kızıltoprak Yankı sanat evinde, mütevazı ve etkileyici bir resital veren, büyük bir Klasik Gitar üstadıydı.

 

***

Gitarda akort sistemi her değiştiğinde akla gelen büyük adamdı.

Uygun akorda gelip tellere dokunduğunuzda adeta bütün parça kulağınıza çalınmış gibi etki bırakırdı.

 

***

Koyunbaba ile zaten tam anlatmak istediği yere götürürdü insanı; arkanızda bütün samimiyetiyle sıcacık bir köy, yemyeşil tepeyi aşınca masmavi, uçsuz, bucaksız bir deniz dururdu adeta...

Bir de uzun ince bir yoldayım düzenlemesi vardı ki, Anadolu topraklarını bu kadar iyi yorumlayan ender insanlardandır. 

Yalnızca Koyunbaba isimli bestesini bildiğim sanatçıydı.

Hem klasik gitarı sevdirmişti hem de İngilizceyi.

 

***

 

O zamanlar Atatürk Kültür Merkezi faaldi.

Bir gün, İngiltere’den Christopher Parkening isimli bir klasik gitar üstadı gelmişti.

***

Sahnedeki performansı harikulâdeydi ama Türk kültüründen pek nasip almamıştı.

 

Sahneye çıktığında bütün salon sustu ve herkes iki elini de tam bir ustalıkla kullanan bu virtüözü dinlemeye başladı.   

 

Carlo, salonun arkalarında oturuyordu. Parkening olağanüstü bir teknikle eseri icra ediyordu ki, gözü ortalarda oturan Carlo’ya takıldı…

 

***

 

Carlo yerinden hafifçe doğrularak sahneye çıktı, izin isteyerek klasik gitarı eline aldı ve Koyunbaba’yı icra etti.

***

Salonda çıt çıkmıyordu, Parkening’e bakıp, nazikçe “öyle değil, böyle icra edilir” demişti ama hiç nobranlık veya ukalâlık etmeden…

 

Meğer rint ve sakin kişiliği, mistik ve nazik yapısı herhâlde bazılarına fazla gelmiş olmalı ki, Türkiye’den gitmiş.

 

***

 

Çok üzüldüm gitarın Mütevazı Profesörü Raffi Arslanyan’dan haberi işittiğimde.

 

Raffi Hoca 83 yaşında ama biyolojik yaşından çok daha genç ve 40’ını geçmemiş gibi. O kadar mükemmeliyetçi ve her şey tam olsun istiyor ki, youtube’a bu güne kadar hiçbir yorumunu yüklememiş.

 

***

Arada Büyükada’da bir tekneyle çinakop avlıyormuş ama evi hâlâ Kurtuluş’ta. Evdeki kamerayı alıp, eğer izin verirse kaydedip kendim yükleyeceğim ilk defa…

 

Şimdi sizi kaybettiğimiz bu dâhi ve harikulâde eseri Koyunbaba ile baş başa bırakayım…

 

Sevgiyle, barış, tolerans ve dostlukla kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 01 Temmuz 2018

Okumaya devam et
  578 Hits
  0 yorum
578 Hits
0 yorum

YAŞADIĞIMIZ YERİN BİLE FARKINDA DEĞİLİZ

Doğup büyüdüğümüz, yaşamaya devam ettiğimiz, havasından suyundan yararlandığımız  yörenin ne denli farkındayız? Bu coğrafyada neler olmuş; bizden önce kimler, nasıl bir yaşam sürmüşler? Hiç merak ediyor muyuz?

 

Sevgili dost! Anadolu’muz dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri.  Antik dünyanın en önemli kentleri Anadolu’da. Sadece İzmir’imiz ve çevresinde ne yerler var. Meselâ Smyrna Bayraklı Höyüğü: Bayraklı'da yer alan höyük, İzmir’in ikinci kurulduğu yer. İzmir’in ilk yerleşim alanı ise, günümüzden 8-9 bin yıl öncesinde Bornova’da bulunan Yeşilova imiş.

 

Sorarım sizlere, Namazgâh’ta Agora Açık Hava Müzesi’ne, şehire en hâkim yerde kurulan Kadifekale’ye, İzmir Yamanlar Karagöl Tabiat Parkı’na ve benzeri ören yerlerine kaçımız gitti?

 

Kuzeye çıkalım… Bergama (Pergamon ) Antik Kenti. Güney’e inelim Seferihisar Sığacık’ın hemen yanında Teos Antik Kenti. Ürkmez’imizi, Gümüldür’ümüzü hepimiz biliriz. Ama Ürkmez köyünün tepesinde de bir antik kentimiz var: Lebedos. M.Ö 500’lerde kurulmuş. Yanı sıra yine Seferihisar’da “Çıfıt Kalesi” olarak da anılan bir ada: Myounnessos. Oralardan haberi olan?

 

Daha başka? Deniz kenarında kurulmayan tek İyon kenti Kolophon. Nerede mi? Menderes ilçesinin Değirmendere ve Çamönü Köyleri arasında. Yine Menderes ilçesinin Ahmetbeyli Mahallesi içindeki Klaros Kenti. Yanı sıra aynı yöredeki Notion kenti. Ödemiş ilçemize bağlı Birgi Beldesi. Tarihteki ilk adı ‘Zeus’un Şehri’ anlamına gelen Dios Hieron.

 

Biraz daha güneyde Selçuk ilçemizin yanındaki Efes. Hemen üstündeki Meryem Ana Evi. Bütün dünyanın bildiği, geldiği, gezdiği bir bölge. Selçuk İlçemizin Şirince Köyü… Gezen görenleri tenzih ediyorum ama, kaç hemşehrimiz buraları ziyaret etti acaba?  

 

Bitmedi. Daha neler var, neler.  Meselâ İzmir’imizin batısındaki 12 İyon kentinden biri olan Klazomenai antik kentinin bir bölümü, Urla Karantina adası üzerinde. Çocukluğumda yaz aylarını Urla İskelesi’nde Karantina Adası’nın karşısındaki yazlığımızda geçirirdik. Maalesef hiçbir büyüğümüz bizlere Klazomenai’nin (Kilizman) tarihi hakkında bilgi vermedi. İzmir’imizin Urla ilçesini duymayan kalmadı ama kaçımız, Urla’mızın Demircili köyü yakınlarındaki Airai Antik Kenti’nden haberdar?

 

Ya Antik çağda Cyssus olarak anılan Çeşme’mizin adının nereden geldiğini biliyor muyuz? Ya Çeşme’mizin sınırlarındaki Ildırı Köyü? Antik dönemdeki adı ile Erythrai olan bu yerleşim bölgesinin, 12 İyon kentinden biri olduğunu, orada yaşayanların çoğu bile bilmiyor. Ildırı’da en lezzetli enginarın yetiştiğini biliriz de, bizden önce kimlerin yaşadığını merak bile etmeyiz. Oysa son derece korunaklı bir limana sahip olan Erythrai (Ildırı Köyü) Mısır, Kıbrıs ve diğer Akdeniz ülkeleri ile ticari alanda büyük ilişkiler kurmuş bir antik kent. 

 

Bir de Leukai var: İzmir körfezinin en uç noktasında Klazomenai’nin hemen karşısında. Hani İzmir Körfezi’ne girerken solda, Karşıyaka Çiğli’mizin Çamaltı Tuzlası var ya… işte Üçtepeler mevkiinde yer alan Leukai kentinin bulunduğu bölge orası. Meşhur Kuş Cenneti de o sınırlar içinde.

 

Bunlar hatırlayabildiklerim. Ve bu sıraladığım antik yerleri, çoğu İzmirli bile tam bilmiyor. Ya da duyduk, biliyoruz da gitmedik. İtiraf ediyorum, bendeniz de doğma büyüme bir İzmirli olarak Agora gibi, Kadifekale gibi; hatta Efes, Şirince, Bergama gibi, belli başlı ören yerlerine yüzlerce defa gitmişimdir ama ya diğerlerine?

 

Daha da ilginci; bırakın asırlar öncesini, hâlen yaşamakta olduğumuz semtin, mahallenin, şehrin, örneğin elli yıl önceki hâlini merak edenimiz bile parmakla sayılacak kadar az. Ofisimin hemen yanında ‘Tarihi Asansör’ bulunuyor. Asansöre meşhur Dario Moreno Sokağı’ndan ulaşıyorsunuz. Sorarım Allah aşkına! Kaçımız asansörün Nesim Levi tarafından ve hangi amaçla yaptırıldığını merak ettik? Fransa’da ünlenmiş, Türkiye’nin tanıtımında büyük rol üstlenmiş Dario Moreno hakkında ne biliyoruz? Balçova’mızın 1200 yıldır şifa dağıtan ‘Agamemnon Kaplıcaları’na ne dersiniz?

 

Velhasıl kapılmış gidiyoruz bahtımızın rüzgârına. Bırakın dünyadan, yaşadığımız yerden bile haberimiz yok. Ne meraklı milletiz…   

 

Ali Rıza SAYSEN, Yönetmen

 

GAROTE pest control

Okumaya devam et
  621 Hits
  0 yorum
621 Hits
0 yorum

Bask Bölgesinden Selâmlar

 

Sevgili Mekâncılar…

 

Kısa bir bilgi girişinden sonra özgün değerlendirmelerimi paylaşacağım bugün sizinle aşağıda…

 

Bask Bölgesi, İspanya’nın Kuzeyinde özerk bölgenin. Yüzölçümü 7,234 km² nüfusu ise 2.125.000 kişidir…

 

Özerk Bölgenin başkenti Vitoria Gasteis Vitoria Gasteiz şehridir.

 

Bölgeye özerklik 25 Temmuz 1979 tarihinde verilmiştir.

Okumaya devam et
  317 Hits
  0 yorum
317 Hits
0 yorum