Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in ahlak

Klâsik bir sosyolojik bilgi vardır ve bir teoriden öte, Hakikatin ta kendisidir.


İnsanlık tarihi boyunca kognitif (bilişsel) azınlık bütün nüfusun belki de %2-3’ünü geçmez. Bunlar zamanlarının, devirlerinin çok ötesinde, ufuk sâhibi ve ileri görüşlü adamlardır.

Bunların âkıl kişiler olarak harmanladıkları görüşler, moralist (ahlâkçı) ekseriyet tarafından tepkiyle, reddiye ile karşılık bulur. Ama onların söylediklerini, tavsiye ettiklerini 20-30 hâttâ 50 sene sonra kendileri uygulayacaktır.

Aslında biri kadim Yunanca, diğeri Lâtince kökenli olan bu iki kelime arasında zamanla anlam farkı doğmuştur.

Moralite genel ahlâkla, Etik ise meslek ahlâkıyla eşdeğer olmuş ve böyle de kullanılagelmiştir.

İşin trajikomik tarafı, moralist çoğunluk aynı zamanda etik-dışı işleri yapmakta pek mâhirdir. Alışverişte kazık atar, altında hile yapar vs. ama iş din, iman, ideoloji oldu mu onlardan büyüğü yoktur. Recmederler, asarlar, her türlü teröre bulaşırlar çünkü oturmuş bir kendilikleri yoktur. Otelde adam yakarlar, sokakta hayvanlara işkence ederler, içince sapıtırlar…

Jung’un tâbiriyle personification’u, yâni ayrılma-bireyleşmeyi başaramamış, orta + parlak zekâlı insanlardır.

İçgörüleri ve empati yetenekleri sınırlıdır.

Zaman geçip de onların gösterdikleri isabetli yol anlaşıldığında, yeni kognitif azınlık fertleri de ortalarda dolanıyor olacaktır.

   Homo sapiens sapiens’in kaderi galiba bu…

     Bizden örnek mi istersiniz?

         Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 31 Mart 2013 Pazar

3112 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Hakikâti ararken bunalmak, tam "işte, şimdi buldum" dediğinde içindeki pası görüp cilâya aldanmamayı başarmak ama gene, tekrar, arayış rüzgârının sizi savurmasına müsaade etmek zorunda kalmak...

Asla bitmeyecek bir arayış, koşuşturma, eleştirme, keşif hezeyanının yanından geçip, gene bulamamış olduğunu fark etmiş olmanın hüzünlü tâlihini yaşama...

Hakikât tıpkı gökkuşağı gibi!

Tam bir karadelik o, dayanılmaz câzibesi ile sizi çeker. Bembeyaz o, çünkü bütün renkleri ihtiva eder ve onları karıştırırsanız elinizde aklık ve paklık kalır.

Ve ulaşılmaz o, ne kadar yaklaşsanız o kadar uzaklaşır, hiç bir zaman yakalayamazsınız, bir anda kayboluverir. Çünkü aslında bir yanılsamadır gökkuşağı, güneşin nûrunun suyun damlacıklarından süzülmesiyle oluşmuş ilâhî bir güzelliktir, mevcuttur ama varlığı yoktur.

Kolaycı ve indirgeyici kafalar için ise, gökkuşağı diye bir mes'ele yoktur. Başkalarının fikirlerini, ideolojilerini, hazırlop sunuluvermiş "brainnet"lerini kolayca benimserler; başka her türlü düşünceye düşman birer fanatik, sekter, hâttâ yobaz olurlar. Bunların renk ve istikametleri çok farklı tezâhür edebilir: Solcu, sağcı, Freudcu, Darwinci, Müslüman, Hristiyan,

3403 kez okundu
0