Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in akıl hastalığı

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

 

Hezeyanlı Bozukluklar

 

Hezeyanlar, yanlış fakat sağlam ve kolay değiştirilemez düşünce ve

inanışlardır. Hezeyanlar, şizofreni, depresyon, tek uçlu duygudurum

bozukluğu ve bunama gibi psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkların belirgin

semptomlarındandır.

 

Yaşlılıkta ve bunamada (demans) görülen hezeyanlar için

günümüzde nöropsikolojik, nöropatolojik ve genetik sebepler için araştırmalar

başlatılmıştır.  

***

Bu alandaki araştırmaların artmasının birçok sebebi vardır. İlk olarak,

yaşlılıkta görülen hastalıklar ve bunama, başlı başına bir araştırma konusu

hâline gelmiş ve bu alanlara olan ilgi artmıştır. İkinci olarak, günümüzde artık

demanslı hastalar klasik hastanede tedavi görme şeklini terk etmiş ve evde aile

tarafından özel bakım aynı zamanda toplum temelli çalışma sistemlerine geçiş

yapmışlardır. 

***

Son olarak da, bu alanda ilginin artmış olması hastalık hakkında daha çok bilgi

sahibi olunmasına, daha doğru teşhisler konmasına ve buna bağlı olarak daha

etkili tedavi planlarının geliştirilmesine yardımcı olmuştur. 

*** 

Görülme Sıklığı 

Demans ve yaşlılıkta hezeyanların görülme sıklığı şu şekildedir:

%10-%70. Verilen yüzdeler yapılan çalışmaların metotlarına göre değişiklik

göstermektedir.

Hezeyan Türleri             Örnekler                             Görülme sıklığı

Hırsızlık                         Evlerine sürekli                  Hayali yerleşim                  

Evlerine sık sık hırsızlar                                          girdiğinden ve eşyalarının çalındığından şikâyetçi olma        

Hırsızlık                                   Başka insanların da evde yaşadıklarını

                                                 düşünme

Hayali Yerleşim                       Alâkasız kişilerin evde yaşadıkları düşüncesi

Tehlikede olma                        Başka insanların da aynı evde yaşadığı

düşüncesi

Tehlikede olma                        Başkalarının yediklerine zehir konulduğu

hezeyanı

Sadakatsizlik                             Eşlerinin aldattığı hezeyanı

Kendini evinde hissetmeme      Kişi evinin veya bedeninin küçük

organizmalarla veya böceklerle sarıldığını zanneder

Resimler                                      Kişi gerçeklikten kopmalar yaşar. Kendi

görüntüsünü bir başkası sanır. Televizyonda gördüğü kişileri ve olayları gerçek

hayata bağlar.

İstila                                          Kişi gerçeklikten kopmalar yaşar. Kendi

görüntüsünü bir başkası sanır. Televizyonda gördüğü kişileri ve olayları gerçek

hayata bağlar.

Resimsel belirti                         Kişi görüntüsünün bir başkasına ait olduğunu

zanneder, bunları gerçek olaylara bağlar

İstila                                           Evine devamlı hırsızların girdiğini düşünür

Zarar Görme                              Evdeki insanları (eş veya yabancı)

yediklerine zehir koydukları inancı

Sadakatsizlik                                 Karılarının veya kocalarının aldattığına

inanmak                                        (de Clarembault Sendromu)

İstilâ edilme hezeyanları              Kişinin oturduğu yerin mikroplarla

sarıldığını zannetmesi

Karışık Kişilik (Fregoli Sendromu) Etrafındakilerin asıllarına çok benzeyen

kişiler olması.

***

Terk edilme                            Kişinin yakınlarının kendisini terk edeceği

hezeyanı

Capgras Sendromu                 Kişinin çevresindekilerin aslına çok benzeyen

ama öyle olmayan insanlar hâline dönüştüğü hezeyanı

Aşk                                           Kişinin statü ve konumundan çok üstün birisine

âşık olduğu fikri

***

Tedavi

Demans ve yaşlılıkta görülen hezeyanlı bozuklukların kesin bir tedavi yöntemi

bulunmamaktadır. 

Bu hastalıkların tedavilerinde öncelikli olarak ilaç terapileri göz önünde

bulundurulmalıdır. Bunun yanı sıra bu hastalığa sahip kişilerin yakınları bu

hastalık hakkında eğitilmeli ve sakin davranmaları tembihlenmelidir.

***

Yakınlarının da sakin davranmaları, bu tip hastalıklarda duygusal semptomları

asgariye indirgemektedir. 

Risperidone (Risperdal) son zamanlarda bu tip hastalarda etkili bir ilaç

olarak görülmüş bu konularda daha çok araştırma yapılmaya başlanmıştır.

***

Bazı beyin güçlendirici ilaçlar da veriyoruz: (Memantin) (Alzant).

Piracetam (Nootropil 3x1 800 mg) veriyoruz. Gerekirse yanına vitaminler de

ekliyoruz.

***

Çok daha ağır durumda klozapin de kullanılabilir (bu ilacı alırken hastaların

16 hafta her hafta, sonra 16 ay her ay lökosit (beyaz küre) baktırmaları

gerekir). 

***

Sağlık, barış, anlayış ve sevgi dolu günlere…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – İstanbul

425 kez okundu
0

Posted by on in Bilimsel

İLGİNÇ BİR PEYGAMBER HİKÂYESİ

Uzun seneler önceydi, Üst Göztepe’de oturuyorduk, ben de Cerrahpaşa’da yeni uzmandım.  Evde karım, kızım ve bir de muhabbet kuşumuz vardı. Kuş o kadar benimsemişti ki beni, görür görmez uçup kulağıma konar ve sevimli bir şekilde kulaklarımı gıdıklar ve bana ismimle hitap ederdi. Tek başına yetiştirmiştik ve “Merhaba Kerem” diyor, ben de onu avcuma akıp okşuyor, tüylerini sıvazlıyordum. Çok memnun oluyor ve kulaklarımı gagasıyla öpüyordu.

peygamber resmi ile ilgili görsel sonucu

Kuş değil, arkadaş gibiydi. Evde uçar, konar, bazen de elimdeki fincandan yerli kahve içer, sonra da gene uçardı. Eh, kakasını arada bir kaçırdığı için karım söylenirdi ama sonradan pislettiği yerleri silerdik. Çok şirin bir hayvandı; âdeta insan gibi bana yârenlik ederdi. Gitar çaldığımda pür dikkat kesilir ve kafasını şirin bir şekilde eğerek beni dinler, ötmez ve âdeta saygı gösterirdi.  Sanki Klasik gitardan anlar gibiydi.

***

Muhabbet kuşları tek başlarına yetiştirilince konuşabilirler malûm. Adını Minnoş koymuştuk ve evimizin sevgilisiydi.

Üstte bir komşumuz vardı ve babası sabahtan viski, rakı, cin, ne bulursa içmeye başlar, 24 yaşındaki oğlunu dövmek için de elinden geleni yapardı.

O zamanın parasıyla ayda Elli Milyar TL kazanıyorlardı ama bu gelirin kaynağı mustarip, kendi hâlindeki anneleri Nermin Hanım’dı. Kendi kurup yönettiği bir elektronik eşya satan şirketi vardı ve evin para kazanan tek ferdi de bu hanımefendiydi.

Bir gün kapı çalındı. Ben de, her zamanki gibi, evdeki psikiyatri kitaplarını okuyor ve temiz havayı akciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekip, huzurlu bir hayat yaşıyordum. Müzik setinde de Andrés Segovia’nın bilmem kaçıncı defa dinlediğim “Bach Resitali” plağı çalıyordu.

andres segovia ile ilgili görsel sonucu

***

Bir gün kahvaltımı etmişim, evdekiler uyuyordu ve fakülteye gidecektim.

Kapıya üç dört kere vuruldu. Sabahın körüydü ve biraz irkildim. Üzerine kırmızı çizgili pijamasıyla gelen adam, isminin Sedat olduğunu söyledi. Sabahın körüydü ve biraz irkildim. Kapıyı açtım, “buyurun beyefendi, hayrola” dedim.

Leş gibi alkol kokuyordu ve acınası bir hâli vardı. Gözleri kan çanağına dönmüş, şaşkın ve üstü başı da perişandı. İçeri almak istemedim çünkü karımla kızım uyuyordu ve ne olduğu belirsiz bir sarhoşu, hiç de tanımadığım için, mahrem alanımıza sokmak istemedim.

Yalvarırcasına bir edayla bana baktı ve “Kerem Bey, sizin iyi bir psikiyatr olduğunuzu biliyorum. Lütfen bana ve aileme yardım edin” dedi.

Biraz tereddütte kaldım çünkü bu sorumluluğu almak istemiyordum ama kapıya gelip yardım isteyen, pejmürde, saçı sakalına karışmış bu zavallı adama yardım etmem, yani diğerkâmlık göstermem gerekiyordu. “Hayrola, sizin için ne yapabilirim” diye sordum.

***

Bir anda ağlamaya başladı ve “lütfen beni bu illetten kurtarın, elimde değil. Bazen şuurumu kaybedip karımla oğluma da vuruyorum, sonra da zerre kadar hatırlamıyorum” dedi. İsmini sorduğumda epey kafasını kaşıyıp, zorlukla hatırladı, 46 yaşındaymış ve adı da Sedat’mış.

İçimde merhamet duygusu uyandı ve eşikte konuştum. Senelerdir içermiş, işi gücü yokmuş, karısının parasıyla geçinirmiş, hiç arkadaşı yokmuş. Oğlunun bir süredir kendisinin peygamber olduğunu söylediğini ifade etti ve “bu zırdeliyi tedavi edin, ücreti mühim değil” dedi.

Oğlunu çağırdım. Bir metre doksan santim boyunda, babayiğit ve spor yaparak geliştirdiği vücuduyla heybetli bir şekilde karşımda duruyordu. Adı Mert’miş.  

Bu peygamberlik nasıl başladı, vahiy geliyor mu” diye sordum. Mütevazı ve mütebessim bir mahcubiyete “hayır Doktor Bey, öyle şeyler olmuyor” cevabını verdi.

Peki, evlâdım, istesen bir vuruşta babanı öldürecek kadar güçlü ve kuvvetlisin; neden bu kadar dayağa ve hakarete tahammül ediyorsun” diye sordum.

Yüzü mahcubiyetten kızardı ve “o benim babam, ona elim kalkamaz ki Kerem Bey” dedi.

***

Standart sorularımı sordum: “Hiç radyodan veya televizyondan mesaj alıyor musun, düşüncelerin okunuyor mu, olmayan sesler duyuyor musun”, içinden bir güç sana “peygambersin” diyor mu?

Hayır, efendim, sâdece bir kere öyle bir şey işitir gibi oldum ama bir hiç tekrarlamadı. Sâdece peygamber olduğum bana rüyamda Allah tarafından tebliğ edildi” dedi.

Eh, dört başı mamur bir şizofreni hastası vardı karşımda. O arada annesi de üst kattan indi; gözleri yaşlı ve çok mustaripti. “Aileyi tek başıma ayakta tutuyorum, ne olur bize yardımcı olun” dedi.

Kapıma gelen bu insanları geri çeviremezdim. Ücret talep etmedim. Babaya disülfiram (Antabus) verip bir süre hastaneye yatırmak istedim. Kabul etmedi ama ayaktan alabileceğini söyledi. Bu tedavi alkolden tiksindirmek için hastanede yapılmalıdır çünkü ölümcül yan etkileri olabilir.

Vazgeçtim ve bir antidepresan, Çinko içeren bir ilaç ve B12 vitamini ihtiva eden birer preparat yazdım. Düzenli olarak kullanmaya başladı ama tabii ki gene ayık olduğu her ân içiyordu.

***

Mert’i kendi arabama alıp fakülteye götürdüm. Norodol 20 mg Tablet, depo Prolixin (flufenazin dekaonat) yaptırdım ve kendi ellerimle sekiz seans EKT (elektrokonvülsif Terapi) uyguladım. O zamanlar herhangi bir narkoz vermeden, kendimiz yapabiliyorduk.

Hayretle gözlemledim ki, bu ilaçların yapması gereken yerinde duramama, akatizi, vücutta kasılma gibi hiçbir yan etki çıkmıyordu.

Çok sağlıklıydı ve bunu karaciğerinin ve böbreğinin çok çalışmasına, “hızlı metabolize edici” gruptan bir genç olmasıyla izah edebildim.

Bütün Kutsal Kitapları okumuştu ve kendini İslamiyet’e yakın bulmakla beraber, Kur’ân-ı Kerîm’de yazılanlar, eşcinsellerle ilgili ifadeler ve Hz. Muhammed’in veda hutbesindeki “karılarınızı gerekirse hafifçe dövünüz” şeklindeki ifadelerden hoşlanmamıştı.

Hiç insan başka birine vurur mu, bunu havsalam almıyor” dedi.

İlginç bir vak’aydı ve yardımcı olmak için bitin imkânlarımı kullandım.

Bir ayın sonunda, hiçbir şey değişmemişti ve hâlâ peygamber olduğundan emindi. Vahiyleri arada rüyalarında aldığını, hepsinin de barış ve mutluluk mesajları içerdiğini söylüyordu.

Babasının kendisinin bildiği bileli içtiğini, çok para batırdığını ve birkaç kere de başka kadınlarla ilişkiye girip, şuursuzca hareketler yaptı için hepsi tarafından terk edildiğini anlattı.

Bunlar ağır travmalardı ama Mert hep ermiş bir velî edâsıyla gülümsüyordu.

En son klozapin denedim. Bu ilaç şizofreni tedavisindeki en son seçeneklerden birisidir ve her hafta düzenli olarak kan sayımı yapılmasını gerektirir. Onu da altı ay kullandı, 600 miligrama kadar çıktım. Bana mısın demiyordu ve peygamberliği değişmiyordu. Kendine Eyyub diye bir de isim uydurmuştu.

***

Çok az sayıda ama kendisini seven arkadaşları vardı. Civardaki bir spor kulübüne yazılıp orada çalışmasını salık verdim.

Hemen dediğimi yaptı ve birkaç ay içinde heybetli bir sporcu oldu.

Spor yapmak vücuttaki endorfin ve enkefalini, serotonini arttırdığı için onun hem ruh hem de beden sağlığına iyi geliyordu.

Bir gün yanında kızıl saçlı, tek kulağında küpe olan on dokuz yaşında güzel bir genç kızla geldi, adı Aslı imiş.

Bak hayatım, bu benim doktorum Kerem Bey, sen de Aslı’sın, eminim seni çok sevecektir” dedi.

Bütün ilaçlarını usulünce kestim ve teşhisimi de geri aldım.

Bu genç iyi, ahlâklı, yardımsever ve herkese yardım eden, kendine özgü genç bir adamdı ve tedavisinin gerekmediğine karar verdim.

Sen en iyisi şu spor kulübünde vücut geliştirme ve biraz Uzakdoğu sporları çalış, en iyisi o olacak” dedim.

Babası bir süre sonra sirozdan vefat etti. O gün çok ağladı –ki bu gayet sağlıklı bir tepkiydi. Annesi de rahatlamıştı çünkü evdeki potansiyel katil artık hayatta değildi.

***

Son görüşmemizde “hayata asıl, kendini sev ve çevreni genişlet, evlenecek olursan da, mutlaka gelin adayıyla beni tanıştır evlât” dedim.

Tabii ki Hocam” dedi.

Sonra başka bir yere taşındılar ve bir daha hiç görmedim.

Hâlâ düşünürüm, “bu delikanlı peygamber miydi, değil miydi” diye…

Ne dersiniz, siz hiç böyle şeyler yaşadınız mı? 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Aralık 2016 Çarşamba

906 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Birkaç saat önce Tanrı olduğumu ilân ettim ve hemen inananlar, deli olduğumu düşünenler çıktı!

Eski talebelerimden, ABD'deki Mr. Obama'dan, Adnan Hocaefendi Hazretlerinden, buraya sığmayacak kadar çok, milyonlarca makamdan ve kişiden talepler yağdı.

Demem o ki, bu sadece bir sosyal bilimsel araştırmadan ibaretti.

   Kendisinin Tanrı olduğuna inanan o kadar çokmuş demek ki!

      Manitu aşkına...

         Dostlukla kalın...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 02.09.2012

2638 kez okundu
0

Posted by on in Bilimsel

Şizofreni, kendine özgü klinik seyri ve yarattığı sıkıntılar sebebiyle pek çok kişinin korktuğu, ürktüğü bir hastalık.

Hâlbuki dünyâ çapında her 100 kişiden birinde bu hastalık görülmekte; akrabası sayılabilecek Şizotipal Kişilik (Avrupalılar bunu doğrudan Şizofreni olarak değerlendiriyor), Paranoid ve Şizoid Kişilikler ve diğer primer psikiyatrik psikotik bozukluklarla beraber ele alırsak, bu rakam yüzde 10’un üzerine çıkar.

Yâni, korku ecele çâre değil.

Önce, nedir şu Şizofreni bir hatırlayalım…

Şizofreni aklın (zihnin) yarılması demek ve Bleuler tarafından ilk defa bu isim verilmiş.

XX. Asrın başlarına kadar psikiyatrik hastalıkların sıralandığı sistematik bir taksonomi yoktu. Şizofreni ilk olarak 1853 yılında Fransız hekim ve psikiyatri uzmanı Bénédict Augustin Morel (1809-1873) tarafından genç erişkin ve gençleri etkileyen bir sendrom olarak tanımlanmış ve démence précoce (Lâtince “erken bunama”) diye adlandırılmıştır.

1891’de Arnold Pick tarafından psikotik bir hastanın vak’a raporunda kullanılmıştır. Yâni, “erken bunama” deyimi ilk olarak XIX. Asır’da kullanılmıştır. Yine aynı yüzyılda Hebefreni ve Katatoni târif edilmiştir.

1893’te tanınmış Alman ruh hekimi Emil Kraepelin mental hastalıklarının -duygudurum bozuklukları ve démence précoce- sınıflandırılmasında yeni bir yaklaşım geliştirdi ve Dementia Praecox’ın esasen bir beyin hastalığı olduğuna ve bilhassa dementianın (bunamanın) -ileri yaşta gelişen diğer formlarından farklı olan- bir çeşidi olduğunu düşünüyordu. Ayrıca, Kraepelin, Paranoid ve Basit tiplerini de eklemiş ve hepsini bir teşhis altında toplamıştır. Bu teşhise göre hastalıkta erken başlama ve bunama olması gerekmektedir. Ancak bu târif, hastalığı erken başlama ve bunama gerektiren dar bir alanda sınırlamaktadır.

XX. Asır’da İsviçreli Psikiyatr Paul Eugen Bleuler hastalığın erken yaşlarda başlamasının ve bunamayla sonuçlanmasının şart olmadığını göstermiştir. Bu hastalıkta hastanın ruhsal hayatındaki yarılmaya önem veren Bleuler, Schizophrenia (Şizofreni) terimini 1908 yılında teklif etmiştir ve kişilik, düşünce, hâfıza ve idrakteki işlevsel ayrılmayı târif etmek için kullanılmıştır. Günümüzde Şizofreni tek bir hastalık türü olarak görülmemekte ve bir bozukluklar kümesi olarak kabûl edilmektedir.

Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen şizo (schizein) ve akıl anlamına gelen frenos (phren) kelimelerinin birleşiminden gelir. Anlatılmak istenen kişinin iki kişilikli olması değil, aynı anda iki farklı gerçeklik içerisinde yaşamasıdır. Gerçek gerçeklik normâl, sıradan bir insanın idrakine denk düşerken, ikinci gerçeklik sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir hezeyanî sisteme dayalı bir gerçekliktir.

Sıklık ve Yaygınlık

Şizofreninin ömür boyu görülme sıklığı (insidans) -hayatlarının herhangi bir evresinde başlamak üzere- genel nüfusta yüzde 1 civarındadır. Her toplumda ve her türlü sosyoekonomik sınıfta görülmektedir. Kadın-erkek arasında sıklık bakımından önemli bir fark görülmemekle beraber, kadınlarda başlangıç yaşı (26-32), erkeklerdeki başlangıç yaşından (20-28) daha geç olmakta ve genellikle erkeklere göre daha iyi bir prognoz göstermektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde sıklığı gelişmiş ülkelere göre daha düşüktür.

Çok geç yaşlarda başlangıçlı Şizofreni görülse de, hastalığın genellikle gençlik çağında başladığı kabûl edilmektedir. Geç veya çok geç başlayan Şizofreniler (40 yaşından sonra başlayan) Şizofreni hastalığının Geç-Başlangıçlı Şizofreni, 60 yaşından sonra başlayanların ise Çok Geç-Başlangıçlı Şizofreni- Benzeri Psikoz olarak tanımlanmaktadır. Erken başlangıçlılarda (Çocukluk Dönemi Başlangıçlı) ise kalıtımın nispeten daha önemli etken olduğu sanılmaktadır.

Klinik Belirti ve Bulgular

Hastalık öncesi kişilik ve uyum

Şizofreni hastaları hastalık öncesi sessiz, arkadaşı az, yalnızlığı seven, tuhaf, güvensiz kişilerdir. Bu özellikler ayırıcı teşhiste yardımcı olmaktadır. Genellikle âileler çocuklarının hastalık başlamadan önce hep çalışan, sessiz, uyumlu, arkadaşsız olduklarını anlatırlar. Şâyet hasta bu özelliklere uymuyorsa, teşhis için duygudurum bozuklukları gibi diğer hastalıklar düşünülmelidir. Şizofreni, daha önce de belirtildiği gibi, çoğunlukla 18-25 yaşlarında her çeşit psikolojik stresle başlayabilir. Kişinin benliğine darbeler, delikanlılık (ergenlik) çağında dürtülerin aşırı şiddet kazanması, cinsel veya saldırgan dürtülere karşı denetim zayıflığı gibi durumlara, psikozun başlamasından önce sık rastlanmaktadır.

Şizofrenide bilinç ve yönelim genellikle yerindedir. Zekâda belirgin bir gerileme olmasa da, soyutlama yetisinde zayıflamanın ve belirgin yıkımın görüldüğü kimi kronik hastalarda zekâda eksilme, gerilik izlenimi edinilebilir. İlk teşhis konduğunda, sağlıklı topluma göre IQ skorları ortalama 10 puan düşüktür. Hastanın ilgisi kolayca dağılabilir, sorulara cevapları geç veya yanlış olabilir. Son yıllarda, temelde var olan negatif belirtilerin baskın olduğu Şizofreni türlerinde bir Eksiklik (defisit) Sendromu’ndan söz edilmekte ve bunlardaki beyin patolojisinin incelenmesine ağırlık verilmektedir. Eksiklik Sendromu bilişsel yetilerdeki eksikliklerdir. Bu sendrom, kalıcı ve başka sebeplere bağlı olmayan spesifik negatif belirtiler olarak tanımlanmaktadır.

Şizofrenide içgörü, düşüncelerin içeriği ve oluşturulması, duyguların yaşantılanması ve ifâde edilmesi, idrak, davranışlar ve bilişsel işlevler gibi birçok alanda belirtiler ortaya çıkabilir. Şizofreni heterojen görünümlü bir hastalık olduğu için, tipik bir genel görünüme sâhip değildir; bâzı hastalarda bâzı belirtiler ortaya çıkarken, diğerlerinde başka belirtiler olabilir.

-Düşünce akışı ve içeriği ile ilişkili belirti ve bulgular: Şizofrenide düşünce içeriği ile ilişkili olarak ortaya çıkan belirtilerin en önemlisi hezeyanlardır (delusion: sanrı). Hezeyanlar, aksine delillere ve mantık yoluyla çürütülmesine rağmen kişinin inanmayı sürdürdüğü, kişinin kültürü, dini ve eğitimi ile ilişkili olarak normâl kabûl edilemeyecek türden yanlış inanışlardır. Şizofrenide ortaya çıkan hezeyanlar arasında referans (üzerine alınma), etkilenme, kıskançlık, perseküsyon (kişiye zarar verileceği), büyüklük, erotomani (başkalarının kendisine âşık olduğu), düşüncelerinin değiştirildiği, çalındığı veya yayınlandığı temalı olanlar sayılabilir. Düşüncenin oluşturulması ve akışındaki değişiklikler arasında düşüncelerde azalma, düşünce blokları (düşünce akışının âniden kesintiye uğraması), çağrışımlarda dağınıklık, konuşma yapısının tamamen kaybolması gibi belirtiler bulunur. Hâttâ bâzı hastalar ciddi derecede yaptıkları neolojizmlerden (kelime uydurma) oluşan bir lisan dahi uydurabilirler.

-İdrak ile ilişkili belirti ve bulgular: Şizofrenide sıklıkla ortaya çıkan belirtiler arasında hallüsinasyon (varsanı) ve illüzyon (yanılsama) sayılabilir. Şizofrenide hallüsinasyonlar en sık işitsel olmakla birlikte, beş duyununki de olabilir. İşitsel hallüsinasyonlardan özellikle kişinin davranışları hakkında yorumlarda bulunan konuşmalar duyma ve iki veya daha fazla kişinin yine hastanın davranışları hakkında konuştuğunu duyma şeklinde olanlar sıktır.

-Duyguların yaşanması ve ifâde edilmesi ile ilişkili belirti ve bulgular: Kişinin duygusal yaşantısındaki çeşitliliğin azalması olarak ifâde edilebilecek duygulanımsal veya duygusal küntlük ve kişinin hezeyanlarla ilişkili bir duygudurum içinde olması Şizofrenide görülebilecek duygusal değişiklikler arasında sayılabilir.

-Bilişsel işlevlerle ilişkili belirti ve bulgular: Özellikle kronik gidişli hastalarda bilişsel işlevlerle ilgili bozulmalar, hastalığın ilk tanımlandığı yıllarda démence précoce (erken bunama) ismi ile anılmasına sebep olacak kadar belirgin olabilir.

-Hastaların çoğunda içgörü yoksunluğu da görülen belirtiler arasında yer alır. Kısıtlı anlamıyla içgörü kişinin içinde bulunduğu hastalık ve bunun belirtileri hakkında gerçekçi bir kavrayışa sâhip olmasıdır. Akut Şizofrenide en sık görülen belirti içgörü yoksunluğudur. Bu durumdaki hastalar hasta olduklarını düşünmezler. Tedavide büyük handikaba yol açtığından, içgörü yoksunluğu büyük öneme sâhiptir.

Pozitif ve Negatif Semptomlar

Şizofreninin seyri sırasında ortaya çıkan belirtiler ayrıca negatif ve pozitif olmak üzere iki başlık altında incelenebilir. Pozitif belirtiler normâlin dışında fazlalık, aşırılık ve sapmalar olarak ortaya çıkan belirtilerdir. Negatifler ise normâl işlevlerde azalma, eksiklik gösteren belirtilerdir. Şizofreni heterojen görünümlü bir hastalık olduğu için tipik bir genel görünüme sâhip değildir.

-Pozitif Semptomlar: Hallüsinasyon, hezeyan, sürekli ağlama veya gülme, evhamlar, kendini tanıyamamak, heyecan, sıkıntı, kuşku, şüphecilik, güvensizlik, düşmanca düşünceler, her şeyi üstüne alınma, sese ve renklere aşırı duyarlılık, aşırı derecede konuşma, kafiyeli konuşma ve anlatma isteği, anlatımda kopukluk gibi normâlin üstünde aşırı semptomlardır.

34416 kez okundu
0