Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in alev alatlı

Posted by on in Genel

Merhaba Kerem Hocam,

Safsatalar ve bilişsel önyargılar konusunda "en kısa ve öz şekilde" bir metin hazırlamaya çalıştım. Bu metni hazırlamakla tek amacım topluma biraz faydalı olabilmektir. Hatalarımız olmuşsa ve haddimizi aşmışsak affola. Görüş ve eleştirilerinizi belirtmenizden memnuniyet duyarım. 

Selâmlar ve sevgiler...


DÜŞÜNMENİN BÂZI İLKELERİ:

Yazan: Hakan Özlen, 2015

Bu dosya, Bo Bennett'in Logically Fallacious kitabıyla Rolf Dobelli'nin Hatasız Düşünme Sanatı 1 ve 2 kitaplarını temel almaktadır. Fikirleri tam oralarda söylendiği şekilde değil, özünü almaya ve elimden geldiğince tavsiye şekline dönüştürmeye çalışarak dile getirdim.

Bu dosyadaki bilgiler eksiksiz ve kusursuz değildir. Düşünmeyi öğrenmek çok derindir ve ömür boyu bitmez. Ayrıca bu dosyadaki bir bilgi her alanda uygulanmaya elverişli olmayabilir. Meselâ entellektüel tartışma esnasında uyulması gereken bir ilke, iş hayatında veya başka bir konuda uygulanmaya kalkıldığında kayba yol açabilir. Fakat bu dosyadaki bilgileri zaman içerisinde tekrar tekrar okuyup hazmetmeye ve hayatında bilinçli ve dikkatli biçimde uygulamaya çalışan kişi, kendine büyük avantajlar sağlayabilir.

Fikirleri, içeriklerinin benzerliğine göre sıralamaya çalıştım.

Örnekler vermedim; çünkü bir düşünce hatasına farklı alanlardan çok değişik örnekler verilebilir. Dosyadaki bazı fikirler tek başına yeterince açık gözükmeyebilir. Bazılarının iyi açıklanabilmesi yazan için zaman alıcı olabileceğinden, anlayamadıklarınız veya daha iyi anlamak istedikleriniz için lütfen ilgili Psikoloji, Mantık ve İstatistik kitaplarına başvurun.

***

Kendimize aşırı güvenmeyelim. Kendimizi aşırı büyük görmeyelim. Bu, bizi zararlı çıkaracak kararlar vermemize yol açar.

Karşımızdaki kişi bir şeyi iddia ederken kendine çok güvenmiyor olsa bile haklı olabilir. Kolayca kestirip atmayalım.

Kendimizi kandırmayalım.

Bilmediğimiz veya bilemeyeceğimiz konularda kendimizden emin bir şekilde iddialar ortaya koymayalım. Bir kişi bilemeyeceği kadar kapsamlı bilgiler ortaya koyuyorsa ona güvenmeyelim.

Bir şeyi biz anlayamadık diye başkalarının da anlayamayacağını iddia etmeyelim.

Bir şeyi biz yapamıyoruz veya sevdiğimiz, savunduğumuz biri yapamıyor diye, onun yapılmasının imkânsız olduğunu iddia etmeyelim.

İnsanın hayatta kontrol edebileceği ve edemeyeceği şeyler vardır. Bazı şeylerin kontrolümüz dışında olduğunu kabûl edelim. Bu tür olaylarla ilgili beklentilerimizi düşük tutalım.

Olmuş bir şey için, "Öyle olmak zorundaydı. Başka türlüsü olamazdı." diyerek kolayca sorumluluğu üstümüzden atmayalım. Olaydan gereken dersleri çıkararak, bundan sonra benzer bir durumda farklı davranabileceğimizi kabûl edelim. 

Bâzı kimseler "Şöyle olsaydı, ardından şöyle olacaktı." diye yorumlar yaparlar. Bunlara fazla itibar etmeyelim. Olaylar hesaba katamayacağımız kadar fazla faktör veya bilmediğimiz faktörler içerebilir. Öyle olsaydı, başka türlü de olabilirdi. İddia edildiği kadar olumlu veya olumsuz sonuçlar alınmayabilirdi.

Olayları hikâyelere dönüştürürüz. Olaylar aslında çoğu zaman, belki de daimâ, hikâye edilenden fazlası veya azıdır. Bir olayın (ne kadar mantıklı ve etkileyici gözükürse gözüksün) hikâye edilişinin mutlaka gerçeği tam olarak yansıttığını düşünmeyelim. Olayla ilgili ögeleri, birilerinin inşâ ettiği hikâyeden bağımsız olarak da görmeye çalışalım.

Bir insanın geçmişte verdiği bir kararı değerlendirirken, onun geçmişte hangi bilgilere sahip olduğuna bakalım. Geçmişteki şartlarda onun bilmesi mümkün olmayan (çok daha sonraları öğrenilen) şeyler söz konusu ise, kararını mutlaka kötü bir karar olarak yorumlamayalım. Belki o şartlarda daha fazlası bilinemeyecek o bilgilerle verilebilecek en iyi karar oydu.

Bâzı kimseler bir şeyin gerçekleşebileceğinden bahsetmezler, tedbir almazlar ve aldırmazlar. Sonra o şey gerçekleşince "Böyle olacağını biliyordum!" derler. Burada "Bundan sonra benim sözümü dinle!" mesajı olabilir. Oysa bilmek sözkonusu değildir. Bilseydi önceden bahsetmesi ve tedbir aldırması gerekirdi. Olasılık olarak aklından geçmiş ve olasılığı düşük görmüş olabilir. Bâzen, sonucu olumsuz olsa da bir şeyi denemek hakkımızdır ve bize yararlı olabilir.

Bâzı şeyler düzelme döneminde önce daha da kötüleşir, sonra düzelir. Bunun böyle olacağı eski deneyimlerden bilinir. Fakat bir şey kötüleştiği zaman mutlaka bu sürecin işlediğini varsaymayalım ve daha da kötüleşerek büyük bir olumsuz sonuca varma olasılığına karşılık tedbiri ve araştırmayı elden bırakmayalım.

Yaptığımız plânlarla ilgili fazla iyimser olmayalım. Her zaman, hesaba katmadığımız veya öğrenmemiz mümkün olmadığı için hesaba katamayacağımız şeyler olabilir. Plânlarımızın tamamen veya kısmen suya düşebileceği ihtimaline her zaman açık olalım. Plânımız kesin gerçekleşecek diye düşünüp tedbiri elden bırakmayalım,

Kendimizi hazırlayacağımız zaman, en muhtemel senaryoya göre hazırlayalım, en kötü durum senaryosuna (veya çok kötülerden birine) göre değil.

Bazı insanlar bir senaryoyu olduğundan daha iyi veya daha kötü göstermek amacıyla, onu en iyi veya en kötü durum senaryosuyla kıyaslarlar. Sözkonusu senaryonun uygun olup olmadığını, en iyi veya en kötü durum senaryosundan bağımsız olarak da değerlendirelim. Onlarla kıyaslamak doğru olmayabilir.

Çok olumlu bir olay yaşadığımız zaman, mutluluğumuzun, keyfimizin daimî olacağı yanılgısına düşerek tedbirsiz davranmayalım. İnsan, elde ederek mutlu olduğu şeye bir süre sonra alışır ve mutluluk azalır. Ya o mutluluğu zaman zaman tazelemenin yöntemlerini araştıralım, ya da mutluluğumuzun bir süre sonra azalacağını veya biteceğini bilerek, gelecekle ilgili plânlar yapalım.

Bir işi aklımızdan atabilmek için mutlaka onu hâlletmek zorunda değiliz. Onunla ilgili bir plân yaparak, onu düşünmeyi geçici olarak bırakabiliriz.

Plân yaparken, kötü sürprizlere de açık olalım, bazı tedbirler alalım veya yedek plânlar belirleyelim.

Hiç beklenmeyen ve hayatımızı müthiş derecede etkileyecek olumlu veya olumsuz olayların her zaman gerçekleşebileceğini unutmayalım.

Uygulama önemlidir. Faydalı bilgileri hayatta uygulama hususunda zayıfsak, ne kadar çok kitap okuduğumuzla, zihnimizde ne kadar çok bilgi taşıdığımızla övünmeyelim.

Hâfızamıza çok fazla güvenmeyelim. Bazen bir şeyi kesin doğru hatırladığımızı zannetsek de, ne kadar kendimizden emin olsak da yanlış hatırlıyor olabiliriz. Başka kaynaklardan da bilgiyi doğrulayalım. 

Bizim çok inandığımız bir görüşte yalnız olmamız, çoğunluğun bizim karşımızda olması, mutlaka bizim Galileo gibi olduğumuz anlamına gelmez.

Bir kişi bizi iknâ etmek için "İddiamın kanıtı bir gün keşfedilecek!" diyorsa, fazla itibar etmeyelim. Olabilir de, olmayabilir de.

Karşımızdaki kişi, iddiasında ciddî bir sorun tesbit etmiş olmamıza rağmen, "Gelecekte keşfedilecek X, böyle bir sorun olmadığını kanıtlayacak." gibi bir söz sarf ederse, buna fazla itibar etmeyelim. Olabilir de, olmayabilir de.

Bir kimse, bir olayın, başka bir olayın gerçekleşeceğine dair güvenilir bir işaret olduğunu iddia edebilir. Onun gerçekten bir işaret olup olmadığını iyi inceleyelim.

Bir kimse, iddia ettiği şeyin kanıtlanamayacağını, çünkü kanıtların ele geçirilemeyecek şekilde gizlendiğini veya yokedildiğini söylerse, buna gereğinden fazla itibar etmeyelim. Olabilir de, olmayabilir de.

Bâzen, bir konuda başkalarının da bizim gibi düşündüğünü veya hissettiğini zannedebiliriz ama yanılıyor olabiliriz. Başkalarının ne düşündüğünü ve ne hissettiğini anlamak için daha fazla çaba sarf edelim, onların düşünce ve duygularının bizden farklı olabileceği ihtimaline hep açık olalım.

Tecrübelerimize ve yerleşik inancımıza çok fazla güvenmeyelim. Bir şey bizim daha önceki tecrübelerimize aykırı biçimde de gerçekleşebilir.

Tümevarımsal akıl yürütmeye gereğinden fazla itibar etmeyelim. Bir şey çok kere öyle oldu diye şimdikinde de mutlaka öyle olacağını düşünmeyelim.

Bâzen bir soru çok basit gözükebilir ve soruyu duyunca hemen aklımıza belli bir cevap geliyor olabilir. Fakat aklımıza ilk gelen cevap yanlış olabilir. Aklımıza ilk gelen şeye çok güvenmeyelim.

İstatistiksel incelemeye tâbî tutulmuş bir konuda istatistiksel sonuca önem verelim. Bu sonuç ilk aklımıza gelen fikirden çok farklı olabilir. Bir sonuç beklentimize aykırı çıktı diye kolayca reddetmeyelim. Verilerin nasıl toplandığına ve sunulduğuna bakalım.

Birisi bizim görüşümüzün tam tersini savunuyor diye mutlaka haksız olduğunu düşünmeyelim.

Hiçbir görüşe önyargılı yaklaşmayalım. Bir kişinin bir görüşü önyargılı ifadelerle ele almasından etkilenerek o görüşü yanlış kabûl etmeyelim.

Bâzen, anlık bir izlenim sonucu, bir şeyi ya severiz, ya da sevmeyiz. Bu duygumuz, o şeyin faydalarını veya risklerini rasyonel olarak değerlendirmemizi engelleyebilir. Anlık bir izlenimle bir şeyi sevsek de, duygumuza yenik düşmeyip onunla ilgili riskleri iyi değerlendirelim. Anlık bir izlenimle bir şeyi sevmesek de, onun faydalarını rasyonel biçimde değerlendirip gerekiyorsa onunla ilişkiye geçelim.

Bir şeyde olanlara odaklanmak, olmayanların boyutunu ve önemini gözardı etmeye yol açabilir. Olumluya ağırlık verip olumsuza bakmamak hoşgörü ve mutlulukla ilintili olsa da, bazı durumlarda olumsuz yönlere de iyice dikkat edip bunları etraflıca değerlendirmemiz gerekir.

Bir olayın belirli yönlerine veya bir yönüne odaklanıp diğer yönlerini gözden kaçırmayalım.

Bir şeyle ilgili ilk izlenime hak ettiğinden fazla değer vermemeliyiz. Yani bir şeyin başlangıcı harika olunca mutlaka devamının da harika olacağını veya başlangıcı kötü olunca mutlaka devamının da kötü olacağını düşünmemeliyiz.

Bir olayın sonunun iyi veya kötü olması, aradan belli bir zaman geçtikten sonra, olayın bütününü tarafsız bir gözle değerlendirmemize engel olmasın.

Bir hileye başvurmak sayesinde bir olayda iyi bir son gerçekleşecek olmasının, mutlaka hileyi kabûl edilebilir kılacağını düşünmeyelim.

Kötü görünen bir olayın ardından, o olay sayesinde, iyi görünen bir olay gerçekleşti diye mutlaka "Önceki olay aslında iyi bir şeymiş." sonucunu çıkarmayalım. Önceki olayın içerdiği olumsuzluklardan da gereken dersleri çıkaralım.

Bizim grubumuzun dışında olanları kendi aralarında, olduklarından daha homojen görmeyelim. Onların da kendi aralarında ayrıldıkları hususlar vardır ve bunların farkında olmak, fırsat ve tehditleri daha iyi değerlendirebilmemizi sağlar.

Fikir bizimkinden başka bir sosyal gruptan geliyor diye o fikre önyargılı yaklaşmayalım. Bizimkinden daha doğru veya işe yarar bir fikir olabilir. Değerlendirelim.

Standart olan şeye yönelmekte takıntılı olmayalım. Yeni şeyler denemeye açık olalım.

Doğal olan bir şeyin, doğal olmayan bir şeyden mutlaka daha iyi olacağını varsaymayalım.

Bir şey doğanın işleyişine uygundur diye, mutlaka ahlâka da uygun olacağını savunmayalım. 

Bir şey ahlâka aykırı olduğu için onun mutlaka doğaya da aykırı olduğunu savunmayalım

Yeni olan şeyin, mutlaka uzun zamandır var olan şeyden daha iyi olduğunu varsaymayalım. Yeni olan bir şeyin rolünü ve değerini abartmayalım.

Bir şey, nefret ettiğimiz bir başka şeyle yakından bağlantılıdır diye o şeyi kullanmaktan kaçınmamız doğru olmayabilir. İşimize yarayacaksa kullanmalıyız.

Aynı şey, bize kabûl ettirilmek için farklı bir tarzda sunulabilir ve bizdeki etkisi öncekinden çok farklı olabilir. O şeyin ne olduğunu iyi analiz edelim. Öncekinden farklı bir tarzda sunulmasından etkilenerek onu kabûl etmeyelim. Veya, farklı tarzda sunulduğunda kabûl edeceğimiz bir şey, çok da hoşumuza gitmeyecek bir tarzda sunuluyor diye onu kolayca reddetmeyelim.

Bir olayın bir kişiyle çok fazla bağlantılandırılarak sunulması bizi etki altında bırakabilir. Bunun etkisinde kalmayıp, o olayın o kişiden bağımsız gerçek boyutunu ve önemini değerlendirelim.

Farklı bir probleme çözüm önerirken, önceki problemin çözüm yönteminin işe yarayacağı konusunda kendimizden emin olmayalım. Farklı bir çözüm yöntemi gerekebilir.

Bizi öldürmeyen şeyin mutlaka bizi güçlendireceğini düşünmeyelim.

Niyetimizin iyi olması, kalbimizin temiz olması, mutlaka doğru tarafta bulunduğumuz, doğru görüşü savunduğumuz anlamına gelmez. Tertemiz duygu ve düşüncelerle yanlış bir görüş veya inancı benimsemiş olabiliriz. Sorgulamaktan çekinmeyelim.

Bir kimse başarılıdır diye onun söylediğini mutlak doğru kabûl etmeyelim. Bir kimse belli bir veya birkaç konuda çok başarılı da olsa başka bir konuda çok yanlış bir görüş dile getirebilir.

Başarıda başkalarının rolünü, başarısızlıkta da kendi rolümüzü reddetmeyelim ve bunların dozunu doğru belirtelim.

Biri bizi ikna etmeye çalışıyorken, sadece onun söylediklerinden etkilenerek karar vermeyelim. Onun daha önce konuyla ilgili neler başardığına veya onun bahsettiğine benzer projelerin geçmişte nasıl sonuçlandığına da bakalım.

Bir konuda sadece başarılı olanlara bakmayalım, başarısız olanların da oranına bakalım. Kendi başarı olasılığımızı ona göre ölçelim veya tahmin edelim.

Bir şeyi meşhur birinin söylüyor olmasına bakarak, şöhretten etkilenerek o şeyi mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Karşımızdaki kişinin cazibesinden, karizmasından, sempatikliğinden vb. etkilenerek onun söylediği şeyi mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Ortaya konulmuş bir ifadenin çok akılda kalıcı veya cezbedici olmasından etkilenerek onu doğru kabûl etmeyelim.

Bir şey göze çarpan niteliktedir diye ona hak ettiğinden fazla değer vermeyelim. 

Bâzen, bir olayın dramatikliğinden veya çarpıcılığından ötürü, onun gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğunu düşünürüz. Bir şeyin olasılığını, onun ne derece dramatik veya çarpıcı olduğuna bakarak tahmin etmeyelim.

Bir şey göze batmayan veya sessiz gelişen nitelikte olduğu için onu araştırmayı ihmal etmeyelim, onun önemini reddetmeyelim.

Bâzen, hiç beklemediğimiz bir şey, gözümüzün önünden geçse de dikkatimizden kaçabilir. Bir şeye odaklanırken, o şeyle ilgisiz, beklemediğimiz bir şeyin de olaya karışabileceği ihtimaline açık olarak, dikkatimizi daha geniş tutalım.

Birinin bizi pohpohlamasından, övmesinden etkilenerek, bize kabûl ettirmek istediği görüşü kabûl etmeyelim. Yeterli kanıt arayalım.

Bize iltifat eden, bizde sempati uyandıran, bize sevildiğimizi hissettiren birinin isteğine veya görüşüne, yeterli kanıt veya gerekçe olmaksızın uymayalım.

Biri bize bir tür rüşvet verdiği için onun görüşüne katılmayalım.

Kimi insan tartışma esnasında bize bir tür iyilik yapıp, görüşümüzden taviz vermemizi sağlamaya çalışabilir. Önemli bir sebep yoksa, bize iyilik yapılmasından etkilenerek görüşümüzden taviz vermeyelim.

Bize verilen bir hediyeye veya yapılan bir iyiliğe karşı kendimizi borçlu hissederek, yapmamamız gereken bir şeyi yapmayalım.

Bir kişinin parasal açıdan zengin olmasından etkilenerek onun söylediği şeyi mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Bir kimse bir konuda uzmandır diye onun o konuyla ilgili her söylediğini mutlak doğru kabûl etmeyelim. Uzmanlar da yanılabilir.

Bâzı kişiler, araştırmalar farklı sonuçlar da elde edebildiği hâlde, belli bir araştırmanın sonucunu kesin sonuç olarak lanse ederler. Tek bir araştırmaya bağlı kalmayalım. Başka araştırmalar farklı sonuçlar elde etmiş mi, ediyor mu, bunları da sorgulayalım.

Bir uzmanın uzman olduğu konuda gerçek bir yanlış yaptığını görürsek, bu yanlış önemli sorunlara yol açabilecek potansiyeldeyse, bunu ona veya başkalarına söylemekten çekinmeyelim.

Bir uzmanın konusuyla ilgili uzmanlığının çok etkileyici olmasına bakarak, başka bir konunun da mutlaka çok iyi altından kalkabileceğini düşünmeyelim. Benzer bir konu gibi gözükse bile, onu beceremeyebilir.

Bir konuda uzman olan iki kişi o konunun bazı yönleri üzerinde anlaşamıyor diye, mutlaka konunun genelinin belirsizlik taşıdığını düşünmeyelim. Uzmanlar temel noktalarda anlaşıyor olabilirler ve anlaşamadıkları noktalar önemsiz boyutlarda olabilir. Konunun tartışmalı olma niteliğini abartmayalım.

Kimseyi mutlak itaat edeceğimiz ve ne olursa olsun bağlı kalacağımız bir otorite olarak kabûl etmeyelim.

Uzmanların geleceğe dair iyimser veya kötümser tahminlerine aşırı güvenmeyelim.

Bir şeyi söyleyen, çok eskiden yaşamış ve bilge olarak nitelenen biridir diye o şeyi mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Bir fikrin deyim veya atasözüyle ifade edilmesinin etkisinde kalmayalım. Bâzı atasözleri doğru olmayabilir veya her duruma uygulanamayabilir.

Bir düşünce veya sanat eski zamana aittir diye onu mutlaka küçümsemeyelim. Eski zamana ait bazı şeyler bugünkünden üstün olabilir.

Bir kişiye, her söylediği doğruymuş gibi davranmayalım. Bir kişiye, her söylediği yanlışmış gibi davranmayalım. Her insan, bâzen doğru, bâzen yanlış şeyler söyler.

Bir kişinin, bilindik olumsuz figürlere benzetilerek yansıtılmasından çok fazla etkilenmeyelim. O insan hakkında yeterli bilgi edinmeye çalışalım. Ona haksızlık ediyor olabilirler.

Bâzı kişiler, göreceğimiz biri hakkında bizi önceden dolduruşa getirebilirler. Onun hakkında birçok olumsuz şey söyleyip bizde önyargı oluşturmaya çalışabilirler. Söylenenler doğru da olabilir ve tedbirli davranmamız iyi olur. Fakat kendimiz hiçbir gözlemde bulunmadan, o kişiyi biraz da olsa kendimiz tanımaya çalışmadan, tamamen başkasının söylediklerine dayanarak o kişi hakkında nihâî kararı vermeyelim.

Bazı kişiler istatistiksel sonuçlar aktardıklarını iddia ederler; fakat başta örneklemi önyargılı seçmişlerdir ve popülasyonu ortalamada, olduğundan daha farklı gösterirler. Örneklemin popülasyonu temsil edici nitelikte olup olmadığına dikkat edelim.

Karşımızdaki kişinin söyledikleri ile yaptıklarının birbirini tutmaması, söylediklerinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez. Kendisi uygulayamıyor olsa da doğru söylüyor olabilir.

Bir kişi “Güven bana!deyip de gerekçe belirtmediğinde, ona yüzde yüz güvenmeyelim.

Karşımızdaki kişi “Bu şeye inandığın zaman gerçeği görüp anlayacaksın” dediğinde buna fazla itibar etmeyelim. Süreç, “önce o şeyi doğru kabûl edip ondan sonra gerçeği görmek” şeklinde işlemez. Önce gerçeği görmek, ondan sonra onun doğruluğunu kabûl etmek gerekir.

Bâzı kişiler akla, mantığa değer vermemek gerektiğini savunurlar. Bu görüşe fazla itibar etmeyelim.

Bir kişi hızlı konuşuyor diye mutlaka konuştuğu konuyu çok iyi bildiğini, haklı olduğunu düşünmeyelim. Hızlı konuştuğu hâlde konuya hâkim olmayabilir, yalan veya yanlış şeyler söylüyor olabilir.

Bazı kişiler jargon kullanarak kendini haklı gibi göstermeye çalışabilir. Bir kişi bizim anlamadığımız terimlerle konuşuyor diye onun mutlaka o konuya hâkim olduğunu ve doğru şeyler söylediğini düşünmeyelim.

Bâzı kimseler, dinleyicinin anlamaya, yorumlamaya güç yetiremeyeceği oranda rakam, doküman, grafik, istatistik vs. sunar ve bu sûretle bir şeyi kanıtladığını iddia eder. Ortaya dökülen bu şeylerin kalabalığına aldanmayalım. Ortaya konanları yeterince anlayıp yorumlayabilecek durumda değilsek, iddianın yanlış olabileceğine de açık kapı bırakalım.

Kimi insan zayıflığını gizlemek için çok konuşur. Sırf konuşmuş olmak için konuşmayalım. Bir insan çok konuşuyor diye gerçekten konu hakkında yeterince bilgili olduğunu varsaymayalım.

Bâzı insanlar bir şey hakkında derin yorumlar yapıyormuş gibi gözükürler ama aslında önemli bir şey söylememektedirler (kullandıkları gösterişli veya dolambaçlı üslûp, söylediklerinin önemli ve derin olduğu izlenimini uyandırmaktadır) veya söyledikleri anlamsızdır. Veya derin gibi gözüken sorular telâffuz ederler ama bir cevap ortaya koymazlar. Bir insanın söylediklerini anlamıyorsak, mutlaka önemli ve derin şeyler söylediğini varsayıp hayranlık duymayalım.

Karşımızdaki kişi belli bir şey hakkında tanımlamalar yaparken, o şey hakkında çok isabetli tanımlamalar yaptığı izlenimini uyandırabilir. Fakat aslında bu tanımlamalar başka birçok şeye de uygun olabilir. Yani bu kişi aslında konuya hâkim olmayan biri olabilir. Tanımlamaların başka şeylere de uyup uymadığına dikkat edelim. Belirlilik arayalım.

Bâzı kişiler iddiasını tekrar ederek bize kabûl ettirmeye çalışabilir. Bir iddianın çok tekrar edilmesinden etkilenerek onu mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Bâzı kişiler veya çevreler, büyük bir yalanı pervasızca ortalıkta tekrarlayarak, çoğu kişiyi inandırmayı başarabilirler. Bir fikir topluma çok rahatça, kendinden emin bir tarzda söyleniyor ve çok fazla kez tekrar ediliyor diye, onun mutlaka doğru olduğunu düşünmeyelim. Korkunç bir yalan olabilir.  

Karşımızdaki kişi bir şeyi söyleyip daha sonra kendinden emin bir tavırla sustu diye, onun haklı olduğunu düşünmeyelim.

Karşımızdaki kişi bizim iddiamıza cevap vermedi veya veremedi diye, mutlaka kendi görüşümüzün doğru olduğunu düşünmeyelim. Karşımızdaki kişi bize cevap vermemiş veya verememiş olsa da doğru görüşün tarafında olabilir.

Kanıtlama yükümlülüğünün kimde olduğuna dikkat edelim. Bizde olmadığı hâlde yükümlülüğün bize verilmesini kabûl etmeyelim.

Bir kişi bir yığın doğru şey söyleyip, en sonunda kasıtlı olarak yanlış bir şey söyleyip, önce dinlediğimiz doğrulardan etkilenerek en son dile getirilen yanlışı kabûl etmemizi sağlamaya çalışabilir. Ne kadar çok doğru şey söylenirse söylensin, en son yanlış bir şey söylenme ihtimaline karşı tetikte olmalıyız.

Bir kişi kasıtlı olarak birçok yanlış şey söyleyip, en son doğru bir şey söyleyip, önce dinlediğimiz yanlışlardan etkilenerek, en son dile getirilen doğruyu da yanlış kabûl etmemizi sağlamaya çalışabilir. Birisi birçok yanlış şey söylese de, son söylediğinin doğru olabileceği ihtimaline açık olalım.

Bir kişinin çok kızgın olmasına bakarak onun mutlaka haklı olduğunu varsaymayalım.

Bir kişinin çok tehditkâr olmasından, gözdağı vermesinden etkilenerek mutlaka haklı olduğunu düşünmeyelim.

Bir kişinin baskı altında söylediklerini kuşkuyla karşılayalım. Baskıdan kurtulmak için öyle söylüyor olabilir.

Biri bize korku verici şeyler söylediği için bir şeyi doğru kabûl etmeyelim. Yeterli kanıt arayalım.

Bir şeyin doğru olup olmadığını, o şeyi doğru veya yanlış kabûl etmemizin ardından doğabilecek sonuçlardan bağımsız biçimde de değerlendirelim.

Bir şeyin doğru olmamasının çok üzücü olacağından etkilenerek o şeyin doğru olduğunu varsaymayalım.

Görüşümüzün yanlış olduğunu kabûl etmemiz bize acı verecek olsa da, kanıtlar öyle gösteriyorsa, yanıldığımızı kabûl edelim.

Karşımızdaki kişi, bizim iddiamıza ters düşen güçlü bir kanıt ortaya koyduğunda, sağlam dayanakları olmayan yeni açıklamalar yaparak, zorlama biçimde hâlâ kendimizi haklıymış gibi göstermeye çalışmayalım.

İddiamızı yalanlayan güçlü bir kanıt sunulduğu zaman iddiamızda birtakım değişiklikler yaparak tartışmaya devam ederken, başından beri hep aynı şeyi savunduğumuzu söylemeyelim.

Yeni bilgiler ortaya çıktığında, bunlar şimdiye kadarki fikirlerle çelişen yönlere sâhip mi, iyi inceleyelim. Çelişen yönlerini görmezden gelip, yeni bilgileri zorla şimdiye kadarki fikirlerimize uydurmaya çalışmayalım.

Bir şeyi elde edemediğimiz için o şeyi değersiz görmeyelim. Biz elde edememiş olsak da, o şeyin değerine saygı duyalım.

Bir şey ender rastlanan cinstendir veya bir şey elimizden alındı, artık onu kolay kolay elde edemeyeceğiz diye, ona hak ettiğinden fazla değer vermeyelim.

Sâhip olduğumuz şeyi, sâhip olmadığımız şeyden daha değerli görmeyelim. Değeri iyi analiz edelim. Sâhip olmadığımız şeyin de değerine saygı duyalım.

Bir kişinin acınası bir durumda olmasından etkilenerek onun mutlaka masum veya haklı olduğunu düşünmeyelim.

Bir kişinin bize karşı çok duygusal bir dil kullanmasından etkilenerek onun görüşünü mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Biri bize bir görüşü kabûl ettirmek için kıskançlık duygumuzu tetikleyebilir. Bir görüşü kıskançlığın etkisiyle doğru kabûl etmeyelim.

Bir konuda biriyle aramızda doğrudan ve gerçek bir rekabet söz konusu değilse, bizden daha yetenekli kişileri kıskanıp onlara yardımcı olmaktan çekinmeyelim. Yetenekli insanların gelişip toplum için faydalar yaratmaları, bize de doğrudan veya dolaylı biçimde fayda olarak yansır.

Biz bir şeyin doğru olmasını çok istiyoruz diye onu doğru kabûl etmeyelim. Biz öyle olmasını çok istesek de, aslında öyle olmayabilir.

Bir tartışmaya girmeyi kabûl ettiysek, ortaya koyduğumuz önemli bir iddiaya destek sunmaya üşenmeyelim. Bir kimsenin iddiasına destek sunmaya üşeniyor olmasına bakarak iddiasını mutlak doğru kabûl etmeyelim. 

Kimi insan gerekçe belirtmeden, ortaya koyduğumuz kanıtlamayı reddeder. Durum gayet açıkmış, gerekçe belirtmeye gerek yokmuş gibi yapabilir. Gerekçe isteyelim.

Karşımızdaki kişinin iddiasını çarpıtarak, saptırarak, onun asıl iddiasını çürüttüğümüzü savunmayalım.

Bâzı kişiler bir konuda ortaya koydukları kanıtlamayı daha güçlü gösterebilmek için, kanıtlamanın içinde geçen bir terimi kendilerine göre yeniden tanımlarlar. Terimin gerçek anlamının o kanıtlama içinde tam olarak doğru yansıtılıp yansıtılmadığını iyi kontrol edelim.

Karşımızdaki kişinin yaptığı tanım, içermesi gereken bazı ögeleri içermeyebilir veya içermemesi gereken bazı ögeler içerebilir. Tanım ne çok geniş, ne de çok dar olmalıdır.

Bâzen karşımızdaki kişi bir şeyi bir şeyin simgesi olarak yorumlar. Yeterli kanıt olmadan bir şeyi simge kabûl etmek zorunda değiliz.

Karşımızdaki kişi, bir kavramın belli bir anlamı ortaya koyduğu kanıtlamayı zayıf göstereceği için, o kavramı varolan başka bir anlamda ele alabilir. Karşımızdaki kişi uydurma bir tanımlamaya başvurmuş olmasa bile, söz konusu kavramın hangi anlamda ele alınması gerektiğini iyi sorgulayalım. Bazen karşımızdaki kişi bir kelimeyi, birden fazla anlama gelecek şekilde kullanabilir. Böyle bir durumda kelimeyi kesin olarak hangi anlamda kullandığını sorgulayalım.

Kimi insan, bir şeyin kavram olarak varolmasıyla onun gerçek varlığını birbirine karıştırabilir. Bu hataya bazı felsefî metinlerde rastlanabilir.

Bazen karşımızdaki kişi, bizi yanlış yönlendirmek veya gerçeği gizlemek için belirsiz terimler kullanır. Kelimelerin anlamını netleştirmeye çalışalım.

Kimi insan pozisyonunu belirsiz tutar. Haklı olabilmek için, duruma göre yer değiştirecektir. Fakat tartışma yapılacaksa, tarafların neleri savunduğunun net olması gereklidir.

Kimi insan sürekli sorular sorar ve bizim görüşümüzü reddeder ama kendi pozisyonunu ortaya koymaz. Onun tam olarak neyi savunduğunu net olarak belirtmesini isteyelim. Bâzı kişiler bizi suçlamak isterken “siz/sen” değil, “biz/ben” kelimesini kullanırlar. Üstü örtülü bir suçlamayla karşı karşıya olup olmadığımızı sorgulayalım. İfadelerin belirsizliği yoluyla çaktırmadan bize suç atılmasına izin vermeyelim.

Bâzen karşımızdaki kişi bizi övüyormuş gibi yapabilir ama aslında övülmemesi gereken bir yönümüzü överek bize saldırmaktadır.

Kimi insan bizim görüşümüzü kabûl etmediği hâlde kabûl ediyormuş gibi samimiyetsiz ifadeler ve mimikler kullanır. Bu şekilde, bizim haksız olduğumuzun açık bir gerçek olduğu izlenimini uyandırmaya çalışır. Böyle yapmasının kendisini haklı kılmayacağını belirtelim ve savunduğu görüşe gerekçeler belirtmesini isteyelim.

Kimi insan kendisini alkışlayıp destekleyecek kişilerle önceden anlaşarak onları tartışma mekânına doldurur. Tartışma esnasında dinleyicilerin coşkulu destekleri o anda doğuyormuş gibi gözükür ama plânlıdır.

Ulaşılması gereken bir sonuç varken karşımızdakinin konuyu değiştirmesine izin vermeyelim.

Bâzı insanlar güncel bir olayı, zorlama biçimde, kendi inancının bir doğrulanmasıymış gibi lanse eder. Bu tür yorumların etkisinde kalmayalım.

Karşımızdaki kişi ana konu yerine çok önemli olmayan ayrıntılarla uğraşabilir. Ana konuya davet edelim.

Karşımızdaki kişi bir dizi kanıtlama ortaya koymuşken, onun en zayıf kanıtlamasını çürütüp en güçlü kanıtlamasını çürütmüş gibi davranmayalım.

Kimi zaman karşımızdaki, ne dersek diyelim, ne yaparsak yapalım haksız gözükeceğimiz şekilde durumu ayarlayabilir. Onun bu yaklaşımını deşifre edelim.

Bize önemli bir konuda kanıt sunulacağı zaman, kanıtla yüzleşmeyi reddetmeyelim.

Karşımızdaki kişi bize bir şeyin sadece lehinde olan kanıtlardan bahsedip, aleyhinde olan kanıtları gizleyebilir. Onları da açığa çıkarmaya çalışalım.

Bir şeyin iyi kanıtlanıp kanıtlanmadığını iyi analiz edelim. İyi kanıtlanmışsa saygı duymayı bilelim.

Düşünce hatalarının tamamı hakkında kapsamlı bilgi sahibi olmadan ve iyi düşünmeden, acele ederek karşımızdaki insanı “Şu hatayı işliyorsun”! diye suçlamayalım. Düşünce hatalarının çoğunda istisnaî durumlar vardır veya bazı yaklaşımlar ilk bakışta, acele eden kişiye hata gibi gözükse de, hata olmayabilir.

Karşımızdaki kişinin ortaya koyduğu kanıtlamayı çürütmeye çalışalım, karşımızdaki insanın, ortaya koyduğu kanıtlamayla ilgisi olmayan kişisel özelliklerine saldırmayalım. Karşımızdakine hakaret edip onu aşağılamak bizi haklı kılmaz.

Gerçek bir entellektüel tartışma söz konusuysa, karşımızdakiyle alay etmeyelim, onu komik duruma düşürmeye çalışmayalım. Onu komik duruma düşürmenin bir yolunu bulmuş olmamız, onun söylediklerinin tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez.

Bâzı kişiler bir fikrin çok büyük bir keşif yoluyla kanıtlandığını iddia edebilirler. Aslında keşif büyük olmayabilir veya fikir gerçekten kanıtlanmamış olabilir. Araştıralım.

Bir kişinin bir şeyi kanıtlamak için çok büyük bir emek sarf etmiş olması, o şeyi doğru kabûl etmemiz için yeterli değildir. Sadece emeğin büyüklüğüne bakarak karar vermeyelim. Kanıtlamanın gerçekten iyi nitelikte olup olmadığını inceleyelim.

Kendimizi haklı gibi göstermek için, yanlış olduğu kanıtlanamayacak iddialar ortaya koymayalım. Kimi insan öyle bir cümle kurar ki, yanlış olduğu gösterilemez. Fakat cümlesi görünür bir bilgi de içermemektedir. Söyleyenin derin veya haklı izlenimi vermeyi amaçlıyor olabileceği bu cümle tipine özellikle mistik konularda rastlanır.

Eğer geçerli bir gerekçemiz yoksa bir şeyi biliyormuş gibi yapmayalım. Bilmiyorsak “Bilmiyorum” diyelim.

Karşımızdaki kişinin “Bunu herkes biliyor”! demesi bizim için tek başına yeterli olmamalıdır. Araştıralım. Belki herkesin bildiği, kabûl ettiği bir şey değildir.

Bâzı konular bizim için akıl yürütmeye kapalı, girilmez oda olmasın. Her konuda akıl yürütmeye açık olalım.

Bir fikrin toplumda çok yaygın olmasına bakarak, çok fazla sayıda insanın öyle düşünüyor olmasından etkilenerek o fikri mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Toplumda “sokaktaki adam” olarak nitelenen yaygın insan tipinin fikri yanlış olabilir. Karşımızdaki kişi bir fikri “sokaktaki adam böyle düşünüyor” diyerek savunduğunda bu fikre mutlaka itibar etmek zorunda değiliz.

Bir görüşü savunan kişi bizim yakınımızdır, akrabamızdır, yakın arkadaşımız, dostumuz, hemşehrimizdir, ülkemizin vatandaşıdır vb. diye o görüşü mutlak doğru olarak kabûl etmeyelim.

Karşımızdaki kişinin, bizim daha önceden olumsuz olarak etiketlediğimiz bir kişi veya grupla bir tür ilişki içinde olması, söylediklerini tamamen reddetmemizi gerektirmez. Onlarla ilişki içinde olsa bile doğru şeyler söylüyor olabilir. Gerçekleşen bir olumsuzluğu, zorlama bir şekilde, sevmediğimiz bir kişi veya gruba yıkmaya çalışmayalım. Onları sevmesek de, bir olumsuzluk onlardan kaynaklanmıyorsa, bunu itiraf edelim. Günah keçisi yaratmayalım.

Bir iddianın politik açıdan yanlış gözükmesine bakarak o iddiayı mutlak yanlış kabûl etmeyelim.

Grup hâlinde karar verilirken, oy birliğinin mutlaka doğru görüşü temsil ettiğini düşünmeyelim. Birlikte karar veren bir grup, yanlış bir görüş üzerinde de uzlaşabilir.

Bir şeyi çok sayıda insanın yapıyor olmasından etkilenerek o şeyi yapmaya hevesli olmayalım. Onu yapanların hepsi yanlış bir tercihte bulunuyor olabilir. Bir şeyin gelenekleşmiş durumdadır diye kendimizi onu yapmak zorunda hissetmeyelim. Bir konuda atalarımız öyle düşünüyordu diye kendimizi mutlaka öyle düşünmek zorunda hissetmeyelim.

Bir konunun değerini, medyanın o konuya ayırdığı zamana, medyanın o konuya gösterdiği ilgiye bakarak ölçmeyelim. Bir konu fazla değerli olmasa da medya o konuya yoğun ilgi gösterip geniş zaman ayırabilir. Bir konu çok önemli, çok değerli olsa bile, medya o konuya pek veya hiç ilgi göstermeyip zaman ayırmayabilir. 

Birinin bize “Bu özel bir konudur. Sen bu konuya karışma!” demesi, o konuda akıl yürütmemize engel olmamalı. Biz de, başkalarını da gerçekten ilgilendiren bir konuda “Bu benim özel konumdur” diyerek tartışmayı reddetmeyelim.

Bir şeylere dikkat edilmesini, özen gösterilmesini, mutlaka insanların duyarlılığına bırakmayalım. Hiçbir zaman yeterli duyarlılık göstermeyebilirler. O şeylere özen gösterilmesi için biraz zorlayıcı yöntemler düşünebiliriz.

Karşımızdaki kişinin savunduğu şeyle ilgili bir çıkarının olması, söylediklerinin yanlış olduğunu garantilemez. Çıkarı olsa bile doğru söylüyor olabilir.

Karşımızdaki, bizim söylediğimizin yanlış olduğunu kanıtlayamıyor diye, görüşümüzü mutlaka doğru kabul etmeyelim. Yine de yanılıyor olabiliriz. Karşımızdaki, kendi görüşünün doğru olduğunu kanıtlayamıyor diye, onu mutlaka haksız kabûl etmeyelim. Yine de doğru söylüyor olabilir.

Karşımızdaki kişi bir şeyin varolmadığını kanıtlayamıyor diye o şeyin mutlaka varolduğunu savunmayalım. Karşımızdaki kişi, bir şeyin varolmadığını kanıtlayamıyoruz diye o şeyin varolduğunu savunuyorsa, fazla itibar etmeyelim.

Biri biriyle tartışmaya değmeyeceğini söylüyorsa, onun tartışılmaya lâyık olmadığını savunuyorsa, doğru da olabilir, yanlış da olabilir. Hangi gerekçelerle bunu söylediğini inceleyelim.

Bir kişinin geçmişte nasıl olduğuna bakarak şu anki iddiasını mutlak yanlış kabûl etmeyelim. Haklı da olabilir.

Biri bize “Başladığın işi bitir!” diyerek düşünmemizi engellemeye çalışıp sadece işe konsantre olmamız için bize baskı yaparsa, sorgulamayı bırakmayalım.

Bir kişi bir görüşten veya inançtan vazgeçti diye mutlaka onun eski görüş veya inancının yanlış olduğunu düşünmeyelim. Belki vazgeçmekle yanlış yapmıştır.

Bir kaynağının olduğu söylenen, fakat o kaynağın ne olduğu belirtilmeyen iddialara fazla güvenmeyelim. Kaynağı öğrenmeye çalışalım.

Zihnimizde bulunan bir bilginin kaynağını hatırlamıyorsak, onu güvenilir bilgi kabûl etmeyelim. Onu sorgulayalım, araştıralım.

İddiamıza destek olarak sunduğumuz kaynağın uygun bir kaynak olup olmadığına iyi dikkat edelim. Karşımızdaki kişi de bir kaynağa dayanıyorsa, bunun uygun bir kaynak olup olmadığını inceleyelim.

İstatistiksel sonuç ortaya koyduğunu iddia eden bazı kişiler kayda değer olmayan veriler kullanarak yanlış sonuç çıkarabilirler. Verilere dikkat edelim.

Kullandığımız bir bilginin zamanının geçmiş olup olmadığını, hâlen geçerli bir bilgi olup olmadığını iyi araştıralım.

Bazı kimseler bir kaynaktan bir veya birkaç cümlelik alıntı yapar, “Şu kaynakta şöyle söyleniyor / Şu kişi şöyle söylüyor” der. Alıntı kelimesi kelimesine doğru olabilir. Fakat alıntıyı yapan kişi söylenenin anlamını saptırıyor olabilir (bu hileyi yapan kişi, güvenilir gözüken bir statüde de bulunuyor olabilir). O kaynağı kontrol ettiğinizde bir de bakarsınız, o cümleler başka bir bağlamda söylenmiş. Alıntılara çok fazla itibar etmeyelim. Farklı bağlamda söylenmiş olabileceği olasılığını da düşünelim.

Bir kavramın bir anlamının sözlükte geçmemesi, o anlamın kesinlikle olmadığını göstermez. Tamamen sözlük tanımlarına bağlı kalmayalım.

Bazı kişiler bir kelimenin tarihteki anlamıyla veya ona benzer anlamda alınması gerektiğini savunurlar, kelimenin etimolojisinden bahsederler. Fakat böyle bir zorunluluk yoktur; kelimenin bugünkü anlamı, kökeninden farklı olabilir.

Dedikodulara karşı kuşkucu olalım. Yalan veya çarpıtılmış, saptırılmış olabilirler. Elimizde yeterli kanıt olmadan, dedikoduya itibar ederek karar vermeyelim.

Savunduğu fikre dayanak olarak Kuantum Fiziğini gösterenlere karşı kuşkucu olalım. Kuantum Fiziği, en çok sömürülen alanlardan biridir. Olaylar arasında elimizden geldiğince mantıksal ve somut bağlantılar kurmaya çalışalım. Mantıksal ve somut açıklamalar yapabilmek mümkünken doğaüstü açıklamalar yapmaya kalkmayalım.

Bir konuda anlamsız görünen bir ifadenin bâtınî anlamlar içerdiği savunulduğunda veya bir ifadede temel anlamda kullanılmış gibi görünen kelimeler bâtınî anlamlarla yorumlandığında kuşkucu olalım. İfade bâtınî anlamlar içermiyor, aslında geçmişte temel anlamıyla dile getirilmiş olabilir.

Bir şeyin mümkün olmasına bakarak onu mutlak doğru kabûl etmeyelim.

Bir şeyin tasarlanmış gibi gözükmesinden etkilenerek onun mutlaka tasarlanmış olduğunu düşünmeyelim.

Bazen insan, öznel deneyimini nesnel gerçeklik zannedebilir. Bir deneyimimizin varlığı başka insanlar tarafından algılanamadığında, doktorlara danışmamızın gerekli olabileceğini düşünelim.

Bazı kimseler, bir şeyin doğruluğu nesnel kanıtlarla desteklendiği hâlde, öyle değilmiş, o şeyin doğruluğu öznelmiş gibi konuşurlar. Bir şeyin öznel mi, nesnel mi olduğunu iyi inceleyelim.

Kimi insan, bir şeyin kavram olarak varolmasıyla onun gerçek varlığını birbirine karıştırabilir. Bu hataya bazı felsefî metinlerde rastlanabilir.

Bizim dünyayı yorumlayışımız dünyanın gerçek durumuyla uyumlu olmayabilir. Dünyanın düşündüğümüzden farklı bir yer olabileceği ihtimaline açık olalım.

Kendi kendimizi değerlendirmeye, incelemeye kalktığımızda ciddî yanlışlar yapmamız mümkündür. Kendimizi değerlendirirken, yeterli bilgi ve birikime sahip başka insanların görüşlerini de hesaba katalım.

Bâzı durumlarda kuralı katı biçimde uygulamaya çalışmayalım, istisnalar olabileceğini kabûl edelim.

Kimi insan, bir istisnanın, bir kuralın “lehinde” kanıt olduğunu savunabilir. İstisnalar kuralların aleyhinde kanıttır.

Bir şeyin istisnalarını belirteceğimiz zaman, istisnaların, iddiamızı zayıflatacak denli güçlü olup olmadığına dikkat edelim.

Geçerli bir sebep olmadan kendimizi bir kuralın dışında tutmayalım.

X bir uç, Y diğer uçken, X’in nerede Y’ye dönüştüğü net olarak söylenemiyor diye, X ile Y arasında kesinlikle bir fark olmadığını savunmayalım. Bir şey doğrudur diye, o şeyin aşırı hâlinin de mutlaka doğru olacağını var saymayalım.

Karşımızdaki iki insan iki farklı görüş savunurken, konuya nokta koymak için mutlaka “İkisinin arası olsun” demeyelim. Bu doğru olmayabilir.

İki şeyin eşit veya denk olduğunu savunacağımız zaman iyi düşünelim; aslında öyle olmayabilirler.

Aynı standartla değerlendirilmesi gereken şeylere farklı standartlar uygulamayalım.

Bazen kişi, belli bir metnin gerçek anlamının ele alınması gerektiğini söyleyip, o metinle ilgili insanların yorumlarına itibar edilmemesi gerektiğini söyleyebilir. Oysa kendisi de yorum yapan bir insandır. Arada bir fark yoktur.

İki şey, üçüncü bir şeye benziyorsa ama ikisi de farklı yönlerden benziyorlarsa, bu iki şeyin birbirine de benzediği sonucunu çıkarmayalım.

Tamamen benzerliklere odaklanmayalım, farklılıklara da dikkat edelim.

İki şey birbirine benziyor diye, birinci şeydeki belli bir özelliğin ikinci şeyde de mutlaka olacağını varsaymayalım.

Karşımızdaki kişi, bir şeyi daha fazla veya daha az istememiz amacıyla, onu aslında fazla ilgili olmayan başka bir şeyle kıyaslayabilir. Yanlış kıyaslamalara aldanmayalım.

Karşımızdaki kişi bize iki seçenek sunuyor gibi gözükebilir; ama aslında iki seçenek de özünde aynı ve bize zararlı olabilir. Bize gerçek bir seçim şansı sunulduğunu düşünmeyelim. Gereken tepkiyi gösterelim. Karşımızdaki kişi, daha fazla seçenek mevcut olduğu hâlde onlardan bahsetmeyip az sayıda seçenek varmış gibi yapabilir. Karşı çıkalım. Veya biz az sayıda seçenek varmış gibi kendimizi kandırabiliriz. Başka seçenekleri de görmeye çalışalım. Bir şeye karşı gerçekçi seçenekler ortaya konabilmesi mümkün olduğu hâlde bunun tartışılmasını engellemeye çalışmayalım. Baş edebileceğimizden fazla seçenek istemeyelim. Aşırı miktarda seçenek isteyip onların arasından en iyiyi seçebileceğimizi düşünmeyelim. Bazı seçeneklerden vazgeçmesini bilelim. Her şeye açık olmayalım. Her şeyi elde etmeye çalışmayalım. Bir şey ile ona en yakın seçeneği karşılaştırmayı unutmayalım. Bir şeyin yanlış olduğuna dair yeterli kanıt varsa, “Bu şey kötüdür ama elimizdekilerin en iyisidir (kötünün iyisidir). Daha iyisi ortaya çıkana kadar buna devam edelim” diye düşünmeyelim. Kötünün iyisiyle idare etmek bazı durumlarda kabûl edilebilir olsa da, her zaman doğru değildir. Bazen, destekleyebileceğimiz nitelikte bir şey ortada yoksa hiçbir şeyi desteklememek daha doğrudur.

Belirli bir amaca ulaşmanın (daha uzun sürse bile) daha az riskli yolları varken, çok riskli yolları tercih etmeyelim.

Bir şeyin doğru olduğu kesinlik kazanmamış olmasına rağmen karşımızdaki kişi bize o şeyin doğru olduğunu varsayan bir soru sorabilir. Böyle bir varsayımda bulunmasının yanlış olduğunu belirtelim.

Bâzı kişiler rasyonel olarak cevap verilemeyecek sorular sorarak karşılarındakini zor duruma düşürmeye çalışırlar. Sorunun rasyonel olarak cevap verilebilir nitelikte olup olmadığını iyi sorgulayalım ve gerektiğinde belirtelim.

Kimi insan sorularını, onun işine gelecek cevapları doğuracak biçimde ayarlayıp sorar. Karşımızdaki kişinin sorularıyla nerelere varmak istediğine dair tahminlerde bulunalım. Sorulara iyi düşünmeden cevap vererek onun ekmeğine yağ sürmeyelim.

Kimi insan bir soru sorar ve beklemeden hemen kendi cevaplar, o cevabı dayatır. Bu şekilde, cevabın su götürmez olduğu izlenimini vermeye çalışıyor olabilir ama aslında konu o kadar basit olmayabilir. Soruyu soranın verdiği cevapları sorgulayalım.

Kimi insan bir şeye cevap verilmesini ister. Ona iyi bir cevap verirsek bizim görüşümüzü kabûl edecekmiş gibi yapar. Fakat ona cevap verince bu sefer başka bir şeye cevap verilmesini ister. Bu böyle devam eder. Bir sonuca ulaşabilmek için, tam olarak ne istendiği, tartışmanın başında net olarak ortaya konulmalıdır.

Bir şeyi açıklamamız istendiğinde, açıklamamız kötü sonuçlara yol açacak potansiyelde değilse, yeterince açıklayalım.

Bir şeyin nasıl olduğunu açıklayarak, o şeyin haklı biçimde gerçekleştiğini ortaya koymuş olmayız. Açıklama başka, mazeret başkadır.

Bazı kimseler, bir şeyi açıklamalarını istediğimizde, o şeyi farklı kelimelerle dile getirirler. Aslında yaptıkları açıklama değildir, aynı bilginin farklı kelimelerle tekrarıdır. Böyle durumlarda, gerekiyorsa, ipin ucunu bırakmayalım.

Kimi insan bir terimi açıklaması talep edildiğinde, onu daha kafa karıştırıcı bir tarzda ifade eder. Anlaşılmıyorsa, açıklamanın yapılmış olduğunu varsaymayalım. Bir şeyi açıklamak için öncelikle basit açıklamaları değerlendirmeden, tuhaf, sıra dışı bir açıklama getirmeye kalkmayalım.

Belirsiz durumun bilinmeyen olasılığı, belirli durumun bilinen olasılığından daha yüksek olabilir. Böyle bir potansiyel olduğunun farkındaysak, ille olasılığını bildiğimiz şeyi seçmeyelim, dikkatli bir biçimde, belirsiz olanı denemeyi de düşünelim.

İmkânsız olmayan bir şeyin olasılığına bakalım. Olasılığı çok düşük olduğu hâlde, doğru olabileceğine dair bir iddia ortaya atılırsa fazla itibar etmeyelim.

Bir olayın belli bir sebepten gerçekleşmiş olma ihtimalinin ne derecede olduğunu dürüstçe değerlendirelim, o sebepten gerçekleşmiş olma ihtimali çok düşük değilse, olayın şans veya şanssızlıktan kaynaklandığını söylemeyelim.

Bir şeyin öyle olma olasılığı yüksekse, öyle olmasını şansa veya şanssızlığa bağlamayalım.

Bir şey gerçekten veya dürüstçe değerlendirildiğinde yüksek ihtimalle şanstan kaynaklanıyorsa, onun gerçekleşmiş olmasını kendimize veya savunduğumuz birine mâl etmeyelim.

Şansa bağlı olarak gerçekleşen olaylarda bir sonucun önceki sonuçlardan etkilenerek gerçekleşeceğini düşünmeyelim.

Bâzen bir şeyin gerçekleşmesi mucize gibi görünebilir. Fakat bu şey, çok düşük de olsa olasılık taşıyor olabilir. Bir şeyin gerçekleşme olasılığı sıfır değilse, onun gerçekleşmesinin mucize olarak yorumlanmasına itibar etmeyelim. Bazı insanlar tesadüfî örüntüler üzerinde anlamlı bir kural bulduklarını iddia ederler. Söyledikleri ilginç ve inandırıcı gözükebilir. İnanmadan önce, örüntünün tesadüfî olma potansiyelini iyi değerlendirelim.

Bazen bize, bir şeyin ortalamasının yükseldiğinden bahsederler. Aslında bir şey değişmediği hâlde ortalamayı yükselmiş göstermenin yöntemleri mevcuttur. Kolayca etkilenmeyelim.

Küçük sayılar içeren oluşumlarda ortalama katsayı büyük oynamalar gösterir. Bu normal bir durumdur. Sıra dışı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünerek hareket etmeyelim.

Bir şeyi yapmak için riskin sıfır olmasını beklemeyelim.

Bizi ikna etmeye çalışan birinin belirttiği ortalamadan etkilenmeyelim. Dağılımı öğrenmeye çalışalım. Bâzen ortalama mâkûl görünebilir ama dağılımda aşırı bir durum söz konusu olabilir.

Bazı durumların öngörülmesi mümkün değildir. Bu tür durumlara mükemmel istatistiksel modeller uygulanabileceğini savunanlara itibar etmeyelim.

Bir şey olduğunda, onun tetikleyeceği bir olaylar zincirinin çok iyi veya çok kötü bir sonuca varacağı iddia edildiğinde, ölçülebilir bir olasılık varsa, buna bakalım. Olasılık düşükse veya ölçülemezse, bu iddiaya çok fazla itibar etmeyelim.

Bir şeyin kolayca aklımıza geliyor olması, o şeyin aklımıza kolay gelmeyen bir şeyden daha sık gerçekleştiği anlamına gelmez. Bir şeyin kolayca aklımıza geliyor olması, o şeyin gerçekleşmiş olma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına gelmez. Kolayca aklımıza gelen şeyin olasılığını abartmayalım.

Karşımızda biri diğerini içeren iki durum varsa, hangisinin daha muhtemel olduğuna karar vereceksek, fazladan şart gerektireni değil, ötekini tercih edelim.

X, Y’nin altkümesiyse, bu, mutlaka Y’nin X’ten daha muhtemel olduğu anlamına gelmez.  X, “X veya Y”den daha muhtemel olmak zorunda değildir.

Bazen, bir olay gerçekleşmeye çok eğilimli olmadığı hâlde, belli bir zaman “Öyle olacak/olabilir!” deyip durmaktan ötürü gerçekleşme ihtimali yükselir veya gerçekleşir. Bâzen, bir şeyin ihtimal derecesi dürüstçe değerlendirildiğinde yüksek değilse, onu telâffuz etmemek, ona değinmemek daha iyi olur.

Yetersiz bir örneklemden genellemeye gitmeyelim.

Parça için doğru olan şeyin bütün için de mutlaka doğru olacağını varsaymayalım.

Bütün için doğru olan şeyin mutlaka parça için de doğru olacağını varsaymayalım.

Bir şeyleri sınıflandırırken, gerekli sayıda kategori kullanmaya özen gösterelim. Gerekenden daha az kategoriyle sınıflandırmayalım.

Bir şeyler şimdiye kadar belli bir şekilde gruplanmıştır diye, mutlaka öyle devam etmesi gerektiğini savunmayalım. Bir noktadan sonra farklı bir şekilde gruplanmaları daha doğru olabilir.

Bâzen bir fikrin uygulanabileceği, geçerli olabileceği sınırlar vardır. Böyle bir fikri, aslında amaçlanmış olandan daha geniş bir alana uygulamamaya dikkat edelim.

Bir konuyu çok iyi biliyoruz diye, o konunun yöntemlerini, o konuyla çok ilgili olmayan bir konuya da uygulama konusunda çok ısrarcı olmayalım. Öteki konu çok daha farklı yöntemler gerektiriyor olabilir.

Bir şey genişleyebileceği ve daha çok imkân yaratılabileceği hâlde, imkânın sâbit olduğunu iddia etmeyelim.

Bazen, bir şey parçalarının etkileşiminden ibaret değildir. Bundan fazlasıdır.

Elimizden bir şey gelebilecekse ve bunu yapmak bize önemli bir zarar vermeyecekse, yapalım. Elimizden bir şey gelebileceği hâlde “gelmiyor” diyerek kendimizi veya başkalarını kandırmayalım.

Bir şeyi yapmayı ihmal etmenin, kötü bir şey yapmaktan mutlaka daha hafif bir durum olduğunu düşünerek kendimizi rahatlatmayalım. Bazen bir şeyi yapmayı ihmal etmek de çok kötüdür.

Yasal veya teknik olarak bir şey yapma hakkına sâhip olmamız, bu hakkı mutlaka kullanmamız gerektiği anlamına gelmez. Bazı sebeplerden, kullanmasak daha iyi olabilir.

Birisi bize bir şey yaptı diye, bizim ona aynı şeyi yapmak mutlaka hakkımızdır diye düşünmeyelim. Bunu yapmamız, çeşitli sebeplerden, doğru olmayabilir.

Birisi eline fırsat geçse bize bir şeyi yapar diye düşünüp, ona o şeyi yapmak (şu anda) mutlaka hakkımızdır diye düşünmeyelim. O kişiye haksızlık ediyor olabiliriz; eline fırsat geçse de o şeyi yapmayabilir. Ayrıca kesin yapacak olsa bile şu anda aynını ona yapmamız doğru olmayabilir. Bir şey uğruna çok fazla emek verdik, ağır bedeller ödedik diye o şeyin değerini abartmayalım. Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmış olsak da, aslında o, çok değerli bir şey olmayabilir.

Bir şey mükemmel değil diye onun mutlaka yetersiz olduğunu düşünmeyelim. Bazı işler mükemmel yapılmayı hak etmez. Bâzı işler ise mükemmel yapılmayı hak etse bile, mükemmel değil de iyi yapılması da değerlidir. Saygı duyalım.

Bazı durumlarda sürekli kazanmak sonunda insanı zararlı çıkarır. Hangi noktadaki kazancımızı yeterli kabûl edeceğimize, hangi noktada olaydan el çekeceğimize dikkat edelim. Bazı şeyler “üstel” büyür. Büyümenin boyutunu iyi algılayalım ve tedbirimizi ona göre alalım.

İki veya daha fazla kişi birlikte performans gösterdiğinde, her biri, yalnızken göstereceğinden daha düşük performans gösterebilir. Bazı kişilerden en yüksek performansı almamız gerekiyorsa onlardan tek başlarına performans isteyelim. Grup hâlinde performans gerekiyorsa, grubun motivasyonunu arttırmak için gereken yöntemlere başvuralım ve gerekli uyarılarda bulunalım.

Bir insanın maddî olmayan bir motivasyon kaynağı varsa, ona maddî bir motivasyon kaynağı sunarak onun motivasyonunu arttıracağımızı düşünmeyelim. Aksine, düşürebilir. Bazı insanlar parayla motive edilemez.

Bir insana, ondan beklentimizin düşük olduğunu açıkça söyleyerek veya açıkça söylemeyip hissettirerek, onun motivasyonunu arttıracağımızı düşünmeyelim. Bir insanı motive edebilmek için, ondan beklentilerimizi biraz yüksek tutalım (ama çok fazla değil).

Bâzen, bir şeyi teşvik etmemizin şekli, istenenin tam tersine veya farklısına yol açabilir. Teşvik ederken, hangi şekilde teşvik edeceğimize dikkat edelim, teşvik şekillerinin sonuçlarını öngörmeye çalışalım.

Bâzı olaylar “dalgalanır”, yâni doğal olarak derecesi inip çıkar. Bir olayın böyle doğal dalgalanma özelliğine sâhip olup olmadığına bakalım. Varsa, ondaki bir değişimin mutlaka yapılan bir şeyden kaynaklandığını iddia etmeyelim.

Bir etkinlikte gönüllü olarak çalışmak mutlaka, o etkinliğin amacı açısından en faydalı eylem olmayabilir. Bâzen, gönüllü olarak çalışmayıp başka bir yönteme başvurarak, o etkinliğin amacına daha büyük bir hizmette bulunmamız mümkündür. Kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp durmayalım. Bazen, kendi durumumuzu iyi analiz edip gereken eylemlerde bulunmak amacıyla kendimizi bâzı kişilerle kıyaslamamız gerekebilir. Ama gereksiz veya uygunsuz bir kıyaslama olacaksa, kendimizi başkasıyla kıyaslamayalım. Kendi yetenek ve birikimlerimizi olabildiğince geliştirmeye bakalım. Bazen, bir şeyi yanında duran üstün bir şeyle kıyaslayarak o şeyin değerini olduğundan daha düşük görmeye eğilim gösteririz. Bir şeyin değerini, derecesini, mutlaka yanında duran şeyle kıyaslayarak ölçmeyelim. Onu kendi başına da değerlendirmesini bilelim.

Bir olayda, amacımıza odaklanalım. Asıl amacımızla fazla ilgili olmayan bir şeyden etkilenerek karar vermeyelim.

Bazen, karar ânından az önce algıladığımız tamamen ilgisiz bir şeyin etkisinde kalarak karar veririz. Kararımızın, çok kısa bir süre önceki tamamen ilgisiz bir şeyin etkisinde ortaya çıkıp çıkmadığını iyi analiz edelim.

Artık yorulduğumuz, konuyu kapatmak istediğimiz için kanıtı yeterli bulmayalım. Kanıtın gerçekten yeterli olup olmadığına bakalım.

Mola vermeden, zihnimizi yeterince dinlendirmeden önemli bir karar vermeyelim.

Sonuç olarak düşünülen bir görüş mantıksal açıdan zorunluluk taşımadığı hâlde, “uygundur” diyerek o görüşe gereğinden fazla itibar etmeyelim.

Bütün veriler elde edilmiş durumda değildir diye, şartlar tarafından mecbur bırakılıncaya kadar eyleme geçmeyi ertelemeyi düşünmeyelim. Bazen veriler eksiksiz olmasa da yeterlidir veya yeterli olmasa da eyleme geçmemiz iyi olur.

Bir deneyi yapan kişi, örneklemdeki bağıntılardan sonuç çıkarmadan önce, ne bulmayı beklediğini açıklamalıdır.

Bir konuda ne kadar çok bilgiye sahip olursak o kadar iyi karar vereceğimizi düşünmemiz her zaman doğru olmaz. Bâzen ek bilgiler gereksizdir ve zaman kaybı söz konusu olur. Bâzen ek bilgiler zihni yorarak daha kötü karar verilmesine yol açar. Bâzı durumlarda az bilgiyle daha bir karar verebileceğimiz ihtimaline açık olalım.

Bâzı konu veya durumlarda az bilgiyle daha iyi beceri sergileyebiliriz. Faydalı olacağını düşündüğümüz bilgi miktarı aslında gereksiz bir miktar olabilir, zihnimize yük olabilir, üretimsizliğe veya düşük nitelikli üretimlere yol açabilir.  Bir konuda çok fazla düşünmemiz mutlaka daha iyi bir karar vermemizi sağlamaz. Bazen çok fazla düşünmeyip, hislerimize, sezgilerimize de kulak vererek karar vermemiz daha sağlıklı olur. Haberleri takip etmek mutlaka iyi bir şey değildir. Bazı haberleri öğrenmemek, ruh sağlığı ve yüksek zihinsel performans açısından daha faydalıdır. Bâzı insanlar ellerine kolay geçen parayı kolay harcama eğilimindedir. Oysa para paradır. Elimize kolay da geçmiş olsa en akılcı biçimde onu değerlendirmemiz gerekir.

Geçerli bir sebebimiz olmadan, yapmamız gereken bir şeyi ertelemeyelim.

Acele karar vermeyelim.

Bir olayın boyutuna değil, olasılığına bakarak karar verelim.

Umutsuz gibi görünen bir durumda, “Bir şey yapmak gerekiyor, ben de yapıyorum!” fikrine yönelmeyelim. Ne yapacağımızı ve niçin yapacağımızı iyi değerlendirelim.

Bazen, mantıklı bir bekleyiş daha iyidir. Dürüstçe değerlendirildiğinde, işe yaramama ihtimali yüksekse, harekete geçmemeyi tercih edelim.

Bazen, bir miktar kaybetmeye üzülme derecemiz, aynı miktar kazanmaya üzülme derecemizden yüksek olabilir. Kaybetme durumuna gereğinden fazla duyarlılık göstererek fırsatları kaçırmayalım. Kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyelim.

Pişmanlık korkusu, bir fırsata hak ettiğinden fazla değer vermemize yol açmamalı. O fırsatın beklenen getiriyi sağlayacağı garanti değildir ve “Ya pişman olursam” kaygısıyla o fırsatı gözünde fazla büyütmek, doğabilecek daha iyi başka fırsatların kaçırılmasına yol açabilir.

Çabuk elde edilen şey mutlaka belli bir zaman sonra elde edilecek şeyden daha değerliymiş gibi düşünmeyelim. Değeri iyi ölçelim. Gerektiğinde, çabuk elde edebileceğimiz şeyi reddetmesini, onun daha önemlisini elde etmek için belli bir zaman sabretmesini bilelim.

Bir şeye çok para/zaman/emek vs. harcadık diye, o şey uğrunda çaba sarf etmekten asla vazgeçemeyeceğimizi düşünmeyelim. Rasyonel biçimde değerlendirildiğinde o şey en başından veya varılan bir noktadan sonra yanlış bir şey olarak gözüküyorsa, o noktaya dek ne kadar çok para/zaman/emek vs. sarf etmiş olursak olalım, o şeyden vazgeçmesini bilelim. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

Bir şey olumsuz bir sonuca yol açtığında, o şeyi daha çok yapmayı çözüm yolu olarak görmemiz doğru olmayabilir. Mutlaka “önce en önemli problemleri çözmeliyim. Ancak onları hâllettikten sonra daha az önemli problemlere geçebilirim” diye düşünmeyelim. En önemli problemleri çözmeye hazır olmayabiliriz. Önce daha az önemli problemlerin aradan çıkması iyi olabilir veya daha az önemli problemlerden bazılarını çözerek, daha zor olanları nasıl çözebileceğimize dair yeni fikirler keşfedebiliriz.

Bazen düşünme veya tartışmalarımızda, yanlışlanabilir olmayan önermelerden yararlanmamız gerekebilir. Onlara hiç başvurmamamız belki de imkânsızdır. Fakat düşünme veya tartışmalarımızda yanlışlanabilir önermelere öncelik verelim, yanlışlanabilir olmayanlara fazla zaman harcamayalım.

Mantık yürütürken öncüllerden birinde örtük olarak veya gizli bir öncülde sonuç önermesini doğru kabûl etmeyelim. Sonuç önermesi, akıl yürütme tamamlandığı zaman doğru kabûl edilmelidir.

Akıl yürütmede döngüsellik içine düşmeyelim. Birinci şeyden ötürü ikinci şeyin doğru olduğunu söyleyip, aynı zamanda ikinci şeyden ötürü birinci şeyin doğru olduğunu savunmayalım.

Karşımızdaki kişi, anlamı net olmayan bir ifadeden sonuç önermesine ulaşabilir. Öncüllerin anlamı netleştirilmeden sonuç önermesini kabûl etmeyelim.

Kimi insan, ortaya koyduğu öncüllerden ilgisiz bir sonuç çıkarabilir. Sonuç önermesinin öncüllerle tam olarak ilgili olup olmadığını inceleyelim.

Bir kimse, Matruşka Bebeği gibi, bir şeyin zincirleme sebepleri hakkında yöneltilen sorulara, her aşama için aynı yanıtı verebilir. Her aşama için aynı yanıtın geçerli olup olamayacağını iyi sorgulayalım.

 

Görüş veya inançlarımızın birbiriyle tutarlı olup olmadığını iyi düşünelim.

Bir fikri çürütmeye çalışırken, farkında olmadan onu doğru kabûl etme durumuna düşmeyelim.

Bazen, bir şeyin gerçekleşmiş olması, birçok farklı sebepten kaynaklanır. Durum böyleyken olayı tek sebebe bağlamayalım.

Bir olayın farklı birçok sebebini incelerken, bir sebebin önemini abartıp diğer sebepleri hafife almamaya dikkat edelim.

Bir şeyin gerçek sebebi söylenen şey olmayabilir. “Bu şuna sebep oldu/olur” dendiği zaman hemen kabûl etmeyelim.

Bâzı kimseler bir olayı açıklarken gerçek sebebi gizler, gerçek olmayan ama mantıklı görünen sebepler öne sürer. Bir şeyin öne sürülen sebepleri çok mantıklı gözükse bile, gerçek sebebin bambaşka bir şey olabileceği ihtimaline açık olalım.

Bir olayda sonucu sebep, sebebi sonuç olarak yorumlamayalım.

İki şey düzenli bir ilişki içinde olabilir. Bu duruma bakarak, mutlaka birinin diğerine sebep olduğunu savunmayalım.

Bir şey bir olaya denk geldi diye, mutlaka o şey ile o olay arasında bir ilişki olduğunu varsaymayalım. Bâzı kimseler “çünkü” ile başlayan bir cümle kurup, aslında bu cümlede gerçek bir sebep belirtmezler. Gerçek bir sebep belirtilip belirtilmediğini açıklığa kavuşturmadan durumu kabûl etmeyelim. 

Bazı insanlar bir şeyin gerçekleştiğini varsayarlar ve bu açık bir gerçekmiş gibi, o şeyin hangi sebeplerden gerçekleştiğine dair yorumlar yaparlar. Ama aslında o şey gerçekleşmemiş olabilir. Hangi sebeplerden gerçekleştiğine dair yorumlar yapılan bir şeyin gerçekleşip gerçekleşmediğini iyi sorgulayalım.

Olumsuz Öncülden Olumlu Sonuç (Affirmative Conclusion from a Negative Premise):

Olumsuz öncülden olumlu sonuç çıkarmak hatadır. 

Özdeşlerin Yasadışı Değiştirimi (Illicit Substitution of Identicals):

İçlem ve kaplam birbirine karıştırılmamalıdır.

Modal Safsata (Modal (Scope) Fallacy):

Modal Mantık’ta neyin gerekli, neyin mümkün olduğu karıştırılmamalıdır.

Bir Ayrık Önermeyi Evetleme (Affirming a Disjunct):

P veya Q. P. Bu yüzden, Q değil. (Hem P, hem Q da olabilir.)

Art bileşeni Evetleme (Affirming the Consequent):

P ise Q. Q. Bu yüzden, P. (P’den başka bir şey de olabilir.)

Koşulluların Yer Değiştirmesi (Commutation of Conditionals):

P ise Q. Bu yüzden, Q ise P. (Tersi doğru olmak zorunda değil.)

Önbileşenin İnkârı (Denying the Antecedent):

P ise Q. P değil. Bu yüzden, Q değil. (P'den başka bir şey ise Q da olabilir.)

Tümel Evetlemenin Bir Ortağının İnkârı (Denying a Conjunct):

“Hem P, hem Q değil. P değil. Bu yüzden, Q. (Yâni “İkisi birden olmaz”. diyor. Ama “Biri değilse o zaman ötekidir” denemez. Öteki de olmayabilir.)

Bağıntılının İnkârı (Denying the Correlative): Ya X, ya da X değil. Öyleyse, Y. (Bu durumda üçüncü seçenek yoktur. Ya X'in, ya da X değilin seçilmesi gerekir, sahte ikilem söz konusu değilse.)

Dışlayıcı Öncüller (Exclusive Premises):

Hiçbir X, Y değildir. Bâzı Y’ler Z değildir. Bu yüzden, bâzı Z’ler X değildir (X ve Y birbirinden ayrıdır. Y’lerin en az biri veya hepsi, Z’den ayrıdır. Yâni Z'den ayrı olmayan, Z ile birlikte olan Y’ler olabilir de, olmayabilir de. Eğer böyle Y’ler varsa, onlarla birlikte olan Z’ler X’ten ayrıdır. Z’lerin tamamı Y olabilir. Fakat bâzı Z’ler de Y olmayabilir. Böyle Z’ler varsa, X’le birlikte olabilir.)

Veya: Hiçbir X, Y değildir. Hiçbir Y, Z değildir. Bu yüzden, hiçbir Z, X değildir. (Z’nin Y’den ayrı olması, mutlaka X’ten de ayrı olduğu anlamına gelmez).

Varoluşsal Safsata (Existential Fallacy):

Bütün X’ler Y’dir. Bütün Z’ler X’tir. Bu yüzden, bâzı Z’ler Y’dir. (“Bâzı Z’ler Y’dir” ifadesi “Bütün Z’ler Y’dir anlamına da gelebilir. Fakat teknik olarak, “bâzı” değil, “bütün” dememiz gerekir.)

Dört Terim Safsatası (Fallacy of Four Terms):

Bütün X’ler Y’dir. Bütün A’lar B’dir. Bu yüzden, bütün X’ler B’dir (X ve Y ile A ve B’nin nasıl bir ilişki içinde olduğu söylenmiyor. Bu yüzden, sonuç doğru olabilir, olmayabilir veya anlamsız olabilir.)

Zorunluluk Safsatası (Fallacy of Necessity):

A muhakkak B’dir. C, A’dır. Bu yüzden, C muhakkak B’dir (İlk bakışta doğru gibi gözükse de, teknik olarak ikinci önermenin “C, muhakkak A’dır” olması gerekiyor).

Dağıtılmamış Orta Safsatası (Fallacy of Undistributed Middle):

Bütün A’lar C’lerdir. Bütün B’ler C’lerdir. Bu yüzden, bütün A'lar B'lerdir. (Olabilir de, olmayabilir de.)

Yasadışı Devirme (Illicit Contraposition):

Hiçbir P, S değildir. Bu yüzden, hiçbir P-olmayan, S-olmayan değildir. (Yani “P’nin dışındakilerin bir tanesi bile, S’nin dışında değildir, S’ye dâhildir” diyor. Oysa hem P'nin, hem de S'nin dışında olan da olabilir.)

Veya: Bâzı P’ler S’dir. Bu yüzden, bâzı P-olmayanlar, S-olmayanlardır. “En az bir P veya P’lerin hepsi S’dir” diyor. Hepsi S ise doğrudur. Oysa bâzı P’ler de S olmayabilir. Bu durumda sonuç “P'nin dışındakilerin en az biri veya hepsi” anlamına da gelebildiği için, “hepsi” anlamında alırsak yanlış olur. Çünkü bu durumda P’nin dışında olanların bâzıları S’nin içindedir. “Bâzı” anlamında aldığımızda ise doğrudur.)

Yasadışı Büyük (Illicit Major):

Bütün A’lar B’dir. Hiçbir C, A değildir. Bu yüzden, hiçbir C, B değildir. (A olmadığı hâlde B olan C’ler olabilir.)

Yasadışı Küçük (Illicit Minor):

Bütün A’lar B’dir. Bütün B’ler C’dir. Bu yüzden, bütün C’ler A’dır (C’nin kapsamı A’dan geniştir. Bu yüzden, bütün C’ler A olamaz.)

Olumlu Öncüllerden Olumsuz Sonuç (Negative Conclusion from Affirmative Premises):

A, B’nin bir altkümesiyse, B, C’nin bir altkümesiyse, o zaman A, C’nin bir altkümesi değildir. (Bu şekilde ifade edildiğinde yanlışlığı açıktır.)

Önbileşeni ve Artbileşeni Değilleme (Negating Antecedent and Consequent):

P ise Q. Bu yüzden, P değil ise Q değil. (P değil ise, başka bir şey ise yine de Q olabilir.)

Veya: P değil ise Q değil. Bu yüzden, P ise Q.

Niceleyicilerin Yerini Değiştirme (Quantifier-Shift Fallacy):

Her X’te en az bir Y vardır. Bu yüzden, en az bir Y’de her X vardır. (Doğru olmak zorunda değildir.)

Gerçek İskoçyalı Değil (No True Scotsman):

Biz “Bütün X’ler Y’dir!” dedikten sonra karşımızdaki kişi bütün X’lerin Y olmadığını, bazılarının başka türlü olduğunu kanıtladığında, “Bütün gerçek X’ler Y’dir!" diye devam etmeyelim. Hangi X’in gerçek X olduğunun çok tartışmalı olduğu bir durumda, bazı X’lerin öyle olmadığını söylemek daha iyi olur.

Ortadan Kaldırılmış Bağıntılı (Suppressed Correlative):

Biri “Ya X’tir, ya da X değildir” diyor (X ve X-değilin her birine “bağıntılı” denir). Diğer kişi de X’i farklı tanımlayarak diyor ki: “Senin X dediğin şey, aslında X olmayanı içerir. “Yani ‘Sadece X vardır, seçenek yoktur” diyor. Fakat X, gerçek anlamını kaybetmiş oluyor.

Sağlam Olmayan Karşıtlık (Unwarranted Contrast):

Bazı S'ler P'dir. Bu yüzden, bazı S'ler P değildir. (“Bazı S'ler” ifadesi “en az biri veya hepsi” anlamına geldiği için çıkarım yanlış da olabilir.)

Veya: Bâzı S’ler P değildir. Bu yüzden, bâzı S’ler P'dir.

Yanlış Evirme (False Conversion):

Bütün P’ler Q’dur. Bu yüzden, bütün Q’lar P’dir. (Olabilir de, olmayabilir de.)

Veya: Bâzı P'ler Q değildir. Bu yüzden, bazı Q’lar P değildir. (Bütün Q’lar da P olabilir),

***

Sevgili Mekâncılar, bu felsefî makaleyi gönderen genç dostuma şükranlarımı yolluyorum.

Bu güzel makaleyi okurken, aklıma Sağcı Entellektüel Alev Alatlı ve eserleri geldi...

Bizim Kalyon toplantılarında görmüştüm en son çünkü davetlimdi...

Ona da selâm ola, kitapları pek ilginçtir ve o da bir nev'î Gurudur.

Kendisi de çok ilginç bir kadındır.

İzmir'den herkese sevgilerle...

M. Kerem Doksat - İzmir - 19.04.2015

1778 kez okundu
0