Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in apo

Posted by on in Genel

Biraz kaçalım diyoruz İzmir'e. 

Orası çok sıcak ve dost dolu…

Buralar gibi değil!


Kadim Yunan Medeniyetinin merkezi.

Orada kimseler sizi yargılamaz, işret ve muhabbet çok ganidir.

Ucuzdur fiyatlar, rakı, şarap ve börülce.

Çok insan orada...

Meze bol, hâtıra çok.

Belki Kordon'da takılırız, Kıl lâkaplı Birisi de orada (dünya şekeridir)...

Birgül Anne şükürler olsun hayatta. Tıpkı Asım Dayım gibi...

Efes'e ve Bodrum'a, Siyavuş Ağabeyime de yakın...

Şanlı Ailesi ve Şaşzadeler de muhkemdir.

Zeyno, diğer sofistike mekânlar...

Belki sahilde, Kordon'da tur atarız. Hâttâ Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Komitesi de baskına uğrayabilir ve Can'la, Şeref'le, Ataman ve ve Erdal Hoca ile de, TED'li Sevgili Berna Uluğ'la karşılaşırız belki..

Belki birkaç dem de alırız hep beraber...

Zeki ve Nezafet, hâttâ Sultan Tarlacı da orada...

Ali Saffet Gönül de muhtemelen... 

Tahir ve Figen de Çeşme'deler sanırım...

Ahmet Çelikkol ve Cengiz Güleç, Mansur, Baybars filân buluşabiliriz de...


Gene çok yazık edilen bir Demokrasi Havarisinin ismine kurulmuş olan hava alanına ineriz: Adnan Menderes...

Ben pek bebektim onun zamanında ve hep Küçük bir ABD olmamızı arzu etmişti.

Bu arada belli şeyleri çok net öğrendim:

1. Yergide nekes ol.

2. Övgüde zengin ol.

3. Sövgüde sus.

4. Methiyede ölçüyü kolla.

5. Kimseleri başkasına satma!

6. Kanaatkâr ol...

7. Yükseldikçe tevazun artsın, kibri terk et.

8. Kindar olmamaya gayret et.

9. Elbet öleceksin, barış en çok kişiyle..

Ergun da orada, Sevgili Efsun'la ama ta Karşıyaka'dalar...

Eğer gene Yunan tayyarelerinn tâcizi olmaz da, birkaç da UFO görürsek, hak vereceğim Ne İdüğü Bilinmez Cisimcilere.

Lesbos, Girit hâttâ diğer adalar birkaç kulaçlık mesafede...

Nasıl da kaptırmışız Rum'a...

Doksato yakın sayılır.

Ne hüzün verici ki KKTC de tehdit altında ve Pan-İslamizm başladı...

Fransa'nın göbeğinde Kaleşnikof ne arar?

Nasıl sokarlar Champs-Ellyse'ye!

Aklıma Thales ve Aneksimandros'un muhabbeti ve bir zamanlar Selanik'e (Selaniko oldu ya) gidişim geldi...

Oradaki "Gardaş" diyen şen şakrak Rum hâlâ yaşıyor mudur? Karısı hemşireydi, Bol şarap ve muhabbet vardı. WYETH firmasının sponsorluğunda avdet etmişti ve Aksel de aynı oteldeydi. Depresyon anlatmıştım; hâlâ çok farklı bir şey de yok.

Acaba gündeme IŞİD nasıl düştü? Nereden çıktılar birkaç senede...

Batı, ektiğini mi biçmekte?

Dahası, Bölücübaşı serbest bırakılırsa, bu memlekette acaba ne patlar?

Bir Solcu derginin sloganıyla (F....r isimli bir e-grubundan bu sebeple ayrılmıştım) "en iyi Kürt Ölü Kürt'tür" diyenlerle, diğer gruplar kapışırsa, acep sonu nereye varır? 

 

İç Savaş!

Kim kazanır? Bilemem ama gerek bir darbe olsun, gerekse olmasın, en az bir 50 sene daha geriye gideriz... Ali Rıza Saysen ve diğer ahbaplar orada mı?

Bu arada, Güler ve Cem devre uyum sağladı; başka çareleri mi vardı (Cem'in, Sayın Cumhurbaşkanımız, Devletlû RTE'nin, Paralel Yapı (Fethullah Gülen) ile mücadelesi mevzulu dev prodüksiyonu yakında bütün sinemalarda seyredilebilecek).


Biz hâlâ Atatürk'ün takipçisiyiz oysa; aslında, çok âşikâr bir şekilde, AKP de öyle değil mi? Merhum ne yaptıysa, ayna imajı şeklinde onlar da fiiliyata dökmekte. Eminim ki Sevgili Kuzenim Cem Kurdoğlu da, Eski Ülkücü Güler Kömürcü de öyledir.

Çınar küstü ama biliyorum ki orada. Belki Reyhan'da, belki başka bir mekânda karşılaşırız nasıl olsa.


Bu âyinlere seyirci olarak Merhum İhsan ve Melahat Koloğlu, Pederim ve Ümid Hamım da iştirak etmiştik. Eskiden Ateistken, Din Psikolojisi mevzuundaki jargonla, bir "konversiyon" ile Halveti-Cerrahî olan Cemil Meriç Amcamın kızı da bu dergâha intisap etmişti...

Merhum Eniştem ve Nezahat Halam orada yatıyor.

Çocukluğumun bir kısmı Karşıyaka'da geçmişti...

Sahilde balık avlardım ve pek şendim.

Şimdilerde endişeliyim! Deniyor ki en az 5-6 milyon kişi mevta olur; daha fazlası da gazi... Ya bir de Marmara Depremi eklenirse -ki olacak elbet...

Dün bir baktım İlber Hoca canlı yayında, Murak Bardakçı aradı ve hemen açtı telefonunu...

Bu sol derginin Yayın Yönetmenlerinden biri de Prof. Dr. Üşümezoğlu'dur. Acaba hayatta mı ki? Daha genç ve sanırım Moda'da oturur. Vücut geliştirme ve sağlıklı beden sporunda (fitness) çok yetkindir.

 

Soldan veya sağdan ama ya bu kaçınılmazsa!

Baybars ve cici karısı bizleri ağırladılar.

Azıcık mahcup olmadık desek, pek doğru olmaz.

Az içip yedik, mübalağaya kaçamadık.

Ali Saffet'le de konuştuk ama görüşemedik. 

Telefonda konuşabildik ancak. Oğlu pek tatlıdır ve babasına azıcık âşıktır.

Ha, Kur'ân Arapça'sını bu yaştan sonra çözmem pek müşkül ama diğer meallere de göz atacağım...


Bilmediğim için anlamıyorum.

Diğer mealleri de tekrar okumaktayım.

Bâzı meraklılar için, Sayın Cem Özer'in programlarından biri (Narsissizm yaptım)...

Evrenin yaşında biraz hatam var (meraklı öğrencilerim söyler belki), isim de Stanley Cobb olacaktı.

Gani Bey ile mutlaka tanışmak istiyorum

Ali Saffet de böyle büyük hoca olmuş durumda...


Ben daha Kayseri'de, izini şimdilerde maalesef kaybettiğim Çok Değerli Hocam, Yorgunluk Sendromu sebebiyle bîtap düşen Prof. Dr. Seher Sofuoğlu'nun asistanıyken bile âdeta "Doğuştan Doçent" idi Ali Saffet...

Yakında Rektör de olabilir ama şimdilerde, hele şu son çalkantılı zamanlarda, "yukarısı" çok ama çok karışık!

Neyse, Sevgili Yüncü Ailesiyle de beraberdik.... 

En son yatarken Sevgili Erol Göka'yı gördüm TV'de...


Belli ki her şey çok iyi ve âlâ. 

Sevgili Erol çok sevdiğim bir sosyo-politik ve toplumsal yorumcudur ve çok başarılı olarak da Âkil Adam hâlinde bizlerin ne kadar parlak günlere gittiğini müjdeliyor ve herşeyin yolunda olduğunu müjdelemekte.

Bu da pek güzel bir haber tabii ki...

Şimdi vaşit geç, Neslim de uyumakta ama ya bunca karmaşa ne?

Ya bir de Nobel'i verirlerse bir gün!

Ben bu adamı bize paketlerlerken SHOW TV'de, Reha Muhtar'ın misafirdim seneler önce ve ""Yeni bir Yâser Arafat yaratılıyor" demiştim de...

Merhuma da sanırım şöyle yapılmış:

Bizim câmiada birtakım infialler doğmuştu!

Kaygılıyım, endişeliyiz ve merakla beklemekteyiz.

Hani Nobel bu, Batı Kulübü verir mi verir de...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 12. 01.2015

Etiketler: abd açılım apo pkk
1954 kez okundu
0

 

STV’de Mert Şişko isminde komik suratlı bir adam haberleri sunarken uyandım.

Lütfen http://www.ataryemez.com/gazete/canli-yayinda-olanlar-oldu-goruntulu/ adresine bakınız...

Neslim “günaydın” dedi ama aslına “tünaydın” tabii.

Gölgeler çoktan uzamaya başlamış, 3.5 metrelik Foton Değişimi “start” almış.

Komşuda bir Beyin Omurilik Sinir Sistemi Cerrahı, Ermeni Meselesinin aslını astarını anlatmış, kaçırdım ama STAR TV’de beni köşeye sıkıştırmaya çalışan ve bol bol anıran kadın geliyor aklıma.

Ben ise elimdeki eski çağrı âletlerinden birisiyle POLİMED’e ulaşmaya çalışıyorum, telefon gibi kullanılır hâle gelmiş. Karşıma sarkastik bir herif çıkıyor ve “o Kerem Doksat ikide bir bir yerlere gider, biz de burada karı satarız” diyor.

Daha kalkalı beş dakika oldu, şimdi bunları yazıyorum.

Abdullah Öcalan’ı paketleyip bize teslim ettiklerinde, ilâhi bir mânidar tesadüfle cep mikrofonu bozulan Ankormen Reha Muhtar öfkeden zıp zıp hoplarken Show TV’debu bir oyundur, inanmayın, yeni bir Yasef Arafat yaratılıyor. Başımıza daha çok iş gelecek” diyorum.

Bütün psikiyatri câmiası bana kızıyor.

"Solcular" nasıl olup da Allah’ın Diyalektiğine karışırım diye “öykeli”, "Sağcılar" her zamanki gibi keskin inançlı ve onlar da Allah’ın işine karıştığım için kızıyor bana.

Hilmi Ziya Ülken geliyor aklıma, bir de rumuzu Peygamber olan bizim şoför.

Efendim, Mert Şişko’nun karşısında aksakallı bir dede “bize Ramazan Müslümanı demesinler, Şevval ayında oruçlar 6 gün daha sürer, sünnet öyle; böyle oruçlara Beyaz Geceler denir”, diyor; aklıma masonluk geliyor. Aslında Farklı Gece demek olan bu kadınların da locaya alındığı özel toplantılar bizim icadımız. Birisi birilerinden aşırmış yâhut insanoğlunun davranış portföyü böyle zâten. Bence ikincisi… Hani, kim demiş, nerede yazılmış, bir bilen var mı? Yok.

Mert Şişko da bir türlü anlayamıyor, tefsire tefsir katarak Hermeneütik yapıyor.

Bizim “Peygamber” zâten nefsini terbiye edecek diye 10 (on) gün önceden başlamıştı, şimdi ne kazurat edecek?

Hilmi Ziya Ülken nereden mi düştü beynimin frontal lobuna?

Bilmediğini Bilmeyen Adam...

Cemil Meriç Amcam çok kızardı ona, “hasbî mütefekkirmiş, hiçbir şeyinde samimi değildi” diye.

Mert Şişko, bu arada, Kayseri’deki taraftarlara ahmaklık yarışmasında birinci gelmeleri için yardımcı oluyor.

Yalan mı, bakın bu “felsefecinin” eserlerine:

  • Umumi İçtimaiyat (1931)
  • Aşk Ahlâkı (1931)
  • Türk Tefekkürü Tarihi (1933-1934)
  • İnsanî Vatanperverlik (1933)
  • Türk Filozofları Antolojisi (1935)
  • Türk Mistisizmini Tedkike Giriş (1935)
  • İçtimai Doktrinler Tarihi (1940)
  • Ziya Gökalp (1942)
  • Dinî Sosyoloji (1943)
  • Şeytanla Konuşmalar (1943)
  • İslâm Düşüncesi (1946)
  • Ahlâk (1946)
  • Millet ve Tarih Şuuru (1948)
  • Sosyolojinin Problemleri (1953)
  • Veraset ve Cemiyet (1957)
  • Tarihî Maddeciliğe Reddiye (1958)
  • Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi (1966)
  • Eğitim Felsefesi (1968)
  • İslâm Felsefesi (1969)
  • Varlık ve Oluş (1969)
  • Bilgi ve Değer.
  • Ruh ve Beden Meselesi…

Ben bunlardan birkaçını okudum sâdece, hele Tarihî Maddeciliğe Reddiye çok mühim bir “yapıttı”. Yâhu, bir adam intihâl yapmaksızın tek bir ömürde bu kadar çok şey yazabilir mi?

Mümkünatı yok ama bol keseden atarsan olur. “En değerli fikir eserleri” arasında da yer bulur.

Ha, o kişi mason muydu?

Gidip Özgür Masonlar Büyük Locası’na sorun, bana düşmez.

Çok sallamış ama çok…

Yahudi kökenli İtalyan Kriminolog Cesare Lombrosso “Criminal ne” diye sorup doğuştan suçlu olarak gelen kişileri târif etmişti. Öjeni, Sosyal Darwinizm konularında kalemşörlük yapan bir Pozitivist Kriminoloji mensubuydu (aklıma bizim Suç ve Delil programının değerli sunucusu geliyor).

 

O da acayip bir herifti: Doğuştan suçlu kişiler ile ilkel ataları arasında kalıtımsal bir bağ vardı. Bir şekilde ilkel atalarına çekmişlerdi. Toprağı bol olsun, hayatının bir dönemini suçlu insanların kişisel durumlarını takip etmek için için hapishânede geçirmişti, yâni hapse girmek için suç işlemişti. Araştırma sonuçlarından iki ilginç örnek olarak “dolandırıcılık suçu” işleyen insanların genellikle kısa boylu ve şişman olduklarını, eğer bu tipe uygun değilse dolandırıcıların birçoğunun gözlerini kırpmak gibi çeşitli tiklere sâhip olduğu sonucuna varmıştı.

Adler aşkına...

5450 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Devletlû demin Partisi'nin Kadın Kolları'nda bir konuşma yapıyordu Gâziantep'te. "Ayrımcılık yapanlara kanmayın, bunlar kendi fildişi kulelerinde oturup ahkâm kesen zavallılar" filân diyor; sonra da soruyor: "Var mı ayrımcılık"! Güruh "yoook" diyor ama cılız, Devletlû öfkelenerek iki kere daha soruyor ve şûlebaşlı, türbanlı, haremlik selâmlık düzeniyle oturtulmuş güruh bağıra bağıra "yoook" diye haykırıyor.

Ne yapsınlar, öyle bir öfkeli ki, Allah bilir inip hepsini döver! Bu arada öfkesinin çok güzel bir şey olduğunu ve millî gelirin nasıl arttığını anlatıyor. Memleketin nasıl satıldığından dem vurmuyor ama soruyor "millî gelirimiz ne kadar çok arttı, diiil miiii". Güruh artık otomatik viteste ve "eveeeet" diye çılgıncasına bağırıyor. İyi de, onlara sâdece sadaka kömür ve öbür dünyâda saadet vaat ediliyor. "Memlekette huzur yok diyeni vurun" diyecek de, diyemiyor âdeta. "Sayın Baykal" diye başladığı her cümle "sen niyet okuyuculuğu yaptın" filân diye devam edip hakaretamiz hâl alıyor. Peki, bu arada memlekette neler oluyor?

***

DTP'liAhmet Türk ile diğer vekiller, Diyarbakır'daki Nevruz kutlaması törenine tek tip kıyafetle katılıyorlar. Kutlamalar ayrılıkçıların provokasyonuyla geçiyor. Meydanlarda Apo posterleri açılıyor, halk önderi diye takdim ediliyor. Nevruz ilk defa Bağlar Semti'nde özel olarak hazırlanan 70 bin metrekarelik alanda kutlanıyor. DTP'li yöneticiler şalvar, gömlek ve yelekten oluşan yöresel kıyafetle geldikleri miting alanında üzerinde Kürtçe, Öcalan lehine sloganlar atıyorlar. Mitinge DTP'denAhmet Türk, Aysel Tuğluk, Akın Birdal, Gülten Kışanak, Selahattin Demirtaş ile Leyla Zana, Selim Sadak ve Osman Baydemir katılıyor. Baydemir "hükûmetin paketinden kabak çıktı. Isıtın, pişirin kabağı ama artık yenilmiyor" diyor ve Ahmet Türk de "biz burada yumurta tokuşturmuyor gelecek inşa ediyoruz buyuruyorlar. Leyla Zana ise "Kürtler'in demokratik özerklik talebi var. Kürtler bugün bunu istiyor. Yarın bu elbise bana küçük geliyor derse o zaman başım gözüm üstüne" diyor ve PKK elebaşı Öcalan'ın 2010'da aralarında olacağını iddia müjdeliyor. Mitingin büyük bölümü Öcalan'lı şova ayrılıyor; mesajının okunmasından sonra "Kürt halk önderi Sayın Öcalan'a yönelik tecrit politikasına karşı 5 dakikalık oturma eylemi yapalım" anonsu duyuluyor ve sesi dinletiliyor.

2335 kez okundu
0


Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in son yayınlağı raporda, Türk bankalarının, 2013 yılında yük ihtimâlle Türkiye’nin güçlü ekonomisi ve bankacılık sektöründen fayda sağlamak isteyen yabancı bankaların satın alma hedefleri hâline gelecekleri öngörüsüne yer verildi.

Raporda “2013’te orta ölçekli Türk bankaları arasında birleşme ve satın almalar yaşanması ihtimâl dâhilinde. Bankacık sektörünün sağlıklı kredi temelleri, pazar yüklüğü, ekonominin olumlu rünümü, Türkiye’ycâzip hale getiriyor. Piyasada yeni konsolidasyonların olması ihtimâli vardenildi.

Peki, şu anda Türkiye’de bankalan ne kadayabancıların elindedir?

Benim elimde kesin bir rakam yok ama yüzde 40 diyen var, yüzde 50 diyen var. Şu anda yarısı yabancıların elinde olan rkiye’deki bankalar, önemli bir operasyona da başladı ve halkın elindeki altınları toplama yarışına girti. Konuyla ilgili bir yazı yazan Güngör Uras, bankalar, eritilip 24 ayara dönüştürülen altınları öncelikle 'müşterileri adına' saklamak mecburiyetinde. Altın veya yurtdışındaki bankalarda ya Merkez Bankasında saklanırBankalar müşteri adına saklakları altınları Merkez Bankasındaki mevduat kanunî karşılık hesaplarındaki yükümlülüklerinde kullanabiliyorlar. Bankalar bu altınları borç para alırken garanti olarak değerlendirebilirlerdedi.

Peki, Merkez Bankası, rkiye’nin parasını nerede saklıyor?

Merkez Bankası eski başkanlarından Yaman Törüner, 2007 yılı Haziran ayında Milliyet’teki yazısında “paramızı bize verip fâiziyle her şeyimizi alıyorlar” başlığı altında bu konuya açıklık getirmiş ve şu bilgileri vermişti:

“Türk bankaları, ortalama yüzde 8’e mâl ettikleri ve zenlemeler nedeniyle tutmak zorunda oldukları döviz fonlarını, ortalama yüzde 4 izle yabancı bankalara yatırırlar. Merkez Bankasına ve Hazine’ye yüzde 7 civarında mâl olan dövizler de ortalama yüzde 4le yabancı bankalara yatırılır. Yabancı bankalar, kendi ülkelerindeki fonlar aracılığıyla gelip, bizim paramızın bir bölümünü bizim borsaza, bir bölümünü de bizim Hazine bonolarımıza veya tahvillerimize yatırırlar. IMF sâyesinde kur riskini garanti ettiklerinden, yüzde 22 civarında fâiz alırlar.


Yabancılar bizden alkla112 milyar Dolar’ın, 80 milyar Dolar’ını Hazine’mize ve borsamıza sıcak para olarak yatırır; bizim paramıza havadan yüzde 22 fâiz alırlar. 112 milyar Dolar’ın ne kadarının mevduat alınan ülkeye yatırılacağına ise, rating (değerleme) şirketleri karar verirler. Buna, ülke riski” denilir.

Bu hükûmet geldikten beri bu yolla, sıcak paraya yaklık 90 milyar Dolar fâiz ödedik (2007 yılına kadar). İşte bu fâizlerle, yâni hiç para koymadan yabanlar bankalarımızı ve diğer önemli kuruluşlamızı satın aldılar. Almaya da devam edecekler.

Bu sebeple, ülkemize rekor derecede yabancı yatırımcı geldi. Küresel sermaye, bu yolla hiç sermaye koymadan, rkiye’deve gelişmekte olan diğer ülkelerde iyipara kazanıyor. Yabancıların AKP’yi neden destekledikleri belli değil mi?

İşte bu sistem uluslararası bir dolandırıcılıktır.Türkiye'nin bankalar ve Merkez Bankası üzerinden nasıl soyulduğunun çok net çekilmiş bir fotoğradır.

Şimdigözlerini, bankalarla birlikte Türk halkının elindeki altınlara diktiler. Parlak vaâtlerle, halkın elindeki altınları da toplaktan sonra, kaılığı, Türkiye şındaki büyük bankalara yatıracaklar. Türkiyenin elinde hbir birikim kalmayacak.

Şu anda Türk halkının elinde bulunan altınlar, yük bir felâket veya büyük bir savaş durumunda Türkiye’nin en büyük teminatlarından biridir. rkiyenin elinde hiçbir teminat kalmasın diye, şimdi altınlada topluyorlar.

AKP iktidarı buna iktidarda kalmakiçin yol veriyor ama Türkiye ile birlikte kendisini de yok ediyor.

Gen gün içişleri eski Bakanı Sadettin Tantan bize, “bugün en önemli istihbarat yapısı olan sigorta şirketleri, bankacılık ve haberleşme sistemleri yabancıların elindedir. Stratejik bütün kurumlar özelltirildiği için istihbarat da özelleşmiştir. Hâtşünce kuruluşları da biraz istihbarat yapılanması erisindedirdiyordu.

Bir insanın vücudundaki, sinir sisteminin, dolım sisteminin ve sindirim sisteminin dışarıdan başka bir insan tarafından kontrol edildiğini düşünün. Türkiye işte bu duruma düşürülmüştür.

Türkiye’yi, “vücudunu satan bir ülke” durumuna getirmişlerdir.

“Vücuduma sâhip olabilirsiniz ama rûhuma asla” sözü ise çoktan tarihe karışmış olup, Türkiye’deki ve civarımızdaki bütün Türkler ya asimilasyonla (kültürel soykırımla), ya da alenen öldürülerek dünyâ üzerinden silinmektedir!

***

“Lâikliği sorgulama” söylemleriyle meşhur olup, sonunda Fetocu olarak giden Toktamış Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.

 

Bir hekim arkadaşımın Mehmet Ali Birand hakkındaki yorumunu da ekliyorum:

***

ÖLENİN ARDINDAN KONUŞMAK (YA DA YAZMAK)

4117 kez okundu
0