Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in armageddon

Posted by on in Politik

Baskın Oran, tescilli bir Atatürk düşmanı ve Ermeni diasporasının yerli uzantısı. Acaba kökeni Ermeni mi, sırf böyle davrandığı için merak ediyorum. Türkiye’de çok tartışılan ve Türkiye’yi “azınlıklar mozaiği” gibi göstermeye yeltenen meşhur “Azınlık Raporu’nu” hazırlayan ekibin içinde de bulunuyordu bu çok kendini beğenmiş tavırlı zât.


Tarhan Erdem, Baskın Oran, Fehmi Koru, Avni Özgürel, Fuat Keyman ve Hasan Karakaya'nın katıldığı Ege hey’eti ise ne olduğu belirsiz “süreç” için İzmir Urla'da halkla sohbet ederken, yanlarına gelen bâzı vatandaşların sorularını da cevapladılar, hey’etin başkanı da “Çözüm süreci başarıya ulaştığında Nevruz’da Diyarbakır meydanları kıpkırmızı Türk bayrakları ile dolacaktır. Bayrakla sorunu olan Kürt yok” dedi. Eh, bâzı vatandaşlar da bu âkil (yiyici demek ama Başbakan ısrar edince öyle kaldılar, trajikomik bir durum) insanlara bu “sürece” yönelik eleştirilerde bulundu. Slogan atmak isteyen bir vatandaş ise korumalar tarafından uzaklaştırıldı. Baskın Oran, bu kişilerin tek derdinin olayı provoke edip gitmek olduğunu vurgulayarak, “bu eski Maoist, yeni İşçi Partisi söylemini duymaktan bıktık. Bu söylemi duydukça solcu olmaktan utanıyorum” dedi ve hızını alamayıp “devlet 12 Eylül’den önce de Kürtler üzerine terör uygulamıştır. Cumhuriyet yanlış kuruldu. Cumhuriyet 1924 Anayasası’ndan itibâren ulus devlet ilân etti. Kürt’leri biz böyle isyan ettirdik. Şimdi biz Cumhuriyet’i demokratik olarak yeniden kuruyoruz. Başımıza belâ olan ulus devletten kurtuluyoruz” diye kükredi. Adam da söylenerek uzaklaşırken alaycı bir şekilde “selâmetle” dedi. Hey’et Üyesi Fuat Keyman ise “son üç aydır şehit verilmemesi önemli değil mi” şeklinde bir dehâ kırıntısı sergiledi. 

Öyle mi?

Bugün bir halk otobüsü Molotof kokteyliyle yakıldı; ölen olmadı ama mesaj netti: Bekliyoruz!

5020 kez okundu
0

Posted by on in Politik

Eskatoloji (Yunanca έσχατος yâni “son” kelimesinden gelir) teolojinin (ilâhiyat) ve felsefenin bir bölümüdür. İnsanlığın nihâî kaderi veya dünyâ tarihinin sonuçlandıran olaylar, kısacası dünyanın sonu ile ilgilenir.

Birçok din, sekt veya kültte dünyânın sonu gelecekte olacak bir olay olarak kutsal metin, mit veya folklorda belirtilir. Daha geniş bir açıdan, eskatoloji Mesih, Mesih Çağı, âhiret ve rûh gibi konuları da kapsayabilir. Farklı inanışların eskatolojik inançları ve düşünceleri farklı olsa da belli benzerlikler var olabilir.

Yâni, Uzakdoğu mistisizmleri hâriç, dünyâdaki en yaygın üç İbrahimî dinde de “kendilerinden olanlarla ötekilerin büyük bir hârble hesaplaşıp, Cennet’ten nasiplenecekleri" vaâdi verilir…

Ufak(!) bir sürpriz ise aşağıda; kısa bir aradan sonra…

***

Daha önce de bahsettiğim bir şeyi, Armagedon Hârbi’ni bir hatırlayalım (çoğu Vikipedi’den, doğru ve güvenilir bilgilerdir, araştırdım):

Armageddon (Arapça أرمجدون, Lâtince: Armagedōn, Eski Yunanca: Ἁρμαγεδών Harmagedōn, İbranice: הר מגידו‎ har məgiddô) Musevîlik dininde Dünyâ’nın sonu geldiğinde yapılacağı kehânet edilen büyük savaşın yapılacağı yerdir.

Armegedon Dağı

Melhame-i Kübra, kelime mânâsı olarak “çok büyük ve kanlı hârb” demektir.

İbranîce’de har-megido: Megido Dağı’dır. Burası, Yahudi'lerin ve Evanjelik'lerin kıyâmet savaşının kopacağına inandıkları yerdir. Akdeniz’den 15 mil içeride, Tel Aviv’den 55 mil kuzeydedir.

Kitabı Mukaddes’te (16/16): “ve o, onları hep birlikte İbranice’de Armagedon denilen bir yerde topladı” denilmektedir Revelation’da. Bu hârbi nükleer savaş şeklinde yorumlayanlar vardır, Ezekiel 38 ve 39. bölümleri temel alarak “çok şiddetli yağmurlar ve dolu, yangınlar ve kükürdün kaynaması, dağların düşmesi ve yüksek kayaların çöktüğü depremler”…

İslâm eskatolojisinde ise âhir zamanda gerçekleşeceğine inanılan Al Deccal ile İsa arasındaki savaşa verilen isimdir. Hristiyan inanışında bu savaşa Armagedon adı verilmektedir (Christ ile Anti-Christ mücadelesi).

İslâm’da Al Deccâl denilen büyük fitneden bahsedilirken, Muhammed’den önceki bütün peygamberlerin ümmetlerine bundan bahsettiğini bildirmiştir. Al Deccâl dünyâya şerri hâkim kılmak için savaşacak ve “Rablık” iddiasında bulunacaktır. İslâm kaynakları 70.000 Yahudi’nin Al Deccâl’a tâbi olacağını yazar. İsa ikinci defâ avdet edecek ve Al Deccal’le savaşarak onu yenecektir. Bu savaşın gerçekleşeceği yer ise atların diz kapaklarına kadar kana gömüleceği haber verilen Amik Ovası’dır. Amik Ovası Toroslar’ın eteklerinde yer almaktadır.

ABD Başkanı Ronald Reagan, 1980 ve 1983′deki konuşmalarında Armagedon’u telâffuz etmiş, “Armagedon’u yaşayacak nesil biz olabiliriz” demiştir.

İşin çok mânidar tarafı, İsrail ve ABG tarafından korunup kollanan ve 4. İbrahimî din olarak kabûl edilen Bahaîliğin de konuyla ilgilenmesidir

Bizzat Bahaullah yorum yapmış, hadi bu şaşırtıcı değil de…

En ilginç olanı 1. Dünya Hârbi’nin sonlarına doğru, General Allenby’nin Megiddo Hârbi’nde (1918) Dünyâ Güçleri’nin dünyânın pek çok tarafından Megiddo’ya asker sevk ederek, Türk’lerin, Bahaî’lerin o zamanki rûhânî liderini oduna bağlayıp (crucifixion: zamanla bu çarmıha germeye doğru gelişmiştir; merak edenler http://en.wikipedia.org/wiki/Crucify ve http://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Megiddo_(1918) adreslerini okuyabilir) öldürmelerine mâni oldukları şeklindeki beyandır (bkz. Maude (1997) The Servant, the General, and Armageddon. George Ronald. ISBN 0853984247)!

Hâlbuki Türklük tarihinde hiçbir zaman böyle bir cezaî müeyyide tatbik edilmemiştir ama Bahaîler buna inanıyorlar!

Megiddo Muharebesi, Britanya İmparatorluğu’nun Osmanlı Devleti ile yaptığı I. Dünya Hârbi muharebeler dizisinin en can alıcı ve sonuç vericisi olarak tarihteki yerini almıştır. Britanya İmparatorluğu’nun kesin zaferi ile sonuçlanan muharebe sonucunda, Osmanlı Devleti bütün Ürdün’ü ve Suriye’yi kaybetmiştir. Muharebenin bu şekilde sonuçlanması, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın önünü açmış ve Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Hârbi’nden çekilmesini hızlandırmıştır. Bu mağlûbiyet, bir yandan dolaylı olarak Musul ve Kerkük’ün kaybına sebep olmuş, öte yandan da Mustafa Kemâl Paşa’nın İskenderun ve Antakya üzerindeki ısrarlı tutumunun kaynağı olarak daha sonra bu bölgelerin Hatay olarak anavatana kavuşmasını sağlamıştır.

Fethullah Gülen’in Bahaî olduğuna dâir makalemi lûtfen hatırlayınız.

Kendinizi bir bulmacanın parçalarını yerine koyarmış gibi hissedebiliyor musunuz?

Biraz daha açalım…

***

Önce bir Yahudi Takvimi veya Musevî Takvimi diye yazın, meselâ teferruatlı bilgiye cemaâtin web mekânından ulaşabilirsiniz: http://www.musevicemaati.com/index.php?contentId=98&mid=47: Yahudi Takvimi (İbranî Takvim) esas itibâriyle Ay yörüngesine göre düzenlenmiş bir takvim olup önceleri 12 ay ve 353-355 gün  sürekli olarak birimlendirilen bu takvim daha sonraları bu birimlendirmenin gerek dinsel, gerek tarımsal gerekse astrolojik dönemlerin her yıl aynı mevsime getirilmesi amacıyla Güneş yörüngesine göre düzenlenen Gregoryen takvimiyle uzlaştırılarak oluşturulan ve 19 yıllık İbranî Takvimi döneminde 7 kez 13 ay ve 383-385 günlük yıllarla birimlendirilen bileşimsel (Compositif) bir takvimdir. Buna göre Tişri ayının ilk günü başlayan İbranî Takvim yılı, Elul ayının 29. günü son bulur. Musevîlik’te Bayram ve Mâtem günlerinin tarihleri Musevî Takvimi’ne göre hesaplandığından, bayramlar hep aynı tarihe gelmezler ama her zaman aynı mevsime denk düşerler.

4524 kez okundu
0

Posted by on in Politik


Bakın, önce Hitler delisinin yaptıklarını bir hatırlayalım.

Şimdi de ABG’ye bakalım.

http://www.fema.gov/ adresini tıklıyorum, son derecede insanca amaçlarla kurulan devâsâ sığınaklar olduğunu okuyoruz.

Vikipedi’de de çok güzel anlatılmış; özetliyorum:

Federal Âcil Durum Yönetim Kurumu (İngilizce: Federal Emergency Management Agency, kısa adıyla FEMA) ilk olarak 1978 yılının birinci “Başkanlık Yeniden Yapılanma Plânı” kapsamında ele alınan ve bir sonraki yıl, 1 Nisan 1979 tarihinde Başkanlık emriyle kurulan olağanüstü hâl hazırlık ve müdahale kurumudur.

FEMA'nın birincil amacı, Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana gelen ve yerel otoritelerin kaynaklarının yetersiz kaldığı afetlere müdahalede koordinasyonu sağlamaktır. Bunun için âfetin gerçekleştiği bölge vâlisinin olağanüstü hâl ilân etmesi, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'ndan resmî olarak FEMA ve federal hükûmetin yardımını istemesi gerekmektedir. Bunun tek istisnası, 1995 yılındaki Alfred P. Murrah Federal binasının bombalanması veya 2003 yılındaki Columbia Uzay Mekiği kazası gibi federal alanda meydana gelen acil durum ve âfetlerdir.

Çeşitli âfetlerden sonra eleştirilerin odağı haline gelen kurum; federal yönetim ile eyalet yönetimlerinin uzman ihtiyacını karşılamakta, riskli görülen yapıların tadilattan geçirilmesi ve ayrıca âfet sonrası müdahale ve iyileştirme çalışmaları için fonlar sağlamaktadır.

3373 kez okundu
0