Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in aytunç altındal

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Bir şirket/Holding nasıl olmalıdır diye düşündüm ve paylaşmaya karar verdim.

Dilerim beğenirsiniz…

Patron (CEO)

Narsisist, karizmatik, kitleleri hipnotize edebilen birisi… Temsil ve temessül yeteneği tam olmalı. Tercihen da en alttan yükselip, bütün olup bitenlere vakıf bulunmalı...

Bütün davetlere, resepsiyonlara ve sair organizasyonlara iştirak etmeli. Geniş bir kültür birikimi olmalı! Bienalleri hiç kaçırmamalı ve hayır, hasenat işlerini öncelikle ele almalı.

Vatanına, milletine ve öz-değerlerine bağlı olmalı, hâddini aşmamalı.


Gereken ne kadar sosyal, dinsel ve benzeri câmiaya üye olmalı. Cemaatlerden uzak durmalı. Hâdlerini aşanların "temizlendiğine" dair pek çok örnek vardır tarihte (Kennedy suikastı gibi).

Belli bir iş yapmaktan ziyade, orada burada dolaşıp, kendilerini göstermelidirler.

Her telefona çıkmazlar ama daime bir kırmızı hatları olur.

Sekreterlerini amaçları ve görev tanımları dışında suistimal etmezler.

Her tarafa bol bol seyahat edebilecek ve kötü alışkanlılardan, alkol veya benzeri şeylere müptelâ, sefih yâhut kendilerini rezil edecek skandallara karışmamış olmaları gerekir.

Ölümsüzlük hezeyanları bulunmamalıdır.

Stephen Hawking'in her ağzından çıkan şeyi mutlak Hakikat sanmaması şarttır. 


Sekreter(ler)

Histriyonik, orta derecede baştan çıkarıcı ama herkesin derdini dinleyip, fazlalıkları eleyen yapıda olmalı... Patronun boğulmasına izin vermemeli! Öyle ikide başları ağrımamalı, âdet düzensizliğine bağlı sorunlarını işlerine yansıtmamalı (kadınlar müreccahtır).

Orta Derecede Yönetici(ler)

Obsesif, titiz, ayrıntılarda boğulmayan ama işi gücü de birbirine karıştırmayan kişiler olmalı.

Ar-Ge Kısmı

Paranoid, şizoid, hâttâ şizotipal kişilikte, hür bir şekilde uçup, en saçma şeyleri akıl eden evsafta olmalı... Şizofrenler, Aspergerliler de burada istihdam edilebilir.

2253 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Kitaplarını son derecede ihtiyatla ama dikkatle okuduğum bir araştırmacı yazar var: Aytunç Altındal. Akşam Gazetesi'nde bir yazısı çıkmış. Önce onu iktibas edeyim (lisan tashihi var tabii). Piyasada böyle acayip pek çok araştırmacı yazar ve onların garip kitapları var ama ben Aytunç Altındal'ı okurum. Sebebi yazının sonundaki yorumda!

***

AB'nin şifreleri

Araştırmacı yazar Aytunç Altındal, Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeki gizli kodları çözüyor. Altındal'a göre "masonik bir örgütlenme olan AB'nin, Türkiye'yi üyeliğe kabûl etmesi mümkün değil.

TürkiyeAB ilişkilerinin yeni bir dönemece gireceği 17 Aralık öncesinde, 40 yıllık geçmişi bulunan sürecin gizli şifreleri açığa çıkıyor. Araştırmacı yazar Aytunç Altındal, AB'ye şekil verenlerin, "Gül ve Haç Kardeşliği adlı gizli bir masonik örgüt olduğunu, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Türkiye'nin üyeliğine en sert tepkiyi gösteren ABAnayasası'nın mimarı Fransız politikacı Giscard d'Estaing'in de bu örgütle bağlantısı olduğunu söyledi. Altındal, AB'nin perde arkasında kalan kodlarını ve Türkiye'yi bekleyen tehlikeleri şöyle anlattı: ÖNCE KOMÜNİZM ÇÖKTÜ1- Son 12 yılda neler değişti ki, Avrupa'ya uzaktan bakan Türkiye birden üyeliği için mücadele edilen bir ülke hâline geldi?

12 yıl öncesini dikkate alırsak, özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'ndeki kendine özel "komünizmin" çöktüğünü görürüz. Bu öylesine âni oldu ki, çok değil 1990'da birisi çıkıp da bunu söyleseydi ona "Deli/Uçuk" gibi sıfatlar yakıştırılırdı. Üstelik koskoca komünizm, tek mermi atılmadan çöktü. Düşünebiliyor musunuz ki, Moskova'da Komünist Parti yasaklandı. Türkiye, 70 yıl süreyle Sovyet tehdidini öne sürerek varlığını güvencede tuttu. Sovyetler'den sonra Yugoslavya, Batılı güçler - ve Vatikan - tarafından parçalandı. Sırada Türkiye vardı. Türkiye biz bilmiyoruz ama Batı için "Yapay Devlet statüsünde görülüyor. Örneğin Sevr Antlaşması'nı biz tek taraflı olarak kabûl etmiyoruz. Oysa Sevr taraftarları bu anlaşmadan imzalarını çekmiş değiller. Antlaşma onlar için geçerli. Nitekim 6 Ekim'de açıklanan Tavsiye Raporu'nda azınlık maddesi, kelimesi kelimesine Sevr'den alınmıştı. Türkiye şimdi bir ikilemle karşı karşıya: Ya AB'nin sömürgesi olacak ya da parçalanacak.

6901 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Değerli Mekâncılar,


Gerek dinler tarihi, gerekse mitoloji ve genel tarih konusunda kendi mesleğime verdiğim kadar mesai vererek okurum ve tefekkür ederim.

Gerek kütüphânemdeki kâğıda basılı neşriyat ve CD’ler, VCD’ler, DVD’ler, gerekse şu internet kolaylığı…

Samiler, Sami halkları veya Semitik, büyük kısmı bugün Ortadoğu adı verilen coğrafyada yaşayan etnik grubun ismi. Araplar, İbraniler, Aramiler, Süryaniler, Maltalılar gibi halklar hep bu etnik gruba mensup

Antisemitizm terimi günümüzde Yahudi düşmanlığı anlamında kullanılmakta ise de, etimolojik olarak Sami düşmanlığı demektir.

Bütün dünyâyı alt üst eden, hâlâ savaşlar çıkaran, neredeyse ezelden beri düşman olan İbrahimî dinlerin kurucularına bir bakalım:

Musa, Sami ve Yahudi,

İsa, Sami ve Yahudi,

Muhammed, Sami ve Arap (Türk olduğu iddialarının mesnetsizliğini başka bir makalemde yazmıştım),

Bahaullah (Mirza Hüseyin Ali), muhtemelen Arap ve Sami.

Bu sonuncusu hakkındaki düşüncelerimi de yazmıştım, ayrıca geniş bir makale hâlinde de mekâna yerleştireceğim.

Bu adamlar Sami, aynı kökten; peki neden bu kadar düşmanlar birbirlerine yâhu?

3955 kez okundu
0