Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in aziz sancar

Posted by on in Genel

Nobel ödüllü Bilim Adamı Aziz Sancar’ın “Ben Allah’a inanıyorum, isteyen evrime inanır” şeklindeki sözlerinin çarpıtıldığını belirtildi ama aslında hiç de öyle değil.

***

Aziz Sancar’ın “ben Müslüman’ım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak

gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir” demiş.

Aziz Sancar’ın “en eski evrimciler İslam’ın Altın Çağı denen dönemde

şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı” dediğini söylemiş.

***

Türkiye’de evrimin eğitim müfredatından çıkarılması sonrası Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar, “Türkiye’de evrimi ne zaman öğretelim kavgası beni çok kızdırdı. Türkiye’nin çok sorunu var demiş.

***

 

Bir krizden öbürüne geçiyoruz. Ben Allah’a inanıyorum, evrim olmuş olmamış fark etmez, inanan inanır, inanmayan inanmaz demişti.

***

Aziz Sancar evrime inanıyor, “ben Allah’a inanırım. İsteyen evrime inansın” inansın diyor”.

Kendisi bilim adamı. 

Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim — değişime bizzat şahit olmuş bir bilim adamı.

Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez.

Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar…

Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye — değişime şahit olmuş bir insan.

Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı.

Bilim adamları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler.

Sancar ise, Fotoliyaz geninin — proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını ispat etti ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene — proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni 'Kriptokrom' adıyla tescilledi!

***

Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla mümkün  değil. Bunları bildiğim için Sancar'a sordum, nedir bu?

Nihayet Gürcistan'dan önceki gün döndü ve cevap verdi: Evrim gerçektir!" güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle" demiş.

***

Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibi durmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, bütün enerjimizi bu yapay kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır”

Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye…

***

Peki, gerçek neydi?

“Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu cevabı verdim: ‘Ben Müslüman’ım ve Allah'a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.'

Aziz Hoca: “Yapay kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz… Bence bu yapay kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika'dan ithaldir. Batısı’ndaki Tennessee’dedir ve Türkiye'deki birçok ‘yaratıcı buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle meşgul ediyor.'

BİLEREK YANLIŞ YANSITILMIŞ

Aziz Sancar'ın kendisine verdiği “Aziz Sancar'ın evrim ve evrimcilerle ilgili şu görüşlerini” de aktardı: “En eski evrimciler İslam’ın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.'

***

Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor.

***

Sebebi, Gwen'in okuduğu yıllarda Teksas’ta orta eğitimde evrim okutulmamasıydı.  Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitesinde okudu.  Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki “şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz.  “Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır”.

Aziz Hoca, Azerbaycan'daki konuşmasının Türkiye'ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor.

***

Medyaya hiç de çıkmak istemediğini belli.  Kendisine gelen görüşme, söyleşi ve benzeri taleplerine hayır diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.

Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanser yapıcı tahribatının haritasını,  “Piri Reis Haritası’nı yapabilir miydim” demiş.

***

Aziz Sancar bir bilim adamı ve Nobel almış. İzmir’de bir Atatürk evi kurmuş ve Allah’a inanıyor.

Ben de öyleyim.

***

Ben ve karım evrimin filmini çektik ve ta Afrika’da Ümit Burnu’na da gittik. Zulu’ları ziyaret ettik.

zulu ile ilgili görsel sonucu

 Zulular

Merkantilist bir ekonomi anlayışları var.

Eğer bir kadın bekârsa ve bakireyse, fiyatı 40 öküz.

Boşanmışsa ve evlenmek isterse 30 öküz...

***

Trafik soldan ve ipek böceği larvası ikram ettiler, tabii ki yiyemedik ama kendilerine özgü bir erkekliğe kabul edilme törenleri var.

ipek böceği larvası ile ilgili görsel sonucu

El sıkışıyorlar ve ayinler düzenliyorlar.

Sonra da hep beraber esrar içip kafa bulmadan ayakta kalıyorlar!

Bir kısmı Katolik, çoğu Şaman…

***

Birkaç güne kadar bunları youtube’a yükleyip çok güzel bir belgesel hazırlamış olacağız.

***

Sonra da Evrimsel Psikiyatri Kitabı ve ver elini Almanya.

Yakınlarda Can Ataklı'yla ve eşiyle yemek yiyecek ve en 200 sene daha yaşayacağız.

can ataklı ile ilgili görsel sonucu

Halk ve Ulusal TV, bir de National Geographic. 

Hiçbirinde sansür yok...

Sevgiyle, bilimle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Eylül 2017

209 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Mahmut’a çocukluğundan beri Allah’ın insanları cezalandırdığı öğretilmişti. Bu düşünce onu çok rahatsız ediyordu. Karısı Kadriye ise dinini sorgulamaya başladığında dokuz yaşındaydı.

***

Kadriye “bana kader inancı öğretilmişti” diyor. “Öksüz bir çocuk olduğum için, ‘Bunu hak edecek ne yaptım?’ diye düşünüyordum. Geceleri sabaha kadar ağlıyordum. 15 yaşına geldiğimde, dışarıdan belli olmasa da artık inancımı kaybetmiştim.”

***

Peki, siz din hakkında ne düşünüyorsunuz?

***

Birçok ülkede dindar olmadığını söyleyen insanların sayısı giderek artıyor. Bu durum dinlerin geleceği hakkında soru işareti uyandırıyor.

***

Şimdi farklı ülkelerdeki bazı istatistiklere bakalım.

AVUSTRALYA

Anketlere göre nüfusun yaklaşık yüzde 50’si dindar olmadığını söylüyor.

***

Yüzde 10’u ise Ateist olduğunu belirtiyor. 2010 yılında bir din adamı “son 40 yılda” insanların “kitleler halinde Hıristiyan inancını terk ettiğinden” şikâyet etti.

***

FRANSA

Ankete katılanların sadece yüzde 37’si dindar olduğunu söyledi. Geri kalanı dindar değil veya Ateist. The Economist dergisine göre, bir zamanlar Katolikliğin kalesi olan bazı yerler bile “yıkılmak üzere.”

***

İRLANDA

Görünen o ki İrlandalılar toplum olarak dinden uzaklaşıyor. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 45’i dindar olmadığını, yüzde 10’u ise Ateist olduğunu ifade etti. Yüzdeye vurulduğunda İrlanda en çok Ateist nüfusa sahip ilk 10 ülkeden biri. Haberlerde de “Katolik İrlanda’nın sonunun geldiğinden” bahsediliyor.

***

JAPONYA

Ankete katılan Japonların sadece yüzde 16’sı dindar olduğunu söyledi. Yüzde 62’si dindar değil veya Ateist.

***

GÜNEY AFRİKA

Ankete göre dindar olduğunu söyleyen Güney Afrikalıların sayısı 2005-2012 yılları arasında yüzde 19 azaldı.

***

TUNUS

2013 yılında, bir ankete katılan Tunusluların yaklaşık yüzde 60’ı artık camiye gitmeyip evde namaz kıldığını belirtti. Bunun nedeni olarak vaazlarda insanların şiddete teşvik edilmesi gösteriliyor.

***

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

2005’ten beri dindar olduğunu söyleyen insanların sayısı yüzde 13 azaldı. Ankete katılan her 5 kişiden 1’inin dinle ilgisi yok. 30 yaş altı yetişkinlerde bu oran 3’te 1. Her yıl binlerce kilise kapanıyor.

***

VİETNAM

Ankete göre dindar olduğunu söyleyenlerin sayısı 2005-2012 yılları arasında yüzde 53’ten yüzde 30’a kadar düştü.

Tunus hariç bütün istatistikler Gallup Araştırma Şirketi’nin 2012’de yayımladığı Din ve Ateizm konulu anketten (Global Index of Religion and Atheism) alınmıştır.

***

57 ülkede yapılan anketin sonuçları, dünya nüfusunun yüzde 73’ünden fazlasının görüşlerini temsil ediyor.

***

İnsanlar Neden Dinden Soğuyor?

Bunun çeşitli sebepleri var. Bazı kişiler dinin neden olduğu veya onayladığı şiddet ve terör olaylarından dolayı, bazıları da din adamlarının adı seks skandallarına karıştığı için dinden soğuyor.

***

Ancak birçok insan ilk bakışta göze çarpmayan başka sebeplerden dolayı dinden uzaklaşıyor. Bunlardan üçünü ele alalım.

Refah düzeyi: Bir araştırmada şu sözler yer aldı: “Refah seviyesi arttıkça dindarlık azalıyor” (Global Index of Religion and Atheism). Bu sözler çok önemli, çünkü birçok ülkede insanlar hızla zenginleşiyor. Ekonomi profesörü John V. C. Nye’ye göre bazı yerlerdeki insanlar “iki yüzyıl önce yaşamış en güçlü kıralı bile kıskandıracak bir hayat standardına sahip.”

***

KUTSAL KİTAP NE DİYOR? Yaratıcımızın Sözü, içinde yaşadığımız “son günlerde” birçok kişinin Tanrı ve insanlardan çok, parayı ve zevki seveceğini bildirmişti. Zenginliğin insana verebileceği manevi zararların farkında olan imanlı bir adam Tanrı’ya şöyle dua etmişti: “Ne yoksulluk ne de zenginlik ver.”

***

Peki, bu arzusunun sebebi neydi? Şöyle devam etti: “Tokluk içinde . . . seni inkâr etmeyeyim”

Dinî gelenekler ve ahlak: Pek çok insan, özellikle de gençler din olgusunun gereksiz ve çağ dışı olduğunu düşünüyor. Bazıları ise dine olan güvenini kaybetti.

***

İskoçya Hümanist Derneğinin basın sözcüsü Tim Maguire, yüzyıllar boyunca kiliselerin yaptıklarına değinerek şöyle dedi: “İnsanların kiliselerden uzaklaşmasının nedeni onları artık ahlak konusunda otorite olarak görmemeleri.”

KUTSAL KİTAP NE DİYOR? İsa peygamber, insanlara yanlış bilgiler öğreten din adamları hakkında şöyle demişti: “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. . . . . Her iyi ağaç iyi meyve verir, fakat her çürük ağaç kötü meyve verir”. Dinlerin siyasete karışması ve eşcinsellik gibi Yaratıcımızın nefret ettiği davranışları onaylaması bu ‘kötü meyveye’ birer örnektir.

***

Ayrıca Kutsal Yazılarda bulunan öğretiler yerine geleneklere ve ayinlere bağlı kalmak da buna örnektir.

İsa öğrencilerine insanların manevi ihtiyaçlarını karşılamalarını öğütlemişti.

***

Ancak bugün pek çok insan bu konuda açlık çekiyor.

Din ve para: Pew Araştırma Merkezine göre çok sayıda insan, dinlerde paraya fazla önem verildiğini düşünüyor. Ayrıca bazı dini liderler, o dine mensup kişilerden farklı olarak lüks içinde yaşıyor.

***

Mesela Almanya’nın bir şehrinde, kiliseye giden pek çok kişi zar zor geçinirken, piskopos zenginlik içinde yaşıyordu. Piskoposun bu hayat tarzı oradaki birçok Katoliği kızdırdı.

***

Başka bir örnek ise Nijerya’dan: GEO dergisinin bir haberine göre “100 milyon insanın günde 1 Euro’dan az bir parayla yaşadığı Nijerya’da, bazı papazların gösterişli hayatı sorun hâline gelmeye başladı.”

 

KUTSAL KİTAP NE DİYOR?

İsa’nın elçisi Pavlus şöyle yazmıştı: “Tanrı’nın sözünün seyyar satıcılığını yapmıyoruz” Birinci yüzyıldaki cemaatte önemli görevleri olsa da, Pavlus başkalarına yük olmamak için çalışarak kendi geçimini sağladı. Onun bu tutumu İsa peygamberin şu emrine itaat ettiğini gösteriyor: “Ücretsiz aldınız, ücretsiz verin” .

***

Bu ilkelerle uyumlu olarak, Yehova’nın Şahitleri de insanlara Kutsal Kitabı öğretirken veya yayın verirken para talep etmezler.

***

İbadet Salonlarında para toplamazlar. Faaliyetleri için gereken para gönüllü bağışlarla karşılanır.

İnsanların Dinden Soğuyacağı Önceden Bildirilmişti

Kısa süre öncesine kadar dinlerin böyle bir duruma düşeceği tahmin bile edilemezdi. Ancak, Yaratıcımız bu durumu önceden Kutsal Kitapta bildirmiştir.

Kutsal Kitap Tanrı’ya sadık kalmayan bütün dinleri “Büyük Babil” diye adlandırır.

***

“Babil” çok uygun bir isimdir, çünkü birçok dinde öğretilen ruhun ölümsüzlüğü, üçleme, büyücülük gibi sahte öğretiler ve uygulamalar eski Babil şehrinden çıkmıştır.

***

Bu şehir sahte dine ve batıl inançlara batmış durumdaydı. Sahte dinler bir yandan Tanrı’ya sadık olduklarını iddia ederken diğer yandan güç ve zenginlik elde etmek için bu dünyanın yöneticileriyle yakın bir ilişki kuruyor.

Kutsal Kitap dinlerin siyasete karışmasını ahlâksızlığa benzetir.

Eski Babil şehrine dönecek olursak, bu şehir Fırat Nehri’nin sularıyla dolu bir hendek tarafından korunuyordu. Bu sular kuruyunca Med Pers ordusu şehri kolaylıkla fethetti Şehir bir gecede ele geçirildi!

***

Kutsal Kitap, bugün Büyük Babil’in de ‘bol sular üzerinde oturduğunu’ ve bu suların sahte dinleri destekleyen milyonlarca insandan oluşan ‘halklar ve topluluklar’ olduğunu söyle. Ayrıca bu sembolik suların kuruyacağını, yani insanların sahte dinlerden desteğini çekeceğini önceden bildirir; bu gelişme Büyük Babil’le temsil edilen sahte dinlerin yakında  gerçekleşecek ani yıkımının habercisidir.

Peki, sahte dinleri kim yok edecek? Ona karşı sevgisi nefrete dönüşecek olan siyasi yöneticiler.

***

Onlar sembolik olarak Büyük Babil’i yağmalayacaklar, yakıp kül edecekler

Eski Babil şehrinin etrafındaki suların çekilmesi insanların sahte dinlerden çıkışını temsil eder.

***

“Ondan Çıkın”

***

Büyük Babil çok yakında yok olacağı için Tanrı bizi sevgiyle şöyle uyarıyor: “Ey halkım, onun günahlarına ortak olmak ve başına gelecek belalardan pay almak istemiyorsanız, ondan çıkın”.

***

Bu sözler, makalenin başında adı geçen Gaffar ve Hediye gibi insana acı veren öğretilerden rahatsız olanlar ve Tanrı’nın onayını kazanmak isteyenler için bir uyarı niteliği taşır.

***

Mahmut Kutsal kitabı incelemeden önce Tanrı’ya sadece korktuğu için itaat ediyordu. Şöyle diyor: “Yehova’nın sevgi Tanrısı olduğunu öğrendiğimde içimi büyük bir huzur kapladı. O kendisine sevgiden dolayı itaat etmemizi istiyor”.

***

Kadriye de öksüz kalmasının kaderinde yazmadığını, yani buna Tanrı’nın neden olmadığını öğrenince huzur buldu. Tanrı’nın insanları kötü şeylerle sınamadığını söyleyen gibi ayetler onu rahatlattı. Kadriye ve Mahmut Kutsal Kitap’taki Hakikat’i benimsediler ve Büyük Babil’den çıktılar.

***

Uyarılara kulak vererek, Tanrı’ya ‘ruhla ve hakikatle tapınmak’ için Büyük Babil’den çıkanlar sahte dinler yok edildiğinde hiçbir zarar görmeyecek.

***

Bu kişiler şu sözlerin gerçekleşeceği günü ümitle bekliyor: “Sular deniz yatağını nasıl kaplıyorsa, Yehova bilgisi de yeryüzünü öyle dolduracak”

***

Evet, sahte dinlerin ve kötü işlerinin sonu kesinlikle gelecek, çünkü Tanrı ‘yalan söyleyemez’. Hakiki din ise sonsuza dek kalacak!

***

Bular bir derleme; din nass yani dogmadır ve 5000 küsur dinin hepsinde dogma vardır.

Psikolojik açıdan “birincil süreç düşünceyi” doyurduğu ve Arketiplerin Ortaklaşa Bilinçdışından alınıp yakalanan Arketiplere ulaşmamızı sağladığı için de, kolay kolay ortadan kalkmayacaktır.

***

Nobel kazanan Prof. Dr. Aziz Sancar gibi hem imanı hem evrimi aynı yüreğe sığdıran Atatürkçü aydınlar da hep Dünya’ya gelecektir.

Bilimle, akluhikmetle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 05 Eylül 2017 Salı

331 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

 

Geri zekâlı olduğu düşünülürken Atom’u (parçalanamaz olduğu

 

sanılanı) keşfedip onu parçalayan deneylere öncülük eden insanlara

 

başarının tanımını yapan çok önemli bir ismi, Albert Einstein’ın

 

hayatını paylaşmak isterim.

 

Küçükken geri zekâlı olduğu düşünülmesine rağmen daha sonra

atomu parçalayarak herkesi şaşırtan muhteşem dâhi olarak tanıyoruz

hepimiz Albert Einstein’ı.

 

Hangimiz, eğer okula gitmişsek, okuldaki tembelliğimizi, kaçıngan

olduğumuz zamanları Einstein'ı örnek göstererek örtmedik ki...

 

Tabii hiçbirimiz daha sonra atom parçalayacak kadar dâhi çıkmadık o

ayrı.

 

Türkiye’de ilk üniversiteleri kurdurttu. Alman bilim adamlarını

Türkiye’ye çağırdı ve Atatürk’e de mektup yazdı.

 

Fritz Neumark da bunlardan biriydi. Neumark’ın Batı’nın bizi neden

sevmeyeceğine dair sohbeti meşhurdur.

 

Zekâsı fark edilene kadar birçok zorluk yaşamış olan Einstein kendi

dünyasındaydı.

 

Okulu belki hiç sevmemiş ama olağanüstü üstün zekâsının kendisini

yönlendirmesine de engel olmamıştı.

 

Peki, kimdi aslında Albert Einstein?

 

Neler yaşamış, neler hissetmişti?

Her şeye meraklı ve hayal gücü zengin bir çocuklukla başladı.

 

1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm şehrinde sıradan bir çocuk

olarak dünyaya geldi.

 

Küçük bir elektro-kimya fabrikasının sahibi olan babasıyla, klasik

müziğe (kemana yani viyoline) meraklı olan annesi, Einstein

konuşmaya geç başladığı için oldukça tedirgin olsa da, daha sonra

bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaklardı.

Yaşarken o anlar ne kadar zor olsa da, daha sonra bu anların

hayıflanmaları yerini büyük icatlara bırakacaktı.

 

Einstein, ne kadar içine kapanıksa o kadar büyük hayaller kurmaya

başlamıştı.

 

Her şeye duyduğu sınırsız merak, zamanla onu mükemmel bir hayal

gücüne sürükledi. Artık düşündüklerinin ve zamanla yapacaklarının

sınırı yoktu.

Okulu hiçbir zaman sevmedi

 

Einstein’e göre onun zekâsının temelleri kesinlikle okulda atılmadı.

Okul onun için ziyadesiyle sıkıcı ve ezber sisteminde gereksizdi.

İlk ve orta öğretimi çok başarısız ve zor bir şekilde geçti. Mühendis

olan amcasının desteği olmasa bu kadarını da yapması mümkün

değildi.

***

Ona göre eğitim, okulda öğrendiğin her şeyi unuttuğunda sana

kalandı.

Çocukluğunda unutamadığı iki olay

Amcası sayesinde tanıştığı geometriden adeta büyülenmişti.

Çocukluğuna dönüp baktığında iki olay onun için çok etkiliydi: İlki

beş yaşındayken amcasının ona hediye ettiği pusulada fark ettiği

esrarengiz özellik, ikincisi de on iki yaşında Euklites Geometrisini

öğrendiğinde hissettiği büyülenmişçesine ruh hâli.

Özellikle geometri onun için sarsıcıydı.

 

Hatta bu yaşlarda geometrinin büyüsüne kapılmadıysanız daha sonra

sizi etkilemeyeceğini düşünüyordu Einstein.

İsviçre Vatandaşı Olması

 

Einstein, lise öğrenimini İsviçre’de tamamladı.

 

1896’da güç şartlar karşısında direnerek yüksek öğrenimini

tamamlamak üzere Zürich’teki Politeknik Üniverisitesi'ne girdi.

 

Daha sonra İsviçre vatandaşı olarak Sırp asıllı bir öğrenci ile evlendi.

 

Çağdaş Fizik için sürekli düşünüyordu

 

Einstein, Bern’de federal patent dairesinde çalışıyordu.

 

İşinden arta kalan zamanlarda da Çağdaş Fizik için ortaya atılan

sorunlara ilgili düşünüyordu.

 

Önceleri atomun yapısı üzerine fikirler üreten ve Max Planck’ın

kuantum teorisi ile ilgilenen Einstein, Avagadro sayısının değerini de

hesapladı ve test etti.

Kuantumun değerini ilk anlayan Fizikçi

 

Einstein, Kuantum Fiziği'nin değerini anlayan ilk Fizikçi olarak

buradaki bilgilerini ışıma enerjisine uyguladı.

 

Bu olaydan yola çıkarak da fotoelektriği açıkladı.

 

Hatta bu çalışmaları 1905'te Annalen der Physik dergisinde iki

makalesi yayınlandı.

 

Üçüncü yazısında ise, izafiyet teorisinin temellerini atıyordu.

 

Einstein'in bu teorileri sert tartışmalara yol açıyordu.

 

Daha sonra 20. YY'ın iyi En Teorik Fizikçisi olarak anılmaya

başladığında, Einstein, izafiyet teorisini geliştirmiş, kuatum mekaniği,

istatistiksel mekanik ve kozmoloji alanlarına önemli katkılar

sağlamıştır.

İzafiyet Teorisi

 

Modern bilime etkileri çok büyük olan Einstein fizik alanındaki

çalışmalarından özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık

yani İzafiyet teorisi ile tanındı.

 

Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı:

 

1905'da Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile

enerjinin eşdeğerli olduğunu iddia eden sınırlı bağlılık,

1916'da eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait

çekim teorisini veren genel bağlılık, 1916'da elektro-manyetizma ile

yer çekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler.

 

Bu teorideki özellikle ilk iki kısım atom fiziği ve astronomi alanında

yapılan deneylerde çok başarılı olduğu denenmiştir.

 

Çağdaş Fiziğin de temel taşları arasındadır.

Zürich Üniversitesi profesörü Albert Einstein

Einstein, 1909'da Zürich Üniversitesi öğretim görevlisi olarak

çalışmaya başladı. Bir adım sonrasında artık Zürih Üniversitesi

profesörlerindendi.

 

1913 yılında ise Berlin Kaiser - Wilhelm Enstitüsü'nde ders vermeye

başlamıştı. İşte bu sıralarda Prusya Bilimler Akademisi'ne üye seçildi.

 

Nobel Fizik Ödülü aldı

 

Özellikle teorik fiziğe katkıları inkâr edilemezdi.

 

Bunun yanında fotoelektrik olayına getirdiği açıklamalar da çok

önemliydi. Bütün bu gelişmeler Einstein’a Nobel Fizik Ödülü’nü

kazandırdı.

Almanya’dan Ayrılmak Zorunda Kaldı

 

1933’e kadar Berlin’de yaşayan Einstein, Almanya yönetimine gelen

Nazi rejiminden sonra birçok Musevi bilim adamı gibi Almanya'dan

ayrılmak zorunda kaldı.

 

Paris’e giderek Collage de France’de ders vermeye başladı.

 

Buradan Belçika’ya, sonra İngiltere, ardından da Amerika'ya giderek

burada Princeton Üniversitesi kampüsündeki Institute for Advanced

Study’de profesör oldu.

 

Vefatı

 

1940'ta Einstein bu kez de Amerikan vatandaşlığına geçmişti.

Üvey kızının vasiyeti

Einstein'in vefatından sonra üvey kızı Margot Einstein, onun kişisel

mektuplarını sakladı. Daha da önemlisi, kendisinin ölümünden 20 yıl

sonra da saklı kalmasını vasiyet etti.

 

Ancak süre dolduğunda bu mektuplar Princeton Üniversitesi

tarafından basıldı ve Einstein’ın özel hayatı ile ilgili bilgileri

paylaşmış oldu.

Ben Atomu İnsanlığın Faydası İçin Keşfettim 

Bir gün Eintein'e keşfettiği atomun bomba olup Hiroşima ve

Nagazaki tepesinde patladıktan sonra neler hissettiği sorulur.

 ***

Einstein ise şöyle cevaplar bu soruyu: “Her savaş insanlığın

ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka daha ekler. Ben

atomu insanlığın faydası için keşfettim. Ancak insanlar atomla

birbirlerini öldürüyorlar. Böyle olacağını bilseydim ayakkabı

tamircisi olurdum''

Einstein’den başarının formülü

*** 

Daha 5 yaşındayken bir pusulanın esrarengizliğine duyduğu

hayranlıktan yola çıkarak başarının formülünü de gerçekten

matematiksel olarak formülünü yazmıştı Einstein.

***

Ona göre başarı; A=X+Y+Z.

Denklem karmaşık gibi görünse de aslında anlaşılır ve basitti.

A: Başarı, X: Çalışmak, Y: Çalıştığın konuyu oyun gibi görmek, Z:

Konuşmak yerine üretmek İşte bu kadar basit.

Bu şartlar bir araya geldiğinde başarı da kendiliğinden geliyor sanki.

Tek bir çocuk bile mutsuzsa bilim ilerleyemez

 ***

Einstein’a göre bilimin ulaşması gereken son nokta tek bir çocuğun

bile mutsuz olmamasıydı. Çünkü tek bir çocuk dahi mutsuzsa icatlar

olmayacağından bilim de ilerleyemeyecekti.

 ***

Einstein, herkesin kendisi kadar güçlü olamayacağını düşünüyordu.

Ona geri zekâlı denildiğinde bile o hayal kurmaktan vazgeçmeyerek

çok büyük bir cesaret göstermişti çünkü.

Aptal nedir

*** 

Einstein dünyanın aptallarla dolu olduğunu düşünüyordu. Çünkü aynı

şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç bekleyen kişiye onun gözünde

aptal deniyor.

Nihayetinde aptallığın bir sınırı yok, dâhilik ise bir sınır gerektirir!

Bizi güzel ahlâk kurtaracak

 ***

Yeryüzü insanlar yaşasın diye ayrıldıysa yine bütün sorumluluk da

onlara düşüyor demektir.

 ***

Birçok icat yapılabilir. Çok zeki insanlar atomu keşfedebilir ama

sizce atomdan bomba yapmayı düşünenler de bir o kadar zeki midir?

 

Einstein bir bilim adamıydı, şüphesiz ki mükemmel bir bilim adamı.

İstediği insanlığa güzellikler sunmaktı.

 

İnsan şartlar ne getiriyorsa lâyığıyla yaptı ve Einshover’la

mektuplaşıp Atom Bombası yapılmamasını talep etti.

 

Kendine göre bir Tanrı anlayışı vardı;  “Tanrı zar atmaz” demişti.

 

Onun şu hayata bırakmış olduğu yine çok zekice ve saf bir son mesaj

da var kayıtlarda: ''Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece

bilimsel buluşlara değil çok ahlâklı bir hayat düzeninin

gerçekleşmesine bağlıdır'.

 

Gittikçe büyüyen bir aort anevrizmasından muzdaripti ama hiç

şikâyet etmezdi.

 

Komünistlikle suçlandığında bile aldırış etmedi.

 

Kendisine İsrail’in başına geçmesi teklif edildiğinde nazikçe reddetti.

 

Gözü o tür şöhrette değildi.

 

Tek isteği piposuydu ama bakıcısı doktorlar yasakladı diye

vermiyordu.

 

Bir gün evine küçük bir kız geldi ve bilimle ilgili sorular sormaya

başladı. Vefat edeceğini bile bile o kıza ücretsiz dersler verdi.

 

Hayatının son demlerinde kendisini empatik olmamakla suçlayan

oğluyla da barıştı.

 

Piposuna da kavuştu.

 

Peki, onu insanlar neden hâlâ saygı ve sevgiyle anıyor?

 

Atom bombalarını o yapmamıştı ki, ABD yaptırdı.

 

Nagazaki ve Hiroşima’dakiler onu nefretle anmıyorlar ama sembolik

olarak iğdiş edilmiş vaziyetteler ve geceleri barlara takılıp şarkı

söylüyorlar.

 

Onun da tek yol göstericisi bilim ve akıldı.

 

Evrim bilime çok hizmet etti ama bir gün geldi vefat etti.

***

Prof. Dr. Aziz Sancar “Evrime de, Allah’a da inanıyorum demiş”.

 

aziz sancar ile ilgili görsel sonucu

 

Aziz Sancar’dan sigarayı bıraktıracak buluş

 

Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar twitter adresinden yeni çalışmasını duyurdu.

“Umarım ülkemde sigara içen kalmaz” notunu paylaşan Sancar, sigaranın DNA'ya verdiği zararın haritasını çıkaran yeni bir teknik geliştirdiklerini açıklayan çalışmasını yayınladı.

 

Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar yeni çalışmasını duyurdu. “Umarım ülkemde sigara içen kalmaz” notunu paylaşan Sancar, sigaranın DNA’ya verdiği zararın haritasını çıkaran yeni bir teknik geliştirdiklerini açıklayan çalışmasını yayınladı. 

***

Prof. Dr. Aziz Sancar ve ekibi, sigara içmenin DNA’ya verdiği zararı yüksek çözünürlükte bir harita ile göstermeyi başardı. Sancar UNC Health Care and UNC School of Medicine’in sitesinde yer alan haberi paylaştı.

Sigaranın sağlığa zararlı olduğu biliniyor ancak Sancar ve ekibi ilk defa bu zararın DNA üzerindeki etkisini gösteren bir teknik geliştirdi.

Sancar çalışmalarıyla ilgili; “Bu, ABD’de kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan bir karsinojen ve şimdi ortaya çıkan hasarın geniş bir haritasına sahibiz” açıklamasını yaptı.

PEKİ, BU HARİTA NE SAĞLAYACAK?

Prof. Dr. Sancar, yürüttükleri çalışmanın sigara içmenin sağlığa ne kadar zararlı olabileceği konusundaki farkındalığın (awareness) artmasına yardımcı olmasını umduğunu açıkladı.

Ayrıca bu haritaya sahip olmanın DNA’daki hasarın onarılması ve ilaç geliştirilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti.

Böyle bilim adamları çıkaran bir ülkenin ufku açık, umutları bol demektir.

Dilerim bu çalışmalar ilerler ve sigara içenler çok azalır.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Temmuz 2017

261 kez okundu
0