Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in bağlanma

Posted by on in Genel

Yavrum,

Elbet bir gün doğacaksın ve ilk nefesini alacaksın.

Annenden ve babandan gelen yumurtalar senin istikbâlini oluşturacak bir şekilde buluşacak.

Sanma ki onlar gökten zembille gelecek, mutlaka bir yerden temin edilmiştir.

Karma inancına göre her bir şey önceden belirlenmiştir ama kaderini büyük ölçüde kendin tayin edeceksin.

İki yumurtadan biri illâki erkek veya dişi olacaktır; tabii ki bilinmeyen bir donörden de alınmış olabilir veya sen onları hiç tanımamış olabilirsin.

Öncelikle bunlar döllenecek ve büyümeye başlayacaksın.

Bu dönemdeyken canlı mı yoksa cansız mı olduğunu sorgulama çünkü ta en baştan beri hayatiyetini koruyacaksın.

Önce rahmin içerisinde gelişecek ve büyüyeceksin.

Orası senin en güvenli limanın olacak.

Sevmeyi, sevilmeyi ve örselenmeyi ilk defa orada fark edip, yaşayacaksın.

Deniz suyu ile aynı kıvamdaki bu doğal ortamda kendini büyük bir huzur içinde bulacaksın. Annenin kanından gelen kanla besleneceksin ama eğer ikizseniz veya daha fazlası, belki de birbirlerinizi tekmeleyecek ve rekabet edeceksiniz.

O zaman henüz idrak yoktur ama algılayacaksın ki, tabiatta rekabet vardır...

Adalet bir noktaya kadar işler!

Epey sıkıntılı günler yaşayacaksın. İçinde bulunduğun orta seni o derecede mutlu edecek ki, aklında hiçbir kötülük veya suiniyet yer alamayacak.

Anne tarafından gelen ve babadan alınan yâhut bir tüpte buluşan bu şeyler zâten en baştan canlı olacak ve o zamandan itibaren fark edeceksin ki, neyin nereden geldiğinin bir ehemmiyeti kalmayacak. 

Evrenin basit bir parçası olduğunu fark edeceksin.

O dönemlerdeki huzuru hep arayacaksın ve derinlerde bir yerde, aslında canlı olduğunu fark edeceksin.

Bu huzurlu ortamda yüzecek, parmağını emecek ve daha altıncı aydan itibâren bir şeyleri görüp işitmeye, annenin kalbini dinleyerek huzur duymaya başlayacaksın.

Etiketler: bağlanma bebek evrim sevgi
2402 kez okundu
0

Değerli Mekâncılar,

Son zamanlarda bu soruya kilitlenip kaldım:

Marks mı haklı?

Freud mu doğru söylemekte?

Kuhn mu Hakikati yakalamış…

***

Yâni, Homo türlerinin tarihini üretim ilişkileri mi belirler,

Her şey seks midir?

Yoksa, sırf bilimsel değil, her alanda âni sıçramalarla değer yargıları mı değişir?

Günümüze kadar bütün filozoflar, mütefekkirler, sanatçılar, sufiler... bu sorunun cevabını aramışlar ama bir türlü bulamamışlar...

Dinlerin sayısı 5000 küsur. Hangisi Hakikatin köşesinden yakalayabilmiş?

Şamanlar mı, Mormonlar mı, Kızılderililer mi, Pigmeler mi, Ferrarisini Satan Bilgeler mi?

Bu konu çok kafamı kurcalamakta...

Paralel evrenler var mı?

Süper ebeveynler var mı?

Hıncal Uluç okuyarak Nuray Sayar'a perestiş etmek mi

Yoksa Gökçe'leri bağrına basmak mı?

Mars'a gitmek ahmaklık olmaz mı?

Acaba ultra-elit birileri çoktan uzayda kolonileşti de, haberimiz mi yok?

Gökdelenler bir gün Babil Kulesi gibi olabilir mi?

UFO (Unidentified Flying Object) ile IFO (Identified Fucking Object) arasındaki fark belli mi?

Bunlar her şeyi bilir de söylemez mi?

***

Bugün İstanbul'dayız Neslim'le. Gece tayyareye binip İzmir'e uçacağız.

İki gün arka arkaya hipnoz kursu vereceğim ve sepetimdeki taşları en iyi şekilde paylaşabilmek için çabalayacağım.

Kolay değil; bakalım bizim Çılgın Armağan kaç kişiyi ayarlamış, ne kadar ve hangi sürede performans gösterebileceğimi bilmiyorum. 

2522 kez okundu
0

Posted by on in Genel


Dün gece rûyamda gördüklerimi unutmadan yazmam lâzım:

Hayatımın ilk Grand Mal Epilepsi (Büyük Sara) nöbetini geçiriyorum ve post-iktal (nöbet sonrası) konfüzyonda iken (kafam karmakarışık hâlde ve şaşkın) Babam bana müstehzice bir nazarla bakıp “erkeklik hormonu al” diyor.

Rebiî Dayım “korkmayasın diye söylemedik” diye gönlümü alıyor.

Ben de düşe kalka kendimi bulmak için debelenirken, Neslim şefkatle beni okşuyor ve “uyanman lâzım” diyor.

Ben de hemen Homo erectusa regrese olup kalkıyorum, dişimi neyin yıkayıp kokular sürünüyorum.

Veeee….

Cânan kapıyı çalıyor.

Aynen Beethoven’in 5. Senfonisi gibi: Kaderden kaçılmaz!

Vay efeler vay!

Predestination (mukadderat), Karma, Kader

Hepsi yerli yerine oturuyor ve aklımda Neco Kardeş’le kızının barışma sahneleri çoktan nakşedilmiş vaziyette yazmaya koyuluyorum.

Bu arada, er kişi niyetine, Kızım, Peder’in Cinsî Başarının Esasları mukaddimesinden rastgele birkaç cümle okuyor.

Hepsi de mükemmel aşk, sadakat ve cehâletle ilgili.

Minareyi çalarken dahi, gâvurdan ve küffardan nakille, kılıfını iyi hazırlamış Merhum.

Önce gerçek aşkı târif ediyor, sonra...

***

Neco Kardeş,

Seninle pek çok kere aynı mekânda bulunduk, hâttâ Siyavuş Arkan Ağabeyim eski arkadaşındır.

Sanırım ki Işıl ve Alev Yücesoy’la da raks etmişsinizdir.

2839 kez okundu
0

İngilizcesi “mirroring” olan bu kavram çok ama çok önemlidir.


Artık biliyoruz ki, henüz ana rahmindeyken, fetüs beşinci aydan itibâren (henüz doğmamış bebek) işitmeye ve görmeye başlar.

Ana rahminin huzurlu ve güvenli ortamında zâten huzur içindedir.

Evrimsel ve evrensel bir kodla oradan çıkınca, yâni doğar doğmaz da temel güven, bağlanma, sevgi, âidiyet ve mensubiyet ihtiyaçlarıyla dopdolu olan düşmanca bir dünyaya gözlerini açar. Diğer bütün primatlar içerisinde, bakıma tamamen muhtaç olarak ve nâtamam (tamamlanmamış) olarak doğan insan yavrusudur.

İlk şaplağı kendisini doğurtan hekim veya ebenin elinden poposuna yer. Buradaki amaç onun “ilk ağlamasını” sağlamaya, yâni nefes almaya yöneliktir.

İnsanoğlu dünyaya gelirken ağlar ama bâzılarının romantikçe değerlendirdikleri gibi üzüldüğünden veya ana rahmini terk ettiğinden perişan olduğundan dolayı değil, soluk alıp, akciğerlerini havayla şişirebilmek için…

Nitekim kendini huzurda ve güvende hissettiği ânda bu ağlama gider, mutluluk ve sevgi içerisinde annesinin memesine yönelir; emer de emer.

Sonra da bol bol uyur.

Sonra uyanır, “gooork” diye kocaman bir sesle gaz çıkarır, bu arada azıcık da kusar ve altını kirletir. O kadar şirindir ki o âa, küçücük yavrudan ses nasıl çıkar diye şaşırır ilk defa ebeveyn olanlar… Hiçbir sağlıklı ana baba bunlardan iğrenmez, hâttâ büyük bir hazla, şefkatle onun ihtiyaçlarını karşılar.

Hemen temizlerseniz ve gene beslerseniz, hiç mi hiç ağlamaz. Biraz gecikince ise, başka türlü ifâde yolu bilmediği için, bir kütle tepkisiyle başlar ağlamaya. Bu devran da böyle sürer…

O minnâcık hâliyle annesinin gözlerine bakar; oradan gelecek sevgi ve tasdik mesajına acıkmış olarak. Birkaç hafta içerisinde bu ilişkiye baba da dâhil olacaktır.

Annesinin sevecen, gülümseyerek, şefkatle yolladığı bakış, yavrucağın beyninin en derin bölgelerinde (bâdeme benzediği için amigdala denen nöron havuzunda) ömür boyu sürecek güzel izler bırakır.

Sağlıklı Bağlanma uyum sağlamaya yönelik bir sistemdir. Hedefi, çocuğun güvenliği için, çocuğun anneye olan yakınlığını düzenlemektir. Zarardan korur, tehlike ve tehdit edilmeye karşı korku cevabını azaltır,rahatlama sağlar.

Bakımveren (genellikle anne), çocuktan gelen sinyallerle hassas bir şekilde ilgilenir. Çocuklarda, Güvenli Bağlanma gelişir. Sıkıntıda olduklarında ebeveyn tarafından destek gören çocuk, kendisini değerli bir varlık olarak idrak eder.

Bir nev’î Güvenli Limanda Olma, fırtınalardan korkmama sürecidir bu… Çocuğun, bakımvereniyle ilgili olarak, güvenli limanda, alacaklarını tam almadan, dünyâ ile ilgili keşfe çıkamayacağını vurgular.

Bu sâyede Korunma ve Rahatlama amacına hizmet edilir; ebeveynin yorgun, pişman ve kızgın olmadığının hissedilmesine hizmet edilir; anne, çocuğuna yakın olmaktan keyif alıyorsa, çocuk onun kuvvetini ve mevcudiyetini hisseder, olumlu ve zengin bir kendilik (Ego: Benlik/Kendilik) değeri geliştirir. Sonra, ileri dönemde, bakımveren olarak temsilî kendilik değerini kurmasına hizmet eder. Çocuğun duygusal açıdan düzenlenmesine zemin hazırlar, tecrübeden ders almayı öğrenir.

Çocuk, hem kendi duygularını düzenlemeyi hem de ilişkilerde duygularını kullanmayı öğrenir.

Bebeklikten itibâren, bakımverenin gereken ânda orada olup, gereken ilgiyi vermesi ve paylaşımlarla, olumlu rol modeli içselleştirilir. Özgüven yerleşir.

Şartlara göre şekillenen ilişki (goal corrected partnership), dört-beş yaşlarında şekillenir ve kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

Sevgi dolu bakımverenle, çocuk kendini “sevilmeye değer” olarak idrak eder. Kararlı temsilî hâle ulaşır (steady representation state).

Ergen, ebeveynin düşünce ve davranışları ve kendisi arasında ilişki kurup, özerk stille (otonom) davranmaya başlar.

Aynalama ve aynalanma…

7178 kez okundu
0