Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in bencillik

Posted by on in Genel

Time dergisinde bu başlıkla neşredilen makaleyi dehşet ve ibretle okudum.

Son senelerdeki üzerinde epey düşündüğüm gözlemlerim ve olgunlaşan fikirlerim bir araya gelince, canım da epey sıkıldı.

ABD’de Klâsik Batı Müziği orta sınıf tarafından tamamen unutulduğu için ya Rock, ya Heavy Metal, ya da (en sofistike kısım tarafından) Blues and Jazz dinleniyor; Country Music ise oraların Arabeski ve diğer kısımlar pek rağbet etmiyor.

Son gidişimde koskoca New York’ta başka bir şey bulamamıştım ve şaşırmıştım başlarda (malûm, Virgin de çoktan iflâs etti).

Sonradan düşününce bu şaşkınlığım geçti çünkü ABG, halkını câhil bırakarak varlığını sürdürebilir!

Oradaki düz lise mezunları ancak imzalarını atabilirler ve doğru dürüst okuma yazma dahi bilmezler; buna mukabil, nüfusun belki de en fazla %10’unu teşkil eden ultra-elit takımı muazzam bir eğitim ve öğretim sürecinden geçerek çok iyi yetiştirilir. “Turkey” deyince “hindi” anlamamayı onlar bilir. Halkı da iki partiyle oyalarlar; aslında kimin seçileceğine en tepedeki eski SSCB’deki (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Politbüro benzeri esas seçicilerin yanına dahi ulaşamazsınız.

Eh, bu durumda, refahı yerinde, câhil ama para harcama ihtiyacı içerisindeki gençlere ne pompalanacaktır: Narsisizm, mübalâğalı bir ben-merkezcilik ve androidleşme (zeki canlı varlıklar tarafından yapılmış insanımsı makineler)!

Çılgıncasına satınalma....

Bunlarda olgun ve kişiliği yeterince gelişmiş, dengeli insanlarda bulunması icap eden diğerkâmlık (altruism: özgecilik), fedakârlık, tahammül (tolerans) gibi insanca güzellikler yoktur ama beşerî zaafları iyice pompalanarak aşırı şişkin balonlar hâline getirilmişlerdir.

Peki, oradaki sistemin pek de işine gelen bu fabrika imalâtı insanımsılar bizim ülkemiz için bir önek teşkil edebilir mi?

Tabii ki hayır!

Çünkü bu ülkemin insanlarının maddî imkânları kıt, sınıflar arası fark korkunç boyutlarda ve feodalite dört bir yanı sarmış. Bu memleketin insanı iyiyi, doğruyu, güzeli ve zevkli olmayı bilmiyor. Altı Kavak, üstü Şişhâne tarzında yaşıyor; gustosu yok.

Ne Garb’ı biliyoruz, ne de Şarklı kalabilmiş müstağripler ekseriyette. Bu kavramı Cemil Meriç şöyle târif eder: Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat müstağrip. Edebiyatımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebî nev’i itibârdadır: Taklit, intihâl (apartma, aşırma), tercüme.  Ama zirvelerin hiçbirini tanımıyorduk. Avrupa’yı Avrupa yapan düşünce fâtihleriyle temâsımız yasaktı. Haşet Kitabevi’nden ibâretti Avrupa’mız, girdapları olmayan bir kıt’a, tezatsız ve tek boyutlu; bir kartpostal Avrupası.Coğrafyamızda tek kıt’a vardı, kafatasımızda tek yarım küre.Türkçe konuşan bir Fransız’dık.

***

Bize bu tür narsisizm pompalanırsa, tıpkı ABG’de olduğu gibi, nüfusun en fazla %10’unu teşkil eden ama oradakilerin tam aksine, kendi harsına (kültürüne) tamamen yabancılaşmış ve kültürü nâkıs olan sonradan görmelerimizin şirâzesinde iyice çıkar (bozulmak, çığırından çıkmak, düzenini yitirmek).

Ben en en en enim...

İngiltere ve Kıt’a Avrupası’ndaki Batı’nın eliti çok kültürlü ve genellikle de aydındır (münevverdir).

3389 kez okundu
0