Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in celal şengör

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Duygudurum Bozukluklarına devam ediyorum.

Siklotimi, manik depresyonun (Bipolar Bozukluk) daha hafif bir türüdür ve birbirini sırayla izleyen hipomani (maninin hafif bir türü) ve hafif depresyon nöbetleriyle tanımlanır. Siklotimi bir duygudurum bozukluğu olup hasta, bipolar bozukluğun karakteristik iniş ve çıkışlarını (depresyonlar ve coşkular) yaşar (çok daha hafif şekilde).

Nedir

Siklotimi manik depresyonun daha hafif bir türüdür ve birbirini sırayla izleyen hipomani (maninin hafif bir türü) ve hafif depresyon nöbetleriyle tarif edilir. Siklotimi bir duygudurum bozukluğu olup hasta, bipolar bozukluğun karakteristik iniş ve çıkışlarını (depresyonlar ve coşkular) yaşar ama çok daha hafif şekilde.

                                               ***

Siklotimili bir kişide sonradan bipolar bozukluk gelişmesi riski %15-%50’dir. Siklotimi, bipolar bozukluğun oluşması açısından bilinen bir risk faktörüdür. Ancak, siklotimili kişilerin hangilerinde bipolar bozukluğun gelişeceğini hangi faktörlerin belirlediği veya siklotiminin daha şiddetli bir hastalık olan bipolar bozukluğa dönüşmesinde etkili olan mekanizmalar hakkında az şey biliniyor.

Sebepler

Siklotiminin sebepleri genetik faktörlerdir. Birçok hastanın aile geçmişinde majör depresyon, intihar veya alkol/uyuşturucu bağımlılıkları vardır.

***

Belirtiler

Siklotimik bozukluğu olan birçok hasta, çalışma veya sosyal yaşamında başarılı olmada güçlük yaşar; çünkü önceden kestirilemeyen ruhsal durumları ve huzursuzlukları, çok fazla gerilim yaratır ve istikrarlı kişisel veya profesyonel ilişkiler sürdürmelerini zorlaştırır. Bipolar II Bozukluğu gibi, siklotiminin belirtileri de hipomani dönemlerini içerir.

siklotimi görsel ile ilgili görsel sonucu

***

Siklotimide, hipomani geçince depresif belirtiler de görülür. Ancak, bu belirtiler bir majör depresif vak'ası kriterine uymaz. Diğer bir deyişle, siklotiminin belirtileri Bipolar Bozukluk’ta görüldüğü gibi şiddetli değildir.

***

Ergenler ve Siklotimik Bozukluk

NIMH (Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü) destekli bir araştırmadan elde edilen bulgular, bu hastalığın gençler arasında, en az yetişkinler arasında olduğu kadar yaygın olabileceğini ileri sürmektedir. Bu araştırmada 14-18 yaş arasındaki ergenlerin %1’inin, Bipolar Bozukluk veya Siklotimi kıstaslarına uymuş oldukları görülmüştür.

***

Bunun yanı sıra, araştırmadaki ergenlerin yaklaşık %6’sı, bipolar bozukluk veya siklotimi kıstaslarına hiçbir zaman tam olarak uymasalar da, anormal şekilde ve sürekli coşkulu, taşkın yahut huzursuz bir dönem yaşamışlardır.

Testler

Siklotimi teşhisinin konması için, en az iki yıl boyunca birbirini takip eden hipomanik ve depresif belirtilerin mevcut olması gerekir. Siklotimili kişilerde ruh hâlinin değişken olması sık görülür.

                                                  ***

Depresyondan hipomaniye ve sonra tekrar depresyona geçiş, birkaç günde ya da birkaç haftada ve hatta aşırı vak'alarda birkaç saatte bir görülebilir.

Ruh hâlinin değişkenliği istikrarlıdır; siklotimili bir kimsede, hiçbir zaman, iki aydan fazla belirti görülmeme durumu olmaz.

Tedavi

Bu bozukluk için belli bir tedavi seçeneği yoktur. Siklotimi, Bipolar bozukluğa benzer şekilde tedavi edilir. Antimanik ilaçlar, antidepresanlar veya psikoterapi kombinasyonu birçok vak'ada bu bozukluğu etkili şekilde tedavi edebilir.

Siklotimi için Antidepresan Tedavisi: Özellikle ruh hâlinin değişiklikleri bipolar bozuklukta görülen tipteyse genellikle lityum karbonat denenir ama böyle bir ilaç, hastanın kapsamlı klinik muayenesi ve geçmişi göz önüne alınarak verilmelidir.

Siklotimi için Psikoterapi: Psikolojik tedavi genellikle siklotimiden dolayı oluşan hayata uyum sorunlarına ve kişinin, siklotiminin başladığını anlayıp doğru adımları atmasına yardım etmeye odaklanır. Tedavi çoğunlukla bireysel psikoterapi şeklindedir; ancak grup terapisi de bu bozukluk için faydalı olabilir.

Siklotimide Kendi Kendine Yardım: Hayat tarzını iyileştirmenin her zaman olumlu bir etkisi vardır; fakat depresyon daha şiddetli hâle geldikçe bunu yapmak daha fazla çaba gerektirebilir. Bu bozukluğun tedavisi için kendi kendine yardım yöntemleri genellikle doktorlar tarafından göz ardı edilir; çünkü çok az sayıda doktor bu yöntemlerle ilgilidir. Depresyonda kendi kendine yardım, distimik bozukluğun iyileşmesinde önemli bir rol oynar. Bu yöntemler, diğer depresyon tedavileriyle birlikte uygulanır.

Tedavi

Bu bozukluk için belli bir tedavi seçeneği yoktur. Siklotimi, Bipolar Bozukluğa benzer şekilde tedavi edilir. Antimanik ilaçlar (Depakin veya Tegretol, nadiren Lithuril), antidepresanlar (Brintelix 10mg Tab) veya psikoterapi kombinasyonu birçok vak’ada bu bozukluğu etkili şekilde tedavi edebilir.

Siklotimi için Antidepresan Tedavisi: Özellikle ruh hâlinin değişiklikleri bipolar bozuklukta görülen tipteyse genellikle lityum karbonat denenir (Lithuril). Ama böyle bir ilaç, hastanın kapsamlı klinik muayenesi ve geçmişi göz önüne alınarak verilmelidir. Arada kan lityum düzeylerine ve böbrek işlevlerine baktırmak icap eder.

Siklotimi için Psikoterapi: Psikolojik tedavi genellikle siklotimiden dolayı oluşan hayata uyum sorunlarına ve kişinin, siklotiminin başladığını anlayıp doğru adımları atmasına yardım etmeye odaklanır.

***

Tedavi çoğunlukla bireysel psikoterapi şeklindedir; ancak grup terapisi de bu bozukluk için faydalı olabilir.

Siklotimide Kendi Kendine Yardım: Hayat tarzını iyileştirmenin her zaman olumlu bir etkisi vardır; fakat depresyon daha şiddetli hâle geldikçe bunu yapmak daha fazla çaba gerektirebilir. Bu bozukluğun tedavisi için kendi kendine yardım yöntemleri genellikle doktorlar tarafından göz ardı edilir; çünkü çok az sayıda doktor bu yöntemlerle ilgilidir. Depresyonda kendi kendine yardım, distimik bozukluğun iyileşmesinde önemli bir rol oynar. Bu yöntemler, diğer depresyon tedavileriyle birlikte uygulanır.

Tavsiyeler

 

Siklotimik Bozukluk, Bipolar Bozukluğun kronik bir türüdür; bir başka adı Siklotimi’dir.

Siklotimik bozukluk bipolar spektruma yol açar. Bu bozukluk, bipolar II bozukluğun hafif bir türü olup hipomaniyle Distimik Bozukluk arasında tekrarlayan duygudurum bozukluklarından oluşur.

Siklotimik bozukluk çoğunlukla kişiyi yetişkinliğin ilk dönemlerinde etkiler. Bu bozukluk kadınlarda erkeklere göre daha fazladır.

Siklotimi veya bipolar bozukluğun kesin bir sebebi yoktur. Her iki bozukluğun gelişiminde genetik rol oynar.

Aşırı iyimserlik, abartılı kendine güven, zayıf muhakeme, hızlı konuşma, birbiriyle yarışan düşünceler, saldırgan veya düşmanca davranış, başkalarını düşünmeme, huzursuzluk, fiziksel faaliyetin artması, riskli davranışlar, alışveriş çılgınlığı, amaçlara ulaşmak için dürtü artışı, uyku ihtiyacının azalması bu bozukluğun belirtilerinden bazılarıdır.

***

Bu bozukluğun tedavisinde, ilaçlar, siklotimili kişinin belirtilerini kontrol etmeye yardımcı olabilir ve psikoterapi uygulanabilir.

Tipik vak’a: Sürekli ağlayan ve gün içinde devamlı duygudurum değişikliklileri gösteren 23 yaşında PA (bekâr), Lithuril ve Brindelix 10 mg kombinasyonuyla tamamen düzeldi.

***

Kendisine ilaçlarını en az 5 sene hiç kesmeden alması tembih edildi.

Şimdi durumu çok iyi ve tedavisi sürüyor.

***

Buradan Bilim ve Teknik, Sayın Gani Bayer, Düşünbil, Kadim ahpabım Celâl Şengör ve diğer evrimle ilgilenen gruplara, kişilere bir çağrım var.

Lütfen benimle temas kurun ve bu konuyu gündemde tutalım.

                                             ***

Evrim devam ediyor ve ben de Evrimsel Psikiyatri kitabımı yazmaktayım.

Tel: +90.532.3110015 E-Mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.  

Bilimle, sevgiyle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 05 Haziran 2017 Pazartesi

344 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar, 

Örnek olarak vereceğim vak’aların isimlerini tanınmamaları için değiştirdim ama hepsi gördüğüm hastalarımdır

Birçok insan zaman zaman çeşitli konularda evham, endişe ve takıntılara kapılabilir. Ancak çoğu kez günlük hayat içinde ortaya çıkan bu duygular ile baş edebilir ve sorunlarımızı hayatımızı etkileme noktasına varmadan çözüme ulaştırabiliriz.

okb beyin görüntüleme ile ilgili görsel sonucu

Takıntılı düşüncelerin günlük hayatımızı etkileyecek, günlük faaliyetimizi kısıtlayacak düzeye gelmesi durumunda Obsesif -Kompulsif Bozukluk (OKB) adı verilen bir psikiyatrik bir bozukluk akla gelmelidir.

OKB NEDİR?

OKB, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen tekrarlayıcı davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır.

Obsesyon
 

Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantık dışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani kaygıya neden olurlar. En çok kutsal değerlere sövme, kafasından geçen şeyleri belli sayılarda tekrarlama, evden çıkarken kapıyı üç kere kontrol etme gibi belirtiler vardır.

Garip ve acayip, büyüsel düşünceye kayan takıntı ve zorlayıcı olanlara, bir de Panik Bozukluğu eklenince, eskiden Psikasteni veya APOD (Anksiyete, Panik, Obsesyon; Depresyon) kompleksi denirdi. 

Kompulsiyon (Zorlantı)

Obsesyonların sebep olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak veya ortadan kaldırmak üzere yapılan tekrarlayıcı davranış ve zihinsel eylemlerdir. Bunlar gözlerini kapayınca hayalinde bir olayı canlandırma, takıntıyla yer değiştiren abartılı fikir veya imgeler şeklindedir

OKB NE KADAR SIKLIKTA GÖRÜLÜR?

OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de öyle olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü tespit edilmiştir.

OKB HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR VE KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Genellikle ergenlik döneminde (16-19) ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dâhil herhangi bir yaşta görülebilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görülmektedir. 

OKB BELİRTİLERİ NELERDİR?

Obsesyon ve kompulsiyonlar toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde ve bütün dünyada toplumlarında en sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türleri aşağıda örnekler verilerek sıralanmıştır.


Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu

Kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, toz gibi etkenler; kimyasal

maddeler, deterjanlar, zehirler ile idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile

bulaşacağına ilişkin takıntıları ve bu takıntıların yarattığı sıkıntıyı gidermek

için yaptığı davranışlarıdır.

 

46 yaşında evli bir hasta (TA) etraf kokmasın diye oğlunun idrarını

biriktiriyordu. Kocası bir hiş hekimiydi (MA) ve karısı oğlunun idrarını ev

fena hâlde kokmasına rağmen dökemiyor ve etraftan temin ettiği bidonlara

dolduruyordu. Kendisine 150 mg klorimipramin (Anafranil) verip, Bilişsel

Davranışçı tedaviye başladıktan sonra 9 ayda %70, 24 ayda hedefe ulaşıp %90

düzeldi.

 

Bu bozuklukta bütün SSGİ (serotonin geri alıcı) ilaçlar verilebilir ama FDA

(Amerikan Psikiyatri Derneği) onayı olan tek ilaç hâlâ klorimipramin’dir.

OKB’de çıtayı tam düzelme değil, %80-90 iyileşme için koymak gerekir.

Böyle hastalarda, hele genç ve karaciğerleri hızlı metabolize edici

özellikteyse, mümkün olan yüksek dozlar verilmelidir. 80 mg/gün Paroksetin

verdiğim bir hastam bana “ilacım Seroxat, doktorum Doksat” dediğinde epey

gülmüştük.

 

Bu örneklerde kişilerin bedenlerine ve elbiselerine değişik maddelerin

bulaşacağı düşüncesi bulaşma obsesyonu, ortaya çıkan sıkıntıyı gidermek için

temizlik ve yıkanma davranışları yapmaları ise kompulsiyonu

oluşturmaktadır. 

Kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu

En sık görülen obsesyon ve kompulsiyonlardandır. Kişi gaz ocağı, kapı, kilit

gibi nesnelerin açık kalmış olabileceğinden, ütü vs. elektrikli aletlerin

fişlerinin prizde takılı kalmış olabileceğinden kuşku duyar (Kuşku obsesyonu)

ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı duyar (kontrol

kompulsiyonu). Bu kuşku ve kontroller hayatın birçok alanında kendini

gösterebilirler.

 

Başkalarına zarar vereceği, elinde olmadan saldırgan davranışlarda bulunacağı

şeklinde obsesyonlar da sıktır

Bazen hastalarda elinde olmadan başkalarına rahatsızlık veya zarar vereceği,

ağzından hoş karşılanmayacak nitelikte kelimeler kaçıracağı, yanındaki

insanlara elinde olmadan zarar vereceği şeklinde obsesyonlar olabilir.

Cinsel içerikli obsesyonlar

Zaman zaman OKB’li hastalarda kendine, yaşına, toplumdaki yerine hiç

yakıştıramadığı bir biçimde, cinsel içerikli obsesyonlar bulunur.

ZY isminde üniversite mezunu 32 yaşında bekâr bir kadın hanım hastam eve

girmeden önce hem her tararı beşer defa denetliyor, hem de yorgun argın işten

dönen annesini (60y) temizlik maddeleriyle çitileyerek eşikte temizliyordu.

Arada da "acting out" şeklinde annesine sinkaflı küfürler ediyordu. Bir gün

annesi “yeter yahu” diye bağırıp, kolundan tuttuğu gibi bana getirdi. İçgörüsü

de zayıf olduğu için sertralin (Selectra) 200 mg sabah gece 2 mg trifluoperazin

(Stilizan) kombinasyonu verdim. Tedaviye riayeti (compliance) ve bağlılığı

(adherence) iyiydi. Bu dozlarda arada bir seanslara BDT için gelmesini ve

ilaçlarını hiç kesmeden ömür boyu kullanması gerektiğini söyleyince biraz

üzüldüler ama tedavisi sürüyor.

 

Dinî içerikli obsesyonlar


Özellikle dinî inançları yoğun yaşayan toplum kesimlerinde sık görülen bir

obsesyon türüdür. Kişi kendini inanç ve görüşlerine tam karşıt bir biçimde ve

çok yoğun sıkıntı yaratacak şekilde dinî içerikli takıntılı düşünceleri

düşünmekten alıkoyamaz.

56 yaşında dul bir hanım hastamda simetromani vardı. Muayenehaneme

girdiğinde bütün yamuk duran tabloları ve masamın üzerindeki nesneleri

sıraya diziyordu. Allah’a ve benzeri şeylere sövmeden duramıyor, komşularına

saplayabileceği korkusuyla evdeki bıçakları ve şişleri raflarda gizliyordu. 

 

Simetri/düzen  obsesyon ve kompulsiyonları

Simetri ihtiyacı ve düzen takıntıları da sık görülen belirtilerdendir. Kişinin

bütün hayatında simetri ihtiyacı ve düzenlilik hâkimdir. Böyle kişilerin

çorapları, pantolonları hep aynı yöne doğru asılı durur.

42y dul erkek hasta (ZS) tek başına yaşadığı için ve çamaşır makinelerinin iyi

temizleyemediğini düşündüğü için her şeyini elleriyle yıkıyordu. Pephanthene

Plus elleri için, 450 mg Efexor (venlafaksin) de OKB’si için verdim.

Muayenehanede Yale Brown ölçeği kullanmadığım için klinik olarak %70

düzelme elde edince bu dozda kalmamızı ve kesmemelerini kendisine ve ailesine tembihledim. Tedavisi sürüyor.

 

Dokunma kompulsiyonları

Zaman zaman bazı OKB’li hastalar bazı davranışları yapmadan önce kendilerince önemsedikleri bir eşyaya dokunma ihtiyacı duyarlar.
 


Sayma kompulsiyonları

Bazı OKB’li hastalar herhangi bir günlük faaliyeti belirli bir sayıya kadar saymadan yaparsa işinin rast gitmeyeceğini düşünerek sayma davranışında bulunurlar.

 

46y evli kadın hasta (MA) mütedeyyindi ve günde 55 kere namaz kılıyor, sonra da abdestinin bozulduğunu düşünerek bir on beş kere daha kılıyordu. Bir süre sonra tamamen evine kapandı ve kendisinin Hz. Meryem olduğunu söyleyen sesler işitmeye başlardı. Klinik tablo şizo-obsesif sınırlara dayanınca Clopixol Decaonat 2 haftada bir kalçadan, biperiden (Akineton) Tablet 3x1 ağızdan başladım. Metabolik Sendromu (boy m2/kilo: 36) için bir dâhiliyeci arkadaşımla konsülte ettim. 300 mg Anafranil’e Topamax (topiramat) 25 mg 2x1 ekledim. Hem migren ağrıları tamamen geçti, hem de OKB’si 2 senede %90 düzeldi. Şimdilik iyi gidiyor. Ciddi kilo azalması başladı.

 

Biriktirme ve saklama  kompulsiyonları

 

Sık görülen kompulsiyon türüdür. Kişi “ileride gerekli olabilir” şeklinde bir

düşünce ile gerekli olmayacak eşyaları bile biriktirebilir / saklayabilir. 

26y bekâr erkek hasta, tek yaşıyor ve hiçbir şeyi atamıyordu. Sosyoekonomik

durumu çok iyi olmasına rağmen, evdeki eski taraklar, fanilalar, eşarplar

yüzünden eve hiç hanım da getiremiyordu. Kaygısı da yüksekti. 40 mg/gün

fluoksetin (Prozac) ve hidroksizin (Atarax) kombinasyonuyla 1.5 senede %80

düzeldi ve nişanlandı. Beni nikâh şahidi yapmak istedi. 
 

Batıl itikatlar, uğurlu, uğursuz sayılar ve renkler

Çoğu kişinin kültürel özelliklerinin bir parçası olarak bazı inanışları,

davranışları, uğurlu veya uğursuz saydığı sayı ve renkleri olabilir.  

Merdiven altından geçmemek, çocukların üstünden atlayıp geçmemek, evden sağ ayakla çıkmak, yatağın sol tarafından kalkmamak gibi.

Bu tür inanışlar günlük hayat faaliyetlerini engelleyecek veya günlük işlevlerimizi kısıtlayacak kadar sık ve yoğun ise o zaman hastalık düzeyinde değerlendirilebilir.

HER TAKINTILI DÜŞÜNCE VEYA DAVRANIŞ OKB MİDİR?

Yukarıdaki örnekleri okuduğunuzda aklınızdan “temiz, tertipli ve düzenli olmanın; güvenlik amacı ile kapıları, pencereleri kontrol etmenin ne zararı var, bunlar hastalık mı sayılmalı?” şeklinde düşünceler geçebilir. Elbette bu davranışları günlük hayatımızda yapıyoruz ve hastalık olarak sayılmamalıdır.

Ancak tıbbî açıdan bu şekildeki düşünce ve davranışların hastalık sayılabilmesi için günlük işlevlerimizi etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar şiddetli ve yoğun olmalıdır.

Mesela, bir ev kadınının temiz ve düzenli olması doğal olarak hastalık sayılmaz ama hemen her gün, günün her saatinde temizlik yapıyor, her gün çamaşır yıkıyor ve bu davranışları sebebi ile de çocuklarına onları sağlıklı bir biçimde yetiştirebilmek için yeterli zamanı ayıramıyorsa, hastalık olarak değerlendirilmelidir.

Bir kişinin otomobilinin camlarının kapalı, kapılarının kilitli olduğundan emin olması güvenlik nedeni ile garip karşılanmayabilir ama evinden tekrar tekrar çıkarak veya yolda geriye dönerek cam ve kapıları kontrol etmesi dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

OKB’NİN SEBEPLERİ NELERDİR?

Herhangi bir kesinlik kazanmamasına karşın OKB’nin sebebi olarak birkaç varsayım üzerinde durulmaktadır.

Genetik nedenler

OKB’li hastaların anne-babalarında ve diğer birinci derece akrabalarında OKB’nin sık olarak görülmesi hastalığın genetik olabileceğini düşündürmektedir.

Beyin işlevlerinde bozulma ve serotonin

Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin bazı bölgelerinde ve özellikle de beyin içindeki sinirsel iletimde önemli rolü olan serotonin maddesinin işlevlerinde bozukluk saptanması bunların OKB’nin sebebi olarak araştırılmasına yol açmıştır.

Zaten beyne ıslak sünger anlamında wetware deniyor artık ve ne kadar plastik olduğu da daha iyi anlaşılıyor. Yeni sinir hücresi yapılabiliyor.

Çocukluk çağı travmaları

Çocukluk çağı travmalarına  (örneğin, cinsel istismar) maruz kalanlarda ileri hayatlarında önemli bir stres yaşantısı ardından OKB’nin ortaya çıkabilmesi erken çocukluk dönemlerinin OKB gelişiminde önemli rol oynadığını göstermektedir. Erkek olanlara mağdur, kadınlara mağdure denir. Bu konuyu başka bir yazımda paylaşacağım.

Kişilik özellikleri

Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler OKB’ye yatkın kişiler olarak değerlendirilmektedir.

OKB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

OKB günlük hayat faaliyetlerini ciddi olarak kısıtlayabilen, aile, meslek ve sosyal hayatta önemli işlev kayıplarına yol açan, hayat kalitesini düşüren bir hastalıktır.

Kronikleşme yani müzmin hâle gelme ihtimalinin yüksek olması tedavinin önemini arttırmaktadır. Tedavide kullanılan birkaç yöntem bulunmaktadır.
İlaç  tedavisi

Özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar OKB tedavisinde oldukça yaralı olmaktadır. Serotonin Geri Alım Engelleyiciler adı verilen bu grup ilaçlar OKB tedavisinde yaygın ve başarılı şekilde kullanılmaktadır.

Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler ile hastaların çoğunun dile getirmeye çekindikleri cinsel yan etkiler görülebilir. Ancak bu grup ilaçlar genellikle hastalar tarafından kolaylıkla kullanılan ve kullanımları sırasında bir sorun yaşanmayan ilaçlardır.

Etkilerinin görülmesi için iki hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmesi beklenmelidir. Etkili olduğuna karar verilirse tedavinin gerekirse günlük doz arttırılarak en az iki yıl sürdürülmesi gerekir.

Ağır durumlarda, eğer hastanın soygeçmişinde intihar veya intihar girişimi varsa ömür boyu tedavi gerekir.

Bilişsel-davranışçı tedavi

Obsesif hastalar kaygı verici düşünceler ile bu düşüncelerden kaçarak ve kaçınarak başa çıkmaya çalışırlar. Ne var ki düşüncelerden kaçmaya çalıştıkça bu düşünceler daha da artmakta ve böylelikle kısır bir döngü oluşmaktadır. Davranış tedavilerinde amaç hastayı kaygı veren ve kaygı oluşturduğu için kaçma ve kaçınma davranışlarına neden olan düşüncelerle (obsesyonlar) karşı karşıya getirmek (flooding) ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı davranışları (kompulsiyonlar) engellemektir (implosion).

Hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde yapılan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir.

Bilişsel tedavilerde ise amaç rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk idrakini azaltmaktır. Sorumluluk biçiminde bir idrak olmadığında hastalar akla gelen rahatsızlık verici düşünceleri yansızlaştırmak ve etkisiz kılmak için tekrarlayıcı davranışlar gösterme ihtiyacı hissetmeyeceklerdir.

Amaç düşünceleri gerçek gibi idrak etmeyi azaltmaktır. Bu nedenle tedavide tehdit tehlike ve aşırı sorumluluk idraklerinin ne oranda gerçekçi olduğu ve hangi düşünce  hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike idraklerinin ortaya çıktığı hasta ile birlikte araştırılır.

Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince işlevsel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve işlevsel olanları ile yer değiştirmesi sağlanır. Düşüncelerinin  bir felaketle sonuçlanacağını düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korkulan sonuçların oluşmadığını görmeleri tedaviye uyum sağlamakta önemli yararlar oluşturmaktadır. Çok dirençli vak'alarda prefrontal lökotomi yapılabiliyor.

Bilişsel ve davranışçı terapiler hem hastalığın tedavisinde hem de özelikle nükslerin önlenmesinde çok önemli bir yer tutmakta, tedavide bazen tek başlarına bazen de ilaç tedavileri ile birlikte kullanılabilmektedirler.

Bilişsel davranışçı tedaviler tedavi seçenekleri arasında en önemli yeri tutmaktadır.

AİLE VE ARKADAŞLARA DÜŞEN GÖREVLER

OKB’li hastalar sıklıkla takıntılı düşünce ve davranışları çevredekiler tarafından fark edildiğinde, öğrenildiğinde nasıl karşılanacakları ile ilgili endişe yaşarlar. Çoğu hasta ayıplanacağı, dalga geçileceği, küçük düşürülebileceği düşüncesi ile hissettiklerini paylaşmaktan veya açığa vurmaktan kaçınır.

Hastalar, damgalanma kaygısı ile tedaviye hastalığın başlamasından çok uzun süre sonra gelebilmektedir.

Aile üyeleri ve arkadaşları hastanın zaman zaman çevreye de huzursuzluk verecek düzeye varan takıntılı davranışlarının hastalar tarafından engellenemeyen, karşı koyamadıkları düşüncelerden kaynaklandığını bilmelidir, tedaviye uyum sağlanması konusunda yardımcı olmalıdırlar.

Mukadder İstanbul depremi oldu olacak.

Sevgili Dostum Prof. Dr. Celâl Şengör’ün bu konudaki açıklamalarını bekliyoruz. Nedense hiç bu konuda demeç vermiyor.

deprem istanbul ile ilgili görsel sonucu

Sevgili Dostum Profesör Dr. Bingür Sönmez’in kaval çaldığını bilirdim ama ney de üflemeye başlamış. Görüşebilirsem, girift konusunda bilgi vereceğim ve dinlemeyi de çok arzu ediyorum.

bingür sönmez ile ilgili görsel sonucu

Herkese sevgi sağlık ve dayanışma dolu günlere…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Nisan 2017 Cumartesi

602 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar 

Son zamanlarda dikkatimizi çeken bir şey var. Diyelim ki antidepresan olarak Prozac verdik ve allerji yaptı. Onun yerini tutacak, hem de FDA onaylı başkası var, mesela klorimipramin (Anafranil) verdik.. Bu da etkili bir ilaçtır ve fluoksetin’in vücuttan atılma süresi sekiz haftayı bulurken, clorimipramin’inki çok daha hızlıdır.

***

Bunun sebebi vücuttaki birinci dereceden metabolizmalarının farklı ama etkililiklerinin aynı olmasıdır.

İki temel psikofarmakolojik kavram var:  Tedaviye riayet” (compliance) ve "tedaviye bağlılık (adherence)". Bazı meslekdaşlar ikincisine uyunç  da diyorlar. Lütfen tedaviye riayetinizi de, bağlılığınızı da bozmayın.

***

Eskiden tıbbiyeden pek anlamayıp da konu komşuya sorarak, onun bunun fikrini alarak, en dehşetengizi de internetten gelen hastalarımız, danışanlarımız. Bir şey soracaklarsa bize sorsunlar; sanıyorum dünyada 24 saat çevrimiçi olan iki psikiyatr varsa, onlar da biziz.  Arada uyumak veya istirahat etmek bizim de hakkımız.

Burası ABD olmadığı için, her türlü psikoterapötik görüşme 40 ila 60 dakikadır.

Lütfen tedavi süresine uyunuz ve randevularınıza vaktinde geliniz.

***

İnternetten bilgi toplamak iyidir de, çok kafa karıştırıcı bilgilere ulaşıp, karşılıklı olarak şaşkına dönebiliriz.

Bu arada Dünya çok tehlikeli bir yöne döndü ve ABD Seçimlerini Trumph kazandı. Alenen İslamofobik ve ırkçı tutumu hemen dikkat çekiyor; vize işlemlerini daha önce hiç olmadığı kadar zorlaştırmışlar.

Bir arkadaşımın başına gelenleri paylaşmak isterim: Yunanistan’a (Midilli) gitmek için vize alıyor. Gümrükteki görevli Shenghen vizesi dâhil pasaportunu bir saat inceliyor ve çok geniş muhiti olan bu hanımefendiye “Yunanistan’da istenmeye kişisiniz” diyerek, feribottan geri döndürüyor.

Nüfuzlu ve hakkını korumayı bilen bir insan.  Vizesini geri almak için dava açtı ve büyük bir ihtimalle kazanacak. Kazanacak da, bu arada psikosomatik olarak kaygı ve sınırda hipertansiyonu rrtaya çıktı.

Ne zaman Kardak Krizi patlar, Rum’un da aslında ödü kopar ama kuzu kılığında post kesilir!

***

Bu arada Evrimsel Psikiyatri ve Psikoloji kitabımı yazıyorum ve içinde ilk atom-altı parçacıklardan Homo sapiens sapiens’e kadar bütün insanın evrimi de olacak.

Bunun için gereken bütün kitaplarım hazır.  İçinde dinî ve mistik fenomenleri izah etmek için geliştirdiğim teori (aslında hipotez daha doğru) de yer alacak.

Bunun için sabır ve emek gerekiyor. O bende hâlâ var.

Eski Cerrahpaşalılardan henüz profesörlük unvanına kavuşamayanlar da hakları olan bu payeye kavuşuyorlar.

Onlarla da bir yemekte buluşup kutlayacağız alınlarının akıyla kazandıkları yeni unvanlarını yakında bir yemekte bir araya gelip kutlayacağız.

***

Seyretmeyenlere Matrix filmini hararetle tavsiye ederim. Burada iki ve üç boyutlu versiyonları var.

 

Bu inovasyon çılgınlığı devam ederse- ki edecek, yakında beş boyutlu ve içini sizin de girip, filmin içinde yaşar hâle geldiğinizi göreceksiniz.

Matrix’te Üstün ABD’li Beyaz Adam’la, Şamanizm’den ve diğerkâmlıktan (özgecilik: altruism) kopmamış yaratıklar yer alır.

***

Neo aslında sembolik olarak İsa’dır ve film böyle akar gider. Seyretmemiş olanlara tavsiye ederim.

***

Yirmi birinci Yüzyıl’da artık nükleer değil, sanal savaşlar ön planda olacak ve insanlığın başına daha da beter belalar açılacak.

***

Bazı psikiyatrik hastalıklarda (bozukluklarda) tedaviye ömür boyu devam edilir: Tekrarlayan Majör Depresyon’da, Şizofreni’de, dirençli Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan vak’alarda ve diğerlerinde…

Herkese sevgim, saygım ve saadet dileklerimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Mart 2017 Çarşamba

593 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Bakın çok kritik bir seçim yaklaşıyor ve gene büyük olaylar cereyan etmekte…


Bu işin böyle gitmeyeceğini, gidemeyeceğini ve eninde sonunda bir Millî Mutabakat Hükumeti kurularak, bu aziz vatanın sorunlarının ancak çözülebileceğini her ortamda yazdım, söyledim, duyurdum.


Bugün, kendimin ne olup olmadığımı bir özetlemek isterim, öncelikle bir Türk’üm ama safkan atlar gibi değil, Atatürk’ün tanımladığı şekilde: Kendimi Türk hissediyorum, hepsi bu.

Yoksa anneannem Çerkez’miş, Merhum Pederimin babası, yani büyükbabam Doksat’tan göç eden ve bir Türk’müş, anne tarafımdan (bir tevatüre göre) Arnavutluk da bulaşmış (emin değilim) vs.

Acaba dünyada saf ırk, etnik veya kültürel bir birlik kaldı mı ki?

Sanmam, belki Avustralya’da, Afrika’da veya diğer Kıt’alarda mevcuttur.

Bu bloğun ilk hâlinden bu yana fikirlerimde değişen bir şey de olmadı.

Hâlâ Türklüğümle gurur duyuyorum ama ırkçı olarak değil.

Dinlerin çoğunu tetkik ettim, sizlerle de paylaşıyorum zaman zaman. Hepsinde “ötekileştirme ve dışlama” var ve insan eliyle yazılmamış hiçbir metin yok!

***

Marks’ı sevdim, Bakunin’den hazzettim. Mao, Lenin, Brejnev kadar, Hitler, Mussolini ve İdi Âmin gibi liderlerden de hazzetmedim. Bunların hepsi de hastalıklı adamlardı.

Peyami Safa’dan, Necip Fâzıl’dan feyiz aldım ve Cemil Meriç’in sofrasını paylaştım.

Zamanında Halvetî Cerrahî Tekkesine gittiğim de oldu, bir sufiyle uzun uzun mektuplaştığım da, Ahmet Özhan’ı da tanıdım, Merhum Şeyhlerini de…

Çınar da hâlâ İzmir’de ama sanırım ya bana, ya da dünyaya küs. Açmıyor telefonunu. Uğur Dündar da artık orada ama telefonla ulaşamadım bir türlü, muhtemelen fazla dolaşıyorlar.

Komünist olamadım ama bir sosyal demokrasi düzeninin, yâni kimsenin diğerinin artık değerini sömüremeyeceği bir ütopyaya da hep inanmak istedim ama gelin görün ki, ne İslâm ülkelerinde, ne de dünyanın başka bir yerinde bu var, rastlayamadım.

***

Pek çok seyahat ettim, bu yakınlarda gene bir Almanya, yurt içinde de Mardin var ufukta. Oradaki Kadim Süryani Kilisesindeki dünyanın bilinen en eski İncil’ini elimle tuttum ve irkildim. Mistik bir hazdı hissettiğim, dinî değil. Kutsal olanla birleşme veya ona ulaşma gibi bir duyguydu.

Ama daha o zamanda bile PKK’lılar, bölgedeki Süryani azınlığa soykırım yapabilmek için katliam yapmaktaydılar…

Tekrar yaşamak görmek istiyorum oraları.

Belki de gene bir Diyarbakır, neden olmasın? Hâlâ arada bir belirtilerini yaşadığım Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtilerime de iyi gelir sanırım…

Orası hâlâ Türkiye Cumhuriyetinin sınırları içerisinde değil mi?

***

Neyse, epey genç yaşta evrimle tanıştım, o zaman çok daha popüler olan Tekâmül ile… Evimizde Fransızca olarak Darwin’in Türlerin Kökeni kitabı vardı ve lügat kullanarak bir şeyler anlamaya çalıştım ve paradigmamı daha Delikanlılık Çağını yaşarken keşfetmiştim. Düsturum EVRİM olacaktı.

Aslında daha Rahmetli Pederim’le yaptığımız seyahatlerde ve onunla katıldığımız pek çok panelde tekâmül konusunu tetkik edip, aramızda tartışmıştık.

Dostu ve Hocam Merhum Ayhan Songar’dan daha geniş ufku vardı. Ayhan Bey’in kitabında her şey anlatılır ama iş Darwin’e gelince, “sen git maymunlara bak, onun nesebini gör” diye kızardı. Ben de tahammül ve edeple sükût ederdim, öyle terbiye almıştık o zamanlar. Hoca denince sanki yarı-tanrı gibiydiler (onlar) ve ayağa kalkmamak, çanta taşımamak ve vizitte hazırda beklememek ayıptı.

...

Nedim Zenbilci zâten tam bir bilim adamıydı ve konunun aleyhinde tek kelime sarf ettiğini duymadım. Bilakis, bâzı Merkezî Sinir Sistemi tümörlerin “negatif evrimle” orta çıkabileceğini dahi düşünürdü. Politika ve gitar da onunla paylaştıklarımız arasındaydı. Eskiden araları gerginken, son dönemde araları sıcacık yerli kahve gibi olmuştu ve Peder, Nedim Hoca’ya göz dibi muayenesi için hasta yollardı; öğrenememişti bir türlü. Ben de inat edip çok iyi bellemişimdir konuyu ve hâlâ de icap ettiğinde bakarım.

Bir gün sormuştum: “Babacığım, neden bu tekâmül hep daha basitten daha mürekkebe (karmaşığa), neden ve niçin daha muhafazası kolay olandan, daha karmaşık ve anlaşılması güz, karmaşık, rafine ve bir o derecede de muhafazası güç olana cereyan etmiş ve etmekte” diye.

Bana “bunları bir kâğıda yaz, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi ve Spor Enstitülerinde vereceğim konferanslarda bahsedeyim” diyebilecek kadar uzun görüşlüydü.

Sonra Aksel ve ekibiyle Kanyon Otelinde sırf Evrim tartıştık senelerce, nice konuk ve bilim adamı, konuk iştirak etti bunlara. Yer içer, sonra ciddiyetle konuk her kimse onu dinler, tatlılarımızı yerken de tartışırdı.

***

Celâl Bayar’ın Köşkü’ne girer çıkardım ama tanımadım yüz yüze. Neslihan da oradan koşar gelir, sohbet ederdik. 40 küsur senelik dostluk, dile kolay.

***

Turgut Özal askerdeyken kalkıp tek taraflı AB Antlaşması imzaladı, konfederasyondan bahsetti ve Papatyaları vardı.

Karısı da hayatta hâlen…

Fahri Korutürk’ü hiç tanımadım ama masaların altına gizlendiği anlatılırdı, herhâlde şüpheci bir tablo veya bunama hâli gelişmişti.

Kenan Evren konusunda kafam net artık: Kursağından haram lokma geçmemişti ama elinde Kur’ân’la dolaşarak bugünleri hazırları; vebali çoktur. Şahinkaya için iyi şeyler söylenmez…

Ben “hayır” reyi kullanmıştım hattâ. Ama işkence odalarında nasıl sağcıların solculara, solcuların da sağcılara işkence ettirildiklerini dün gibi hatırlarım. Alevileri Sünnilere, Sünnileri Alevilere düşürmüştü. Yâni barış bu yolla olamayacaktı, olmadı da!

İsmet İnönü Kürt kökenliydi ama namazını da kılan ve Atatürk’le azıcık itibar yarıştıran bir insandı.

Ne zaman ki Ulu Önder vefat etti, kendi suretini bastırttı paraların üzerine…

Abdullah Gül bir başka fenomen adamdı, sıyırdı kendini.

Bu seçimlerden koalisyon çıkacağı artık net!

Devletlû ve ekibini zor günler bekliyor.

***

Aradaki pek çok kimseyi geçiyorum…

Son dönemlerde ise Celâl Şengör, İlber Ortaylı, Selçuk Erez, Atâ Sakmar gibi hocalarla muhabbet etmekteyiz.

***

Celâl Ateist’tir ve 30.000 kitabı gözümle gördüm ben.

24 Mart 1955’te İstanbul’da doğmuş. 1973 yılında Robert Kolej’i bitirmiş. 1978’de State University of New York at Albany’den Jeolog olarak mezun olmuş ve aynı üniversiteden 1979’da yüksek lisansını bitirmiş.

1981’de İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başlamış. 1982’de de State University of New York at Albany’den doktora almış.

1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin Başkanlık Ödülü’nü, 1986’da TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü aldı.

İngilizce, Türkçe, Almanca seller sular gibidir, diğerlerini tam bilemiyorum.

Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında Doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Şeref Bilim Doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nın Bilgi Çağı Ödülünü kazandı.

1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı’nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi’nin en genç kurucu üyesi oldu ve Akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi oldu.

1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan Jeoloji Dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi.

Şengör, 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada “XIX. Yüzyılda Tektoniğin Gelişmesine Fransız Jeologlarının Katkısı” konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999’da, Londra Jeoloji Cemiyeti, kendisine Bigsby Madalyası'nı tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rus Bilimler Akademisi’ne Fuad Köprülü’den sonra seçilen ikinci Türk’tür. 

Ayrıca, 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir. Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıt'aların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıt’ası adını verdiği bir şerit kıt’a keşfetmiştir. Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıt’a-kıt’a çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür.

Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye’nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği hâline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır.

86 ülkenin Bilimler Akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki “Zümrütten Akisler” köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da “Zümrütnâme” başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

Fransa, İngiltere, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında İngiltere'de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi’nde misafir profesörlük yapmıştır. Ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır. Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, “Bir Bilim Adamının Serüveni” adlı kitapta (bende de mevcut, hem de ithaflı; gururla muhafaza ediyorum ve Asım’ın, Mozart’ın kafatasını ellemiş olduğunu oradan öğrendim),

Celâl’inben jeolojiyi küçük yaştan yâni Jules Verne’in Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne’in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...” şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30.000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir. Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir. “Şengör Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” adlı bir şirketi de vardır.

Bizleri tanıştıran da, ortak dostumuz Dr. Ayhan Tokgöz’dür.

***

İlber Hoca’nın Hayat Hikâyesi de şöyle:

1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni ve Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin tarih bölümünü bitirdi. Viyana Üniversitesi Slavistik ve Orientalistik Bölümü’nde öğrenim gördü. Yüksek lisans çalışmasını Şikago Üniversitesi’nde Prof. Dr. Halil İnalcık ile yaptı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde “Tanzimat Sonrası Mahallî İdareler” adlı tezi ile 1974 yılında Doktor, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfûzu” adlı çalışmasıyla 1979'da doçent oldu. 1982 yılında devletin akademik politikalarına tepki olarak görevinden istifa etti. Bu dönemde Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus Üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, buralarda seminerler ve konferanslar verdi.

1989’da Türkiye'ye dönerek profesör oldu ve 1989-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. ile 19. Yüzyıllar arası Osmanlı  ve Rus tarihi ile ilgili makaleleri yayınlandı. 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi’ne, iki yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi’ne konuk öğretim üyesi olarak geçti. Şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Türk Hukuk Tarihi derslerini vermektedir.Galatasaray Üniversitesi Senato üyesidir. Ayrıca İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı Kapadokya Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyeti üyesidir. 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı oldu. 7 yıl bu görevde kalan İlber Ortaylı, 2012 yılında yaş haddinden emekli oldu ve görevi Ayasofya Müzesi başkanı Haluk Dursun’a devretti. Ortaylı, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi yönetim kurulu üyesi ile Avrupa İranoloji Cemiyeti ve Avusturya-Türk Bilimler Forumu üyesidir.


Tarih Vakfı ve Âfet İnan ailesinin işbirliğiyle iki yılda bir verilen Âfet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü’nün 2004 yılındaki sahipleri Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın da içinde bulunduğu jüri tarafından belirlenmiştir. 2009 yılında İzmir Kitap Fuarı’na katılmıştır. Millî Saraylar Daire Başkanlığı’nın Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlediği “Vefatının 150. Yılında I. Abdülmecit ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu”’nda açılış ve kapanış oturumlarına katılmıştır.

Türkçe, ileri seviyede Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Rusça; orta seviyede KırımTatarca, Slovakça, Rumence, Arapça, Farsça, Latince, İbranice, Antik Yunanca ve Yunanca bilmektedir.

Katıldığı bir televizyon programında bilgisayar kullanmadığını, başkalarının yanlış bilgilerle biyografisini yazdığını ve bundan büyük rahatsızlık duyduğunu dile getirmiştir.

Orta seviyede Sırpça, Hırvatça, Boşnakça, bildiği iddialarına, yine aynı televizyon programında bu üç dili bilmediğini sert bir dille yalanlamıştır.

Özel Hayatı

1981 yılında Mersin Eski Senatörü Dr. Talip Özdolay’ın kızı Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evlilikten Tuna adında bir kızı oldu. Daha sonra 1999 yılında eşinden boşandı.

Ortaylı, bilgisayar ve internet kullanmayı sevmemektedir. Herhangi bir sosyal medya sitesinde adına açılmış hesapların hiçbiri kendisinin değildir.İlber Ortaylı’nın ayrıca çocukluğundan beri büyük bir tutku ve özenle biriktirdiği minyatür otomobillerden oluşan büyük bir koleksiyonu vardır. 2004 yılında TRT 2’de başlayıp TRT Türk’te hafta sonları yayınlanan “İlber Ortaylı ile” adlı belgeseli sunmuştur.

NTV’de “İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri” adında bir program yapmıştır. Bloomberg HT kanalında da “İlber Ortaylı ile Zaman Kaybolmaz” adlı bir program yapmıştır. Yeniden NTV’de 5 Kasım 2012 - 11 Mart 2013 arasında Gazeteci-Yazar Mehmet Barlas ile birlikte Her Zaman isimli bir tarih programı yapmıştır. 2000 yılından beri Pazar günleri Milliyet gazetesinde, aylık Atlas Tarih ve üç aylık Doğu Batı dergilerinde makaleler yazmaktadır. Bir dönem yayınlanan Popüler Tarih ve Tarih ve Toplum dergilerinde ve Habertürk gazetesinin Habertürk Tarih ekinde de makaleleri yayınlanmıştır. Hâlen Doğu Batı ve NTV Tarih dergilerinin danışma kurulu üyesidir. İlber Ortaylı, Milliyet Sanat’a verdiği bir röportajında, kitaplığında 30.000 civarında kitabı olduğunu ve bunların 5.000’ini Galatasaray Üniversitesi'ne bağışladığını ifade etmiştir.

Aldığı Ödüller

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Tarihinde Aile isimli eserinin yanı sıra, tarih alanında 1970’li yılların başlarından itibaren yaptığı çalışmaları, yayınladığı makaleler ve kitapları, tarih biliminin yaygınlaştırılması çabaları, tarihi her yaştan Türk insanına sevdirme konusundaki faaliyetleri, yurtdışındaki bilimsel etkinlikleri ve Türk tarihçiliğinin uluslararası alanda önemli bir ismi olması da göz önüne alınarak tarih dalında 2001 Aydın Doğan Ödülü'ne değer bulundu…2006 yılında İtalya’da Lazio bölge yönetiminin başlattığı ve her yıl devam etmesi öngörülen Akdeniz Festivali'nde, toplumsal ve kültürel tarih alanındaki “Avrupa ile Akdeniz arasında Lazio” ödülünün Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya verilmesi uygun görülmüştür.

2007 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzasıyla Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan kişilere verilen Puşkin Ödülü’ne Türkiye’den Ortaylı layık görülmüştür.

İlber Hoca’nın Türklerin Tarihi kitabında bir ibare mevcut: “Türkler olmadan bir dünya tarihi yazmak mümkün değil”.

İlber Hoca Müslümandır ama ortama göre yemesini de, içmesini de bilir ve olağanüstü hoş sohbetlidir.

Bakalım bu Haziran ayında bu Kare Ası bir araya getirip gene evimizde ağırlayabilecek miyiz?

***

Bu arada Işıl Ablam da iyi, Siyavuş toparladı, Birgül Anne pek sağlıklı değil.

Sevgili Doğan Canku ve Gülgûn Feyman’la da telefonlaştık, başarılar diledim.

Sayın Doğu Perinçek’le tam ilişki kuramadık (telefonu da, kendisi de çok meşgul belli ki). Dün İzmir’deki mitinglerine 10.000 kişi iştirak etmiş.

***

Kendimi şöyle tavsif veya tarif edebilirim:

Dinlere saygı duyan ama dindar olmayan,

Allah’a inanan ve Müslümanlığı bir aidiyet-mensubiyet göstergesi olarak gören,

İki kolu ve bacağı ile “Sağdan” feyiz alan ama kafası “Sola” dönük duran, Atatürk’ün anlattığı mânâda Nasyonalist, dünya görüşü olarak Merkez Sola yakın bir Sosyalizm anlayışını benimsemiş, inanç olarak da Panentesit bir kişiyim. Sağ vizyonla milliyetçi, sol söylemle de ulusalcıyım kısacası!

Komünist değilim ama komünist düşmanı hiç ama hiç değilim, olabileceğine inansan da benimserim de… Evrimde numunesi yok, eşyanın tabiatına aykırı!

Bakalım bu Bayram'da neler olacak, Sevgili Murat Akman ve Üstünballar, Yeşimler ve diğerleri…

Asım Dayım Ankara’da, İlkin Ağabeyim hasta mı ne, tam anlayamadım.

Hayat devam ediyor ve bizim Zeynep Hatun da eve geldi.

Evrimsel psikiyatri Temel Kitabı için her türlü katkıya açık olduğumu da tekrar hatırlatmak istiyorum.

TPD’nin bölüm yazarlığı sürüyor.

***

Sadun Boro vefat etmiş, çok üzüldüm.


Tanışmıştık bir şekilde.

Allah rahmet eylesin.

Bir nev’i keşişti.

Hayırlı bir Cumartesi temennisiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 06.06.2015

1875 kez okundu
0

Efendim, vaktim bol ve zamanım da çok ya, bâri şöyle bir gözden geçirme makalesi neşredeyim (Ups, pardon, sorry, yayımlayayım) dedim.

BAŞLIK

ÇALIŞTAY ve WORKSHOPLAR

ALTBAŞLIK

İÇERİKLER

İÇERİK

Konular ve Konuşmacılar

EN ALT BAŞLIK

Mekânlar

***

ERKEN BOŞALMA WOKSHOPU

NEDEN, NİÇİN VE NASIL ERKEN BOŞALMA?

GRUP HÂLİNDE Mİ YOKSA TEK BAŞINA MI?

Eğer bu illetten tek başınıza mustaripseniz ve bireysel emeklilikten de yararlanmak istiyorsanız, önce Güzin Abla’ya yazacaksınız, akabinde Haydar Dümen’le görüşeceksiniz, hâlâ müştekiyseniz eğer, workshopa iştirak edebilirsiniz.

Bu aşamalardan sonra hâlâ erken boşalıyorsanız, Acun ve Hülya Avşar sizi canlı performansta sâhip oldukları bütün kanallarda sınayacaklar ve Kenan Işık da kelime dağarcığınızı iyice sorgulayacak.

Eğer hâlâ ayaktaysanız artık hazırsınız demektir.

Bin bir Nükte ve cilve ile yaklaşan Yıldo müteharrik adımlarla sessizce ve çaktırmadan yaklaşıp sizi kavrayacaklar ve sınav başlayacak.

Alt gruplar: Hangi elinizi veya aygıtı kullanıyorsunuz:

Sağ mı? Sol mu? Vib mi? Diş fırçası mı? Komşunun ki mi, sizinki mi, yoksa ve korumalı mı, korunmasız mı? Yanınızda koruma var mı? Tek misiniz, çift misiniz, grup hâlinde misiniz? Karıkoca mısınız yoksa boşandınız mı? Tek misiniz yoksa çoğul mu? Erkek misiniz, dişi mi? Cinsel yöneliminiz veya tercihiniz nedir? Arada derede misiniz? Ünsa mısınız yoksa bâkire mi? Amcanız size hiç horoz şekeri yalattı mı? Premedikasyon kullandıysanız –kısa etkili miydi –uzun etkili miydi? Aynaya mı bakarsınız yoksa hayâl mi kurarsınız (kimi kurarsınız, aman söylemeyin, sizde kalsın; âinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz ya)?

Ankara’daki ringde her tarafınız çifte çelik halatla kaplı ve karşınızda üçer adet Hûri ve Nûri var. Hepsi de arzuyla kıvranıyorlar.

İşte sorular:

1)      Neden erken boşalıyorsun?

2)      Utanmıyor musun?

3)      Başka derdiniz yok mu?

4)      Şivan Perver misiniz?

5)      Vatan Perver değil misiniz?

6)      Kamer Genç Klinik bir vak’a mıdır yoksa poliklinikten de takip edilebilir mi?

Hâlâ boşalmadıysanız (affedersiniz) eşşek sudan gelinceye kadar dövülecek ve Kamer Genç’in bahçe sulama derslerine yollanacaksınız.

Oradaki devenin başını tutmadan önce size tekrar soracaklar:

a)      Emin misiniz?

b)      Joker hakkınızı kullanmak ister misiniz?

c)      Telefonla danışmak arzunuz var mı?

d)      Kandırırım ha!

e)      Son hakkınız…

f)       Kamer Genç Klinik bir vak’a mıdır yoksa poliklinikten de takip edilebilir mi?

Goooong!

Kaybettiniz.

Sizi Merkezî Ortak Sınava alıciiiz.

Ama önce Çapa’da polikliniğe uğramanız lâzım, Tahin Özhipnoz’un sizi uyutması gerek, Fethullah Bey’in hüngür hüngür ağlaması ve kavimlerin helâk olması lâzım, Oyun Teorisi'nin yerini şimdi de Kaos Kuramı'nın almaması lâzım, bilmem kaç yüz milyon TL ödeyip de hâlâ gelmeyen Babylon Programı'nıntalk to walk” kısmının artık gelmesi lâzım.

Bingür Sönmez'in Kaç Yumurta Zararlıdır argümanına gene, gene, gene katılmanız icap eder!

Bu, asla bir dayatma toplantısı değildir” dendiğinde istihbarî birimlerin de bunu desteklemesi lâzım.

En önemli, geçerli ve güvenilir olarak da, Okan Bayülgen’in, vücudundaki bütün deliklerden sigara içip üflerken yaptığı ve yapacağı bütün programlara katılıp beğeni toplaması, takdir-i şâhâne-i ulvîyeye mazhâr olması, Murat Bardakçı’nın, İlber Hoca’yla birlikte “Osmanlı’da İstimna Harsı ve İçoğlanları” mevzûundaki capcanlı, heyecanlı ve tabii ki helecanlı yayında beni de ehlivukuf olarak çağırmaları üzerine cereyan edecek olan yahşî sohbette patlayacak olan reytingden mütevellit olarak Hürriyet’te, Vatan’da, Taraf’ta ve bilumum bîtaraf medyada devamlı yorumcu olarak Zekeriya Beyaz, Tanju Koray, Cesi, Rejino Saint de la Maza, Fatih Altaylı ve diğer bütün zevatla beraber para basan bir Devridâim Makinası hâline gelip her yerde bedava ders vermem de cabası!

Kamer, ay demektir mâlûm, aynı zamanda da deve.

Mizah bir yana, Hakikaten çok ayıp; hâttâ devenin başı!

2081 kez okundu
0