Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in din

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Anksiyete (kaygı) türü bir rahatsızlık olan obsesif-kompülsif bozukluk (Obsesif Kompulsif Bozukluk), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, denetleyemedikleri tekrarlayan ve gerilim yaratan düşünceler, korkular veya görüntüler  (obsesyonlar) sebebiyle huzursuz olurlar.

***

Bu düşüncelerin yarattığı anksiyete (kaygı) bazı ayinleri veya rutinleri acil olarak gerçekleştirme ihtiyacına (kompülsiyonlar) sebep olur.

***

Ritüeller takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma teşebbüsüyle yapılır.

***

Ayin kaygıyı geçici olarak durdurur, takıntılı düşünceler tekrar oluştuğunda kişinin ayine hemen tekrar etmesi gerekir.

Bu Obsesif Kompulsif Bozukluk döngüsü kişinin gününden saatler çalarak normal günlük işlerini yapmasını engelleyebilir.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı veya mânâsız olduğunun farkında olabilirler fakat kendilerini durduramazlar.

***

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) belirtileri nelerdir?

Yaygın obsesyon belirtileri:

Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma

Başkasına zarar vermekten korkma

Hata yapmaktan korkma

Rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma.

Şeytanca veya günahkârca düşünmekten korkma

Düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı

Aşırı kuşku ve sürekli teminat ihtiyacı

***

Yaygın kompülsiyon (takıntı) belirtileri:

Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama

El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme

Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme.

Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma

Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme

Belirli bir sıraya göre yemek yeme

Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma

Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama

İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı

Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme

***

Obsesif-kompülsif bozukluğa neler sebep olur?

Sebebi tam olarak anlaşılmamış olsa da, araştırmalar biyolojik ve çevresel faktörlerin OKB ile ilişkili olabileceğini göstermiştir.

Biyolojik faktörlerBeyin karmaşık bir yapıdır. Bedenin normal işleyişi için ihtiyaç duyulan, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi vardır.

Nöronlar elektrik sinyalleri yoluyla iletişim kurar.

Nörotransmitter adı verilen kimyasallar bu sinyallerin nörondan nörona iletilmesine yardım eder.

Araştırmalar serotonin adı verilen nörotransmitterin seviyesinin düşmesi ile Obsesif Kompulsif Bozukluk gelişimi arasında bir bağlantı tespit etmiştir.

***

Serotonin dengesizliğinin ebeveynden çocuğa geçtiğine dair delil de vardır.

Bu da obsesif-kompülsif bozukluğun genetik olabileceğinin göstergesidir.

Ayrıca beynin belirli bölgeleri serotonin dengesizliğinden etkilenir, bu da OKB’ye yol açar.

Bu problemin, beynin sağduyu ve planlama ile ilgili bölgeleri ve bedensel hareketleri içeren mesajları süzen bölgeleriyle bağlantılı olan beyin yolaklarıyla alâkalı olduğu görülür.

Araştırmalar Streptokok bakterisinin sebep olduğu belli bir tür enfeksiyon ile OKB arasında bir ilişki de tesğit edilmiştir.

***

Eğer bu enfeksiyon nükseder ve tedavi edilmezse, OKB gelişimine ve çocuklarda diğer bozukluklara sebep olabilir.

Çevresel faktörler: Bazı çevresel stres yaratıcı faktörler OKB’yi tetikleyebilir.

Belirli çevresel faktörler ise kişide var olan bu rahatsızlığı kötüleştirebilir. Bunlar:

Tacize uğrama

Hayati Değişiklikler

Hastalıklar

Sevilen birinin ölmesi

İş veya okulla ilgili değişiklikler veya problemler

İlişkiyle ilgili kaygılar

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) ne kadar yaygındır?

OKB ABDde 3.3 milyon yetişkini ve 1 milyon çocuk ve genci etkilemektedir. Rahatsızlık ilk olarak çocuklukta, gençlikte ve yetişkinliğin ilk yıllarında ortaya çıkar. Irk ve sosyoekonomik alt yapı fark etmeden bütün kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) teşhisi nasıl konur?

OKB için laboratuar testi yapılmaz.

Doktor hastanın ayinlere ayırdığı zaman da dâhil olmak üzere hastanın belirtilerini değerlendirerek teşhisini koyar.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) nasıl tedavi edilir?

OKB kendi kendine geçmez, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve bilişsel davranış terapisidir.

Bilişsel davranış terapisi: Bilişsel davranış terapisinin hedefi, obsesif-kompülsif bozukluğu olanların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve kaygının azaltılmasını sağlamaktır.

Bu terapi obsesif-kompülsif bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felâketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

İlaç tedavisi: Trisiklik antidepresanlar, selektif serotonin geri alım inhibitörleri:

OKB tedavisinde yardımcı olabilir. Hastaların ilaç ve bilişsel davranış terapisine cevap vermedikleri şiddetli vakalarda Elektrokonvülsif Terapi (EKT) veya beyin cerrahisi kullanılabilir.

***

EKT esnasında hastanın başına elektrotlar takılır ve beyne nöbete sebep olan bir dizi elektrik şoku verilir, bu nöbetler beyinde nörotransmitterlerin salıverilmesine sebep olur.

Sürekli tedavi sonucunda hastalar normal veya normale yakın hayat sürerler.

Erken teşhis her zaman tedavi süresini azaltır.

Gecikmekten değil, tedavi olmaktan korkmayın.

***

Caner Taslaman, ilk, orta ve lise eğitimini doğduğu şehir olan İstanbul’da bitirmiş.

Kimya mühendisi bir annenin ve doktor bir babanın oğlu olarak küçük yaşlardan itibaren doğa bilimleri ile ilgilenmiş.


 

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde Üniversite eğitimini tamamlamış.

***

Üniversite eğitimi sırasında antropoloji, din sosyolojisi, bilgi sosyolojisi gibi alanlarla ilgilendi.

Marmara Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri bölümünde, Big Bang Teorisinin felsefe ve teoloji ile bağlantısı üzerine yaptığı teziyle yüksek lisans, Evrim Teorisinin felsefe ve teoloji ile bağlantısı üzerine yaptığı teziyle doktora derecesini kazanmış.

***

Daha sonra ise Kuantum Teorisinin felsefe ve teoloji ile bağlantısı üzerine yazdığı kitapla doçent olmuş, yine bilim-felsefe-din üçgenindeki çalışmalarıyla profesörlük derecesini de almış.

***

Ayrıca“Küreselleşme Sürecinde Türkiye'deki İslam” çalışmasıyla ikinci doktorasını İstanbul Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesinde tamamlamış.

İlk olarak Tokyo Üniversitesi'nde daha sonra Oxford Üniversitesi'nde post-doktora çalışmaları yapmış.

Harvard Üniversitesi'nde ve Cambridge Üniversitesi'nde misafir akademisyen olarak bulunmuş.

Son dönemdeki çalışmalarında ve yurt dışında bulunduğu üniversitelerde en çok odaklandığı konu modern bilim-felsefe-din ilişkisi olmuş.

***

Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümünde profesör öğretim üyesi...

Bilim-Felsefe-Din İlişkisi, Küreselleşme ve İslam, Kur'ân ve Bilim, Din Felsefesi,

Bilim Felsefesi, Fizik Felsefesi ve Biyoloji Felsefesi en çok ilgilendiği alanlar…

***

Mars'a çoktan gidildi zaten.


Bu arada, rakı da dâhil her türlü içkiyi en az bir seneliğine terk ettim. Bunu da beynimdeki frontal bölgedeki iradeyi düzenleyen bölge sayesinde yaptım.

 frontal bölge ile ilgili görsel sonucu

***

Fikirlerim onunkilerle çok örtüşüyor.

Bütün sorum İngilizcede zaman ve vakit anlamına gelen iki terim bulunmamasında.

***

Evrimsel Psikiyatri kitabı da yakında bitecek ve Kırmızı Kedi'den yayınlanacak diye umuyorum. Bunun için de ömrüm yetecektir umudundayım.

***

Gözleriniz Ulusal Kanal, National Geographic ve benzeri kanallarda olsun.

***

Yakında Can Ataklı'yı ve karısını ağırlamayı umuyoruz.


Bilimle, akılla ve sağlıcakla kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 02 Ekim 2017 Pazartesi

160 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

 

Paranoya, karmaşık duygulara sebep olan ruhsal bir hastalık türüdür. Bu

rahatsızlıkta kişiler, başkalarının kendilerine haksızlık yaptığını

düşünürler. Şimdiki teşhis ve tedavi sistemlerinde hezeyanlı (sanrılı) bozukluk

olarak geçer. 

 

Paranoya ile birlikte görülebilen psikolojik rahatsızlıklar 

 

- Majör Depresyon

- Kişilik Bozuklukları (Narsisistik, Antisosyal ve Histriyonik olanlar)

- Alkol ve madde bağımlılığı (özellikle metil alkol)

- Saplantılar (Obsesyonlar)

 

Paranoya belirtileri nelerdir?

 

- Sebepsiz olarak başkaları tarafından aldatıldığını düşünmek

- Çevresindeki insanların güvenilirliğinden ve bağlılığından şüphe duymak…

- Sözlerinin kötü niyetle kullanılacağını düşünmesinde dolayı ser verip sır

vermemek.

- Normal sözlerden dolayı aşağılandığını hissetmek ve aşırı alınganlık. 

- Kin tutma ve haksızlıkları affetmeme.

- Bazı davranışları kişiliğine saldırı olarak idrak edip, öfkeyle tepki göstermek

(acting out). 

- Herhangi bir sebebe dayanmadan aldatıldığını düşünmek!

Paranoya oluşumunun başlıca sebepleri nelerdir? 

- Orta yaşa gelmek

- Eskiden acı ve hayal kırıklıkları yaşamak

- Umut ve fırsatların kaybedilmesi.

- Cinsel gücün ve hayatın gerilemesi

- Yaşlılığın yaklaştığının sezilmesi

- Bedensel kusur ve çirkinliklerin bulunması

- Tutukluk veya tutsaklık

- Yabancı bir çevrede bulunmak

- Haksızlığa uğramak

- Zehirlenmek

- Bedensel, toplumsal ve ruhsal zorlanmalarla karşılaşmak

 Paranoya çeşitleri nelerdir?

 - Kuruntu paranoyası

Bu dönemde kişi başkalarının kendisine kötülük etmek istediklerini

sanmaktadır. Bunun sonucunda hasta tedbir almak için mahallesini, köyünü,

kentini hatta ülkesini dahi değiştirebilmektedir.

 

Ancak kişi gittiği her yere hezeyanlarını da birlikte götürdüğünden bu

saplantılarından kurtulamamaktadır. Öte yandan hasta, kuruntu geliştirdiği

bazı insanlardan kurtulmak için resmî makamlara bile başvurabilmektedir.

 

Cerrahpaşa’dayken böyle bir profesör vardı, herkese bir kulp bulup dava

ederdi. Ancak vefat edince bunlar durdu. 

 

Bazı akıl hastaları buralardan istediği sonucu alamayınca da cinayet

işleyebilmektedir. 

 

- Soyluluk paranoyası

 

Bu dönemde kişi asil bir aileden geldiğini ve anne-babalarının gerçek ailesi

olmadığını savunmaktadırlar. Bunun yanında hasta iddialarını akla uygun

duruma getirmek için geçmişteki bazı olayları hezeyanlarıyla uyuşacak

biçimde yorumlamaktadır.

 

- Buluş paranoyası

Bu evrede kişi yeni bir buluş yaptığını veya bilinen bir buluşun kendisine ait

olduğunu ileri sürmektedir. Devridaim makinesi mucitleri her zaman çıkar

ama böyle bir alet yapılması imkânsızdır. Çünkü hiçbir sistem ürettiğinden

daha fazla enerji tüketemez. Böyle çok hasta gördüm. Çoğu şizofreni

hastasıydı.

 

Bir ara bazı generallerde bu paylaşılmış delilik hâlinde görülmüştü.

 

- Esrarengiz paranoya

 Bu evrede hasta; ilahî bir gücünün olduğunu, insanlığa yeni bir din yaymak

veya insanlığı kurtarmak için yaratıcının kendisini görevlendirdiğini

savunmaktadır.

 

Jim Johns’un yarattığı din bu türdendi. 18 Kasım 1978 günü Guyana

toprakları üzerinde kurulmuş Jonestown kasabasında yaşayan People's

Temple (Halkın Tapınağı) Tarikatı’na mensup 900’den fazla kişi, tarikat

liderleri Jim Jones (James Warren Jones)’un vaazı üzerine siyanür içerek

intihar etti. Razı olmayanlar istemeyen üyeler silahla vurularak öldürüldü.   

(James Warren Jones ile ilgili görsel sonucu

 

Tarikatın Temelleri Jim Jones Tarafından Atıldı

 

Her şey, 1951'de Jim Jones'un İndiana Komünist Partisinin toplantılarına

katılmasıyla başladı. Bu toplantıların ardından Jim Jones, partilerin halkı

yanlış yönlendirdiğine ve komünizme karşı doldurduğuna ikna oldu ve gerçek

Marksizmi insanlara yaymak amacıyla kiliseye sızmaya karar verdi (psikotik

çifte değerlilik: ambivalans).

 

Kendisinin Tanrı olduğunu söyleyen sesler işitiyordu. Müritleriyle her türlü

sapkın ilişkiyi kuruyor ve alkol de dâhil, marihuana gibi pek çok yasadışı

maddeyi kullanıyordu.

 

Kiliseye Topladığı Yardımlar ve Verdiği Vaazlarla Kısa Süre İçinde Pek

Çok Kişinin Güvenini Kazandı

 

Jim Jones işe ilk olarak kilise hayrına kapı kapı dolaşıp evcil maymun satarak

başladı. Irkçılık karşıtı hümanist tutumu ve sevecenliğiyle özellikle toplumdan

dışlanmış, Afrika kökenli ve inançlı kişilerin güvenini kazandı. Zaman zaman

kilisede vaazlar verdi ve insanları bazı mucizeleri olduğuna inandırdı.

 

Rivayetlere göre bir vaazı sırasında tekerlekli sandalyeye mahkûm bir kadını

iyileştirmiş, kanser hastası birkaç kişinin de tümörlerini çıkarmıştı.

 

Elbette bunlar müritlerini etkilemek için yaptığı şovlardan başka bir şey

değildi; zira hiç kimse tekerlekli sandalyedeki kadının Jim Jones’un gösteri

için önceden anlaştığı sekreteri, çıkardığını iddia ettiği tümörlerin de tavuk

ciğeri olduğunu bilmiyordu.

 

Çaresiz insanların zayıflıklarından faydalanan Jim Jones üyelerin adeta

beyinlerini yıkıyordu. 

 

İnsanlar bütün Mal Varlıklarını Satıp Kiliseye Bağışladı

 

Her geçen gün kiliseye Jim Jones'u dinlemeye gelen kişilerin sayısı artıyor ve

insanlar bütün birikimlerini ve kazançlarını kiliseye bağışlıyordu.

 

Nihayet 1955'te The People’s Temple of the Disciples of Christ Tarikatı

kuruldu. Tarikatın kurulmasıyla birlikte toplantılar kapalı olarak sadece

müritlere özel yapılmaya başlandı. Bu kapalı toplantılara tarikat dışından

kimse alınmıyor ve içeride neler olduğunu kimse bilmiyordu.

 

Tarikat, 1974’te Guyana’da Ormanlık Bir Araziye Taşındı

 

İnsanların tarikata yönelik merakı medyanın da ilgisini çekmeye başladı.

Medyadan ve modern hayattan kaçmak için tarikat,  Guyana’nın ormanlık bir

bölgesine taşıdı ve bölgeye Jonestown adı verildi. Hemen her şeylerini satıp

tarikata bağışlayan müritler Jonestown'a yerleştiler. Üyeler arasında iş bölümü

yapılarak herkese bungalovların inşasında, tarım alanında, çiftlik

hayvanlarının bakımında veya gündelik işlerde görevler verildi. Kasabanın her

yanına Jim Jones’un telkinlerini ve emirlerini iletmek üzere hoparlörler

yerleştirildi.

 

Böylece Jim Jones kendi tabiriyle "Sosyalist Cennet"ini kurmuş oldu.

Jonestown'da Modern Hayattan, Teknolojiden ve Diğer İnsanlardan

Uzak bir Tecrit Hayatı Hüküm Sürüyordu.

 

Dünyanın geri kalanıyla iletişimini tamamen koparan Jonestown'daki

sessizlik; tarikat üyelerinin ileri gelenlerinden bazılarının yakınlarının yaşadığı

Kuzey Kaliforniya’nın bir inceleme heyeti gönderme kararıyla bozuldu.

Kongre üyelerinden Leo Ryan ve ekibi 17 Kasım 1978’de Jonestown’a gitmek

üzere yola çıktı.

 

Tarikat Üyeleri Evlerine Dönmek İstiyor

 

Leo Ryan ve ekibi Jonestown'a ulaştıklarında tarikat üyelerinden 15 kişi

onlarla birlikte geri dönmek istediklerini söylediler. Jim Jones, buna sert bir

şekilde karşı çıktı ve ayrılmak isteyenleri ölümle tehdit etti. Böylece telkinler,

yalandan mucizeler ve göz boyamalarla kandırılmış insanların bir kısmı

uyanışa geçti. Ertesi gün ekip, 15 kişiyle birlikte uçağın bulunduğu

havaalanına doğru hareket ederken silahlı tarikat üyelerinin saldırısına

uğradılar.

 

Leo Ryan ve 4 mürit hayatını kaybetti.

 

Toplu İntihar Çok Önceden Planlanmıştı, O Akşam Siyanürlü

Kokteyller Hazırlandı

 

Kasabadan ayrılmak isteyen üyelerin yanı sıra tarikattan ayrılmanın çok büyük

bir hata olduğunu düşünenler de vardı. Nitekim 18 Kasım 1978 akşamı

Jim Jones bütün müritlerini etrafına toplayıp önceden hazırlattığı siyanürlü

içecekleri içmelerini söylediğinde hiç düşünmeden zehri yudumlayanlar

olacaktı. 

 

“Ölümden Korkmayın”

 

Jim Jones, son vaazında müritlerine, çocuklarına siyanür enjekte ettikten sonra

zehirli içecekleri içmelerini emrederken şu cümleleri sarf ediyordu:

 

“Evlâtlarım, ölümde büyük bir şeref vardır. Bu, ölecek olan herkes için büyük

bir gösteri. Ölümden korkmayın, ölüm yalnızca farklı bir boyuta adım atmak

gibidir.”

 

İntihar Etmek Günah Değil mi?

 

Hıristiyanlık gereği intihar etmenin günah olduğunu düşünen bazı grup üyeleri

bunun yanlışlığını dile getirdi.

 

Bunun üzerine Jim Jones “Biz intihar etmiyoruz, biz insanlık dışı dünya

şartlarını devrimci bir protestoyla kınıyoruz” dedi.

 

İntihardan Kaçanlar Vuruldu

 

- Hak arama paranoyası

 

Bu evrede kişi, hakkını elde etmek için sürekli olarak bir mücadele içerisine

giriyor. 

 

-Aşk paranoyası (de Clerembault Sendromu)

 

Bu evrede kişi, genellikle nüfuzlu ve önemli bir kişinin kendisine âşık

olduğunu ileri sürmektedir. Aşk paranoyasına genellikle evlenmemiş veya dul

kalmış kadınlarda rastlanılmaktadır. 

 

- Kıskançlık paranoyası

 

Kıskançlık duygusu zamanla paranoya sorununa dönüşebilmektedir. 

 

Paranoya nasıl tedavi edilir?

 

Paranoya sorununun iyileştirilmesi günümüzde imkânsız değil.

 

Ancak, uygulanan antipsikotik ilaçlarla tepkilerin yumuşatılması

sağlanmaktadır. 

 

Hâlen bütün antipsikotikler hastanın yaşına göre verilebiliyor. Böyle

hastalarda amisülipirid(Solian) veya haloperidol dekaonat gibi kalçadan

yapılan depo ilaçları tercih ediyoruz çünkü çoğu kullanmaktan kaçınıyor ve

içgörüleri olmadığı için de hasta olduklarını inkâr ediyorlar.

 

Din bezirgânlarına kanmayın, akıl ve hikmet rehberiniz olsun.

 

Saygım ve sevgimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 30 Mart 2017 Perşembe

560 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sonunda bunu da yapmışlar! 

****

İstanbul’da hizmet vermeye başlayan Manevi Şifa Merkezi ilklere imza atmış.

Cin hastanesi olarak da bilinen merkezde İslami tedavi yöntemleriyle, Kur’ân

okunarak büyü bozuluyor ve cin çıkartılıyor.

 


**

İstanbul’un İkitelli semtinde iki hafta önce açılan Manevi Şifa Merkezi beş

katlı binası ve üzerinde yazan metafizik, bioyenerji, hacamat (bardak çekme),

sülük tedavi, ruhsal terapi yazılarıyla dikkat çekiyor. Türkiye’nin ilk büyü

bozma ve musallat tedavi merkezi olan yer, Mall of İstanbul alışveriş

merkezinin karşısında yer alıyormuş.

 ***

Merkez sosyal medyada, özellikle facebook sayfaları üzerinden yapılan

paylaşımlarla müşteri çekiyor ve çalışanları kendi internet kanalları üzerinden

yaptıkları yayınlarla uygulamalarını anlatıyormuş.

*** 

Merkezde 10’dan fazla “metafizik uzmanı” giydikleri “beyaz doktor önlükleriyle” büyü bozma, astral seyahat, manuel terapi, akupunktur, iskelet sistemini düzeltme, hacamat (bardak çekme), sülük tedavisi ve manevi ameliyat gibi birçok alanda hizmet veriyormuş.

 ***

Çalışanları merkezin, Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı olduğunu iddia ediyor ve “uzmanlarının” sertifikalı şifacılar olduğunu belirtiyormuş. Ancak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Özel Yataklı Şube Müdürlüğü, İlçe Denetleme Merkezi böyle bir yerin olduğundan haberleri olmadığını söylüyormuş.

 ***

Merkeze gidildiğinde Sağlık Bakanlığından denetime gelen kişilerin 10 dakika önce binadan ayrıldığını öğrenmişler. Bunun yanı sıra merkez, şahıs adına işletilen ve ruhsal danışma merkezi olarak görüldüğü için, Sağlık Bakanlığı tarafından sadece hacamat ve sülük gibi alternatif tıp yöntemleri konusunda denetlendiğini de öğreniyoruz.

 ***

UNUTKANLIĞIM VAR DİYENE HACAMAT TEDAVİSİ

 ***

Merkezin sayfasında rahatsızlıklarını yazan ve çözümü soran kişilere “uzmanlar” seri bir şekilde çevrimiçi cevap veriyormuş. Mesela “baş ağrısı” ve “unutkanlık” çektiğini söyleyen birine, bu kerametleri kendilerinden menkul uzmanlar hemen kafa hacamatı tedavisini tavsiye ediyormuş.

 ***

Yahut telefon edip, “ödem, şişkinlik, uykusuzluk, eklem ağrılarım var” dediğinizde size yine hacamat başta olmak üzere, sülük, manuel terapi ve akupunktur tedavisi tavsiye ediliyormuş.

 ***

Büyüden şüphelendiğinizi söylediğinizde ise bakım için “hocalarla" görüşmek isteyip istemediğiniz soruluyor ve isteğinize göre hemen bir randevu veriliyormuş. Ancak merkezde fal bakılmıyor ve büyü yapılmıyor, sadece çözüme yönelik İslami tedavi yöntemleri kullanılıyormuş.

 ***

Mesela kendinizin veya bir yakınınızın yaşadığı rahatsızlıkları anlattığınızda, uykusuzluk, saldırganlık ve hatta intihara teşebbüs etmiş birinin durumunu sorduğunuzda size “cinler yakınınıza kabile şeklinde gelmiş. Bir an önce buraya gelmeniz gerek” cevabını alıyormuşsunuz. Cin çıkarma tedavisini ise Kur’ân okuyarak, dualar ederek bazen hastanın üzerine Arapça yazdıkları şeylerle yapıyorlarmış.

 ***

Cin çıkarma tedavisi bittikten sonra hastaya abdest aldırılıyor ve koruyucu bir dua yazılıp veriliyormuş.

 ***

CİN ÇIKARMA 400 LİRA

 ***

Müşterilerini sosyal medya üzerinden çeken merkeze gitmek isteyenlere önce telefonla uzaktan bakım yapılıyor sonrasında randevu verilerek merkeze çağrılıyormuş. Ön bakım ücreti merkeze giderseniz 100 TL, telefonda büyü bakımı yaptırırsanız 200 TL ve sıkıntı varsa seans ücreti 400 TL imiş. Bir seansta yeterli çözüm sağlanmazsa her seans aynı ücret karşılığında tekrarlanıyormuş.

***

İskelet sisteminizde bir sorun varsa omurga düzeltme 350, hacamat (sülükle

kan emdirme) ise 150 TL imiş. Ancak hastalara fiyat konusunda yardımcı

olacaklarını da facebook sayfalarından duyuruyorlarmış.

 

***

Yeni açılan bir yer olduğu için henüz kredi kartı geçmiyor, nakit çalışıyorlar

ama havaleyle de ödeme yapabiliyormuşsunuz.

 

CİN ÇIKARTILANLARIN ÇIĞLIKLARI YANKILANIYOR

 ***

Merkeze gittiğinizde sizi geniş bir bekleme salonu ve bir danışma masası karşılıyormuş. Hangi rahatsızlık için gittiyseniz danışma masasındaki kişi sizi “uzman hocanın” (sertifikası olduğu belirtilen kişiler) yanına götürüyormuş.

 ***

Beş katlı binada her kat ayrı bir rahatsızlığa ayrılmış ve her “hocanın” kendi özel odası varmış. Gazeteciler gittiğinde hafta içi olması dolayısıyla yoğun bir güne denk gelmişler. İki odada cin çıkarma tedavisi yapılıyormuş. Her iki odadan da ayrı ayrı hasta çığlıkları geliyor, hasta yakınları ise endişeli ve meraklı bir şekilde çığlıkların kesilmesi için dua ediyormuş.

 ***

AMAÇ HASTALARIN ŞARLATANLARA GİTMEMESİYMİŞ

 ***

Merkez haftanın her günü 09:00 - 22:00 saatleri arasında hizmet veriyormuş. Çalışanları buranın kurulma amacını ihtiyacı olan insanların şarlatanlara gitmesini önlemek ve bu işi kalpazanların, cahillerin eline bırakmamak olarak özetliyormuş.

***

Manevi Şifa Merkez’inin kurucusu iş adamı ----- “Şeytanlarla mücadele” için böyle bir şey yaptıklarını anlatıyormuş: “Kimsenin hastasını çalmıyoruz. Bizim sahip olduğumuz hastalar yıllardır ağır ilaçlar kullanıp iyileşemeyen, önce doktora gidip tahlillerinde hiçbir şey çıkmamasına rağmen rahatsızlıkları devam edenler".  

***

"Hastaneye psikolojik tedavi için yatırılan ve 46’lık (deli raporu) raporunun

verildiği aşamaya gelen kişiler. Biz bu noktada araya giriyoruz” demiş.

 ***

ASTRAL SEYAHAT

 ***

Özbekistan’dan özel olarak bu merkez için gelen --- Hanım’ın astral seyahat yani ruhun bedenden ayrılması ve başka bir boyuta geçmesi ile hastanın ruhen başka yerlerde dolaşmasını sağladığı iddia ediliyormuş. Bunun yanı sıra biyoenerji seansıyla da migren ağrılarını, kadın hastalıkları, romatizma ve kireçlenmeleri tedavi ettiği söyleniyormuş.

 ***

CİN ÇIKARMA, MUSALLAT TEDAVİSİ

 ***

Sabaha kadar uyuyamama uykuda konuşma, sabah yorgun uyanma, şiddetli baş ağrısı, uyanınca özellikle ense kökü ve kollarda uyuşukluk migren sanılan baş ağrısı yanı sıra sık sık banyo yapma veya banyo ayna ve tuvaletten korkma hissi ortaya çıkıyormuş.

 ***

Uykuda sıçrayarak uyanma belirtileri gösterenlere de şifa verildiği ön sürülüyor. Bu hastalara Kur’ân okunarak ve dualar edilerek bir tedavi uygulanıyormuş.

***

Bunları tesadüfen öğrendim ve havsalam durdu. Bu kişiyi tanımam, kim

olduğunu da bilmem. Buna karşılık, 2017 senesinde İstanbul’un göbeğinde

böyle bir merkez açılmış ama galiba henüz faaliyete geçme izni verilmemiş! 

***

Burada uygulandığı iddia edilen tedavi yöntemlerinin bir kısmının bilimsel

tarafı var ve www.pub.med.com gibi en nitelikli bilimsel yayınların yer aldığı

arama motorunu araştırdım. Çoğunun aslı astarı yok! 

***

Bakalım daha neler göreceğiz. Pozitif bilimin verdiği imkânlar bitti de, artık bu gibi merkezler mi açılıyor ve acaba daha kaçı ruhsat bile alacak?

***

Akupunktur, ehil ellerde uygulanırsa, özellikle ağrılı hastalıklarda etkilidir. Ben de biliyorum ama artık çok az uyguluyorum. Sülük tedavisinin de çok az alanda kullanım yeri var. Hiç ilgilenmedim.

 ***

Peki, büyü, cin çıkarma, manuel (elle yapılan) terapi acaba nedir?

 ***

Brezilya, Filipinler veya Uganda gibi yerlerde hâlâ garip ve izahı neredeyse imkânsız tedaviler uygulandığını biliyorum da…

 ***

Acaba bu gidişatın sonu nereye varacak, daha neler göreceğiz diye hayretle ve şaşkınlıkla bekliyorum.

***

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Siz bu gibi merkezlerden uzak durun

derim.

***

Herkese sağlık, bilim ve barış diliyorum.

 

Saygım ve sevgimle… 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya –cin çıkarma 13 Şubat 2017 Pazartesi

835 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Ağabeyim, hocamız Prof. Dr. Savaş Kültür’ün vefatından dolayı çok üzgünüm; daha doğrusu tam mânâsıyla bir yas süreci yaşıyorum.

Savaş Kültür Hoca’nın 1973-1983 yılları arasından Ege Psikiyatri Kürsüsü’nde hocalığı ve insanlığıyla hepimize örnek oluşunu gördüm.

 ***

Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği’ndeki başarılı çalışmalarını ve yetiştirdiği şu anda öğretim üyesi veya uzman olan onlarca talebesiyle yollarımız hep kesişti. Onları nasıl titizlikle yetiştirdiğine şahit oldum.

***

Psikodramalara katılırdı, benim fırsatım olmadı; belki de hastaları iyileştirdiğine pek ihtimal vermediğim için. Ama birlikte çok seyahat ettik ve pek çok kongreye katıldık.

Özel muayenehanecilik döneminde ne kadar etik ve düzgün bir hekimlik örneği gösterdiğini takdirle takip ettim. Adam gibi adamdı. Az ve öz konuşur, mizah yeteneğiyle hepimizi kahkahalara boğduğu zamanlar da olurdu.

***

Lizbon’da bir barda sabahlamıştık ve pek çok özel şeyi paylaşmıştık. Bunlar ebediyen aramızda kalacak; çok yönlü ve düzgün bir insandı. Bana epey şey anlatmıştı ve bunların çoğu geleceğimizle ilgili karamsar öngörülerdi…

***

Çok özel bir insandı. İyi insan, iyi hekim, dürüst, kararlı, çok iyi bir hoca ve örnek alınacak bir kişi olarak gönlümde hep ayrı bir yeri oldu. Psikiyatri camiasında, hem bilimsel hem de insani açıdan iz bırakan bir öncü benim için. Işıklar içinde uyusun. Ruhu şad olsun. Psikiyatri camiamız, sevgili karısı Yıldız Kültür, biricik oğlu Kerem ve bütün sevenlerine sabırlar diliyorum.

***

Psikiyatri camiasında bıraktığı izler asla unutulmayacak. Çok derin düşünceleri ve bilgece bir tavrı vardı.

*** 

Bir gün Ontario’da karşılıklı şarap içiyorduk ve keyfimiz çok yerindeydi. Gölün harikulade manzarasını seyredip Türkiye ve hekimlik hakkında konuşuyorduk.

 ***

Bana “Keremciğim, Türkiye’nin nereye gideceğini bilemiyorum ama uzun vadede olup bitecekleri hiç de iyi görmüyorum” demişti.

Oturup uçakların inip kalkışını ve havanın tertemiz olmasının keyfini paylaştık.

 ***

Eh, iki şişe şarap (hem de en iyisinden, çok iyi anlardı) içince hesap gelmesi beklenir, değil mi? Hayır, çünkü bir tatile gitmek ödülü bize nasip olmuş.

Meğer bedavadan Fransa’da bir haftalık hafta sonu tatili kazanmışız. Bastık kahkahayı…

 ***

İkimiz de erkek olduğumuz için, bu balayı hediyesine gitmemeye karar verdik ve epey güldük. Muzipçe “bak, bu keşke yeni evli bir çifte nasip olsa ne eğlenirlerdi” dedi.

Daha sonra yerimizden kalktık ve şurup gibi havayı akciğerlerimize çekip yürüyüş yaptık.

***

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin kurucularındandı ve kelimenin tam anlamıyla adam gibi adamdı. Üniversiteden neden ayrıldığını ve sadece özel hekimliği niçin tercih ettiğini hiçbir zaman öğrenemedim.

Ne zaman İzmir’e gitsem içim burkulacak ve üzüleceğim.

Allah rahmet eylesin Savaş Ağabeyim ve aziz büyüğüm.

Sizi unutmayacak ve unutturmayacağız. Nitelikli insanlar ve hekimler çok azaldı artık! Bir daha kongrelerde veya toplantılarda karşı karşıya gelemeyeceğiz maalesef.

Allah rahmet eylesin Sevgili Ağabeyim ve Hocam.

*** 

Maalesef Yaşar Nuri Öztürk de vefat etti. TRT-1'de iştirak ettiğim son radyo programında da onu yad etmiştim. Aslında Deizm ile İslam'ı nasıl olup da aynı kefeye koyduğunu konuşacaktık ama nasip olmadı.


Nedense gırtlağımda bir yumru var…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ağustos 2016 Perşembe 

1335 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Hocayı ilk defa asistanlık senelerimde yakinen tanımıştım ama aslında kendisi de uzun süre hocalığımı yaptı.

Adnan Ziyalar Hocamız 1932’de Kalkandelen’de dünyaya gelmişti.

İlk ve orta tahsilini İstanbul okullarında tamamladı. 1950 -1956 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi’nde (Çapa) okumuş ve oradan da mezun olmuştu.


 

1956 - 1958 yılları arasında tabip teğmen olarak vatanî görevini tamamlamıştı… Ben daha yeni doğuyormuşum demek ki.

***

1959 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Psikiyatri Kürsüsünde psikiyatri asistanı olarak göreve başlamıştı. 1962 yılında nöropsikiyatri uzmanlık dalı imtihanında başarılı olarak aynı kürsüde uzman asistan olarak göreve başlamıştı.

Rivayet edilir ki,  ilaç mümessili iken bir gün Cerrahpaşa’ya uğramış. O zamanlar Doçent olan Merhum Ayhan Songar da kendisini şöyle bir süzüp “siz belli ki başarılı bir tabipsiniz, neden bizimle çalışmıyorsunuz” demiş.

O da bu daveti tabii ki reddetmemiş ve ikisi kolları sıvayarak kurmuşlar eski kliniğimi. Biri evden yemek taşırmış, öbürü hastaların çamaşırlarını yıkatırmış. Tam bir işbirliğiyle, hâlen de yerinde duran o iki buçuk katlı köşkü ıslah edip, tam bir bilim yuvasına çevirmişler. Kolay günler değilmiş.

***

Profesör olduktan Ayhan Bey bir yandan arabaları elektrik aksamını da tamir edip ek gelir sağlar, öte yandan muayenehanesine ve Adlî Tıp Kurumu’na koşuştururdu. O zamanları çok iyi hatırlıyorum. İlginç bir ekipti: Dinamik psikiyatriyi pek seven ve Balint gruplarında ara sıra kandırılan Prof. Dr. Koptagel Hanım, onunla neredeyse simbiyotik yaşayan Doç. Dr. Ömer Tunçer (sonradan lentoma geçirdi ama şifa buldu), bir dönem ziyarete sık sık gidip ailece görüşmemize rağmen, kliniğe kabul etmemeyi tercih ettiği Merhum Babam Doç. Dr. Recep Doksat, daha sonra bir dönem Anabilim dalı Başkalığı yapan Merhum Ağabeyim Prof. Dr. Ertaç İlkay, sonradan Profesör olan Müfit Uğur, Prof. Dr. Ruhi Yavuz, 

genç yaşta prostatektomi geçiren Prof. Dr. Turan Ertan, Doğramacı’nın dâhiliye tabipliğini yaptıktan sonra nokta tayiniyle gelen Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu

***

Engin Eker Hoca’nın da hâlâ tam bilemediğim sebeplerle kliniğe geri alındığı günlerdi. Bindir zahmetle Gero-Psikiyatri Bilim dalını kurmuştu. Şimdi gene faal, Nişantaşı’ndaki muayenehanesinde çalışıyor ve kongre düzenliyor.

Kıdemli asistanım ve sınav gözetmenim olan Levent Kayaalp de şimdi muayenehanesinde çalışıyor ve Profesör; Psikanalizle iştigal ediyor.

***

Gene Aziz Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Reha Bayar da kıdemlimdi.

Vizitleri beraber yapardık. Şimdi hepsi de Profesör olan Neşe Pekpak Kocabaşoğlu, Mine Özmen ve ben Ağrı ve Akupunktur Polikliniğini yürütmüştük 8 sene.

Sonradan epey süte Kliniğin vaka tartışmalarını sürdürdüm; Adlî Tıp Kurumu’nda görev almak istemedim ama Adlî Tıp Enstitüsü’nde iki sene ders verdim. O dönemde KENT TV’de programa çıkıyorduk. En unutamadıklarım arasında da Şafak Pavey’le yaptığımız Parola Şafak programlarıydı: Prof. Dr. Uğur Alacakaptan da, Prof. Dr. Celâl Şengör de, Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu da, Prof. Dr. Acar Baltaş da… Hep konuğumuz olmuştu.

***

KENT TV kapanınca, bu sefer Çankaya tepelerindeki bir yerden işe devam ettik. Sevgili Tuna Serim hem TV hem de radyo programları yapardı. O dönem Sevgili Dostum, DBE (Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucusu) Emre Konuk da gelmişti. Emre’nin sakin ve şakacı, zaman zaman muzip davranışları da hiç değişmemiştir. Hiç unutmam, Almanya’da felsefe okuduğunu iddia eden ama Almanca bilmeyen bir TV yöneticisi vardı.

Sevgili Beyazıt Çırakoğlu şöyle bir bakıp, gülmemek için kendini tutmuştu. Programdaki sorum “beni klonlayabilir misin” olmuştu. Gülüp, "şimdilik bunun için erken olduğunu" anlatmıştı. Emre de “abi, burada tuvalet nerede yaa” diyerek inceden ve tam medenice şekilde gırgırını geçmişti. Hep de öyledir ve çok iyi ve candan bir adamdır. Karısı Emire ile güzel bir çift oluştururlar.

***

Tabii ki yönetmenimiz de çocukluk arkadaşım, can dostum Banu Zorlutuna idi.


Hatta bir düğünde tanışmışlar sanırım ve Ayhan Bey de, Reyhan Hanım’ıRecep, ona iyi bak, ileride karım olacak” demiş. Babam da emanete ihanet etmemiş ve çok iyi muhafaza etmiş. Sonradan da evlenmişler. Tam bir Çerkez güzeliydi…

***

Babam da iki seve fahrî asistanlık yapmış ve bana süt parası yetiştirebilmek için s. Recep Doksat diye gazete köşelerinde makaleler yazmış. Merhume validem ise o dönemlerde Sümerbank’ta çalışır ve içinde ukde olarak kolan Tıbbiye ve Hukuk Fakültesi hülyasını bırakıp, koşuşturur dururdu. O zamanlar on yaş civarıydım ve çok iyi hatırlıyorum. Sonradan bin bir mücadeleyle profesör oldu ama stres, puro ve sigara onu bitirdi, elimde vefat etti!

***

Dönelim dün rahmete kavuşan Adnan Ziyalar’a

Adnan Ziyalar, Kısa bir süre sonra hocası Dr. Ayhan Songar ile beraber yeni kurulmakta olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bünyesine katıldı.

1968 yılında aynı bilim dalında, Afazi Şizofrenide Konuşma ve Düşünme Bozukluğunun Hanfmann-Kasanin Test Metodu ile Tetkiki başlıklı teziyle, üniversite doçenti unvanlını aldı.

1973 yılında profesörlüğe yükseltildi.

1999 yılına kadar bu görevini sürdürdü ve yaş hâddinden emekli oldu.

41 senelik görev süresinin 17 yılını, bir yandan da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Üniversitesi Edebiyat Psikoloji Bölümü öğrencilerine Adlî Psikiyatri ve Psikoloji dersleri vererek geçirdi.

25 yıl boyunca Adlî Tıp Kurumu Gözlem Dairesinde psikiyatri uzmanı olarak görev yaptı; o dönemlerde kendisiyle çok daha yakınlaştık ve ne kadar mütevazı ama bir o derecede keskin tıbbî birikimi olan bir insan olduğunu müşahede ettim.

***

Yeri geldiğinde, Ayhan Hoca’ya dahi muhalefet edebilen bir onu, bir de gene seneler önce kaybettiğimi Aziz Hocam Nedim Zenbilci’yi bilirim. Doçent olduktan sonra vefat eden ve pek çok edebî esere imza atan Doç Dr.Kriton Dinçmen de o dönemde Adlî Tıp Enstitüsü’nde idi. Şair, edip ve çok velut bir insandı. O da vefat etti çoktan!

***

O zamanlardaki Adlî Tıp Enstitüsü’nün başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’du ve orayı tam bir Alman disipliniyle yönetiyordu. O dönem verdiğim Cinsel Sapmalar dersine pek çok müracaat oldu. Mert Savrun henüz doçentti ama istikbal vaat ediyordu.

 

Sevil Hoca ve güzel kızı, eskiden paniklerdi ama simdi çok sağlıklı.

Neylan ve sonradan Adlî Tıp Profesörü olacak ama psikiyatriyi de iyi bilen Sevgili Dostum Gökhan Oral da vardı.

Alternatif Sorular diye askıya asılan belgeye hemen herkes epey gülmüştü. Sonra doğrusunu verip, herkesin en az 70 puanla (Neylan 100 almıştı sanırım) geçmesini sağlamıştım.

***

Şimdilerdeki Adlî Tıp Kurumu Başkanı da kadim bir dostum: Prof. Dr. Dursun Kırbaş. Orada da aynı dersi anlattın geçen ay.

***

O aralar, Kadim dostum Profesör Oğuz Polat beni aradı ve “cinsel sapmalar” dersini vermemi istedi. Eh, zaten Cerrahpaşa’da Doçent olduktan sonra en çok anlattığım derslerden birisiydi. Aslında o dönemlerde joker gibiydim. Mesela sonradan Profesör olan Ruhi Yavuz veya hâlâ da vefa ile aradığım pek çok öğretim üyesi oradadır.

Hangisinin dersi boş, Ayşe’ye sorar ve hiç düşünmeden girer, tamamen doğaçlama olarak anlatırdım.

***

Adnan Hoca, nöropsikiyatrideki uzmanlık çalışmasına başlamadan önce, 2 sene süreyle Prof. Dr. Besim Turan’ın yanında İstanbul Üniversitesi Patolojik Anatomi kürsüsünde fahrî asistan olarak çalıştı. Sanırım artık tek nöropsikiyatr olarak Haydar Dümen kaldı!

***

Maltepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 2001 yılında başladığı görevini 2007 yılına kadar sürdürdü. Burada yüksek lisans öğrencilerine senelerce Erişkin Psikopatolojisi dersi vermişti.

30 yılı aşkın bir süre Symposium ve Yeni Symposium dergisinin sorumlu müdürlüğünü üstlenmişti.

Şimdilerde bu bayrağı ben Literaür Symposium’un editörü olarak üstlendim; bana tevdi eden de Muhterem lâkaplı Prof. Dr. Fevzi Samuk hocamız olmuştur.

1960 - 1967 yılları arasında Prof. Dr. Ayhan Songar ile beraber Yeşilay dergisinin yayımını sağlamıştır.

Radyo, televizyon ve yazılı basında toplumu ilgilendiren sağlık konularında çok sayıda konuşma yapmış, makale yazmış ve seminerlere katılmıştır. İstanbul ağırlıklı olmak üzere ülke genelinde alkol ve madde bağımlılıkları, öğrenme psikolojisi konularında seminerler; aile içi ilişkiler ve ebeveyn evlat ilişkilerini düzenleme amaçlı konferanslar vermiştir.

Maalesef bunların çoğu kayıtlı değil.

***

Prof. Dr. Adnan Ziyalar 45 yıllık evli, iki çocuk ve iki torun sahibiydi, İngilizce ve Almanca bilmekteydi.

Ben girdiğimde Kliniğe haftada iki veya üç gün uğrar, bir saatte en az 5 ilâ on hasta görür, tekrar muayenehanesine giderdi. Ben de bu sürate şaşardım.

Geriye eserleri kaldı. Kliniğin “sol” tarafının temsilcisiydi ve Ayhan Bey’in biraz dozunu aşan şakalarına he sükunetle ve suhuletle mukabele ederdi.

Allah rahmet eylesin.

***

ESERLERİ

Sosyal Psikiyatri (1999)

Psikiyatrik Semiyoloji ve Medikal Psikoloji (1999)

Psikiyatri Lügati (1981)

Stress ve Depresyon (1986)

Anorexia Nevrosa (1976)

Cinsel Davranış Bozuklukları (2000)

Dilimiz ve Düşüncemiz

Sokma Akıl Para Etmez (2001)

Erişkin Psikopatolojisi (2006)

İşte ölümsüzlük; eserlerinin tamamına yakını evimdeki kütüphanede mevcut…

Son zamanlarda kafama takılan bir şey var…

Ola ki bir gün ben de “boyut değiştirirsem”, bu kadar kitap kim(ler)e yarar diye.

***

Ayrıca, Kızı Neylan da, Ayhan Hoca’nın tek evladı olan Neslihan da çok eski arkadaşızdır. Adeta kopmaz bir üçlüydük eskiden: Neylan, Neslihan ve ben… Çocukluğumuzda hep beraberdik.  

Aradan kaç sene geçti, hiç sormayın!

Altın Yunus Tesisleri’ndeki bir tatilde epey eğlenmiştik. Reyhan Hanım, gözlerini hiç üzerimizden ayırmazdı. Daima kocasını destekleyen ama önüne geçmeyen fakat güçlü kişilikli bir kadın olarak yaşamıştır.  

Buradan, başta Fevzi Hocam olmak üzere, ilgilenen herkese bir davetim var.

Fevzi Hoca bana “Hz. İsa’yla ilgili makale yaz” derdi de, pek anlam veremezdim. Psikiyatrinin bu mevzularla ne alakası ola ki diye tefekkür ederdim…

Ne ileri görüşlüymüş meğer…

İçinde bütün dinî, mistik ve tabii ki bilimsel, epistemolojik bilgileri içeren bir Kişilik Bozuklukları kitabı yazmaktayım. İçinde hemen her şey var: Ezoterizm, din, psikoloji, parapsikoloji, mistisizm vs.

Evrimsel Psikiyatri ve Psikoloji de sırada.

Herkesten yardım istiyorum…

Akşamüstü, Adana’dan Kadim Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Canan Ersöz’ü aradım. Fırsat bulabilirsem gideceğim.

Neslim de refakat eder mi bilemiyorum çünkü şu aralar bir hayli canı sıkkın.

Ben de üzülüyorum tabii ki.

Unutmayalım…

Her nefis ölümü tadacaktır; mutlaka.


Yeter ki Karmik dengeler ve Kader arasında tenakuz olmasın.

Adreslerim: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. , Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. . Her türlü katkıya açığım çünkü oldukça yalnızım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Ocak 2016 Pazartesi

2760 kez okundu
0