Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in din

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

 

Paranoya, karmaşık duygulara sebep olan ruhsal bir hastalık türüdür. Bu

rahatsızlıkta kişiler, başkalarının kendilerine haksızlık yaptığını

düşünürler. Şimdiki teşhis ve tedavi sistemlerinde hezeyanlı (sanrılı) bozukluk

olarak geçer. 

 

Paranoya ile birlikte görülebilen psikolojik rahatsızlıklar 

 

- Majör Depresyon

- Kişilik Bozuklukları (Narsisistik, Antisosyal ve Histriyonik olanlar)

- Alkol ve madde bağımlılığı (özellikle metil alkol)

- Saplantılar (Obsesyonlar)

 

Paranoya belirtileri nelerdir?

 

- Sebepsiz olarak başkaları tarafından aldatıldığını düşünmek

- Çevresindeki insanların güvenilirliğinden ve bağlılığından şüphe duymak…

- Sözlerinin kötü niyetle kullanılacağını düşünmesinde dolayı ser verip sır

vermemek.

- Normal sözlerden dolayı aşağılandığını hissetmek ve aşırı alınganlık. 

- Kin tutma ve haksızlıkları affetmeme.

- Bazı davranışları kişiliğine saldırı olarak idrak edip, öfkeyle tepki göstermek

(acting out). 

- Herhangi bir sebebe dayanmadan aldatıldığını düşünmek!

Paranoya oluşumunun başlıca sebepleri nelerdir? 

- Orta yaşa gelmek

- Eskiden acı ve hayal kırıklıkları yaşamak

- Umut ve fırsatların kaybedilmesi.

- Cinsel gücün ve hayatın gerilemesi

- Yaşlılığın yaklaştığının sezilmesi

- Bedensel kusur ve çirkinliklerin bulunması

- Tutukluk veya tutsaklık

- Yabancı bir çevrede bulunmak

- Haksızlığa uğramak

- Zehirlenmek

- Bedensel, toplumsal ve ruhsal zorlanmalarla karşılaşmak

 Paranoya çeşitleri nelerdir?

 - Kuruntu paranoyası

Bu dönemde kişi başkalarının kendisine kötülük etmek istediklerini

sanmaktadır. Bunun sonucunda hasta tedbir almak için mahallesini, köyünü,

kentini hatta ülkesini dahi değiştirebilmektedir.

 

Ancak kişi gittiği her yere hezeyanlarını da birlikte götürdüğünden bu

saplantılarından kurtulamamaktadır. Öte yandan hasta, kuruntu geliştirdiği

bazı insanlardan kurtulmak için resmî makamlara bile başvurabilmektedir.

 

Cerrahpaşa’dayken böyle bir profesör vardı, herkese bir kulp bulup dava

ederdi. Ancak vefat edince bunlar durdu. 

 

Bazı akıl hastaları buralardan istediği sonucu alamayınca da cinayet

işleyebilmektedir. 

 

- Soyluluk paranoyası

 

Bu dönemde kişi asil bir aileden geldiğini ve anne-babalarının gerçek ailesi

olmadığını savunmaktadırlar. Bunun yanında hasta iddialarını akla uygun

duruma getirmek için geçmişteki bazı olayları hezeyanlarıyla uyuşacak

biçimde yorumlamaktadır.

 

- Buluş paranoyası

Bu evrede kişi yeni bir buluş yaptığını veya bilinen bir buluşun kendisine ait

olduğunu ileri sürmektedir. Devridaim makinesi mucitleri her zaman çıkar

ama böyle bir alet yapılması imkânsızdır. Çünkü hiçbir sistem ürettiğinden

daha fazla enerji tüketemez. Böyle çok hasta gördüm. Çoğu şizofreni

hastasıydı.

 

Bir ara bazı generallerde bu paylaşılmış delilik hâlinde görülmüştü.

 

- Esrarengiz paranoya

 Bu evrede hasta; ilahî bir gücünün olduğunu, insanlığa yeni bir din yaymak

veya insanlığı kurtarmak için yaratıcının kendisini görevlendirdiğini

savunmaktadır.

 

Jim Johns’un yarattığı din bu türdendi. 18 Kasım 1978 günü Guyana

toprakları üzerinde kurulmuş Jonestown kasabasında yaşayan People's

Temple (Halkın Tapınağı) Tarikatı’na mensup 900’den fazla kişi, tarikat

liderleri Jim Jones (James Warren Jones)’un vaazı üzerine siyanür içerek

intihar etti. Razı olmayanlar istemeyen üyeler silahla vurularak öldürüldü.   

(James Warren Jones ile ilgili görsel sonucu

 

Tarikatın Temelleri Jim Jones Tarafından Atıldı

 

Her şey, 1951'de Jim Jones'un İndiana Komünist Partisinin toplantılarına

katılmasıyla başladı. Bu toplantıların ardından Jim Jones, partilerin halkı

yanlış yönlendirdiğine ve komünizme karşı doldurduğuna ikna oldu ve gerçek

Marksizmi insanlara yaymak amacıyla kiliseye sızmaya karar verdi (psikotik

çifte değerlilik: ambivalans).

 

Kendisinin Tanrı olduğunu söyleyen sesler işitiyordu. Müritleriyle her türlü

sapkın ilişkiyi kuruyor ve alkol de dâhil, marihuana gibi pek çok yasadışı

maddeyi kullanıyordu.

 

Kiliseye Topladığı Yardımlar ve Verdiği Vaazlarla Kısa Süre İçinde Pek

Çok Kişinin Güvenini Kazandı

 

Jim Jones işe ilk olarak kilise hayrına kapı kapı dolaşıp evcil maymun satarak

başladı. Irkçılık karşıtı hümanist tutumu ve sevecenliğiyle özellikle toplumdan

dışlanmış, Afrika kökenli ve inançlı kişilerin güvenini kazandı. Zaman zaman

kilisede vaazlar verdi ve insanları bazı mucizeleri olduğuna inandırdı.

 

Rivayetlere göre bir vaazı sırasında tekerlekli sandalyeye mahkûm bir kadını

iyileştirmiş, kanser hastası birkaç kişinin de tümörlerini çıkarmıştı.

 

Elbette bunlar müritlerini etkilemek için yaptığı şovlardan başka bir şey

değildi; zira hiç kimse tekerlekli sandalyedeki kadının Jim Jones’un gösteri

için önceden anlaştığı sekreteri, çıkardığını iddia ettiği tümörlerin de tavuk

ciğeri olduğunu bilmiyordu.

 

Çaresiz insanların zayıflıklarından faydalanan Jim Jones üyelerin adeta

beyinlerini yıkıyordu. 

 

İnsanlar bütün Mal Varlıklarını Satıp Kiliseye Bağışladı

 

Her geçen gün kiliseye Jim Jones'u dinlemeye gelen kişilerin sayısı artıyor ve

insanlar bütün birikimlerini ve kazançlarını kiliseye bağışlıyordu.

 

Nihayet 1955'te The People’s Temple of the Disciples of Christ Tarikatı

kuruldu. Tarikatın kurulmasıyla birlikte toplantılar kapalı olarak sadece

müritlere özel yapılmaya başlandı. Bu kapalı toplantılara tarikat dışından

kimse alınmıyor ve içeride neler olduğunu kimse bilmiyordu.

 

Tarikat, 1974’te Guyana’da Ormanlık Bir Araziye Taşındı

 

İnsanların tarikata yönelik merakı medyanın da ilgisini çekmeye başladı.

Medyadan ve modern hayattan kaçmak için tarikat,  Guyana’nın ormanlık bir

bölgesine taşıdı ve bölgeye Jonestown adı verildi. Hemen her şeylerini satıp

tarikata bağışlayan müritler Jonestown'a yerleştiler. Üyeler arasında iş bölümü

yapılarak herkese bungalovların inşasında, tarım alanında, çiftlik

hayvanlarının bakımında veya gündelik işlerde görevler verildi. Kasabanın her

yanına Jim Jones’un telkinlerini ve emirlerini iletmek üzere hoparlörler

yerleştirildi.

 

Böylece Jim Jones kendi tabiriyle "Sosyalist Cennet"ini kurmuş oldu.

Jonestown'da Modern Hayattan, Teknolojiden ve Diğer İnsanlardan

Uzak bir Tecrit Hayatı Hüküm Sürüyordu.

 

Dünyanın geri kalanıyla iletişimini tamamen koparan Jonestown'daki

sessizlik; tarikat üyelerinin ileri gelenlerinden bazılarının yakınlarının yaşadığı

Kuzey Kaliforniya’nın bir inceleme heyeti gönderme kararıyla bozuldu.

Kongre üyelerinden Leo Ryan ve ekibi 17 Kasım 1978’de Jonestown’a gitmek

üzere yola çıktı.

 

Tarikat Üyeleri Evlerine Dönmek İstiyor

 

Leo Ryan ve ekibi Jonestown'a ulaştıklarında tarikat üyelerinden 15 kişi

onlarla birlikte geri dönmek istediklerini söylediler. Jim Jones, buna sert bir

şekilde karşı çıktı ve ayrılmak isteyenleri ölümle tehdit etti. Böylece telkinler,

yalandan mucizeler ve göz boyamalarla kandırılmış insanların bir kısmı

uyanışa geçti. Ertesi gün ekip, 15 kişiyle birlikte uçağın bulunduğu

havaalanına doğru hareket ederken silahlı tarikat üyelerinin saldırısına

uğradılar.

 

Leo Ryan ve 4 mürit hayatını kaybetti.

 

Toplu İntihar Çok Önceden Planlanmıştı, O Akşam Siyanürlü

Kokteyller Hazırlandı

 

Kasabadan ayrılmak isteyen üyelerin yanı sıra tarikattan ayrılmanın çok büyük

bir hata olduğunu düşünenler de vardı. Nitekim 18 Kasım 1978 akşamı

Jim Jones bütün müritlerini etrafına toplayıp önceden hazırlattığı siyanürlü

içecekleri içmelerini söylediğinde hiç düşünmeden zehri yudumlayanlar

olacaktı. 

 

“Ölümden Korkmayın”

 

Jim Jones, son vaazında müritlerine, çocuklarına siyanür enjekte ettikten sonra

zehirli içecekleri içmelerini emrederken şu cümleleri sarf ediyordu:

 

“Evlâtlarım, ölümde büyük bir şeref vardır. Bu, ölecek olan herkes için büyük

bir gösteri. Ölümden korkmayın, ölüm yalnızca farklı bir boyuta adım atmak

gibidir.”

 

İntihar Etmek Günah Değil mi?

 

Hıristiyanlık gereği intihar etmenin günah olduğunu düşünen bazı grup üyeleri

bunun yanlışlığını dile getirdi.

 

Bunun üzerine Jim Jones “Biz intihar etmiyoruz, biz insanlık dışı dünya

şartlarını devrimci bir protestoyla kınıyoruz” dedi.

 

İntihardan Kaçanlar Vuruldu

 

- Hak arama paranoyası

 

Bu evrede kişi, hakkını elde etmek için sürekli olarak bir mücadele içerisine

giriyor. 

 

-Aşk paranoyası (de Clerembault Sendromu)

 

Bu evrede kişi, genellikle nüfuzlu ve önemli bir kişinin kendisine âşık

olduğunu ileri sürmektedir. Aşk paranoyasına genellikle evlenmemiş veya dul

kalmış kadınlarda rastlanılmaktadır. 

 

- Kıskançlık paranoyası

 

Kıskançlık duygusu zamanla paranoya sorununa dönüşebilmektedir. 

 

Paranoya nasıl tedavi edilir?

 

Paranoya sorununun iyileştirilmesi günümüzde imkânsız değil.

 

Ancak, uygulanan antipsikotik ilaçlarla tepkilerin yumuşatılması

sağlanmaktadır. 

 

Hâlen bütün antipsikotikler hastanın yaşına göre verilebiliyor. Böyle

hastalarda amisülipirid(Solian) veya haloperidol dekaonat gibi kalçadan

yapılan depo ilaçları tercih ediyoruz çünkü çoğu kullanmaktan kaçınıyor ve

içgörüleri olmadığı için de hasta olduklarını inkâr ediyorlar.

 

Din bezirgânlarına kanmayın, akıl ve hikmet rehberiniz olsun.

 

Saygım ve sevgimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 30 Mart 2017 Perşembe

446 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sonunda bunu da yapmışlar! 

****

İstanbul’da hizmet vermeye başlayan Manevi Şifa Merkezi ilklere imza atmış.

Cin hastanesi olarak da bilinen merkezde İslami tedavi yöntemleriyle, Kur’ân

okunarak büyü bozuluyor ve cin çıkartılıyor.

 


**

İstanbul’un İkitelli semtinde iki hafta önce açılan Manevi Şifa Merkezi beş

katlı binası ve üzerinde yazan metafizik, bioyenerji, hacamat (bardak çekme),

sülük tedavi, ruhsal terapi yazılarıyla dikkat çekiyor. Türkiye’nin ilk büyü

bozma ve musallat tedavi merkezi olan yer, Mall of İstanbul alışveriş

merkezinin karşısında yer alıyormuş.

 ***

Merkez sosyal medyada, özellikle facebook sayfaları üzerinden yapılan

paylaşımlarla müşteri çekiyor ve çalışanları kendi internet kanalları üzerinden

yaptıkları yayınlarla uygulamalarını anlatıyormuş.

*** 

Merkezde 10’dan fazla “metafizik uzmanı” giydikleri “beyaz doktor önlükleriyle” büyü bozma, astral seyahat, manuel terapi, akupunktur, iskelet sistemini düzeltme, hacamat (bardak çekme), sülük tedavisi ve manevi ameliyat gibi birçok alanda hizmet veriyormuş.

 ***

Çalışanları merkezin, Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı olduğunu iddia ediyor ve “uzmanlarının” sertifikalı şifacılar olduğunu belirtiyormuş. Ancak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Özel Yataklı Şube Müdürlüğü, İlçe Denetleme Merkezi böyle bir yerin olduğundan haberleri olmadığını söylüyormuş.

 ***

Merkeze gidildiğinde Sağlık Bakanlığından denetime gelen kişilerin 10 dakika önce binadan ayrıldığını öğrenmişler. Bunun yanı sıra merkez, şahıs adına işletilen ve ruhsal danışma merkezi olarak görüldüğü için, Sağlık Bakanlığı tarafından sadece hacamat ve sülük gibi alternatif tıp yöntemleri konusunda denetlendiğini de öğreniyoruz.

 ***

UNUTKANLIĞIM VAR DİYENE HACAMAT TEDAVİSİ

 ***

Merkezin sayfasında rahatsızlıklarını yazan ve çözümü soran kişilere “uzmanlar” seri bir şekilde çevrimiçi cevap veriyormuş. Mesela “baş ağrısı” ve “unutkanlık” çektiğini söyleyen birine, bu kerametleri kendilerinden menkul uzmanlar hemen kafa hacamatı tedavisini tavsiye ediyormuş.

 ***

Yahut telefon edip, “ödem, şişkinlik, uykusuzluk, eklem ağrılarım var” dediğinizde size yine hacamat başta olmak üzere, sülük, manuel terapi ve akupunktur tedavisi tavsiye ediliyormuş.

 ***

Büyüden şüphelendiğinizi söylediğinizde ise bakım için “hocalarla" görüşmek isteyip istemediğiniz soruluyor ve isteğinize göre hemen bir randevu veriliyormuş. Ancak merkezde fal bakılmıyor ve büyü yapılmıyor, sadece çözüme yönelik İslami tedavi yöntemleri kullanılıyormuş.

 ***

Mesela kendinizin veya bir yakınınızın yaşadığı rahatsızlıkları anlattığınızda, uykusuzluk, saldırganlık ve hatta intihara teşebbüs etmiş birinin durumunu sorduğunuzda size “cinler yakınınıza kabile şeklinde gelmiş. Bir an önce buraya gelmeniz gerek” cevabını alıyormuşsunuz. Cin çıkarma tedavisini ise Kur’ân okuyarak, dualar ederek bazen hastanın üzerine Arapça yazdıkları şeylerle yapıyorlarmış.

 ***

Cin çıkarma tedavisi bittikten sonra hastaya abdest aldırılıyor ve koruyucu bir dua yazılıp veriliyormuş.

 ***

CİN ÇIKARMA 400 LİRA

 ***

Müşterilerini sosyal medya üzerinden çeken merkeze gitmek isteyenlere önce telefonla uzaktan bakım yapılıyor sonrasında randevu verilerek merkeze çağrılıyormuş. Ön bakım ücreti merkeze giderseniz 100 TL, telefonda büyü bakımı yaptırırsanız 200 TL ve sıkıntı varsa seans ücreti 400 TL imiş. Bir seansta yeterli çözüm sağlanmazsa her seans aynı ücret karşılığında tekrarlanıyormuş.

***

İskelet sisteminizde bir sorun varsa omurga düzeltme 350, hacamat (sülükle

kan emdirme) ise 150 TL imiş. Ancak hastalara fiyat konusunda yardımcı

olacaklarını da facebook sayfalarından duyuruyorlarmış.

 

***

Yeni açılan bir yer olduğu için henüz kredi kartı geçmiyor, nakit çalışıyorlar

ama havaleyle de ödeme yapabiliyormuşsunuz.

 

CİN ÇIKARTILANLARIN ÇIĞLIKLARI YANKILANIYOR

 ***

Merkeze gittiğinizde sizi geniş bir bekleme salonu ve bir danışma masası karşılıyormuş. Hangi rahatsızlık için gittiyseniz danışma masasındaki kişi sizi “uzman hocanın” (sertifikası olduğu belirtilen kişiler) yanına götürüyormuş.

 ***

Beş katlı binada her kat ayrı bir rahatsızlığa ayrılmış ve her “hocanın” kendi özel odası varmış. Gazeteciler gittiğinde hafta içi olması dolayısıyla yoğun bir güne denk gelmişler. İki odada cin çıkarma tedavisi yapılıyormuş. Her iki odadan da ayrı ayrı hasta çığlıkları geliyor, hasta yakınları ise endişeli ve meraklı bir şekilde çığlıkların kesilmesi için dua ediyormuş.

 ***

AMAÇ HASTALARIN ŞARLATANLARA GİTMEMESİYMİŞ

 ***

Merkez haftanın her günü 09:00 - 22:00 saatleri arasında hizmet veriyormuş. Çalışanları buranın kurulma amacını ihtiyacı olan insanların şarlatanlara gitmesini önlemek ve bu işi kalpazanların, cahillerin eline bırakmamak olarak özetliyormuş.

***

Manevi Şifa Merkez’inin kurucusu iş adamı ----- “Şeytanlarla mücadele” için böyle bir şey yaptıklarını anlatıyormuş: “Kimsenin hastasını çalmıyoruz. Bizim sahip olduğumuz hastalar yıllardır ağır ilaçlar kullanıp iyileşemeyen, önce doktora gidip tahlillerinde hiçbir şey çıkmamasına rağmen rahatsızlıkları devam edenler".  

***

"Hastaneye psikolojik tedavi için yatırılan ve 46’lık (deli raporu) raporunun

verildiği aşamaya gelen kişiler. Biz bu noktada araya giriyoruz” demiş.

 ***

ASTRAL SEYAHAT

 ***

Özbekistan’dan özel olarak bu merkez için gelen --- Hanım’ın astral seyahat yani ruhun bedenden ayrılması ve başka bir boyuta geçmesi ile hastanın ruhen başka yerlerde dolaşmasını sağladığı iddia ediliyormuş. Bunun yanı sıra biyoenerji seansıyla da migren ağrılarını, kadın hastalıkları, romatizma ve kireçlenmeleri tedavi ettiği söyleniyormuş.

 ***

CİN ÇIKARMA, MUSALLAT TEDAVİSİ

 ***

Sabaha kadar uyuyamama uykuda konuşma, sabah yorgun uyanma, şiddetli baş ağrısı, uyanınca özellikle ense kökü ve kollarda uyuşukluk migren sanılan baş ağrısı yanı sıra sık sık banyo yapma veya banyo ayna ve tuvaletten korkma hissi ortaya çıkıyormuş.

 ***

Uykuda sıçrayarak uyanma belirtileri gösterenlere de şifa verildiği ön sürülüyor. Bu hastalara Kur’ân okunarak ve dualar edilerek bir tedavi uygulanıyormuş.

***

Bunları tesadüfen öğrendim ve havsalam durdu. Bu kişiyi tanımam, kim

olduğunu da bilmem. Buna karşılık, 2017 senesinde İstanbul’un göbeğinde

böyle bir merkez açılmış ama galiba henüz faaliyete geçme izni verilmemiş! 

***

Burada uygulandığı iddia edilen tedavi yöntemlerinin bir kısmının bilimsel

tarafı var ve www.pub.med.com gibi en nitelikli bilimsel yayınların yer aldığı

arama motorunu araştırdım. Çoğunun aslı astarı yok! 

***

Bakalım daha neler göreceğiz. Pozitif bilimin verdiği imkânlar bitti de, artık bu gibi merkezler mi açılıyor ve acaba daha kaçı ruhsat bile alacak?

***

Akupunktur, ehil ellerde uygulanırsa, özellikle ağrılı hastalıklarda etkilidir. Ben de biliyorum ama artık çok az uyguluyorum. Sülük tedavisinin de çok az alanda kullanım yeri var. Hiç ilgilenmedim.

 ***

Peki, büyü, cin çıkarma, manuel (elle yapılan) terapi acaba nedir?

 ***

Brezilya, Filipinler veya Uganda gibi yerlerde hâlâ garip ve izahı neredeyse imkânsız tedaviler uygulandığını biliyorum da…

 ***

Acaba bu gidişatın sonu nereye varacak, daha neler göreceğiz diye hayretle ve şaşkınlıkla bekliyorum.

***

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Siz bu gibi merkezlerden uzak durun

derim.

***

Herkese sağlık, bilim ve barış diliyorum.

 

Saygım ve sevgimle… 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya –cin çıkarma 13 Şubat 2017 Pazartesi

730 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Ağabeyim, hocamız Prof. Dr. Savaş Kültür’ün vefatından dolayı çok üzgünüm; daha doğrusu tam mânâsıyla bir yas süreci yaşıyorum.

Savaş Kültür Hoca’nın 1973-1983 yılları arasından Ege Psikiyatri Kürsüsü’nde hocalığı ve insanlığıyla hepimize örnek oluşunu gördüm.

 ***

Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği’ndeki başarılı çalışmalarını ve yetiştirdiği şu anda öğretim üyesi veya uzman olan onlarca talebesiyle yollarımız hep kesişti. Onları nasıl titizlikle yetiştirdiğine şahit oldum.

***

Psikodramalara katılırdı, benim fırsatım olmadı; belki de hastaları iyileştirdiğine pek ihtimal vermediğim için. Ama birlikte çok seyahat ettik ve pek çok kongreye katıldık.

Özel muayenehanecilik döneminde ne kadar etik ve düzgün bir hekimlik örneği gösterdiğini takdirle takip ettim. Adam gibi adamdı. Az ve öz konuşur, mizah yeteneğiyle hepimizi kahkahalara boğduğu zamanlar da olurdu.

***

Lizbon’da bir barda sabahlamıştık ve pek çok özel şeyi paylaşmıştık. Bunlar ebediyen aramızda kalacak; çok yönlü ve düzgün bir insandı. Bana epey şey anlatmıştı ve bunların çoğu geleceğimizle ilgili karamsar öngörülerdi…

***

Çok özel bir insandı. İyi insan, iyi hekim, dürüst, kararlı, çok iyi bir hoca ve örnek alınacak bir kişi olarak gönlümde hep ayrı bir yeri oldu. Psikiyatri camiasında, hem bilimsel hem de insani açıdan iz bırakan bir öncü benim için. Işıklar içinde uyusun. Ruhu şad olsun. Psikiyatri camiamız, sevgili karısı Yıldız Kültür, biricik oğlu Kerem ve bütün sevenlerine sabırlar diliyorum.

***

Psikiyatri camiasında bıraktığı izler asla unutulmayacak. Çok derin düşünceleri ve bilgece bir tavrı vardı.

*** 

Bir gün Ontario’da karşılıklı şarap içiyorduk ve keyfimiz çok yerindeydi. Gölün harikulade manzarasını seyredip Türkiye ve hekimlik hakkında konuşuyorduk.

 ***

Bana “Keremciğim, Türkiye’nin nereye gideceğini bilemiyorum ama uzun vadede olup bitecekleri hiç de iyi görmüyorum” demişti.

Oturup uçakların inip kalkışını ve havanın tertemiz olmasının keyfini paylaştık.

 ***

Eh, iki şişe şarap (hem de en iyisinden, çok iyi anlardı) içince hesap gelmesi beklenir, değil mi? Hayır, çünkü bir tatile gitmek ödülü bize nasip olmuş.

Meğer bedavadan Fransa’da bir haftalık hafta sonu tatili kazanmışız. Bastık kahkahayı…

 ***

İkimiz de erkek olduğumuz için, bu balayı hediyesine gitmemeye karar verdik ve epey güldük. Muzipçe “bak, bu keşke yeni evli bir çifte nasip olsa ne eğlenirlerdi” dedi.

Daha sonra yerimizden kalktık ve şurup gibi havayı akciğerlerimize çekip yürüyüş yaptık.

***

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin kurucularındandı ve kelimenin tam anlamıyla adam gibi adamdı. Üniversiteden neden ayrıldığını ve sadece özel hekimliği niçin tercih ettiğini hiçbir zaman öğrenemedim.

Ne zaman İzmir’e gitsem içim burkulacak ve üzüleceğim.

Allah rahmet eylesin Savaş Ağabeyim ve aziz büyüğüm.

Sizi unutmayacak ve unutturmayacağız. Nitelikli insanlar ve hekimler çok azaldı artık! Bir daha kongrelerde veya toplantılarda karşı karşıya gelemeyeceğiz maalesef.

Allah rahmet eylesin Sevgili Ağabeyim ve Hocam.

*** 

Maalesef Yaşar Nuri Öztürk de vefat etti. TRT-1'de iştirak ettiğim son radyo programında da onu yad etmiştim. Aslında Deizm ile İslam'ı nasıl olup da aynı kefeye koyduğunu konuşacaktık ama nasip olmadı.


Nedense gırtlağımda bir yumru var…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ağustos 2016 Perşembe 

1222 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Hocayı ilk defa asistanlık senelerimde yakinen tanımıştım ama aslında kendisi de uzun süre hocalığımı yaptı.

Adnan Ziyalar Hocamız 1932’de Kalkandelen’de dünyaya gelmişti.

İlk ve orta tahsilini İstanbul okullarında tamamladı. 1950 -1956 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi’nde (Çapa) okumuş ve oradan da mezun olmuştu.


 

1956 - 1958 yılları arasında tabip teğmen olarak vatanî görevini tamamlamıştı… Ben daha yeni doğuyormuşum demek ki.

***

1959 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Psikiyatri Kürsüsünde psikiyatri asistanı olarak göreve başlamıştı. 1962 yılında nöropsikiyatri uzmanlık dalı imtihanında başarılı olarak aynı kürsüde uzman asistan olarak göreve başlamıştı.

Rivayet edilir ki,  ilaç mümessili iken bir gün Cerrahpaşa’ya uğramış. O zamanlar Doçent olan Merhum Ayhan Songar da kendisini şöyle bir süzüp “siz belli ki başarılı bir tabipsiniz, neden bizimle çalışmıyorsunuz” demiş.

O da bu daveti tabii ki reddetmemiş ve ikisi kolları sıvayarak kurmuşlar eski kliniğimi. Biri evden yemek taşırmış, öbürü hastaların çamaşırlarını yıkatırmış. Tam bir işbirliğiyle, hâlen de yerinde duran o iki buçuk katlı köşkü ıslah edip, tam bir bilim yuvasına çevirmişler. Kolay günler değilmiş.

***

Profesör olduktan Ayhan Bey bir yandan arabaları elektrik aksamını da tamir edip ek gelir sağlar, öte yandan muayenehanesine ve Adlî Tıp Kurumu’na koşuştururdu. O zamanları çok iyi hatırlıyorum. İlginç bir ekipti: Dinamik psikiyatriyi pek seven ve Balint gruplarında ara sıra kandırılan Prof. Dr. Koptagel Hanım, onunla neredeyse simbiyotik yaşayan Doç. Dr. Ömer Tunçer (sonradan lentoma geçirdi ama şifa buldu), bir dönem ziyarete sık sık gidip ailece görüşmemize rağmen, kliniğe kabul etmemeyi tercih ettiği Merhum Babam Doç. Dr. Recep Doksat, daha sonra bir dönem Anabilim dalı Başkalığı yapan Merhum Ağabeyim Prof. Dr. Ertaç İlkay, sonradan Profesör olan Müfit Uğur, Prof. Dr. Ruhi Yavuz, 

genç yaşta prostatektomi geçiren Prof. Dr. Turan Ertan, Doğramacı’nın dâhiliye tabipliğini yaptıktan sonra nokta tayiniyle gelen Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu

***

Engin Eker Hoca’nın da hâlâ tam bilemediğim sebeplerle kliniğe geri alındığı günlerdi. Bindir zahmetle Gero-Psikiyatri Bilim dalını kurmuştu. Şimdi gene faal, Nişantaşı’ndaki muayenehanesinde çalışıyor ve kongre düzenliyor.

Kıdemli asistanım ve sınav gözetmenim olan Levent Kayaalp de şimdi muayenehanesinde çalışıyor ve Profesör; Psikanalizle iştigal ediyor.

***

Gene Aziz Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Reha Bayar da kıdemlimdi.

Vizitleri beraber yapardık. Şimdi hepsi de Profesör olan Neşe Pekpak Kocabaşoğlu, Mine Özmen ve ben Ağrı ve Akupunktur Polikliniğini yürütmüştük 8 sene.

Sonradan epey süte Kliniğin vaka tartışmalarını sürdürdüm; Adlî Tıp Kurumu’nda görev almak istemedim ama Adlî Tıp Enstitüsü’nde iki sene ders verdim. O dönemde KENT TV’de programa çıkıyorduk. En unutamadıklarım arasında da Şafak Pavey’le yaptığımız Parola Şafak programlarıydı: Prof. Dr. Uğur Alacakaptan da, Prof. Dr. Celâl Şengör de, Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu da, Prof. Dr. Acar Baltaş da… Hep konuğumuz olmuştu.

***

KENT TV kapanınca, bu sefer Çankaya tepelerindeki bir yerden işe devam ettik. Sevgili Tuna Serim hem TV hem de radyo programları yapardı. O dönem Sevgili Dostum, DBE (Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucusu) Emre Konuk da gelmişti. Emre’nin sakin ve şakacı, zaman zaman muzip davranışları da hiç değişmemiştir. Hiç unutmam, Almanya’da felsefe okuduğunu iddia eden ama Almanca bilmeyen bir TV yöneticisi vardı.

Sevgili Beyazıt Çırakoğlu şöyle bir bakıp, gülmemek için kendini tutmuştu. Programdaki sorum “beni klonlayabilir misin” olmuştu. Gülüp, "şimdilik bunun için erken olduğunu" anlatmıştı. Emre de “abi, burada tuvalet nerede yaa” diyerek inceden ve tam medenice şekilde gırgırını geçmişti. Hep de öyledir ve çok iyi ve candan bir adamdır. Karısı Emire ile güzel bir çift oluştururlar.

***

Tabii ki yönetmenimiz de çocukluk arkadaşım, can dostum Banu Zorlutuna idi.


Hatta bir düğünde tanışmışlar sanırım ve Ayhan Bey de, Reyhan Hanım’ıRecep, ona iyi bak, ileride karım olacak” demiş. Babam da emanete ihanet etmemiş ve çok iyi muhafaza etmiş. Sonradan da evlenmişler. Tam bir Çerkez güzeliydi…

***

Babam da iki seve fahrî asistanlık yapmış ve bana süt parası yetiştirebilmek için s. Recep Doksat diye gazete köşelerinde makaleler yazmış. Merhume validem ise o dönemlerde Sümerbank’ta çalışır ve içinde ukde olarak kolan Tıbbiye ve Hukuk Fakültesi hülyasını bırakıp, koşuşturur dururdu. O zamanlar on yaş civarıydım ve çok iyi hatırlıyorum. Sonradan bin bir mücadeleyle profesör oldu ama stres, puro ve sigara onu bitirdi, elimde vefat etti!

***

Dönelim dün rahmete kavuşan Adnan Ziyalar’a

Adnan Ziyalar, Kısa bir süre sonra hocası Dr. Ayhan Songar ile beraber yeni kurulmakta olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bünyesine katıldı.

1968 yılında aynı bilim dalında, Afazi Şizofrenide Konuşma ve Düşünme Bozukluğunun Hanfmann-Kasanin Test Metodu ile Tetkiki başlıklı teziyle, üniversite doçenti unvanlını aldı.

1973 yılında profesörlüğe yükseltildi.

1999 yılına kadar bu görevini sürdürdü ve yaş hâddinden emekli oldu.

41 senelik görev süresinin 17 yılını, bir yandan da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Üniversitesi Edebiyat Psikoloji Bölümü öğrencilerine Adlî Psikiyatri ve Psikoloji dersleri vererek geçirdi.

25 yıl boyunca Adlî Tıp Kurumu Gözlem Dairesinde psikiyatri uzmanı olarak görev yaptı; o dönemlerde kendisiyle çok daha yakınlaştık ve ne kadar mütevazı ama bir o derecede keskin tıbbî birikimi olan bir insan olduğunu müşahede ettim.

***

Yeri geldiğinde, Ayhan Hoca’ya dahi muhalefet edebilen bir onu, bir de gene seneler önce kaybettiğimi Aziz Hocam Nedim Zenbilci’yi bilirim. Doçent olduktan sonra vefat eden ve pek çok edebî esere imza atan Doç Dr.Kriton Dinçmen de o dönemde Adlî Tıp Enstitüsü’nde idi. Şair, edip ve çok velut bir insandı. O da vefat etti çoktan!

***

O zamanlardaki Adlî Tıp Enstitüsü’nün başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’du ve orayı tam bir Alman disipliniyle yönetiyordu. O dönem verdiğim Cinsel Sapmalar dersine pek çok müracaat oldu. Mert Savrun henüz doçentti ama istikbal vaat ediyordu.

 

Sevil Hoca ve güzel kızı, eskiden paniklerdi ama simdi çok sağlıklı.

Neylan ve sonradan Adlî Tıp Profesörü olacak ama psikiyatriyi de iyi bilen Sevgili Dostum Gökhan Oral da vardı.

Alternatif Sorular diye askıya asılan belgeye hemen herkes epey gülmüştü. Sonra doğrusunu verip, herkesin en az 70 puanla (Neylan 100 almıştı sanırım) geçmesini sağlamıştım.

***

Şimdilerdeki Adlî Tıp Kurumu Başkanı da kadim bir dostum: Prof. Dr. Dursun Kırbaş. Orada da aynı dersi anlattın geçen ay.

***

O aralar, Kadim dostum Profesör Oğuz Polat beni aradı ve “cinsel sapmalar” dersini vermemi istedi. Eh, zaten Cerrahpaşa’da Doçent olduktan sonra en çok anlattığım derslerden birisiydi. Aslında o dönemlerde joker gibiydim. Mesela sonradan Profesör olan Ruhi Yavuz veya hâlâ da vefa ile aradığım pek çok öğretim üyesi oradadır.

Hangisinin dersi boş, Ayşe’ye sorar ve hiç düşünmeden girer, tamamen doğaçlama olarak anlatırdım.

***

Adnan Hoca, nöropsikiyatrideki uzmanlık çalışmasına başlamadan önce, 2 sene süreyle Prof. Dr. Besim Turan’ın yanında İstanbul Üniversitesi Patolojik Anatomi kürsüsünde fahrî asistan olarak çalıştı. Sanırım artık tek nöropsikiyatr olarak Haydar Dümen kaldı!

***

Maltepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 2001 yılında başladığı görevini 2007 yılına kadar sürdürdü. Burada yüksek lisans öğrencilerine senelerce Erişkin Psikopatolojisi dersi vermişti.

30 yılı aşkın bir süre Symposium ve Yeni Symposium dergisinin sorumlu müdürlüğünü üstlenmişti.

Şimdilerde bu bayrağı ben Literaür Symposium’un editörü olarak üstlendim; bana tevdi eden de Muhterem lâkaplı Prof. Dr. Fevzi Samuk hocamız olmuştur.

1960 - 1967 yılları arasında Prof. Dr. Ayhan Songar ile beraber Yeşilay dergisinin yayımını sağlamıştır.

Radyo, televizyon ve yazılı basında toplumu ilgilendiren sağlık konularında çok sayıda konuşma yapmış, makale yazmış ve seminerlere katılmıştır. İstanbul ağırlıklı olmak üzere ülke genelinde alkol ve madde bağımlılıkları, öğrenme psikolojisi konularında seminerler; aile içi ilişkiler ve ebeveyn evlat ilişkilerini düzenleme amaçlı konferanslar vermiştir.

Maalesef bunların çoğu kayıtlı değil.

***

Prof. Dr. Adnan Ziyalar 45 yıllık evli, iki çocuk ve iki torun sahibiydi, İngilizce ve Almanca bilmekteydi.

Ben girdiğimde Kliniğe haftada iki veya üç gün uğrar, bir saatte en az 5 ilâ on hasta görür, tekrar muayenehanesine giderdi. Ben de bu sürate şaşardım.

Geriye eserleri kaldı. Kliniğin “sol” tarafının temsilcisiydi ve Ayhan Bey’in biraz dozunu aşan şakalarına he sükunetle ve suhuletle mukabele ederdi.

Allah rahmet eylesin.

***

ESERLERİ

Sosyal Psikiyatri (1999)

Psikiyatrik Semiyoloji ve Medikal Psikoloji (1999)

Psikiyatri Lügati (1981)

Stress ve Depresyon (1986)

Anorexia Nevrosa (1976)

Cinsel Davranış Bozuklukları (2000)

Dilimiz ve Düşüncemiz

Sokma Akıl Para Etmez (2001)

Erişkin Psikopatolojisi (2006)

İşte ölümsüzlük; eserlerinin tamamına yakını evimdeki kütüphanede mevcut…

Son zamanlarda kafama takılan bir şey var…

Ola ki bir gün ben de “boyut değiştirirsem”, bu kadar kitap kim(ler)e yarar diye.

***

Ayrıca, Kızı Neylan da, Ayhan Hoca’nın tek evladı olan Neslihan da çok eski arkadaşızdır. Adeta kopmaz bir üçlüydük eskiden: Neylan, Neslihan ve ben… Çocukluğumuzda hep beraberdik.  

Aradan kaç sene geçti, hiç sormayın!

Altın Yunus Tesisleri’ndeki bir tatilde epey eğlenmiştik. Reyhan Hanım, gözlerini hiç üzerimizden ayırmazdı. Daima kocasını destekleyen ama önüne geçmeyen fakat güçlü kişilikli bir kadın olarak yaşamıştır.  

Buradan, başta Fevzi Hocam olmak üzere, ilgilenen herkese bir davetim var.

Fevzi Hoca bana “Hz. İsa’yla ilgili makale yaz” derdi de, pek anlam veremezdim. Psikiyatrinin bu mevzularla ne alakası ola ki diye tefekkür ederdim…

Ne ileri görüşlüymüş meğer…

İçinde bütün dinî, mistik ve tabii ki bilimsel, epistemolojik bilgileri içeren bir Kişilik Bozuklukları kitabı yazmaktayım. İçinde hemen her şey var: Ezoterizm, din, psikoloji, parapsikoloji, mistisizm vs.

Evrimsel Psikiyatri ve Psikoloji de sırada.

Herkesten yardım istiyorum…

Akşamüstü, Adana’dan Kadim Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Canan Ersöz’ü aradım. Fırsat bulabilirsem gideceğim.

Neslim de refakat eder mi bilemiyorum çünkü şu aralar bir hayli canı sıkkın.

Ben de üzülüyorum tabii ki.

Unutmayalım…

Her nefis ölümü tadacaktır; mutlaka.


Yeter ki Karmik dengeler ve Kader arasında tenakuz olmasın.

Adreslerim: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. , Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. . Her türlü katkıya açığım çünkü oldukça yalnızım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Ocak 2016 Pazartesi

2613 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Ne şoke edici değil mi?

Bir türlü koalisyon kurulamadı ve CHP de, MHP de, AKP de anlaşamadılar. Bir devletin idaresiz kalması çok tehlikelidir. Sayın Kılıçdaroğlu telefonunu herhalde açamıyor koşuşturmaktan.

Bir hükûmet kurulsun da, nasıl olursa olsun. Kaosa (karmaşaya) ve anomiye (isimsizliğe) daha fazla dayanamayız

İncir’likte nükleer bomba hâlâ mevcut olmalı!


Bu coğrafyada ABD’nin müsaadesi olmadan, yaprak bile kıpırdamaz!

***

Ama başka bir konuyu paylaşmak istiyorum sizlerle…

Bir ilginç yer mevcut ki, oraya giden birkaç hastam ve tanıdığımdan sonra ele alıp, ne olduğunu mercek atına almak istedim (bilgileri Vikipedi ve internetteki diğer kaynaklardan toparladım; diğerlerini kendi tıbbî bilgimle yazdım:

Menzil Cemaati (veya Fecir Cemaati), Nakşibendî tarikatına bağlı olup, Türkiye’deki cemaatler arasında en fazla mensubu olandır.

menzil tarikatı üyeleri ile ilgili görsel sonucu

Menzil Cemaati Muhammed Raşit Erol" (1930-1993) tarafından kurulmuştur. Bugünkü önderleri Abdulbaki Erol’dur.

Adıyaman merkezli olup, Ankara ve İstanbul’da da mevcuttur, Ekonomik gücü, mensuplarının işlettiği firmalardan kaynaklanmaktadır.

Görüldüğü gibi, gene din ve ticaret bir arada!

***

İki ana kola ayrılır:

Adıyaman kolu

Ankara kolu

Tarihçe: “Menzil Tarikâtı” denilen aslında Nakşibendî yoludur (malûm, tarikât yol demektir). 

Büyük Veli Şah-ı Nakşibedi’nin belirlediği usullere göre eğitim gören talebelerin en büyük özelliği, sünnete sıkı bağlılık ve çokça Allahu teala’yı zikretmeleridir.

 ***

Tarih boyunca binlerce Büyük Zat bu yola intisap etmiş ve İslam dinine büyük hizmetleri olmuştur. Nakşibendiye’nin büyük önderi Şeyh Mehmet Kotku’nun vefatından sonraki bir kopuş sürecinden sonra, Adıyaman merkezli ve Menzil’de kurulduğu için bu şekilde adlandırılan cemaat ortaya çıkmış. Babası Nakşibendî büyüklerinden biri olarak anılan babası Seyyit Abdulhakim Hüseyni’den “el alarak” Muhammed Raşit Erol, bu cemaati kurmuş. Her yerden çok ziyaretçi gelmesi üzerine, 12 Eylül Askerî Yönetimi tarafından Gökçeada’da mecburi ikamete gönderilmiştir, fakat sağlık problemleri yüzünden Konsey kararı ile Ankara’ya yerleşip sonra da tekrar Menzil’e dönmüş.

***

12 Eylül’de idamla yargılandıktan sonra afla serbest kalan bazı eski Ülkücülerin de cemaate katılmalarıyla, Menzilciler Orta Anadolu, Ege, Akdeniz, Marmara ve hattâ Trakya bölgesinde de daha etkili olmaya başladılar.

***

Özellikle Menzil Şeyhi Erol’un Merhum Alparslan Türkeş’e karşı bayrak açan Büyük Birlik Partisi lideri, eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu (garip bir helikopter kazasında vefat etmişti; suikast de olabilir, kaza da ama zamanlaması pek ilginçti) ve eski Maraş Ülkü Ocakları Başkanı Ökkeş Kenger Şendiler gibi önemli siyasî şahsiyetler, onun müritleriymişler…

muhsin yazıcıoğlu ile ilgili görsel sonucu

Rakı da içebilenler MHP'de kalmış, daha radikal İslamî çizgisi olan BBP ondan kopmuştu...

***

Menzil Cemaati’ni diğerlerinden ayıran özellikleri şunlarmış:

Kurucusunun devlet yanlısı tutumundan dolayı etkisinin Güneydoğu’dan çıkıp, bütün Türkiye’ye yayıldığı taraftarlarınca öne sürülmektedir.

Bilgi edinmenin erkekler gibi kadına da farz olduğunu ileri sürmesi şartmış.

Anlatılanlara göre, burada Peygamber ve veli (ermiş) kılıklı adamlar dolaşıp, insanlar imana davet ediyorlarmış.

***

Benim epey hastam veya ahbabım burayla bağlantı kurdu ve hepsine de “ilaçlarını kes, gel” dediler ve eklediler: “her türlü madde bağımlılığını biz burada tedavi ediyoruz”! Şeyh de “tek el hareketiyle alkolü bıraktırıyormuş”!

Etrafta “Muhammed” deyince ağlayan, ağzından sadece Allah kelimesinin geçtiği bir yer. Maddiyata pek önem vermiyorlar, çoğu zaman ücret de talep etmiyorlarmış.

Bunların hepsi bid'attır (dinde olmayıp da uydurulan şeyler)

***

Bu tür yapılanmalara iştirak edenler aslında tamamen büyüsel düşünce altında hareket eden insanlardır.

Genellikle Sınırda Kişilik Bozukluğu, Şizofreni hastası ve muhtelif Madde Bağımlılığı olan kişiler gidiyorlar. O kadar ünlü kişi buraya müracaat ediyormuş ki, listeyi yazarsam başım belaya girebilir.

Merak eden https://www.google.com.tr/search?q=menzil+tarikat%C4%B1+%C3%BCyeleri&biw=1366&bih=639&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ved=0CDAQ7AlqFQoTCPbhq8eLoccCFQQYLAod8c4NeQ#tbm=isch&q=menzil+tarikat%C4%B1na+ba%C4%9Fl%C4%B1+%C3%BCnl%C3%BCler adresini tıklayıp baksın!

***

Artık Bilgi, Bilişim ve İletişim Çağındayız.

Neden Modern tıbbın veya bilimin (bilimle ilim arasında hiçbir fark yok bence; biri Türkçe, öbürü Arapça) gösterdiği yoldan sapar da, buralara teveccüh eder bu insanlar?

Zamanında René Guénon (Şeyh Abdülvahit Yahya adıyla da bilinir) gibi büyük Sufilerin ve filozofların da iştirak ettiği bu tür oluşumların tek bir amacı olabilir: İnsanları bir nevi hipnozla kendilerine bağlamak, sonra birtakım mertebelerden geçirerek devşirerek, kendi kulları hâline getirmek.

***

Ortalıkta velî veya peygamber suretinde dolaşan kişiler Fregoli ve Capgras Sendromlarına yol açabilir (birincisinde birileri aynen kopya şeklinde değişmişken, ikincisinde ise çok benzeyen ama esasının yerini almış bireyler söz konusudur).

Alkol terki tedavisi, hele acilse, tamamen tıbbî yolla yapılır ve Deliryum Tremens) titreyerek şuurun bozulduğu ve öldürücü seyir dahi gösterebilen klinik tablo ancak böyle düzeltilebilir.


Rum fit: Rum içenlerde tanımlanmışsa da, her türlü alkollü içkiyi kullananda görülebilir.

Böyle bir hastayı günde damardan 60 mg haloperidol +40 mg diazepam ve serumlarla ancak 6 haftada kendine getirebilmiştik. Bütün bu dönemi de Acil Serviste geçirmişti. Böyle hastaları bağlamamak ve tatlılıkla meşgul etmek gerekir.

Alkole Bağlı Nöro-Psikiyatrik ve Dâhili Bozukluklar:

Mide Bağırsak Sorunları

Yutak Borusu Hastalıkları

Gastrit (mide iltihabı)

Ülser (mide veya ince bağırsak)

Pankreas İltihabı

Karaciğerde Yağlanma ve Büyüme

Hepatit

Siroz, Ösofagus (Yutma Borusu) Varisleri (patlayınca öldürücü olabilirler).

Beslenme Bozuklukları

Vitamin Eksiklikleri

Kansızlık (Anemi)

Bağışıklık Sisteminin Baskılanması

Sinir Sistemi Hastalıkları

Ellerde Ayaklarda Uyuşmaya, karıncalanma

Felç

Bunama

***

1- Ağızda Kanser

2- Yemek Borusu İltihabı (Osefajitis)

3- Yemek Borusu Kanseri (Osefajial Karsinom)

Yapılan birçok araştırmalar alkollü içkilerin, ağız, gırtlak ve yemek borusu kanserleri yanında, vücutta diğer kanser tiplerine de yakalanma riskini arttırdığını göstermektedir.

***

Meselâ, bira kadınlarda meme kanseri riskini, erkeklerde böbrek, mesane ve rektum kanseri (kalın bağırsakların son kısmı) riskini arttırmaktadır.

İster bira, şarap, isterse yüksek dereceli alkollü içkiler kullanılsın, bayanlarda meme kanseri riski %60, erkeklerde ve kadınlarda müştereken, habis bir deri kanseri olan malign melanom riski %50-70, Tiroid Kanseri riski de %100-150 nispetinde artmaktadır.

Yapılan çalışmalara göre, kanser riski taşımayan, emniyetli hiçbir içki seviyesi yoktur.

Az miktarlarda dahi kullanılan içki, zamanla kansere sebep olabilmektedir. İçki kullananların olduğunda görüldüğü gibi, sigaranın da içilmesi, bilhassa üst sindirim sistemi ve solunum yollarında içkinin yol açtığı kanser riskini daha da arttırmaktadır.

4- Müzmin Mide İltihabı (Kronik Gastrit): Ülser ve Bağırsaklarda İltihap. Alkol mukozalar (mide ve bağırsakların en iç sathı) için tahriş edici rol oynar. Zira alkol su çekici bir maddedir ve hücrelerdeki proteini çöktürmektedir. Temas ettiği belgelerin âdeta çıbanlaşmasına sebep olur, neticede de, midede gastrit ve ülsere, bağırsaklarda da iltihaba yol açar.

5- Hazımsızlık: İçkiyi devamlı kullanan şahıslar, müzmin olarak hazımsızlıktan şikâyetçidirler. Yani yediklerini sindiremezler. Zira alkol yemeklerin sindirim için lüzumlu olan enzimlerin (kimyasal maddelerin) tesirini baltalar.

Mide hazım fermenti olan pepsini ve pankreas sindirim fermenti olan tripsini tahrip eder. Ayrıca midede asidden zengin ifrazata sebep olur (hidroklorik asid). Sindirim enzimlerinin az salgılanmasına yol açar. Bunların neticesinde, hazımsızlık meydana geldiği gibi, mide ağrılarının ve midede ülserin teşekkülüne vesile olur.

6- Beslenme Bozukluğu (Malabsorbsiyon)

Bahsi geçtiği gibi, alkol besinlerin emildiği sindirim kanalının en iç tabakası olan mukozaları sertleştirir. Âdeta oraları kuru bir hâle getirir. Sertleşmiş olan mukozalardan, zaten tam olarak hazım olmamış olan gıdaların emilerek kana geçtiği zorlaşır.

Çeşitli gıdaların emilmesindeki zorluk, alkole müptela (addicted) olan şahıslarda vitamin eksiklikleri, bilhassa Bı vitamini eksikliği yapar. Bu sebeple Beriberi ve Pellegra adlı hastalıkların meydana gelişine yol açabilir.

Ayrıca alkol kullanan şahıs, daha önce bahsi geçtiği gibi kaloriyi alkolden almaktadır. Bu hâl şahsın diğer yemeklere olan iştahını keser. Hâlbuki alkol besleyici değere sâhip olmadığından, diğer gıdaları da tam alamayan şahısta beslenme bozukluğu meydana gelecektir.

7- Pankreas İltihabı (Pankreatit)

Had (akut) ve müzmin (kronik) tipleri olabilir. Kullanılan alkol miktarına bağlı olarak, pankreasın dış salgı yapan hücrelerinde zedelenmeler, bozukluklar olur. Uzun seneler ve devamlı alkol alanlarda pankreas iltihabı ve tam bir pankreas yetmezliği gelişir. Alınan gıdaların sindirimi ve bağırsaklardan emilimi sekteye uğrar. Vücutta vitamin eksiklikleri baş gösterir.

Pankreas yetmezliği sebebi ile zamanla Diyabet (Şeker Hastalığı) ortaya çıkar. Şiddetli karın ağrısı ve kilo kaybı ile kendisini hissettirir. Ölümle neticelenebilir.

ABD’de pankreas iltihabı vakalarının %65’i alkollü içki kullanmaya bağlıdır.

8- Alkole Bağlı Sarılık (Alkolik Hepatit)

Alkol ve hepatit B virüsü (HBV) enfeksiyonu, bütün dünyada en çok görülen karaciğer hastalığı sebepleri arasında yer almaktadır. Son senelerdeki bazı çalışmalar, sarılığa yol açan virüsün alkoliklerde daha çok görüldüğünü ve bunlarda alkolün kolayca karaciğer hastalığına yol açtığını göstermiştir.

Sarılığın belirtileri, ateş (vücut ısısının 3.5 Cº’nin üstüne çıkması, sarılık (derinin, göz diplerinin ve idrarın sararması) ve karın ağrısıdır.

Şahıs içkiye devam ederse, alkolden ileri gelen sarılık, ölümle neticelenebilir. Şahıs içkiyi keserse, şifa bulabilir. İçkiyi içmekte ısrar eden sarılık vakalarının, %10-20’sinde siroz gelişir.

9- Karaciğerde Yağlanma ve Siroz (Sonradan Karaciğer Kanserine de Yol Açabilir)

Alkol, karaciğerin glükoz deposunu azaltır, Oksijenlenmesini bozar. Karaciğer hücresi ise Oksijensizliğe karşı hassastır. Elektron mikroskopla yapılan araştırmalar, alkolün karaciğer üzerine zehirli (toksik) tesirle, karaciğer yağlanması ve neticede de siroz meydana gelmesine sebep olduğunu göstermiştir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, karaciğer hücrelerinde meydana gelen mikroskopik tahribat, daha çok alkolün hücrelerde yakılması ile meydana gelen aset aldehide bağlanmaktadır. Hâlâ Anadolu’da çok sık kullanılan bir hatalı tedavi yöntemi de, alkol müptelasının yediğine içtiğine karıştırarak, çaktırmadan Antabus (disülfiram)vermektir. Bu durumda bir nevi Serotonin Sendromu benzeri tablo gelişir ve hastada aset aldehid zehirlenmesi olur.

Kocasının yediklerine günde iki tablet Antabus (1000 mg/gün) katan bir câhil köy kadını, “kaş yaparken göz çıkarmak misali” az daha kocasının ölümüne yol açacaktı!

Alkoliklerde artan aset aldehid hücrenin ince yapısını tahrip eder, Fibroza (sertleşmeye) sebep olur.

***

Karaciğerde yağlanma görülen hastalar içkiyi keserlerse genellikle şifa bulurlar. Ama içkiye devam ederlerse, karaciğer sirozlu bir hâl alır. Sirozda, normal faaliyet gören karaciğer hücrelerinin yerini bağ dokusu (nedbe nesci) hücreleri almıştır. Karaciğer sertleşmiş ve normal faaliyetini göremeyecek hâle gelmiştir. Eriyebilen (soluble) kollajenin hâkim olduğu sirozlular çok iyi bir tedaviyle tamamen şifa bulabilir; erimeyen (insoluble) kollajen safhası ise genellikle Karaciğer Koması ve ölümle sonuçlanır.

Böyle bir hastaya “neden bu kadar içtiniz” diye sorduğumda, bana “unuttum” demişti; çünkü Alkolik Demans (Bunama) başlamıştı.

Şahsın karaciğeri büyür. İştahsızlık ve beslenme bozukluğu görülür. Peşinden sarılık ortaya çıkar. Karnında su toplanır (ascit).

Siroz sarılıkla beraber gelişebilir. Bu hastalar daha da ağırlaşırlar. Hastalar ya bir enfeksiyon ya kanama ya da karaciğerin iflas etmesi neticesi olurlar.

İçkiyi kesen hastalar kendilerini daha iyi hissederler. Karaciğerin fonksiyonları kısmen düzelebilir. Son bir çare olarak, iflas etmiş karaciğerin yerine yeni bir karaciğer naklinin yapılmasıdır. Ama herhalde karaciğerin bu hâle gelmesine sebep olan içkiden, baştan uzak kalmak, hiç heves etmemek en iyi çare olsa gerek.

Herhangi bir memlekette alkollü içki tüketimi artıyorsa, içkiye bağlı olan sirozdan olum nispeti de artmaktadır. Mesela memleketimiz için içkinin siroza sebep olma nispeti %10-15 olarak değişmektedir. Alkolün yaygın olarak kullanıldığı olduğu Batı memleketlerinde bu oran %50-75 arasında değişir. Alkoliklerde siroz görülme sıklığı, normal, içki kullanmayan şahıslardan yedi misli daha fazladır. ABD’de tahminen iki milyon kişide, alkolden ileri gelen karaciğer hastalığı bulunmaktadır. Gene ABD’de 900 000 kadar sirozlu hasta bulunmakta, bu hastaların 26 000 kadarı her yıl ölmektedir.

Ancak, ABD’de sirozlu vakaların en azından %40’ında, hattâ olduğu kere %90’ında önceden uzun yıllar içki içme hikâyesi vardır.

ABD’de konulan içki yasağı yıllarında sirozdan olum nispeti yüz binde on dörtten yediye, yani yarı yarıya inmiştir. Ancak yasak kaldırılınca bu oran tekrar aynı seviyeye yükselmiştir.

Son yıllara ait rakamlarda da ABD’de sirozdan ölüm nispeti yüz binde 14 civarındadır.

II- Solunum Sistemi ile Alakalı Bozukluklar

1- Ağız ve Yutak Kanseri (Orofaringeal Kanser)

Birçok çalışmada, alkoliklerde ağız ve yutakta, normal şahıslara göre daha fazla kanser olduğunu ortaya koymuştur. Ancak alkolizmin neden kansere sebep olduğu kesinlikle bilinmemektedir.

2- Gırtlak Kanseri (Larinks Kanseri)

Bu kanser tipi daha ziyade alkol nispeti yüksek olan, viski gibi içkileri tercih eden şahıslarda daha sık görüldüğü bilinmektedir.

3- Müzmin Solunum Yolları ve Akciğer Hastalıkları

Alkolik şahıslarda bu hastalıklar normal şahıslara göre daha fazla nispette bulunmakta olup, bu hastalıklardan olum nispeti alkolik şahıslarda oldukça yüksektir.

4- Akciğer Veremi

Alkolik şahıslarda, kotu beslenme ve bakımsızlık vs. gibi sebeplerin neticesinde normal fertlere göre daha yüksek oranda görülmektedir.

III- Dolaşım Sistemi ile Alakalı Hastalıklar

1- Alkole Bağlı Kalb Kası Bozukluğu (Alkolik Kardiyomiyopati)
Kalb kası bozukluğunda kalb adalesi normal yapısını kaybeder. Kalb adalesi buyur, zayıflar. Kalbin bizzat kendiside buyur, kalb yetmezliği ve neticede ölüm olur. Alkole bağlı kalb hastalığı, Batı’da iskemik olmayan (kan damarlarının tıkanması ile alakalı olmayan) kalb kası bozukluğunun en önemli sebebidir. Kalble alakalı vakaların %45’inin sebebidir.

Şayet hastada konjestif (kan veya su toplanması ile ilgili) kalb hastalığı veya kalb kası dejenerasyonu gelişmemişse alkol tamamen terk edildiği takdirde, kardiyomiyopatili hastaların takriben %30’unda iyileşme görülür:

Kalb adalesinin (miyokard) güçsüzleşmesini içeren herhangi bir kalb hastalığı kardiyomiyopati olarak adlandırılabilir. Bu, tamamı kalb adalesinin hasar görmesine ve kalb fonksiyonunun bozulmasına neden olabilecek birçok hastalığı içeren geniş bir terimdir.

Kardiyomiyopatinin bâzı türlerinde güçsüzleşmiş olan kalb adalesi incelir; diğer türlerinde ise anormal bir şekilde kalınlaşır. Bu durumlardan herhangi birinde ventriküller (karıncıklar) artık etkili bir biçimde kanı pompalayamaz. Kan, kalbde hareketsiz kalır ve bu da kanın pıhtılaşma ihtimalini arttırır. Pıhtılar serbest kalıp arteriyel emboliye (atardamar tıkanması) sebep olabilir. Ayrıca, abluka altında olan kalb adelesi, potansiyel olarak tehlikeli olan anormal kalb ritimlerine (ritim bozukluklarına) karşı daha açık bir hâle gelir. Sıklıkla Konjestif Kalb Yetmezliği gelişir.

Bazen kardiyomiyopatiye, kalp adalesinin iltihaplanması olan miyokardit neden olur. Genellikle bir enfeksiyon sorunun kaynağıdır. Coxsackie B virüsü ve ekovirüs, miyokarditin en sık rastlanan nedenleridir. Difteri (kuşpalazı da yol açabilir). Mantar zehirlenmesi, Chagas Hastalığı da sayılabilir.

Daha yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, mutant (türeşik) bir Coxsackie B virüsü türünün miyokardite ve kardiyomiyopatiye neden olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. İnsan immün yetmezlik virüsü, Lyme hastalığı ve Ttypanosoma cruzi olarak adlandırılan tropikal bir parazit de sorumlu olabilir.

Lupus ve bir kalb naklinden sonra gelişen reddetme reaksiyonları gibi kronik enflamatuar (iltihaplı) hastalıklar da miyokardite neden olabilir.

Koroner arter hastalığı da, kalbin büyük bir kısmına kan akışının azalmasına (iskemik kardiyomiyopati) neden olarak kalıcı (sürekli) bir kalb kası güçsüzlüğüne yol açabilir. Bu, koroner arter hastalığı bir kalp krizinden dolayı herhangi bir kalb kasının ölümüne neden olmamış olsa bile meydana gelebilir.

Diğer kişilerde kalb kası hasarı, çok fazla alkol almaktan kaynaklanan toksik etkilerden dolayı meydana gelir (alkolik kardiyomiyopati). Bu, ömür boyunca aşırı alkol almadan veya 5 ilâ 10 yıldır bir sürede günde dört yahut beş alkollü içecek tüketmenin yarattığı kümülatif (birikici) etkiden kaynaklanabilir.

Genellikle alkolizme eşlik eden zayıf beslenmenin neden olduğu vitamin eksiklikleri de kalbi güçsüzleştirebilir. Erken safhalarında, alkolden uzak durarak alkolik kardiyomiyopati yok edilebilir. Ancak, hastalık ilerledikçe, kalb adalesi hasarı kalıcı bir hâl alır Restriktif (kısıtlayıcı) kardiyomiyopati bir diğer türdür. Kalb kası ya kalınlaşır ya da anormal hücreler veya diğer maddeler tarafından istila edilir.

En yaygın olarak görülen şekli, yüksek kan basıncına (tansiyona) veya yüksek dirence (kalb, bu yüksek dirence karşı pompalama yapmak zorundadır) neden olan diğer hastalıklara bir tepki olarak gelişebilen genişlemedir aortik stenozdur (ana atardamarda daralma).

***

Hipertrofik kardiyomiyopati olarak adlandırılan ve sıra dışı kalıtımsal bir hastalık, özellikle iki ventrikülün (karıncığın) arasındaki duvar olmak üzere kalb kasının kalınlaşmasına sebep olur. Şiddetli vakalarda, kasın aşırı kalınlaşması kanın kalbden dışarı akmasını engeller ve bayılmaya da hattâ âni ölüme sebep olabilir. Bu hastalık genellikle 40 yaşından önce gelişir ve 10 yaşındaki çocukları bile görülebilir. Birçok genç sporcunun ölümünden bu hastalık sorumludur.

2- Alkole Bağlı Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)

Yüksek tansiyon, miyokart enfarktüsü (kalb sektesi) ve beyin damarlarında kanamaya bağlı felçliler için önemli bir risk faktörüdür. Birçok araştırmalar alkol kullanılmasının yüksek tansiyona yol açtığını göstermiştir. Mesela, günde 3 veya 4 bardak içki içenlerde, içmeyenlere göre %50 daha fazla yüksek tansiyon olduğu; günde 6-7 bardak içki içenlerde de içmeyenlere göre %100 yâni tamamında yüksek tansiyon olduğu ispatlanmıştır.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) ve Hipertansiyonla Alakalı Milletlerarası Cemiyet, müşterek olarak, alkollü içkilerin hipertansiyona yol açtığını belirtmişler ve bu konuda alınması gereken tavsiyelerde bulunmuşlardır. (World Health Organisation - WHO, 1996).

3- Aritmiler (Kalb ve Nabzın Düzeninin Bozulması)

Normal kalb atışındaki bozukluklar uzun yıllar alkol kullananlarda görüldüğü gibi, ilk defa çok miktarda içki kullananlarda da ortaya çıkmaktadır. Bir çalışmada akut atriyal fibrilasyonlu (kulakçığın hızlı ve anormal kasılması) hastaların %63’ünde yüksek nispette alkol kullanma hikâyesi bulunmuştur.

4- Beyin Damarlarındaki Kanamalara Bağlı Felçliler (İnmeler):

Kan basıncının alkoliklerde artmış olması, beyinde kanamaya bağlı felçlileri ve ölümleri de arttırmaktadır. Felçten (inme: nuzül) ileri gelen ölümler, ABD’de uzun müddet devam eden hastalıklar içinde en önemli ölüm sebebidir.

5- Âni Ölümler

Alkolikler arasında âni ölümler normal kişilere göre çok daha yüksek nispette görülmektedir. Alkoliklerde görülen âni ölümler, kısmen alkol müptelalarında görülen aritmilere bağlanmaktadır.

IV- Ciltte Görülen Bozukluklar

1- Telanjiektazi: Deride kılcal damarların genişlemesinden ileri gelen kırmızı lekelerdir.

2- Rozasea: Yanaklarda ve burunlarda görülen, gül şeklinde sivilceye benzeyen deri hastalığıdır.

3- Kutanöz Ülserler: Deride yer yer görülen ülser arazları ve belirtileridir.

4- Rinofima: Burunda anormal büyüme ve kızarmadır. Bu durum havuçî burun diye de adlandırılır.

Müzmin alkolik bir şahısta, ağız tabanında görülen dilaltı kanseri ender değildir.

Kanserle alkol arasında bir irtibatın olduğu yapılan çalışmalarla daha açıkça görülmüştür.

Gırtlak Kanseri: Etilalkol nispeti fazla olan içkileri devamlı kullanan şahıslarda daha yüksek nispette görülür.

***

Görüleceği gibi, büyüsel yöntemlerle veya aldatmayla hastalık tedavi edilemez.

Hekimin de, kenti dert ve tasası ne(ler) olursa olsun, hastasını hep güler yüzle karşılayıp, öyle davranması icap eder.

Önümüzdeki senelerde, hem ülkemizde hem de bütün dünyada, bu tür kâzip (yalancı) tedavilerin ivmelenerek artacağı endişesindeyim.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ağustos 2015 Salı

4261 kez okundu
0