Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

HİPOKONDRİYAZİS (HASTALIK HASTALIĞI)

Adını kaburgaların altındaki bölgeyi anlatan Latince “hypochondrium” kelimesinden alan bu bozukluk, bedende fiziksel bir bozukluk olmaksızın sürekli hastalık kaygıları ve çeşitli bedensel (somatik) yakınmalarla karakterizedir.

***

Bu bozukluğu ilk kez adlandıran hekim Hipokrat’tır ve bu hastalarda karın bölgesiyle ilgili şikâyetlerin (tam göbek hizasındaki hipokondrium denir); yaygın oluşundan ötürü bu adı vermiştir (%3 ilâ %8 ve her iki cinsiyette aynı).

***

Hastaların bedensel yakınmaları önemli ölçüde sıkıntıya yol açar ve kişisel, meslekî ve toplumsal rolleriyle ilgili işlevlerde bozulmaya sebep olur.

***

Hipokondriyak Hastalar, genellikle, kendilerinde henüz tespit edilememiş ciddi bir hastalık bulunduğunu düşünürler ve kendilerini bunun aksi yönde ikna etmek çok zordur.

40 yaşlarındaki Eczacı bir kadın hastam her türlü Benzodiyazepini kullanarak, sıkıntısını gidermek istemişti. Aynı zamanda Bipolar Bozukluğu mevcuttu. Depakin Fort verip, benzoları derhal kestim ve düzeldi. Şimdi Dinamik Psikoterapiye devam ediyoruz

***

Tek bir hastalığın mevcudiyetine inanabilirler veya zaman geçtikçe özgül bir hastalığın olduğuna dair ilişkin düşünceleri değişebilir.

***

Sürekli makatından gaz çıkardığına inanan bir ilkokul öğretmeni vardı. Kendisine pimozid 2 mg/gün (Nörofren) başlayıp Gevşeme Seansları taptık. Aylar zarfında iyileşti ama Acil Servise kasılan ve yamulan komşuları gelmeye başladı. Tabii ki ekstrapiramidal Sendom gelişmişti; hepsine biperiden (Akineton) vererek toparladık ve “bu sizin gazınıza iyi geliyor; aman başkaların vermeyin” dedik. İşe yaradı.

Utanılan ama yaygın hastalık

***

Fakat hastalık inancı bir bedensel hezeyanda (sanrı) olduğu kadar sabit değildir (tek veya çok semptomlu Hipokondriyak Bozukluk hâriç).

Klinik tabloya çoğu kez Depresyon ve Anksiyete (sıkıntı, endişe) belirtileri eşlik eder.

 

Boşluktan bunalan ve malî krize giren 50 yaşlarındaki bekâr bir kadın hastada antidepresan ve düşün doz nöroleptik verip, ikna edici seanslar uyguluyorum. Senelerdir kontrol altında.

***

Hastaya bu teşhisin konulabilmesi için klinik tablonun altı aydan daha uzun sürmesi öngörülür. Tabii ki her hastada bu şart değildir ve akut (kısa sürede gelişen, hâd) vakalarda çok daha hızla tedaviye başlamak icap eder.

43 yaşındaki bekâr bir erkekte Hipokondriyak belirtilerle (gaz sancısı, geğirme, kalbinde ağrı hissetme) başlayan tablonun arkasından, durmak bilmeyen Sara Nöbetleri (Status Epileptikus) gelişince, derhal Nöroloji Anabilim Dalı’na yollamıştık. Orada toparlandı.

***

Hipokondriyak kişilerin bedensel duyumlarını arttırma ve genişletme eğiliminde olduklarına ilişkin önemli ölçüde veri vardır. Meselâ, sağlıklı bir kişinin karında gerginlik olarak hissettiği duyumu, Hipokondriyak kişi karın ağrısı olarak idrak edebilmektedir.

Vajinal bölgesinde ısrarlı yanmalar olan 30 yaşlarında, yüksek öğrenimli bir hastada fluoksetin (Prozac) ve Hipnoterapi uyguluyorum. Şikâyetleri %2’ye düştü. Altta yatan cinsel ve duygusal travmalar üzerinde çalışıyoruz.

***

Hipokondriyak kişi, bedensel duyumlar üzerine odaklanabilmekte, onları yanlış yorumlayabilmekte ve yanlış bir Bilişsel Şema sebebiyle, bunu bir tehlike olarak görebilmektedir.

Bunlarda Şema Terapi uygulanır.

İkinci bir Teoride ise, kişinin Toplumsal Öğrenme Modelinin sebep olduğu öne sürülür.

Buna göre hasta insan rolü (the Sick Role) kişinin görünürde üstesinden gelinmesi güç olan sorunlardan kaçınmasına imkân sağlar.

Sürekli olarak gezici ağrılardan yakınan ve Somatizasyon Bozukluğu eş-teşhisi de koydum 60 yaşındaki evli Kadın, kocasının dikkatini çekmek için “ah, of” deyip duruyordu. Derhal kalçadan 1 ampul Norodol (haloperidol mg) yaptım ve evliliği dağılmaktan kurtardım. Sonra da İçgörüyü Arttırıcı Psikoterapiye başladım.

***

Üçüncü bir teori olarak, Hipokondriyazisin diğer zihinsel bozuklukların değişik bir biçimi olduğu düşünülen klinik tabloların başında Depresif Bozukluklar ile Anksiyete Bozuklukları gelir.

Bu hastaların yaklaşık %80’inde eşlik eden Depresif Bozukluklar ve Anksiyete Bozuklukları bulunduğu tahmin edilmektedir ve buradan hareketle, bu hastaların bu tür bozuklukların bir alt-tipini oluşturduğu düşünülmektedir. Bu bozuklukla ilgili Psikodinamik açıklama, bu hastalarda başkalarına yönelik saldırganca ve düşmanca dürtülerin bastırma (represyon) ve yer değiştirme (displasman) mekanizmalarıyla fiziksel şikâyetlere dönüştürüldüğü, hastaların öfkelerinin geçmişteki reddedilmeler, hayal kırıklıkları ve kayıplardan kaynaklandığı; fiziksel şikâyetler aracılığıyla başka insanlardan yardım ve ilgi  gördükleri ve ardından onları etkili olamadıkları gerekçesiyle geri çevirdikleri biçimindedir…

43 yaşındaki dul kadın herkese bağırıp çağırıyordu; belirgin Narsisist ve Sınırda Kişilik Bozukluğu da mevcuttu. Stilizan (trifluoperazin) ve Tegretol (karbamazepin) başladım; birkaç haftada kendine gelip toparlandı.

***

Bir başka yaklaşım da hipokondriyak belirtileri şuurdışı suçluluk duygularına bağlar.

Hipokondriyak hastalar çoğunlukla psikiyatrik tedaviye direnç gösterirler.

Zorlanma (stres) etmenlerinin azaltılması ve kronik (müzmin) hastalıkla baş etme üzerine odaklanan yaklaşımı benimseyebilirler.

Toplumsal desteğin ve etkileşimin anksiyete düzeylerini azaltması nedeniyle, uygun vakalarda Grup Terapisi yeğlenebilir.

Çok kavga eden ve sürekli birbirlerine hakaret 60 yaşlarındaki karı koca, yakınlarda çok ciddi bir iş kaybı yaşamıştı; kavgalarını durdurmak için hemen diğer ailelerle bir araya getirip, 6 hafta psikoterapi yaptık. Ancak toparlandılar.

***

İçgörü Yönelimi Bireysel Terapi genellikle başarılı olmamaktadır.

Düzenli olarak gerçekleştirilen fizik muayene ve yardımcı incelemeler, çoğu kez hastaya şikâyetlerinin ciddi bir biçimde ele alındığı konusunda güvence verir. İlaç tedavisi ise ancak eşlik eden Anksiyete ve Depresyon belirtileri için uygulanmalıdır.

***

Çoğu Hipokondriyak Dâhiliye ve Acil Servislerin müdavimi olur; gereksiz pek çok tetkik yaptırırlar.

Histeri ve Temaruz ile karışabilir.

İkide bir sol bacağında felç gelişen ve hastane hastane dolaşıp, durmadan tetkik yaptıran 30 yaşlarındaki bir eczacıyı zor teskin etmiş ve damardan 1 ampul Diazem (Diazepam) ile ancak toparlanmıştı. Meğer bir üniversite hastanesinde fuhuş yapıyor ama buna gizliyormuş. Yaptığı şey tamamen temaruzdu ve sol gözünü ovuşturarak yara bile yapmıştı.

***

Özetle, bu Bozukluk bir nev’i büyük maymundur ve her şeyi taklit edebileceği gibi, gereksiz müdahalelere de yol açabilir…

Sağlık ve esenlik dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya –26 Ekim 2015 Pazartesi

Okumaya devam et
  3508 Hits
  1 yorum
3508 Hits
1 yorum

ŞİZOFRENİ

Şizofreni, kendine özgü klinik seyri ve yarattığı sıkıntılar sebebiyle pek çok kişinin korktuğu, ürktüğü bir hastalık.

Hâlbuki dünyâ çapında her 100 kişiden birinde bu hastalık görülmekte; akrabası sayılabilecek Şizotipal Kişilik (Avrupalılar bunu doğrudan Şizofreni olarak değerlendiriyor), Paranoid ve Şizoid Kişilikler ve diğer primer psikiyatrik psikotik bozukluklarla beraber ele alırsak, bu rakam yüzde 10’un üzerine çıkar.

Yâni, korku ecele çâre değil.

Önce, nedir şu Şizofreni bir hatırlayalım…

Şizofreni aklın (zihnin) yarılması demek ve Bleuler tarafından ilk defa bu isim verilmiş.

XX. Asrın başlarına kadar psikiyatrik hastalıkların sıralandığı sistematik bir taksonomi yoktu. Şizofreni ilk olarak 1853 yılında Fransız hekim ve psikiyatri uzmanı Bénédict Augustin Morel (1809-1873) tarafından genç erişkin ve gençleri etkileyen bir sendrom olarak tanımlanmış ve démence précoce (Lâtince “erken bunama”) diye adlandırılmıştır.

1891’de Arnold Pick tarafından psikotik bir hastanın vak’a raporunda kullanılmıştır. Yâni, “erken bunama” deyimi ilk olarak XIX. Asır’da kullanılmıştır. Yine aynı yüzyılda Hebefreni ve Katatoni târif edilmiştir.

1893’te tanınmış Alman ruh hekimi Emil Kraepelin mental hastalıklarının -duygudurum bozuklukları ve démence précoce- sınıflandırılmasında yeni bir yaklaşım geliştirdi ve Dementia Praecox’ın esasen bir beyin hastalığı olduğuna ve bilhassa dementianın (bunamanın) -ileri yaşta gelişen diğer formlarından farklı olan- bir çeşidi olduğunu düşünüyordu. Ayrıca, Kraepelin, Paranoid ve Basit tiplerini de eklemiş ve hepsini bir teşhis altında toplamıştır. Bu teşhise göre hastalıkta erken başlama ve bunama olması gerekmektedir. Ancak bu târif, hastalığı erken başlama ve bunama gerektiren dar bir alanda sınırlamaktadır.

XX. Asır’da İsviçreli Psikiyatr Paul Eugen Bleuler hastalığın erken yaşlarda başlamasının ve bunamayla sonuçlanmasının şart olmadığını göstermiştir. Bu hastalıkta hastanın ruhsal hayatındaki yarılmaya önem veren Bleuler, Schizophrenia (Şizofreni) terimini 1908 yılında teklif etmiştir ve kişilik, düşünce, hâfıza ve idrakteki işlevsel ayrılmayı târif etmek için kullanılmıştır. Günümüzde Şizofreni tek bir hastalık türü olarak görülmemekte ve bir bozukluklar kümesi olarak kabûl edilmektedir.

Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen şizo (schizein) ve akıl anlamına gelen frenos (phren) kelimelerinin birleşiminden gelir. Anlatılmak istenen kişinin iki kişilikli olması değil, aynı anda iki farklı gerçeklik içerisinde yaşamasıdır. Gerçek gerçeklik normâl, sıradan bir insanın idrakine denk düşerken, ikinci gerçeklik sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir hezeyanî sisteme dayalı bir gerçekliktir.

]

Sıklık ve Yaygınlık

Şizofreninin ömür boyu görülme sıklığı (insidans) -hayatlarının herhangi bir evresinde başlamak üzere- genel nüfusta yüzde 1 civarındadır. Her toplumda ve her türlü sosyoekonomik sınıfta görülmektedir. Kadın-erkek arasında sıklık bakımından önemli bir fark görülmemekle beraber, kadınlarda başlangıç yaşı (26-32), erkeklerdeki başlangıç yaşından (20-28) daha geç olmakta ve genellikle erkeklere göre daha iyi bir prognoz göstermektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde sıklığı gelişmiş ülkelere göre daha düşüktür.

Çok geç yaşlarda başlangıçlı Şizofreni görülse de, hastalığın genellikle gençlik çağında başladığı kabûl edilmektedir. Geç veya çok geç başlayan Şizofreniler (40 yaşından sonra başlayan) Şizofreni hastalığının Geç-Başlangıçlı Şizofreni, 60 yaşından sonra başlayanların ise Çok Geç-Başlangıçlı Şizofreni- Benzeri Psikoz olarak tanımlanmaktadır. Erken başlangıçlılarda (Çocukluk Dönemi Başlangıçlı) ise kalıtımın nispeten daha önemli etken olduğu sanılmaktadır.

Klinik Belirti ve Bulgular

Hastalık öncesi kişilik ve uyum

Şizofreni hastaları hastalık öncesi sessiz, arkadaşı az, yalnızlığı seven, tuhaf, güvensiz kişilerdir. Bu özellikler ayırıcı teşhiste yardımcı olmaktadır. Genellikle âileler çocuklarının hastalık başlamadan önce hep çalışan, sessiz, uyumlu, arkadaşsız olduklarını anlatırlar. Şâyet hasta bu özelliklere uymuyorsa, teşhis için duygudurum bozuklukları gibi diğer hastalıklar düşünülmelidir. Şizofreni, daha önce de belirtildiği gibi, çoğunlukla 18-25 yaşlarında her çeşit psikolojik stresle başlayabilir. Kişinin benliğine darbeler, delikanlılık (ergenlik) çağında dürtülerin aşırı şiddet kazanması, cinsel veya saldırgan dürtülere karşı denetim zayıflığı gibi durumlara, psikozun başlamasından önce sık rastlanmaktadır.

Şizofrenide bilinç ve yönelim genellikle yerindedir. Zekâda belirgin bir gerileme olmasa da, soyutlama yetisinde zayıflamanın ve belirgin yıkımın görüldüğü kimi kronik hastalarda zekâda eksilme, gerilik izlenimi edinilebilir. İlk teşhis konduğunda, sağlıklı topluma göre IQ skorları ortalama 10 puan düşüktür. Hastanın ilgisi kolayca dağılabilir, sorulara cevapları geç veya yanlış olabilir. Son yıllarda, temelde var olan negatif belirtilerin baskın olduğu Şizofreni türlerinde bir Eksiklik (defisit) Sendromu’ndan söz edilmekte ve bunlardaki beyin patolojisinin incelenmesine ağırlık verilmektedir. Eksiklik Sendromu bilişsel yetilerdeki eksikliklerdir. Bu sendrom, kalıcı ve başka sebeplere bağlı olmayan spesifik negatif belirtiler olarak tanımlanmaktadır.

Şizofrenide içgörü, düşüncelerin içeriği ve oluşturulması, duyguların yaşantılanması ve ifâde edilmesi, idrak, davranışlar ve bilişsel işlevler gibi birçok alanda belirtiler ortaya çıkabilir. Şizofreni heterojen görünümlü bir hastalık olduğu için, tipik bir genel görünüme sâhip değildir; bâzı hastalarda bâzı belirtiler ortaya çıkarken, diğerlerinde başka belirtiler olabilir.

-Düşünce akışı ve içeriği ile ilişkili belirti ve bulgular: Şizofrenide düşünce içeriği ile ilişkili olarak ortaya çıkan belirtilerin en önemlisi hezeyanlardır (delusion: sanrı). Hezeyanlar, aksine delillere ve mantık yoluyla çürütülmesine rağmen kişinin inanmayı sürdürdüğü, kişinin kültürü, dini ve eğitimi ile ilişkili olarak normâl kabûl edilemeyecek türden yanlış inanışlardır. Şizofrenide ortaya çıkan hezeyanlar arasında referans (üzerine alınma), etkilenme, kıskançlık, perseküsyon (kişiye zarar verileceği), büyüklük, erotomani (başkalarının kendisine âşık olduğu), düşüncelerinin değiştirildiği, çalındığı veya yayınlandığı temalı olanlar sayılabilir. Düşüncenin oluşturulması ve akışındaki değişiklikler arasında düşüncelerde azalma, düşünce blokları (düşünce akışının âniden kesintiye uğraması), çağrışımlarda dağınıklık, konuşma yapısının tamamen kaybolması gibi belirtiler bulunur. Hâttâ bâzı hastalar ciddi derecede yaptıkları neolojizmlerden (kelime uydurma) oluşan bir lisan dahi uydurabilirler.

-İdrak ile ilişkili belirti ve bulgular: Şizofrenide sıklıkla ortaya çıkan belirtiler arasında hallüsinasyon (varsanı) ve illüzyon (yanılsama) sayılabilir. Şizofrenide hallüsinasyonlar en sık işitsel olmakla birlikte, beş duyununki de olabilir. İşitsel hallüsinasyonlardan özellikle kişinin davranışları hakkında yorumlarda bulunan konuşmalar duyma ve iki veya daha fazla kişinin yine hastanın davranışları hakkında konuştuğunu duyma şeklinde olanlar sıktır.

-Duyguların yaşanması ve ifâde edilmesi ile ilişkili belirti ve bulgular: Kişinin duygusal yaşantısındaki çeşitliliğin azalması olarak ifâde edilebilecek duygulanımsal veya duygusal küntlük ve kişinin hezeyanlarla ilişkili bir duygudurum içinde olması Şizofrenide görülebilecek duygusal değişiklikler arasında sayılabilir.

-Bilişsel işlevlerle ilişkili belirti ve bulgular: Özellikle kronik gidişli hastalarda bilişsel işlevlerle ilgili bozulmalar, hastalığın ilk tanımlandığı yıllarda démence précoce (erken bunama) ismi ile anılmasına sebep olacak kadar belirgin olabilir.

bed]

-Hastaların çoğunda içgörü yoksunluğu da görülen belirtiler arasında yer alır. Kısıtlı anlamıyla içgörü kişinin içinde bulunduğu hastalık ve bunun belirtileri hakkında gerçekçi bir kavrayışa sâhip olmasıdır. Akut Şizofrenide en sık görülen belirti içgörü yoksunluğudur. Bu durumdaki hastalar hasta olduklarını düşünmezler. Tedavide büyük handikaba yol açtığından, içgörü yoksunluğu büyük öneme sâhiptir.

Pozitif ve Negatif Semptomlar

Şizofreninin seyri sırasında ortaya çıkan belirtiler ayrıca negatif ve pozitif olmak üzere iki başlık altında incelenebilir. Pozitif belirtiler normâlin dışında fazlalık, aşırılık ve sapmalar olarak ortaya çıkan belirtilerdir. Negatifler ise normâl işlevlerde azalma, eksiklik gösteren belirtilerdir. Şizofreni heterojen görünümlü bir hastalık olduğu için tipik bir genel görünüme sâhip değildir.

-Pozitif Semptomlar: Hallüsinasyon, hezeyan, sürekli ağlama veya gülme, evhamlar, kendini tanıyamamak, heyecan, sıkıntı, kuşku, şüphecilik, güvensizlik, düşmanca düşünceler, her şeyi üstüne alınma, sese ve renklere aşırı duyarlılık, aşırı derecede konuşma, kafiyeli konuşma ve anlatma isteği, anlatımda kopukluk gibi normâlin üstünde aşırı semptomlardır.

Okumaya devam et
  36803 Hits
  13 yorum
36803 Hits
13 yorum