Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in rakı

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Konu bu olunca akla Aydın Boysan gelir.

Ben bu aralar hemen hiç alkol almadığım için ağzım sulanmadı desem yalan olur.

Aydın Boysan 

Öğretmen Nevreste Hanım ile muhasebeci Esat Boysan’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Rakı içerken içine altına ehlikeyif konur.

 

Gümüştekin Ehl-i Keyf-Rakı Kadehi Boyutunda

1939 yılında Pertevnial Lisesi’ni, 1945'te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdi.

Mesleğini 1999'a kadar ara vermeden sürdürdü. Türkiye Mimarlar Odası’nın kurucuları arasında yer aldı; yönetim kurulu üyesi, ilk genel sekreteri ve İstanbul şube başkanı oldu.

1957-1972 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders verdi. Ulusal ve uluslararası mimarlık yarışmalarında ödüller kazandı. Kendi kitaplarını basmak için Bas Yayınları'nı kurdu (1984-1993). Aralıksız olarak on yıl Hürriyet ve üç yıl Akşam gazetelerinde köşe yazıları yazdı.

Tasarladığı Yapılar

1945 yılında başladığı mimarlık mesleğine 2000 yılına kadar fiilen devam eden Aydın Boysan, mimar olarak çalıştığı 55 yıl boyunca 1.5 milyon metrekare bina tasarlamıştır. Boysan'ın imzasını attığı bazı projeler şunlardır

Hakkâri vilâyet konağı (ilk projesi).

Hürriyet Medya Towers, Güneşli, İstanbul.

Sütlüce’deki Arçelik binası.

Arçelik Çayırova  Fabrikası, İstanbul, 1967

Nasaş Alüminyum Tesisleri, Gebze-Kocaeli

Turistik Otel Termal, Uludağ-Bursa

Eczacıbaşı binası (Şimdi yıkıldı, yerinde benimde sıklıkla gittiğim Kanyon alışveriş Merkezi var).

İpekkağıt Karamürsel yapısı.

Orhangazi Döktaş binası.

Çorlu Aymar binası.

Mimar Sinan Üniversitesi Kültür Merkezi.

Çatalca’daki Nesin Vakfı binaları yeniden yapılması.

Az içkili, bol muhabbetli ve evrim dolu günlere…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 7 Aralık 2017 Perşembe

Etiketler: rakı
215 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Cerrahpaşa’da geçen senelerim boyunca fırsat buldukça öğle yemeği için gittiğimiz restoranın ismidir “Apex”.

 

Bu isim bir simgeydi aslında. Kâlbimizin en alttaki, yüzeysel kısmına “apex” denir. Yüreğin, gönlün, kâlbin simgesidir hâttâ.

Her türlü içki servisi yapılırdı ve yemekleri de çok iyiydi. Ayran da vardı. Onca sene boyunca kafayı bulup da rezil olan, kusan yâhut etrafa saldıran kimseyi görmedim.

Büyük İzmit depreminden sonra oradaki monobloklar perişan hâle gelip de “oturulamaz” kararı çıkınca, lokanta da kapatılmıştı. O hâldeydi ki bu binâlar, tavandan içeri güneş ışığı giren ameliyathânelerde operasyonlar yapılıyordu.


Aslında aynı İstanbul Üniversitesi’nin iki tıp fakültesinde de ağır hasar vardı. Ciddi bir tamirat yapılmamıştı, personel ve hastalar endişeliydi.

İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastâneleri’ne âit monoblok ve kliniklerinin bâzılarının duvar ve kolonlarında depremden sonra çatlaklar oluşmuştu.

Hekim, sağlık personeli ve hastalar tedirgindi, “deprem ânında hastalar nasıl tahliye edilir, hastâne bir sahra hastânesine nasıl çevrilir” gibi soruların cevabı yoktu.

Son depremde yatan hastalardan isteyenler kaldıkları binânın kapısına kadar hastâne personeli tarafından dışarı çıkarılmıştı. Yürüyebilenler ise kendileri çıkmıştı. Birkaç dakika sonra da hiçbir şey olmamış gibi yerlerine dönmüşlerdi.

Kimi hekimler ise ağır hastaların ameliyat sırasında deprem olur korkusuyla ameliyatlarını ertelediklerini söylüyordu: “Nöbet tutuyoruz. Yerin kaç kat altındayız. Deprem olduğunda hastaları nasıl tahliye edeceğiz? Doğrusu endişeliyiz”.

Her iki üniversite hastânesinin talebelerinin ders gördüğü temel bilim binâsında da hasar vardı. Özellikle Çapa’nın Dekanlık binâsının yanındaki öğrenci amfisinin girişinde zeminden ene doğru yaklaşık beş metrelik bir anahtarın gireceği kadar çatlak oluşmuştu.

Aynı hastânenin öğrenci yemekhânesinde çatlakların yanı sıra kolon demirleri dahi gözüküyordu.

Belki hastâne binalarının taşıyıcı sistemlerinde bir hasar yoktu. Ama çalışanları ve hastaları en çok huzursuz eden, cerrahî monobloklar gibi bâzı binaların dokuz kat olması, patoloji gibi her gün yüzlerce hastanın giriş çıkış yaptığı birimlerin en alt katta olmasıydı.

Çapa’da ve Cerrahpaşa’da ciddi bir bakım ve tamirata ihtiyaç vardı!

Birtakım güçlendirme çalışmaları yapıldı, ameliyathâneler gene güneş ışığından mahrum kalma şerefine nâil oldular.

Açıkçası sonradan ne yapıldı, ne oldu çok iyi bilmiyorum ama İstanbul Belediyesi tam bunların karşısında toprak altında kazı yapınca, hepsi gene yamulmuştu.

Her neyse, konuyu fazla uzatmayacağım…

Alkolik bir öğretim üyesi veya görevlisi eğer kafayı çekecekse, bunu kendi odasında da yapardı.

Nitekim buna örnek gördüm az da olsa…

Nitekim böyle tabipler muayenehânelerinde de içer. Kokuyu izale etmek için de votka, cin ve nane likörü kombinasyonu yaparlar genellikle. "Şarıbülleyli ven nehar" herhâlde böyleleri olsa gerek.

Bâzıları doğrudan viski götürür ama rakı çok koktuğu için “noktürnal” bir millî içkidir…

Multi-blended Blue Label, en sevdiğim viski ama çok pahalılandı arkadaş...

6785 kez okundu
0