Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in türklük

Posted by on in Genel

Epey ufakken, hani ne derler, çocukken…

Bu memlekette başka türlü bir TRT ve biraz farklı bir ortam vardı.

Ben de bir radyo programında, Merhum Babamın Kadim Dostu Türkân Poyraz’ın davetlisi olarak şarkı söylemeye gitmiştim.

Noel Baba’nın kucağına oturup, “şu herifin sakalını çeksem ne olur” diye düşünürken çocukluğun verdiği hergelelikle ve tam elim giderken, bir ses “yapma” demişti bana…

***

Şarkı mıdır yoksa türkü müdür hâlâ bilmem ama çok doğru da söylemiştim.

Sözleri aynen şöyleydi:

 

Orda bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gitmesek de, kalmasak da

O köy bizim köyümüzdür

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laylaaaa

 

Orda bir ev var uzakta

O ev bizim evimizdir

Yatmasak da de, kalkmasak da

O ev bizim evimizdir

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laylaaaa

 

Orda bir dağ var uzakta

O dağ bizim dağımızdır

Gitmesek de

Çıkmasak da

O dağ bizim dağımızdır

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laylaaaa

 

Orda bir ses var uzakta

O ses bizim sesimizdir

Duymasak da, tınmasak da

O ses bizim sesimizdir

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laylaaaa

 

Orda bir yol var uzakta

Dönmesek de

Varmasak da

O yol bizim yolumuzdur

Lay lay lay lay laa

Lay lay lay lay laylaaaa


***

Öylesine severdik ki bu vatanı.

O derece gözlerimiz dolardı ki düşünürken aziz milletimizi...

Gitmediğimiz yer için bile hasret çekerdik.

Bazen de ağlardık.

***

Nedense gene aklıma geldi ta o zamanlar.

Şendik, umutluyduk ve yaşama sevinci doluyduk…

İzcilik yaparken de marş söylerdik okulda.

Sonra az bir şey yer, kenarda oturup büyüklere bakardık

***

Bir hokkabaza götürmüşlerdi bizi.

Adam acemiydi, parayı cebinden çıkarırken görmüştüm!

Tam “amca, yakaladım” diyecektim ama içimden bir ses “yapma” dedi.

İşte böyle yontulduk bizim nesilde…



 Susmayı öğrendik zamanla!

O zamanlardan kalma bu anımı düşünürken, geçen gün ilk defa gelen bir hastamın sözleri geldi aklıma: “Sizin için sert ve hani ‘ya seversin, ya da sevmezsin demişlerdi bana ama bakıyorum da, çok olgun ve şirin bir insansınız”.

Yaş olmuş 59, hani nerdeyse 60.

Sükût en büyük fazilettir!

Öğrendim artık…

***

Bugün birkaç kitap daha aldık nihayet, Sevgili Şoförümüz İbrahim Bey seçti hem de: Kayıp Denklemler (Scott Baker), Olimpos Yayınları, 2015. Roman ama içinde felsefe ve iki bin senelik çözülmemiş, mühürlü sırları çözüyormuş. Okuyacağım tabii…

İlk Randevu-Sevgi Kapanı (Lynne Graham), Harlequin Yayınları. 2015. İçinde aşk hikâyeleri var.

Okuyacağım ve sevmeyi tekrar, yeniden öğreneceğim…

Burada da yazacağım.

***

Bu arada, tam beş telif kitabım mevcut ama raflarda görünmüyorlar.

Ancak İnternetten temin edilebiliyor: Neden Siyaset, Neden Düşünce, Neden Psikanaliz, Psikanaliz Yanılgısı, Psikiyatri Tarihi-1 ve Rumuzdaki Fırtınalar. Merak edenler www.kitapyurdu.com adresinden temin edip, okuyabilirler…

***

Bundan sonra en iyisi bunları yazmak; çiçek, böcek ve sağlıktan bahsetmek…

Seçimler hayırlı ve uğurlu olsun.

Neydi: Her millet müstahak olduğu gibi yönetilir derler.


Raşit Baybutov'un (öyle okurduk) bu eserinin 78'liği vardı, gramofonla dinlerdik bir zamanlar.

Nedense ağlayasım var azıcık. Neslim de tandır ve pilav yaptı.

Yiyelim gari!

Sağlık, esenlik, dirayet ve sabır dileklerimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Kasım 2015 Pazar

1431 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Önce Rahmetli Halûk Kurdoğlu Eniştem'in tercümesiyle tekrar işe başlayalım:

Dün sandım ki ortalık birbirine girecek.

Resmen ve alenen Kürdistan kuruldu ama biz hoplayıp zıplıyorduk.

Tık yoktu; biz dahi yeyip içmekle, muhabbetle vakit geçirdik.

Demek ki bu memleketin Doğu'sunu unutmuşuz.

Anlaşılıyor ki bütün beyin yıkama taktikleri başarılı olmuş ve sâdece Gezi Parkı ve ODTÜ kalmış aklımızda...

Demek ki hâlâ utanmadan "Avrasya Maratonu'nda köprünün rezonansının ne olacağından" başka merak edeceğimiz bir şey kalmamış; toplu hipnozla beynimiz boşaltılmış...

Hâttâ hâlâ Schumann rezonansıyla yeryüzü ile yatıp kalkıyorsak...

Damarlarımızdaki asil kan pıhtılaşmış ve kılcal olanlar da aşınmışsa...

3695 kez okundu
0

İslâm terminolojisinde, millet “din kardeşliğini” tanımlayan bir terimdir.

Hâttâ İslâm “milliyet” olgusunu açıklayan tek kümedir. İslâm dinine inanmayan topluluklar “millet” şemsiyesine dâhil değildir. Dolayısıyla, gayrimüslimlerin İslâm -veya İslâmcıların- katında “milliyeti” de yoktur. İslâm’ın inananlarından oluşan bu millete “Ümmet-i Muhammed” denir. Bu görüşü savunan kişiye de “ümmetçi” denir. Yani “dünyadaki bütün Müslümanlar, bir millettir” demek “ümmetçiliktir”. Diyelim ki “millet” diyor bu görüşü savunan bir kişi... Sorulsun ona “hangi millet, adı ne o milletin?” diye... Cevabı şu olacaktır: “İslâm Milleti”...

Erbakan hep ne derdi? “Millî görüş”!

Hangi milletin görüşü yâni? Hangi millet bu millet kuzum? “İslâm Milleti”nin görüşü... İslâm Milleti... Yâni “millî görüş” demek, aslında “İslâmî görüş” demektir.

2821 kez okundu
0

Aşağıda okuyacaklarınız, ilk olarak İzmir’de verdiğim Millet Olmak konferansımın metnidir.


Bunu Youtube’a sırf millî ve vatansever duyguları için yükleyen, bunun için akademik mesaisinden zaman ayırarak, hatta çalarak gerçekleştiren aziz kardeşime sonsuz şükranlarımı sunuyorum ve biliyorum ki böyle yazdığım için üzülecek. Çünkü o, bunu, teşekkür etmem için yapmadı; kendisinin affına sığınıyorum.

Önce, bilimsel tartışma nasıl olmamalı konusunda birkaç video:


Bu konuşmamda millet ve ulus kelimelerini tamamen aynı anlamda kullanacağım; bu konudaki bazı tarafgirliklere saygım var ama bu ayrım aslında bizi bölmek için uydurulmuş yapay bir “ötekileştirmedir” düşüncesindeyim.

İlk Honimoidler (insanımsı insanımsılar) ve Hominidler (insanımsılar) Doğu Afrika Kıt’asında evrimleşti. Homo Neanderthalenis, Homo Erectus ve cro-Magnon adamları da birbirlerine yakın zamanlarda dünyada yerlerini aldılar.

Homo Sapiens yaklaşık 200.000-250.000 sene önce aynı bölgede evrimleşti ve son 100.000 sende de beyni şimdiki halini aldı, Homo sapiens sapiens oldu. Bunun anlamı “farkında olduğunun farkında olan adam” demektir.

Bu insanlar kabaca 40 ilâ 60 bin sene önce Afrika’dan çıkıp bütün dünyaya yayıldılar. Hint’e, Çin’e, Kuzey Avrupa’ya, Anadolu’ya doğru yürüdüler ve bu arada mozaik adaptasyonlarla cilt renkleri, boyları, kemik yapıları değişime uğrasa da, bütün insan türü tek bir ırktır. Meselâ çok yakın akraba olan atla eşek çiftleştiğinde ortaya güçlü ama kısır bir hayvan olan katır çıkar; yâni üremesi mümkün değildir. Hâlbuki Afrika’daki Buşmanlar’la kutuplardaki Eskimolar aynı şeyi yaparlarsa dahi, nur topu gibi çocukları olur.

Yâni, hepimiz kardeşiz!

Irkçılık ve etnik bölücülük, bizatihi en büyük insanlık düşmanlığıdır.

Son büyük Buz Çağı’nda Amerika’ya, akabinde Avustralya’ya kadar yayıldı insanoğlu…

Önceleri avcı-toplayıcıydık ve sürekli olarak yer değiştiriyorduk. Son derecede sosyal bir hayvan olduğumuz için, atalarımız hemen aileler kurup bir arada yaşamaya başladılar. Zamanla bunlar çok genişledi, büyük (250-300) kişilik gruplar haline geldi. Bu kadar büyük grubu alfa-dominant erkekler denetleyemeyince, ortaya bir grup bölücü çıktı; bir miktar kavga gürültüyle de olsa, ayrılıp kendi yerleşkelerini kurdular. Bu sâyede de genetik kirlenmenin önüne geçildi, memetik (kültürel) alışveriş de ufaktan ufaktan başladı…

Dağlar ve sarp kayalardan ovalara inen Homo sapiens sapiens'ler burada ziraatla yani kültürle tanıştılar. Tohum ektiler, hasadı beklediler ve düşünecek çok uzun zamanları oldu. Güneşin doğuşu, batışı, mehtabın uyanması, mevsimler… Bütün bu tabiat olaylarından çok etkilendiler ve onlara perestiş ettiler (öykündüler), zamanla da tapmaya başladılar. Günümüzde de hâlâ güneşe, aya tapanlar var. İlk büyük dinler de o zamanlar ortaya çıktı. Animizm’de ve Animalizm’de her şey canlıydı, her şey bir bütünün parçasıydı ve avlarına büyük saygı duyuyorlar, atalarının ruhlarına dua ediyorlar, adaklar ve sunaklarda kurbanlar veriyorlardı. Şamanizm denen inançlar bütününde de aynı özellikler mevcuttu. O zamanlar, eskiden zannedildiğinden çok daha az kavga, dövüş vardı.

Zamanla daha büyük dinler doğdu ve on binler, yüz binler, milyonlarca kişi bunlara mensubiyet içerisine girdi. İnsanların bilgileri arttıkça, tamamen evrimsel kökenli olan mülkiyet hisleri de uyandı. Mülkiyet demek şiddet demekti ve on binlerce sene filânca tanrı, falanca ilâhı bahane eden bilgi sahipleri, avamı köleleştirerek “kutsal” diye diye harplere yolladılar. Bütün Ortaçağ bu bataklık içerisinde geçti. Bizler üç beş tanesinden haberdarız ama halen dünyada 5000’den fazla din var!

Daha sonra yazı icat edildi ve büyük bir medeniyet sıçramasıyla, bilhassa Sümer’lerden başlayarak, şehir hayatına geçildi. Artık, bilgiyi yâni nüfuzu yâni gücü elinde bulunduran, diğerlerine tahakküm etmeye ve soykırımlar yapmaya başladı.

Derebeylikleri birleşip federalleştiler, sonra devlet oldular. Bazıları federe devlet, kantonlar gibi idari bölümlerle doğsa da, uluslararası arenada yerlerini aldılar.

Rönesans ve Reformasyon hareketleriyle beraber pozitif bilim, eleştirel düşünce ve büyük ideolojiler dönemi başladı.

Dinler de, ideolojiler de aslında insan icadı sosyal kurumlar oldukları ve birinciler cenneti bu âlemde, ikinciler öbür âlemde vaat ettikleri için, her ikisinin de mensupları hâlâ ortalıkta cirit atmakta, dünyamız kanla dolmaktadır.

Hâlbuki Batı Âlemi’nin Avrupa ve Britanya denen kısmının kendi yarattıkları dinlerden çektiklerini fark edip, tarih, kader, keder ve ülküsü içinde yakınlaşmaları yakın zamanlarda oldu. Aynı Jesus (İsa) adına, ideolojiler (Diyalektik Materyalizm, Nasyonal Sosyalizm vs., Faşizm, genellikle sanıldığının aksine bir ideoloji bile değildir) adına binlerce harpte milyonlarca hemcinsini katleden merhamet yoksunu zihniyet, bal gibi de insancıl (humanitarian) yaklaşımlarla beraber dinler de, ideolojiler de ıslah edilebilirdi. Gene bizden birileri buna müsaade etmedi: Homo hominis lupus est (Plautus MÖ 184)!

Batı Âlemi’nin ruhunda istilâ, soykırım, emperyalizm vardır.

Meselâ evrimin soyağacını mizahi şekilde ele alan yukarıdaki şekli ilk fark eden C. Darwin dahi Türk’leri aşağılık ve düşük bir ırk olarak görmüştür.

Keza, buralarda olup bitenleri teorisine uygulamakta zorlanan K. Marx, Asyavi Üretim Tarzı diye geçiştirmiş ve Türklüğü de aşağılamıştır.

Batı tarihinde İnsan Türk’ü tanımaya, onunla empati kurup sevmeye de başlayan tek büyük adam Mozart’tır.

 

Mozart, bir adam, bir insan...

 

İşte, Suudilerin Vehhabilik namına yaptığı ayıp!

Allah'sız denen Atatürk!

Bunun 2013’de ulaşılabilen en güzel örneği millet olabilmekti.


Millet olmak kaderde, kederde, tarihte ve ülküde (mefkûre) birlik demektir.

Zaten paylaşılan paylaşılmış, İtalyanlar İtalyan, Portekizliler Portekizli… olup çıkmışlardı. Bu arada Osmanlı da her medeniyet gibi doğmuş, büyümüş, duraklamış, yaşlanmış ve ölmüştü.

Onun küllerinden doğan, dünyanın en haklı İstiklâl Harbi’ni kendisine “eşek”,”etrak-ı bî-idrak” denen Türk Milleti yaparak, tarihteki en son Türk Devleti’ni kurdu.

Başkomutan da Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’tü.


Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk


Hasan Âli Yücel

O Hasan Âli Yücel ki, kendisiyle negatif özdeşim kuran şair Can Yücel’in babasıdır ve esasında da Mevlevi’dir ama kendini bu memlekete, bu millete hizmet etmek için adeta helak etmiştir. Eğer Köy Enstitüleri planları daha İsmet İnönü döneminde durdurulup, Adnan Menderes tarafından da ortadan kaldırılmasaydı, Türkiye şimdi bir dünya deviydi!


Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağrırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oynunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

4323 kez okundu
0

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır’da tutuksuz yargılandığı KCK/TM ana dâvâsında konulan yurtdışına çıkış yasağı 5 Nisan’da yasağın kalmasından 3 gün sonra ilk ziyaretini İran’a gerçekleştirdi ve önceki gün Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın (isme bakın) toplantısına katılmak üzere Tahran’a gitti.


Yarın da Diyarbakır’a dönüp, başkanı olduğu GAP Belediyeler Birliği toplantısına katılacağı belirtildi.

Bu adam bize “ha s..tir” diye bağıran kişidir!

Türkiye Cumhuriyeti'nin kısaltması T.C.'nin devlet kurumlarındaki tabelâlardan kaldırılmaya başlanması tartışmaya sebep oldu. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "Bakanlığın altındaki kurumlarda TC kullanılmasına gerek yok. Bundan sonra böyle devam edecek" dedi.

CHP ve MHP milletvekilleri, kamu kurumlarından art arda gelen kararların hükûmet politikasındaki yerini öğrenmek amacıyla konuyu Meclis gündemine taşıdılar. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, yeniden yapılanma gerekçesiyle bağlı kurumlara gönderdiği yazıda, sağlık kurumlarında “T.C. Sağlık Bakanlığı” yazılı tabelaların değiştirilmesi tâlimatını vermişti.

T.C. Ziraat Bankası’nın internet sitesi ile bankanın şubelerindeki tabelâlardan da “T.C.” ibâresinin kaldırıldı.

***

Ergenekon” davasının önceki gün yapılan duruşması sırasında Silivri Cezaevi önünde çıkan olayların ardından göstericilerin çevreye verdiği zarar yaklaşık 24 bin lira olarak hesaplandı. 

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan aldığı bilgiye göre, 8 Nisan’daki “Ergenekon” davasını protesto etmek amacıyla Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nin önünde toplanan kalabalığın verdiği zarar, tutanak altına alınırken kamerayla kayıt da yapıldı. Cezaevi lojmanlarının bulunduğu nizâmiyede görevli infaz koruma memurları tarafından düzenlenen tutanağa göre, duruşmayı izlemeye gelen göstericilerin saat 11:15’te polis barikatını yıkarak lojmanların bulunduğu alana girdikleri, polis ve jandarma görevlileri tarafından engellendikleri belirtildi.

Göstericilerin verdiği zararın tespitine ilişkin mimar, elektrik mühendisi ve infaz koruma memuru tarafından hazırlanan başka bir tutanağa göre de hasar gören yerlerin metrajı çıkarılarak toplam maliyetin hesaplandığı ifâde edildi: “Lojman nizâmiye nöbetçi kulübesinin 4 adet camı ve kapısı kırıldı. Kapı ve camın maliyeti bin Lira. Su satış yerinin kırılan 5 adet camının maliyeti 520 lira. Otobüs durağının 2 adet kırılan camının maliyeti 150 Lira. Lojman nizamiye çevresinin kafes teli, beton direği ve jiletli teller yerinden sökülerek, 20 adet beton direk yıkıldı. 8 adet beton direk kırılırken 105 metre jiletli tel deformasyona uğradı. Bunların genel onarımı 7 bin 44 Lira. Nizamiye yanındaki câminin istinat duvarları üzerinde bulunan ve kırılan 18 adet plastik set üstü bahçe aydınlatma armatürlerinin maliyeti 630 Lira. Câmi içindeki yaklaşık 200 metrekare halı çamurlanırken temizlenme maliyeti 500 Lira. Nizâmiyenin araç giriş ve çıkış bariyer kolu ayağı ile bariyerin tepe lâmbası kırıldı, kollardaki sensör parçalandı. Bariyer gövdesinin mekanik, hidrolik, motor ve kontrol kartı arızalanırken bunların maliyeti bin 400 Lira. Kırılan lojman girişindeki süs havuzunun etrafındaki armatür ve projektörün maliyeti 710 Lira. Alışveriş merkezinde kırılan market camının maliyeti 20 Lira. Yeni adliye binası otoparkının 250 metre uzunluğundaki dekoratif tel ve direkleri zarar görürken, bunların maliyeti 12 bin Lira. Hasar tespitlerinin işçilik dâhil hesaplanan maliyeti ise KDV hâriç 23 bin 974 Lira”.

***

Başbakan’ın emri olmadan(!) kendi öz iradeleriyle harekete geçen Başsavcılık bu kararları verdi.

Bu absürditeyi kimse “yutmaz” çünkü milleti galeyana getirmek için özellikle yapılıyor her bir şey.

Daha önce “çifte-açmaz”, “Pavloviyen şartlandırma” ve “Seligmaniyen öğrenilmiş ahmakça iyimserlik” mekanizmalarından bahsetmiştim.

Görünen o ki, ABD fena hâlde köşeye sıkıştı ve Başbakan’ın da sultanlık sevdâsını kullanarak işi ivmelendirmeye (müzikte accelerando diye geçen terim) karar verdiler ama bu bestenin armonisi de, kompozisyonu da bozuk, makam da tutmuyor; olsa olsa agitato diye tasvir edilebilir! Kore’de garip işler dönüyor, KKTC elden gidiyor, Rusya uyanıyor, Çin gürlüyor.

ABD’nin çene deformiteli Dışişleri Bakanı John Kerry, daha önce hem kendisi, hem de selefi Hillary Clinton tarafından kullanılan “Türk halkı” (Turkish nation/Turkish people) ifâdesini “Türkiye vatandaşları” ifâdesi ile değiştirdi. Aslında burada kullanılan “citizens” lâfı Amerikanca’da sâdece “tebaa, vatandaş, uyruk” anlamlarının hâricinde “halklar” anlamına da gelir çünkü oranın yönetim tarzı ve kavramı böyledir.


Sık sık da gelecekmiş...

Silivri’ye giden epey kişiyle konuştum (sıhhatim elvermediği için ben yoktum); olaylar tam aksine cereyan etmiş ve şehir suyuna karıştırılmış olarak göstericilerin üzerine biber gazı sıkılmış. Milletvekilleri, üniversite mensupları, öğretim üyeleri, sivil toplum hareketlerinin liderleri, mensupları, gazeteciler… Hepsi nasibini almış.

2847 kez okundu
0