Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

ERGENEKONZEDELER İÇİN KURTULUŞ UMUDU

Bu yazı herkes için bir ümit, bir umut, hâttâ bir kurtuluş olacak. Önce mesel, sonra mes'ele:

***

Bir varmış, bir yokmuş.

Kadı'nın tekinin, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sâhibini bekleyen nefis bir ördek var. Kadı, fırıncıya "ben bunu aldım" demiş.

Kadı'ya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sâhibi gelmiş: "Hani bizim ördek" demiş.

Fırıncı boynunu büküp "uçtu" deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...

Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hâmile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş...

Ördeğin sâhibi "bu adam ördeğimi hiç etti" diye şikâyet etmiş.

Kadı, fırıncıya sormuş: "Ne yaptın bu adamın ördeğini"?

Fırıncı "uçtu" demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış: "Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O hâlde ördeğin uçması suç değil" diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Okumaya devam et
  3608 Hits
  0 yorum
3608 Hits
0 yorum

ABG ABG'Yİ VURDU, OLAN BİZİM ÇOCUKLARA OLDU!

Plânın aşama aşama uygulanmasını seyretmeğe devam ediyoruz. Pearl Harbor'da 7 Aralık 1941'de Japon kamikazeleri Hawaii'de Oahu adasındaki Amerikan Ordusu'nu vurdular. 12 savaş gemisi ya battı, ya da ağır hasar gördü. 1888 uçak berhava edildi. 2403 asker ve 68 sivil hayatlarını kaybetti. Bununla beraber, üç uçak gemisi, önemli tankerler, denizaltılar ve fabrika gemileri limanda değildi; onlara hiçbir şey olmadı.

Sonra?

ABG, Güney Pasifik'teki Tinian Adası'ndan Albay Paul Tibbets yönetimindeki Enola Gay isimli B-29 uçağı, 6 Ağustos 1945 sabahı "Little Boy - Küçük Oğlan" isimli çok gizli bir yükle havalandırdı. Bu gizli yük atom bombası idi ve ilk kez kullanılacaktı. 10 000 metre yükseklikten saat 8.13'te atılan bomba saat 8:15'te Japonya'nın güzel şehri Hiroşima'nın 580 metre üzerinde patladı. İlk anda 70.000 insan buharlaştı. Yüksek sıcaklıktan dolayı asfalta yapışan insanlar insanın içini ürpertmekteydi. Bir hafta boyunca şehre asit yağdı. İki ay içerisinde radyasyon sebebiyle 70.000 insan daha hayatını kaybetti. 60 000 kişi de beş yıllık süre içerisinde vefat edince Hiroşima'nın bilânçosu ilk beş yılda 200.000 insanın ölümü, on binlerce insanın da sakat kalması oldu.

d]

Bu yetmedi, üç gün sonra (9 Ağustos 1945'te) sıra "Fat Man - Şişman Adam" isimli plütonyum bombasına gelmişti. Bu bomba için hedef Fukuoka şehri idi. Fakat hava kapalı olduğu için Nagazaki tercih edildi. Saatler 11:02'yi gösterirken 21 ton patlayıcının gücüne sâhip bomba Nagazaki'yi cehenneme çevirdi. 75.000 kişi ânında kavruldu. Bir o kadar kişi de beş yıllık süre içerisinde can verdi. Radyasyon sebebiyle toprağın ve suların zehirlenmesini ve daha uzun vâdedeki zararları hesap etmesek bile ilk beş yılda Hiroşima ve Nagazaki'de 350.000'i aşkın sivilin ölmüş olması, bizlere insan haklarının savunuculuğuna soyunmuş olan Amerika'nın insan sevgisi(!)nin boyutu hakkında bilgi vermeye yeter.

Sonradan bunun tamamen plânlı ve programlı şekilde yapıldığı, ABG'nin Pearl Harbor saldırısına bilerek göz yumduğu defalarca açıklandı, filimler çekildi.

Okumaya devam et
  5486 Hits
  0 yorum
5486 Hits
0 yorum

BÜYÜK KULÜP YAZIM HAKKINDA ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA!

MKD (09.07.2008 Çarşamba. 17:27): Biraz önce Büyük Kulüp'ten aradılar.

Meğer bu yazıyı ciddiye alan bâzı üyeler olmuş. Doğrusu çok şaşırdım.

Alenen atılan çamurla dalga geçen, "Bunların, bunca zırvalığı yazanların ne utanması ne de ahlâkı var!" diye bitirdiğim ironiyi görememişler. Azıcık dikkatle tekrar kıraat edilirse, VAKİT denen zırvalık gazetesinin haberiyle ta baştan "dalga geçtiğimi", Büyük Kulüp'ün cevaplarını koyduğumu, en sonunda da, üyesi olmaktan şeref duyduğum kulübe atılan çamurlarla istihza eyleyip, iddiaları aşağıladığımı eminim ki alınganlık gösteren üyeler de fark edeceklerdir.

Artık mizah yapmak bile zorlaştı; neyse...

   Sanırım erken alınan bir toplum olduk diye son bir de şaka yapayım.

      Bütün Büyük Kulüp yârenlerime selâmlar, sevgi ve saygılar.

]

Okumaya devam et
  3964 Hits
  0 yorum
3964 Hits
0 yorum

Obsesif Kompulsif Hastalık/Bozukluk ile İlgili Sorular ve Cevapları

1. Çevremize baktığımızda herkesin birer takıntısı var. Peki, bunun bir hastalık olduğu nasıl anlaşılıyor?

Ufak tefek takıntılar toplumun %90'ına yakınında vardır. Bâzısı kültürden ve/veya bâtıl itikatlardan kaynaklanır: Kötü bir şeyden bahsedilince "Allah korusun deyip üç kere tahtaya vurma bunun tipik örneği. Çeşitli hayvanlardan korkma da sık rastlanan bir durumdur; kara kedi görünce başına bir felâket geleceğini düşünmek de buna bir örnek. Bu gibi mâsumca takıntıların hiçbir mahzuru yoktur; hâttâ elini üç kere tahtaya vurunca rahatlayan kişiye stresten kurtulma anlamında faydası dahi olur. Prensip olarak, bu davranışları sergileyen insanlar aslında saçma olduklarının farkındadırlar ama gene de yaparlar.

Buna karşın, eğer takıntılar kişinin hayatının ciddi bir kısmını kaplıyor veya kapsıyorsa, meslekî, âilevî, toplumsal ve akademik performansında işlev kaybına yol açıyorsa, bu takdirde bu durum bir "hastalıktır". Meselâ mütedeyyin bir Müslüman beş vakit namaz kılmazsa huzursuzluk duyar; bu kültürel açıdan çok normâldir. Ama "ya şu duayı eksik okudumsa, ya secdeye başımı yanlış koduysam diye gününün neredeyse tamamını namaz kılarak geçirmeye başlamışsa, hastalık da başlamış demektir. Sorulduğunda da "biliyorum, bu çok saçma ama ne yapayım, elimde değil" cevabını alırsınız.

2. Takıntısı olan herkes obsesif mi?

Halk arasında "saplantı" veya "takıntı" diye isimlendirilen obsesyon terimi eski Lâtince'de "rahatsız etme anlamındaki "obsideratum veya "obsidere kelimesinden gelir. Fransızca "idee fixe veya idée fixede benzer anlam taşır, sâbit fikir demektir. Türkçeye de "idefiksli adam diye geçmiştir. Kişinin iradesi dışında kafasına takılan, musallat olan ve istenmeyen düşünce, fikir veya imajlar demektir.

Kompulsiyon (zorlantı) ise eski İngilizce'de, Anglo-Fransız veya Yakın dönem Lâtincesi'ndeki compulsion, compulsi'dan, gene Lâtince compellere'den gelir (zorlama, icbar, mecbur etme). Kompulsiyonlar, genellikle obsesyonları nötralize etmek veya rahatlatmak için yapılan hareketler veya zihinsel eylemlerdir.

Tipik bir örnek verecek olursak, eğer ellerini üç kere yıkamazsa sevdiklerinin başına kötü bir şey geleceğini, günaha gireceğini düşünen (obsesyon) kişi ellerini üç kere yıkar (kompulsiyon); bunu yaparken saçmalığının da farkındadır (içgörü yerinde). Sâdece böyle kalıyorsa sorun yoktur. Ama, "ya tam üç kere yıkamadıysam, hatalı saydıysam veya tam temizlenemediysem diye kafaya takıp (obsesyon) bu sefer üç kere daha, o da yetmeyip "üç kere üç dokuz eder diye dokuz kere yıkarsa (kompulsiyon) ve bu böyle uzayıp giderse, işte hastalık başlamış demektir; bekârlarda evlilerden daha fazla görülür.

Takıntıları olan kişilerde genel olarak "Obsesif Kompulsif Bozukluğa veya Hastalığa dâir eğilimler söz konusudur. Ama her takıntılı kişi hasta değildir. "Obsesif Kompulsif Hastalık veya Bozukluk demek için ise yukarıda anlattığım üzere, düşünce ve davranışların işlevsellik kaybına yol açması ve kişinin adaptasyonunu bozması gerekir.

Çok ağır vak'alar evden dahi çıkamayan, âdeta kronik bir şizofrenler gibi düşkün bir duruma düşerler. Bir kısmında da şizofrenik belirtiler ortaya çıkar ki, Bunlara "Şizo-Obsesif Hastalar" deniyor.

3. Ne zaman tehlike çanları çalıyor?

Obsesyonlar ve kompulsiyonlar kişinin uzun zamanını alıyorsa (meselâ yıkanıp temizlenme ve ritüeller sebebiyle obsesif gecikme varsa), bir yerden bir yere yetişmesini veya işine, okuluna gitmesini geciktirecek kadar şiddetliyse, randevularına geç kalmasına veya kaçırmasına yol açıyorsa, âilevî ve toplumsal ilişkilerini örseliyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.

Okumaya devam et
  9943 Hits
  0 yorum
9943 Hits
0 yorum

SANSÜRLENMEDEN MUTLAKA SEYREDİN!

Sevgili Okurlarım,

Dehşetler içindeyim.

Sansüre uğramadan, şu videoyu seyredin:

Saygılarımla.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 08 Temmuz 2008 Salı

Okumaya devam et
  6853 Hits
  0 yorum
Etiketler:
6853 Hits
0 yorum