Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

KÜÇÜK KIZLAR(IY)LA SEVİŞEN YAŞLI ADAMLAR

Son günlerde arka arkaya gündeme bomba gibi azgın tekelerin genç hâtunlarla ilişkileri düşmekte. Ama iş öz kızıyla karıkocalık yaşayan ve sakat doğan bir çocuklarını da kızartan, 14 yaşındaki kızı yalayıp öpüp anasını da hâlleden, öz kızıyla alenen karıkocalık yapan ve kız bebeklerin dahi din adına ırzına geçenlere varınca, iş değişti.

Önce spesifik örnekler vereyim. Mormonlar hikâyesini ayrıca ele alacağım.

61 Yaşındaki Adam Öz Kızıyla Olan Sıra Dışı İlişkisini Televizyonda Anlattı.

Avustralya öz kızı ile ilişki yaşayan ve çocuk sâhibi olan 61 yaşındaki John Deaves'i konuşuyor. Kanal 9'da yayınlanan 60 Dakika isimli programa konuk olan John Deaves ve öz kızı 39 yaşındaki Jenny Deaves'le ilişkisini anlatmış. 30 yıl önce eşinden ayrılan ve bu evlilikten bir kızı dünyaya gelen John Deaves daha sonra âilesi ile olan bütün bağlarını koparmış.

]

Babasını bulma ümidi ile araştırmaya başlayan kızı uzun araştırmalar sonunda izine ulaşmayı başarmış. Tanıştıktan bir hafta sonra aralarında farklı bir yakınlaşma olduğunu söyleyen ve daha sonra büyük bir aşk yaşamaya başlayan baba-kız, ilerleyen zamanda bir de çocuk sâhibi olduklarını söylemişler.

Jenny Deaves babasıyla yaşadığı ilişki hakkında, "onu gördüğüm zaman fena biri olmadığını fark ettim" demiş. Aralarında yaşanan ilişkinin bir gece kulübünde karşısındaki erkeğe bakmak kadar normâl olduğunu iddia eden Jenny Deaves, "ben ve John olgun insanlarız ve verdiğimiz kararı kendimiz biliyoruz. Bu yaşadığımız ilişkiye diğer insanlardan anlayış ve saygı bekliyoruz" diye konuşmuş. Babası John Deaves ise ilk başta kızı ile birlikte olma fikrinin kendisine garip geldiğini belirterek, "duygular bâzen mantığın önüne geçiyor ben de sâdece kalbimi dinledim. Umarım insanlar bunun farkındadır" demiş. Yasal olmayan ilişki yaşadıkları için gözaltına alınacağını bildiklerini söyleyen baba ile kızı "normâl mutlu yaşantılarına ve ilişkilerine devam etmek istediklerini" eklemişler.

Bu arada, Jenny Deaves'in daha önceki ilişkisinden de iki çocuğunun olduğu anlaşılmış. Baba ve kızın yaşadıkları ilişki ile ilgili olarak Avustralya Federal Polisi harekete geçerek araştırma başlatmış.

***

Okumaya devam et
  27210 Hits
  0 yorum
27210 Hits
0 yorum

Rıza Zelyut'un Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği İsimli Yeni Kitabı

"Türk'ün bilinen en eski tarihinden beri, Türk kadınının durumu, toplum içindeki varlığı, konumu hiç bu kadar kötü olmamıştı" diyor gazeteci yazar Rıza Zelyut.

"Bakınız, Göktürk Yazıtları'nda önce anneye saygı sunulur. Oğul, odaya girdiğinde önce annenin elini öper, sonra babanın; bütün kararlarda kadına danışılır. Şenliklerde, şölenlerde, ağıtlarda kadın erkeğin yanındadır, toplumun vazgeçilmez, temel taşıdır. Göktürkler'de, Hazarlar'da, Oğuzlar'da, Büyük Türk Hakanlığı'nda da böyle idi, Osmanlı Devleti 'Arabist' düşünceye geçmeden önce de. Sonraki yıllarda yavaş yavaş ne yazık ki bu günkü durumuna geldi".

Rıza Zelyut kadının hayatındaki değişikliğin sebebini, "Arabizm'in eseri olan sahte dinci ideolojilerle kandırılması, aktif hayat biçiminden uzaklaştırılması" olarak gösteriyor ve ekliyor: "Tarihte Türk kadını, erkekle birlikte hayatın içindedir. Hâttâ zaman zaman fetihçi gücün bir parçasıdır da. Çin'e egemen olan Hun Yabgusu'nun 10 bin kişilik kadınlardan kurulu Amazon ordusunu hatırlayalım. Savaşçı kadınlar. Ama bu gün kadınlarımız ne yazık ki gönüllü biçimde kendilerini kapatıp, erkekten ve toplumdan uzak bir dünyâya yöneliyorlar. Toplumun silkelenip çağdaş seviye hedefine yeniden yönelmesi için kadınlarımız hangi milletin kadını olduklarını hatırlamalı, Amazon ruhlarını canlandırmalı, uyandırmalı".

"Günümüzde Cumhuriyet değerleri yerine getirilmeye çalışılan İslâmcı değerler nedeniyle son yirmi yılda kadınlarımız toplumdaki yerlerini kaybetmişlerdir.

Tarihteki Türk kimliğinden, devlet yapısından farklı bir yapıya, kimliğe yönelişin simgesel ismi midir 'Yeni Osmanlıcılar'. Kimdir bunlar"?

"59. Hükûmet Dönemi'nde Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda oturan Ömer Dinçer, 1995 tarihli bir makalesinde 'Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin yerini, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesindeyim' demişti. Yeni Osmanlıcılar işte bu zihniyeti paylaşanlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun değerlerine karşı tavır alanlar, Osmanlı'yı yüceltmeye çalışıyor, Osmanlı tipi devlet kurmaya çalışıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı alternatif bir model oluşturmaya çalışıyorlar. 'Cumhuriyetle savaşmak için bir devlet modeli gerekiyor' diyorlar; Osmanlı devletini seçiyorlar. Şeriat hukukunu birden dayatamıyorlar. Şeriat hukukunu demokratik ortamda uygulayamayacaklarını bildiklerinden cemaatçiliğe yöneliyorlar. Her yerdeler. Tarikatçı fikirler Türkiye'nin kurtuluşu için çözüm olarak öne çıkarılıyor".

Okumaya devam et
  3736 Hits
  0 yorum
3736 Hits
0 yorum

LİDERLERİMİZ BAĞIRIYOR, BALIKÇILARIMIZ ÖLDÜRÜLÜYOR, MEHMETÇİK ŞEHİT DÜŞÜYOR, DEVLETLÛ YAHUDİLER'LE ARAPLAR'I BARIŞTIRIYOR!

Şu anda CHP'nin başkanı bağırıyor; nerede mi, kendi partisinin kurultayında. Kendi soruyor, sonra kendisi cevaplıyor ve müthiş bir öfke içerisinde. Öyle böyle değil.

O da az sonra...

İktidar Partisi'nin başkanı da kendi partisinin toplantılarında kükrüyor. Bâzen o kadar öfkeleniyor ki, "hah, işte şimdi ya kendi kendini dövecek ya da birisini pataklayacak" diye asabımız bozuluyor. Aslında kadrolu şamar oğlanları tutsalar bu partiye, ne iyi olur. Çünkü bir hitabet üslûbu olan öfkesi yüzünden Devletlû'nun bâzen kan şekeri düşüp "nöbet(!) filân geçiriyor; hiç olmazsa din iman aşkına zâten vurduğu yerde gül biteceğini bekleyen şamar oğlanını biraz pataklayıp stres atar. Partililer de hep bir ağızdan tekbir getirirler ve rahatlarlar. Benden teklif ve tavsiye etmesi.

Sanırım Baykal, Devletlû'dan bilerek veya bilmeyerek kopya çekiyor. Onun gibi bağırıp çağırıyor. Ama olmuyor, beceremiyor. Çünkü Devletlû'nun hitabet eğitimi var. Senelerce bu konuda tâlim etmiş. Eğer konuşmalarının prozodisini takip ederseniz, ne zaman crescendo ne zaman decrescendo, ne zaman agitato ne zaman rallentendo yapacağını çözebiliyorsunuz (sevgili HCÖ bu terimleri bilir). Baykal ise bir Beyaz Türk(!); kabadayılığı beceremiyor.

Zâten amacı iktidara gelmek filân da değil Baykal'ın. Buna gerçekten inanan bir aklı başında kişi olduğunu sanmıyorum. İnanılmaz derecede ahmakça bir çıkışla Genel Kurmay'ı karşısına alıp AKP'nin yanına iten, normâl konuştuğunda da "ıgggh, eegghhh filân deyip ikide bir gırtlak temizleyen Baykal'dan ne köy olur, ne de kasaba. Partisinin de hiçbir ciddi atılımı, açılımı, plânı, programı yok. Bu sebeple de ikide bir Devletlû'nun istihzalarına mâruz kalıyor, "bize adam gibi muhalefet lâzım diye dalgasını geçiyor.

Bakın, şu anda (13:38) Baykal partisinin mütevâzi olduğunu söylüyor. Yâni CHP, paralel (koşut) imiş; Türkiye'yi idare etme adayı Türkçe bilmiyor! Mütevâzı yâni alçakgönüllü demeyi öğrenememiş.

MHP'nin spiker Genel Başkanı da gözünü yazılı metinden kaldırdığı anda hiddet saçıyor (yukarıda resmi vardı).

Okumaya devam et
  3695 Hits
  0 yorum
3695 Hits
0 yorum

Ayşe Arman'ın Üstün Öngel'le Yaptığı DEPRESYON Röportajı veya Rezaleti!'

19 Nisan 2008 tarihli Hürriyet'te bu güzel muhabiremizin Tarsus Amerikan Koleji'nden ağabeyi olan Üstün Öngel'le bir röportajı neşredildi (Ayşe'yi yakinen tanıdığımı, daha önce benimle de bir röportaj yaptığını ön bilgi olarak vereyim). Önce onu nakledeyim:

***

Antidepresan eşittir çağdaş muska

Sosyal psikolog Üstün Öngel. Farklı bir ses. Sivri bir ses. Adana'da kurduğu Psikolojik Yardım Derneği Türkiye'nin ilklerinden. Çevresinden çok övgü alıyor. Âilelere ve çocuklara evde destek programı uyguluyor.


Sosyal Psikolog Üstün Öngel

Çok sıkı bir iş yapıyor. Aynı zamanda da antidepresanlar hakkında sert görüşler öne sürüyor. Adam kafadan karşı! Ve kafa atıyor! Kime? Psikiyatriye ve psikiyatristlere (MKD: Ayşe'nin üslûbuna dikiz). İlâçların sorunu çözmediğini, üstünü örttüğünü iddia ediyor. O, öyle düşünüyor. Ama mutlaka karşı görüşte olanlar, farklı düşünenler de vardır. Bu sayfa onlara da açık. Önümüzdeki günlerde "Hayır kardeşim antidepresan faydalıdır! diyen psikiyatristlerle de konuşmak isterim (MKD: Allah [cc] râzı olsun Ayşe; bize bu imkânı tanıdığın için minnettarız vallahi).

Depresyonda ilâç kullanımı çok mu yaygın?

Hem de nasıl. İnkârın kol gezdiği, bilincin mumla arandığı bu dünyada, ilâç, elbette en büyük kolaycılık. İlâçla yasadışı maddeleri ayıran tek şey, birinin doktor eliyle reçete edilmesidir (MKD: Vay ki vay).

Siz ikide bir doktorların depresyonun d'sini gördüklerinde ilacı dayadıklarını söylüyorsunuz.

Okumaya devam et
  11781 Hits
  8 yorum
11781 Hits
8 yorum

ALLAH NEDİR?

Başlığı görenler benim "kafayı yediğimi" düşünebilir.

Şimdilik hayır.

Sâdece, bana özel mesaj yollayan bir ziyaretçimle olan muhavereyi nakledeceğim; okuyunca, başlığın ne olup olmadığı ortaya çıkacak sanırım.

***

Sayın Kerem Doksat Hocam,

Yazılarınızı ve sizi www.keremdoksat.com sitenizden takip etmekteyim. Felsefeye ve bilime ilgi duyan biriyim. Bir süredir üzerinde düşündüğüm ve işin içinden bir türlü çıkamadığım bir konu var. Eğer izin verirseniz onu sizinle paylaşmak ve fikirlerinizi almak isterim. Değerli zamanınızı almadan kısa da olsa cevap verirseniz çok mutlu olacağım Sayın Hocam. Aşağıda sorumu bulabilirsiniz:

1. Sonsuzluk dışı olmayan, bu anlamda sınırları olmayandır. Ve sonsuzluk tanımlanamaz, tanımlanabilen sonlu olanlardır. Bu durumda sonsuz nötr olan kutupsuz olandır, toplamı sıfırdır, bir yöne eğilimi yoktur, sıfatları yoktur. Sonsuzluk tanımlanamaz evet ama sonsuzluğa nötr veya kutupsuz dediğimiz zaman da bu bir tanımlama oluyor. Sonsuzluk hakkında konuşmaya düşünmeye başladığımız anda tanımlama yapmış oluyoruz. Ona bir şekilde sıfat yüklüyoruz. Tanımlama yapmadan ne konuşabiliyoruz ne de düşünebiliyoruz. Hâttâ öyle ki sonsuz tanımlanamaz derken bile aslında onu tanımlamış oluyoruz. Ne yaparsak yapalım bir tanımlama var işin içinde. Ama tanımlamak da yanlış. İşte paradoks ve kafamı karıştıran nokta bu.

2. Vahdet-i Vücûdun anlattığı Allah ile sonsuzluk sizce örtüşüyor mu? Yani Allah = Sonsuzluk mu sizce? Allah hakkında bir yandan 99 sıfatı olduğu söylenir, bir yandan da "Allah tüm isim ve sıfatlardan münezzehtir" denilir tıpkı sonsuzluk gibi. Ama münezzeh olmak da en nihâyetinde bir sıfattır. Buralarda çelişkiler yok mu? Ayrıca Tanrı için eğilimi ve sıfatı yok dersek (sonsuzda olduğu gibi) bu sefer onu durağan yapmış oluruz, burada da bir eksiklik var sanki. Fakat O'nu tanımladığımız zaman da bu sefer sonlu hâle getirmiş oluyoruz. Yâni sonlu alandaki kavramlarla sonsuzu tanımladığımız zaman kategorik hataya düşmez miyiz? Acaba her târif/tanımlama ifâde ettiği kavramın sınırlarını çizer mi sizce?

Okumaya devam et
  4834 Hits
  4 yorum
4834 Hits
4 yorum