Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ANAM BENİM

Amasya'da Giriftzen Âsım Bey'in yarı Çerkez, güzel mi güzel son karısından dünyaya gelmiş. Babası Hakk'a teslim olduktan kısa süre sonra annesi de göçmüş ebediyete. Ablası Nimet (Arkan) Hanım toplamış bütün kardeşleri, onlara analık edip İstanbul'a göçmelerini sağlamış ama iki erkek kardeşiyle trende Amasya'dan İstanbul'a giderken üç gün boyunca gözünü kırpmamış henüz 10 yaşındaki Neclâ. Hâlâ babasının girift çaldığı parmaklarını ve onun kucağına uzanışını hatırlıyor; hâttâ geçerken giriftin nağmelerini işiten koyunların durup dinlediklerini de hatırlıyor...

Hepsi çok meşakkat çekmiş hayatta.

Bin bir güçlükle ama şerefle, haysiyetle bütün âile okumuş ve herkes bir şeyler olmuş. Musa Süreyya Bey konservatuar kurmuş (çoktan vefat etti), Rebiî Bey şimdi ortalarda olmayan bir bankanın reklâm müdürü (şimdilerde o da, oğlu Lemi de çok hasta), Âsım Bey ressam ve müzisyen (taş gibi maşallah), Selâhattin Bey musikîşinas (Işıl Yücesoy'un babası, ALS'den kaybettik epey önce), besteci ve konservatuar hocası, Muazzez (Kurdoğlu) Hanım (tiyatro ve sinema san'atçısı) vs.

Okumaya devam et
  4505 Hits
  0 yorum
4505 Hits
0 yorum

BEŞİR FUAD'IN (1852 - 1887) ve TÜRKİYE'NİN İNTİHARI

Memleketin hâl-i pür melâlinden hareketle, bu yabancılaşmaya ve Kürtleşme'ye nasıl geldiğimizin, getirildiğimizin, yâni toplumca ve topluca intihar edişimizin izahı arayışı içerisindeyken Beşir Fuad'ı anmak istedim. "Gâvur Cizvit mektebi, millî Harbiye, hârpler, san'atkârane yaratıcılık ve âilevî yüklülük içerisinde" oradan oraya savrulan, sonunda vücudunu ontogenetik psişeye teslim etmeyi tercih eden sıra dışı bir mütefekkiri.

***

Beşir Fuad, 1852 yılında dünyâya gelir. Âilesi hakkında fazla bilgi mevcut değil. Bilinen en eski âile üyesi, baba tarafından akrabası olan Abdülhamid'in başmabeyincisi Gürcü asıllı Hamdi Mahmud Paşa'dır. Babası Hurşit Paşa Adana'da mutasarrıflık yapmıştır. Annesi hakkındaki tek bilgi ise 1886 Mart'ında "delire de persecution'dan (hezeyan-ı tazallüme: kötülük edilme hezeyanları, yâni paranoid bir tablo) öldüğüdür.

Maddî açıdan varlıklı bir âilesi olan Beşir Fuad tahsiline Fatih Rüştiyesi'nde başlar. Âilesinin Suriye'ye geçmesiyle tahsilini buradaki Cizvit okulunda sürdürür. 1867-1870 yılları arasında İstanbul'da Askerî İdadî'de okur. 1871'de girdiği Mekteb-i Harbiye'yi bitirince yâver olarak Abdülaziz'in sarayında görev yapmaya başlar.

1875-1876 Sırp savaşlarına katılır. Yâverliği 1876 yılına kadar süren Beşir Fuad gönüllü olarak 1877/1878 Rus Savaşı ve Girit isyanlarında da görev yapar. Beş yıl kadar Girit'te kalır. Bu süre zarfında Almanca ve İngilizce öğrenir. İstanbul'a döner ve 1881-1884 yılları arasında kolağası olarak çeşitli görevlerle askerlik sahasında çalışmayı sürdürür.

Okumaya devam et
  4965 Hits
  0 yorum
4965 Hits
0 yorum

KÜÇÜK KIZLAR(IY)LA SEVİŞEN YAŞLI ADAMLAR

Son günlerde arka arkaya gündeme bomba gibi azgın tekelerin genç hâtunlarla ilişkileri düşmekte. Ama iş öz kızıyla karıkocalık yaşayan ve sakat doğan bir çocuklarını da kızartan, 14 yaşındaki kızı yalayıp öpüp anasını da hâlleden, öz kızıyla alenen karıkocalık yapan ve kız bebeklerin dahi din adına ırzına geçenlere varınca, iş değişti.

Önce spesifik örnekler vereyim. Mormonlar hikâyesini ayrıca ele alacağım.

61 Yaşındaki Adam Öz Kızıyla Olan Sıra Dışı İlişkisini Televizyonda Anlattı.

Avustralya öz kızı ile ilişki yaşayan ve çocuk sâhibi olan 61 yaşındaki John Deaves'i konuşuyor. Kanal 9'da yayınlanan 60 Dakika isimli programa konuk olan John Deaves ve öz kızı 39 yaşındaki Jenny Deaves'le ilişkisini anlatmış. 30 yıl önce eşinden ayrılan ve bu evlilikten bir kızı dünyaya gelen John Deaves daha sonra âilesi ile olan bütün bağlarını koparmış.

]

Babasını bulma ümidi ile araştırmaya başlayan kızı uzun araştırmalar sonunda izine ulaşmayı başarmış. Tanıştıktan bir hafta sonra aralarında farklı bir yakınlaşma olduğunu söyleyen ve daha sonra büyük bir aşk yaşamaya başlayan baba-kız, ilerleyen zamanda bir de çocuk sâhibi olduklarını söylemişler.

Jenny Deaves babasıyla yaşadığı ilişki hakkında, "onu gördüğüm zaman fena biri olmadığını fark ettim" demiş. Aralarında yaşanan ilişkinin bir gece kulübünde karşısındaki erkeğe bakmak kadar normâl olduğunu iddia eden Jenny Deaves, "ben ve John olgun insanlarız ve verdiğimiz kararı kendimiz biliyoruz. Bu yaşadığımız ilişkiye diğer insanlardan anlayış ve saygı bekliyoruz" diye konuşmuş. Babası John Deaves ise ilk başta kızı ile birlikte olma fikrinin kendisine garip geldiğini belirterek, "duygular bâzen mantığın önüne geçiyor ben de sâdece kalbimi dinledim. Umarım insanlar bunun farkındadır" demiş. Yasal olmayan ilişki yaşadıkları için gözaltına alınacağını bildiklerini söyleyen baba ile kızı "normâl mutlu yaşantılarına ve ilişkilerine devam etmek istediklerini" eklemişler.

Bu arada, Jenny Deaves'in daha önceki ilişkisinden de iki çocuğunun olduğu anlaşılmış. Baba ve kızın yaşadıkları ilişki ile ilgili olarak Avustralya Federal Polisi harekete geçerek araştırma başlatmış.

***

Okumaya devam et
  27640 Hits
  0 yorum
27640 Hits
0 yorum

Rıza Zelyut'un Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği İsimli Yeni Kitabı

"Türk'ün bilinen en eski tarihinden beri, Türk kadınının durumu, toplum içindeki varlığı, konumu hiç bu kadar kötü olmamıştı" diyor gazeteci yazar Rıza Zelyut.

"Bakınız, Göktürk Yazıtları'nda önce anneye saygı sunulur. Oğul, odaya girdiğinde önce annenin elini öper, sonra babanın; bütün kararlarda kadına danışılır. Şenliklerde, şölenlerde, ağıtlarda kadın erkeğin yanındadır, toplumun vazgeçilmez, temel taşıdır. Göktürkler'de, Hazarlar'da, Oğuzlar'da, Büyük Türk Hakanlığı'nda da böyle idi, Osmanlı Devleti 'Arabist' düşünceye geçmeden önce de. Sonraki yıllarda yavaş yavaş ne yazık ki bu günkü durumuna geldi".

Rıza Zelyut kadının hayatındaki değişikliğin sebebini, "Arabizm'in eseri olan sahte dinci ideolojilerle kandırılması, aktif hayat biçiminden uzaklaştırılması" olarak gösteriyor ve ekliyor: "Tarihte Türk kadını, erkekle birlikte hayatın içindedir. Hâttâ zaman zaman fetihçi gücün bir parçasıdır da. Çin'e egemen olan Hun Yabgusu'nun 10 bin kişilik kadınlardan kurulu Amazon ordusunu hatırlayalım. Savaşçı kadınlar. Ama bu gün kadınlarımız ne yazık ki gönüllü biçimde kendilerini kapatıp, erkekten ve toplumdan uzak bir dünyâya yöneliyorlar. Toplumun silkelenip çağdaş seviye hedefine yeniden yönelmesi için kadınlarımız hangi milletin kadını olduklarını hatırlamalı, Amazon ruhlarını canlandırmalı, uyandırmalı".

"Günümüzde Cumhuriyet değerleri yerine getirilmeye çalışılan İslâmcı değerler nedeniyle son yirmi yılda kadınlarımız toplumdaki yerlerini kaybetmişlerdir.

Tarihteki Türk kimliğinden, devlet yapısından farklı bir yapıya, kimliğe yönelişin simgesel ismi midir 'Yeni Osmanlıcılar'. Kimdir bunlar"?

"59. Hükûmet Dönemi'nde Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda oturan Ömer Dinçer, 1995 tarihli bir makalesinde 'Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin yerini, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesindeyim' demişti. Yeni Osmanlıcılar işte bu zihniyeti paylaşanlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun değerlerine karşı tavır alanlar, Osmanlı'yı yüceltmeye çalışıyor, Osmanlı tipi devlet kurmaya çalışıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı alternatif bir model oluşturmaya çalışıyorlar. 'Cumhuriyetle savaşmak için bir devlet modeli gerekiyor' diyorlar; Osmanlı devletini seçiyorlar. Şeriat hukukunu birden dayatamıyorlar. Şeriat hukukunu demokratik ortamda uygulayamayacaklarını bildiklerinden cemaatçiliğe yöneliyorlar. Her yerdeler. Tarikatçı fikirler Türkiye'nin kurtuluşu için çözüm olarak öne çıkarılıyor".

Okumaya devam et
  3960 Hits
  0 yorum
3960 Hits
0 yorum

LİDERLERİMİZ BAĞIRIYOR, BALIKÇILARIMIZ ÖLDÜRÜLÜYOR, MEHMETÇİK ŞEHİT DÜŞÜYOR, DEVLETLÛ YAHUDİLER'LE ARAPLAR'I BARIŞTIRIYOR!

Şu anda CHP'nin başkanı bağırıyor; nerede mi, kendi partisinin kurultayında. Kendi soruyor, sonra kendisi cevaplıyor ve müthiş bir öfke içerisinde. Öyle böyle değil.

O da az sonra...

İktidar Partisi'nin başkanı da kendi partisinin toplantılarında kükrüyor. Bâzen o kadar öfkeleniyor ki, "hah, işte şimdi ya kendi kendini dövecek ya da birisini pataklayacak" diye asabımız bozuluyor. Aslında kadrolu şamar oğlanları tutsalar bu partiye, ne iyi olur. Çünkü bir hitabet üslûbu olan öfkesi yüzünden Devletlû'nun bâzen kan şekeri düşüp "nöbet(!) filân geçiriyor; hiç olmazsa din iman aşkına zâten vurduğu yerde gül biteceğini bekleyen şamar oğlanını biraz pataklayıp stres atar. Partililer de hep bir ağızdan tekbir getirirler ve rahatlarlar. Benden teklif ve tavsiye etmesi.

Sanırım Baykal, Devletlû'dan bilerek veya bilmeyerek kopya çekiyor. Onun gibi bağırıp çağırıyor. Ama olmuyor, beceremiyor. Çünkü Devletlû'nun hitabet eğitimi var. Senelerce bu konuda tâlim etmiş. Eğer konuşmalarının prozodisini takip ederseniz, ne zaman crescendo ne zaman decrescendo, ne zaman agitato ne zaman rallentendo yapacağını çözebiliyorsunuz (sevgili HCÖ bu terimleri bilir). Baykal ise bir Beyaz Türk(!); kabadayılığı beceremiyor.

Zâten amacı iktidara gelmek filân da değil Baykal'ın. Buna gerçekten inanan bir aklı başında kişi olduğunu sanmıyorum. İnanılmaz derecede ahmakça bir çıkışla Genel Kurmay'ı karşısına alıp AKP'nin yanına iten, normâl konuştuğunda da "ıgggh, eegghhh filân deyip ikide bir gırtlak temizleyen Baykal'dan ne köy olur, ne de kasaba. Partisinin de hiçbir ciddi atılımı, açılımı, plânı, programı yok. Bu sebeple de ikide bir Devletlû'nun istihzalarına mâruz kalıyor, "bize adam gibi muhalefet lâzım diye dalgasını geçiyor.

Bakın, şu anda (13:38) Baykal partisinin mütevâzi olduğunu söylüyor. Yâni CHP, paralel (koşut) imiş; Türkiye'yi idare etme adayı Türkçe bilmiyor! Mütevâzı yâni alçakgönüllü demeyi öğrenememiş.

MHP'nin spiker Genel Başkanı da gözünü yazılı metinden kaldırdığı anda hiddet saçıyor (yukarıda resmi vardı).

Okumaya devam et
  3927 Hits
  0 yorum
3927 Hits
0 yorum