Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HABABAM SINIFI

Sevgili Mekâncılar,

Hababam Sınıfı, yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in  üstlendiği, Rıfat Ilgaz’ın  romanından uyarlanan 1975 çıkışlı Türk filmidir.

Özel Çamlıca Lisesi’ne yeni atanan müdür muavini ve tarih öğretmeni olan Mahmut Hoca (nam-ı diğer Kel Mahmut) kopya çeken, okuldan kaçıp maçlara giden, hocalarla sürekli kafa bulan öğrencilerle dolu okulun 6 Edebiyat A sınıfını (nam-ı diğer Hababam Sınıfı) ilginç ceza yöntemleriyle disiplin altına almaya çalışır.

Fakat aynı zamanda öğrencilerin haylazlığı dışında ciddi olaylar da yaşanmaktadır.

 

Oyuncular

Kemal Sunal - İnek Şaban

Adile Naşit – Hafize Ana

Halit Akçatepe- Güdük Necmi

Tarık Akan – Damat Ferit

Münir Özkul – Kel Mahmut, tarih hocası ve müdür muavini

Muharrem Gürses- Okul müdürü Muharrem Gür

Feridun Şaylı- Domdom Ali

Sıtkı Akçatete - Paşa Nuri, Fizik hocası

Cem Gürda- Tulum Hayri

Akil Öztuna - Akil Hoca, Felsefe hocası

Kemal Ergüvenç - Kemal Hoca

Ayşen Gruda - Yarışma Sunucusu

Ergin Orbey - Hüseyin Şevki Topuz

Ahmet Arıman- Hayta İsmail

Ertuğrul Bilda - Külyutmaz Necmi, Biyoloji hocası

Talat Dumanlı - Kürt Sıtkı, Matematik hocası

Hayri Karabey - Rıza Hoca, Coğrafya hocası

Cengiz Nezir- Bozum Cahit

Bülent İğdiroğlu - Kalem Şakir

Hakkı Karadayı - Veysel Efendi

Ekrem Düner - Doktor Bekir

Bilge Zobu - Beden Hocası

Dilaver Gür – Dilaver

Selim Naşit – Süslü Selim

Tuncay Akça – Bacaksız

Gazanfer Şener- Kikirik

Ercan Gezmiş - Postal Rıza

Bülent Onaran- Palamut Recep

Harikulâde bir filimdir; herkese hararetle tavsiye ederim.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 8 Ocak 2018

Okumaya devam et
  1283 Hits
  0 yorum
1283 Hits
0 yorum

Normal Basınçlı Hidrosefali (Adams Hakim Sendromu=

Sevgili Mekâncılar

Hastalığın ilk tanımlandığı yıllarda alçak basınçlı hidrosefali olarak tanımlanmakta idi. Yürüme, idrar yapma, algılama ve idrakte bozulmalar, normal basınçlı hidrosefalinin klasik kliniği olan bir üçlemedir (triad)

 


 

Ancak bu, üçleme her zaman görülebilir demek değildir. Hastalığın seyri ve hastalığın saptandığı dönemdeki bulgular kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Hastalığın erken dönemlerinde hastalarda sadece yürüme bozukluğu var iken bazı hastalarda henüz hastalık ilerlemesi devam ettiğinden diğer belirti ve bulgular görülebilir.

***

Bu üçleme, genellikle sinsi bir şekilde yürüme bozukluğu olarak başlar. 

İdrar tutamama şeklinde olan idrar yapma problemleri ve algılama akabinde de idrak kusurları daha sonra gelişir.

Bu ikisinden hangisinin daha erken geliştiği hakkında kesin bir yargı yoktur. 

Bu klinik tablodaki belirtilerin nasıl geliştiği hakkında genel görüş birliği sadece idrar tutamamanın da olduğudur.

Diğer ikisi hakkında genel görüş birliği yoktur.

***

İki tip normal basınçlı hidrosefali vardır: Primer (idiyopatik) normal basınçlı hidrosefali): Yapılan bütün araştırmalara rağmen belirli bir sebep bulunamaz.

***

Sekonder normal basınçlı hidrosefali: Bulaşıcı hastalık, subaraknoid kanama veya geçirilmiş kafa travmasına bağlıdır.
Görülme sıklıkları eşittir.

Her ikisinin de gidişatı aynıdır.

Aralarındaki tek fark görülme yaşıdır.

İdiyopatik (sebebi belirsiz) olanlar genellikle 60 yaştan sonra görülür, ikincil olanlarının belirli bir yaş dağılımı yoktur.

Sekonder tip (sebebi belli) olduğu yazılmadıkça birincil idiyopatik olan tip ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.

Karar verme sürecinde, izlenecek olan yol:

Hasta gerçekten İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali  (İNBH) mi?

Ameliyat uygulanmalı mı konuları üzerine odaklanır.

Hasta gerçekten İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali  (İNBH) mi?

FİZYOPATOLOJİ

Yapılan çok sayıda araştırmaya rağmen, kesin fizyopatolojik bir mekanizma ortaya konulamamıştır.

Beyin omurilik sıvısının emilimine karşı direnç artması, genel olarak kabul edilen mekanizmadır.

Klasik görüş Beyin Omurilik Sıvısının emiliminin venöz sinüslere Pacchinion granülleri yolu ile olduğudur. 

Son zamanlara intraventriküler emilimin bozulmasının daha ön planda olduğu bildirilmektedir.

Her ne kadar bu hastaların ventrikül içi basıncı normal veya hafif yüksek olsa da, olayın başlangıcında ventrikül içi basıncı yüksek olmalıdır.   
                                               ***

Adams ve Hakim’e göre (sendromu ilk tanımlayanlar) BOS geri  emilimi azalınca kafa içi basıncı artar.

Zaman içerisinde ventriküller genişler ve yeni bir kafa içi basıncı oluşur.

Bu basınç normal kafa içi basıncına eşittir veya hafif yüksektir

Bir başka görüş, kranio-spinal kompliyansın (ventriküller, subaraknoid mesafe ve intrakranial sisternaların hacim olarak BOS bulundurabilme kapasitesi) azalması sonucu normal basınçlı hidrosefalinin geliştiği yönündedir.

Bu teoriye göre; olaylar, kranio-spinal bölgede BOS hacim olarak bulundurma kapasitesinin (kraniospinal kompliyans) azalmasına bağlı olarak gelişir.

Normal şartlarda, her kalp atımında kafa bölgesinde bulunan Boyun Omurilik Sıvısı (BOS) omurilik aralığa doğru kaçar.

Eğer omurga kanal uyumu yeterli değil ise  bu durum zaman içerisinde  ventriküllerin genişlemesine yol açar. 

Normal basınçlı hidrosefali ile birlikte, Alzheimer ve diğer beyin damar hastalıkların görülmesi oldukça sıktır.

Tedaviye riayette veya damar sertliği durumlarında, Willis poligonunda Wind kessel (elastik arterlerin kalp sistolünde genişleyip, kalp diastolünde (sistol öncesi duruma dönmesi) etkisini azaltır.

Azalan bu etki sonuçta beyin dokularının aşırı kanlanmasına ve en sonunda da oluşan bu durum nedeni ile beyin parenkiminde (dokusunda) zedelenmelere yol açar.

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali de serebral, serebellar derin gri cevher bölgelerinde (putamen, globus pallidus ve nucleus kaudatus) beyin kan akımının azaldığı saptanmıştır.

Bu doku zedelenmesi sonucunda oluşan doku kaybı ventriküler genişlemesinin nedenidir.

Kan dolaşımı azalması sonrasında toksik metabolitlerin beyin dokusundan temizlenemediği ve Alzheimer hastalığının gelişiminin bu şekilde olduğu öne sürülmektedir. 

Bir başka araştırmaya göre, venöz dural sinüsler de kompliyansın azaldığı (atardamar kan barındırma kapasitesi) gösterilmiştir.

Bu durumun BOS emilimini azaltacağı tabiidir.
Aşırı kanla beslenme, periventriküler alanlarda daha belirgindir.

Şant takılmasından sonra, hipoperfüzyonun bu bölgelerde düzelme göstermesi hipoperfüzyonu ispatlamıştır.

***

İdiyopatik hidrosefali saptanan hastalarda BOS alınması (tap testi) ile bölgesel kan akımının arttığı saptanmıştır,

Hikâye

Hastanın şikâyetleri, belirtileri ve bunların gelişimi, hastanın bunama tablosu olabileceği de göz önüne alınarak, hasta yakınlarına sorularak alınmalıdır.

a-   Hastanın yaşı: Hastalar genellikle 40- 45 yaşın üzerindedir.

b-  b- Şikâyetlerinin başlangıcı: Sinsi başlangıçlıdır, genellikle en az 3- 6 aylık öykü vardır. İlerleyici özelliktedir.
c- Bu yakınmaları açıklayacak, ilave nörolojik, psikiyatrik veya sistemik hastalık yoktur.
d- Şikâyetlerinin başlamasının hemen öncesinde şikâyetlerin nedeni olabilecek beyin zarı iltihabı, kafa travması, kafa içi kanaması yoktur.
2- Klinik

c-   Yürüme bozuklukları

Hastalar geniş tabanlı olarak (ayaklar arasındaki açıklık) olarak dengesiz bir şekilde yürürler,

Adımlar arası mesafe kısadır.

Adım atıldığında, ayağın yerden yüksekliği kısadır,

Yürüme esnasında sağa-sola, öne-arkaya sallanma artmıştır,

Kendiliğinden veya itilme ile arkaya doğru devrilme eğilimi görülebilir.

Hasta kendi etrafında 180 derece dönerken, tek hareket ile dönmeyi yapamaz, bir kaç hamle ile dönmeyi tamamlayabilir,
Yürürken, ayak parmakları dışa doğru döner. 

Yürüme bozukluğu, zaman zaman Parkinson ile karıştırılabilir.

Ancak aralarında farklar vardır.

Parkinson’lu hasta yürürken hafif öne kasılarak yürürken, İNBH dik olarak yürür, Parkinson’lu hasta yürürken genellikle kollarını sallamaz, İNBH de ise sallanır.
Fizyopatolojisi:

Yürüme bozukluklarının oluşumunda, genel kabul edilen bir görüş olmayıp çok farklı teoriler bulunmaktadır.

Bunlar III ventrikül dilatasyonuı kapsüla internada bacaklara giden kortiko-spinal ileti yollarını bası altında tutması sonucu geliştiğini ileri sürer. Ancak yapılan uyartılmış motor potansiyel çalışmalar (MEPs) bu yollarda böyle bir olayın olmadığını ortaya koymuştur.

Mesezensefalon basısı veya  atrofisi: Mezensefalonun arka bölümünde, motor hareketin başlamasını sağlayan mezensefalik lökomotor bölge bulunmaktadır.

Basınç değişiklikleri ile bu bölge bası altında kalabilir veya atrofiye gider. Bu durum MR ile de ortaya konmuştur.

Sonuçta yürüme bozuklukları görülür. Bu teoriyi savunanlar, şant uygulamasından sonra mezensefalonun normal çapa geldiğini göstermişlerdir.

Ancak bu konuda genel görüş birliği yoktur.

Kortikal işlev: Eski görüşlerde, yürümenin otomatik bir fonksiyon olduğu ve minimal bir kortikal veri alınımı ile oluştuğu düşünülürdü. Ancak son çalışmalar, yürümenin algılama, dikkat ile ve uygulama şeklinde olduğunu ortaya koymuştur.

Bu işlevler, alın lobunun Brodmann’ın 9., 24. ve 32. alanlarından sağlanmaktadır. Bu bölgenin basısı ile ortaya çıkan işlev bozukluğu yürüme bozuklularını ortaya çıkarır.
b- İdrak ve kavrama işlev bozuklukları
Belirtiler;
1- Hastaları uyaranlara karşı tepki verme süreleri uzar (Psikomotor yavaşlama),
2- İnce motor işlemlerin hızında ve doğru gerçekleştirilmesinde yavaşlama,
3- Dikkat etme ve dikkatin sürdürülmesinde zorluk,
4- Hatırlamada, özellikle de yakın hatırlamada bozukluklar,
5- Kişilik ve davranış bozuklukları,
6- Birbirini takip eden işlemlerin yapılmasında zorluklar
görülebilir. 

Fizyopatolojisi ile ilgili teoriler

1- Beyaz cevher ve subkortikal gri cevherin (bazal ganglionlar) mekanik olarak gerilmesi sonucu gelişebileceği öne sürülmüştür. Ancak, çok belirgin ventrikül dilatasyonun olmadığı idiyopatik hidrosefali olan vak’alarında görülmesi ve şant uygulanmasından sonra belirgin ventrikül küçülmesi olmaksızın düzelmenin görülmesi bu varsayımı tartışılır hâle getirmiştir.

2- Basınç etkisi ile ortaya çıktığı öne sürülmüş, ancak bu çok az basınç değişikliği ile nöronal işlev bozukluğu olma ihtimalinin çok az olması nedeni ile genel kabul görmemiştir.

***

BOS’un aquaductus Sylvii’den hiperdinamik bir şekilde geçmesi öne sürülmüştür. Genel olmasa bile bazı vak’larda olabileceği kabul edilmektedir.

***

Toksin birikmesi: BOS dolaşımında yetersizlik ve yeterli BOS yapımının olmaması, bunun sonucunda da metabolitlerin atılmasındaki azalma nedeni ile böyle bir klinik tablonun oluşabileceği öne sürülmüştür.

İnterstisyel ödem: Hidrostatik olarak periventriküler bölgelerde oluşan bu ödemİn, diğer belirti ve bulgular gibi algılama ve idrak ile ilgili bozukluklara da yol açtığı düşünülmektedir.

Beyin kan akımının azalmasının, algılama ve idrak bozukluklarına yol açabileceği öne sürülmektedir.

c- İdrar Kaçırma

İdrar kaçırma şeklinde olabileceği gibi, normal sıvı alımına rağmen çok sık idrar yapma ihtiyacı olarak da görülebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta nörojenik mesane, üriner sistem patolojileri veya diabetes mellitus' tur.

Fizyopatoloji
Detrusor kasların hiperaktivitesine bağlıdır. Olayın, sağ frontal lobda bulunan işeme merkezleri ile ilgili olduğu ileri sürülmüştür.

RADYOLOJİ

Teşhiste çok önemlidir. Sadece ventrikülün genişlemiş olarak bulunması genellikle bir anlam  ifade etmez. MR en uygun tanı yöntemidir.
MR Özellikleri
Hastalarda ventrikül dilatasyonuna (ventrikülomegali) ek olarak
- BOS dolanımını engelleyen bir patoloji yoktur (non komünike hidrosefali)
- Evans indeksi > 0.3 ten büyüktür  (Şekil 4). Bu değer yaşlı hastalarda varyasyonlar gösterebilir. Frontal hornların en geniş yeri le ( şekilde A), karnyumun en geniş iç ölçümü( şekilde B) orantısı ( A / B ) bu değeri verir. 

Frontal bölgeler yuvarlak olarak görülür

 Kallosal açı < 50  derece 

Ölçüm, ventriküllerin orta bölümü seviyesinden yapılır.

Bu açının normal değeri 100-120 derecedir. Bu açının normal değeri 100-120 derece arasındadır.

- Ventrikül dilatasyonu ile mukayese edildiğinde daha az olan sulcus genişlemeleri (Şekil 1 E) görülür. Vertekse yakın bölgelerde sulcus genişlemeleri çok azdır  Bu durum Corpus callosumun incelmesi ve  yukarı doğru kalkması nedeni iledir

- Hippokampal atrofiye (Alzheimer hastalığı) bağlı olmaksızın lateral ventriküllerin temporal boynuzlarında ve 3. ventrikülde genişleme görülür. Bunun nedeni, bu bölgelerde atrofiye uğrayabilecek kadar geniş kortikal ve subkortikal doku olmamasıdır. İlerlemiş vak’alarda 4.cü ventrikül dilatasyonu görülebilir.
- Subependimal BOS kaçağının görülmesi. Beyaz daire içindeki alanlar BOS kaçağını göstermektedir.

-BOS akım boşluk sinyalinin (void sign) artmış olması: BOS boşluk görüntüsü, aslında tamamen fizyolojik bir olaydır. Bu hareket en belirgin olarak Sylvian sisterna ve Aquaduct' ta görülür. 

Kalbin her sistolünde BOS hareket eder. BOS’uun akuadukt'tan geçişinin hızlı olması sonucu görülen bir belirtidir. Bazı yazarlar, bu belirtinin görülmesinin şant' a iyi cevap alınacağının bir göstergesi olarak kabul eder, ancak bunun tam aksi görüşte olanlar da vardır.

MR görüntülerinden en az bir tanesinin olması idiyopatik  normal basınçlı hidrosefali kuşkusu için yeterli görülür.

Birden fazla  MR bulgusunun varlığı teşhis açısından daha değerlidir.

Belden sıvı alınması ile BOS basıncının ölçülmesi
İdyopatik normal basınçlı hidrosefalide normal BOS basıncı ifadesi tartışmalıdır. 
Normal kişilerde yan yatar durumda yapılan ponksiyon lomber ile BOS açılış basıncı: Ortalama  34 - 122 mm Su (0.9 - 8.8 mm Hg)
İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali bulunan hastalara yan yatar durumda yapılan ponksiyon lomber ile BOS açılış basıncı 45 - 150 mm Su ( 3.3 - 11 mm Hg) basıncıdır.

***

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefai de açılış basıncı normal kişilere göre biraz daha yüksektir.
Açılış basıncını 105 - 190 mm Su basıncından yüksek olması, diğer kriterlerin (anamnez, belirti, radyoloji) varlığında teşhis açısından önemli bir veridir. 

TEŞHİSTE SONUÇ:
Yukarıda yazılanların hepsinin varlığında, hastalar %100 olarak İNBH teşhisi alabilir mi?

Bu kadar kesin olarak söylemek maalesef mümkün değildir. 
İdiyopatik normal basınçlı hidrosefalinin teşhisinde zaman zaman kuşkuda kalındığı bilinen bir durumdur.

Bunun nedeni, serebrovasküler olaylar, Parkinson hastalığı ve Alzheimer gibi dejeneratif hastalıkların ileri yaşlarda görüme sıklığıdır.

Hidrosefali ex vacuo da zaman zaman teşhiste zorluklara yol açabilmektedir. Normal basınçlı hidrosefali de kesin teşhisten söz etmek mümkün değildir.

Sadece, olma ihtimali vardır. Bu durum, yüksek ihtimal (probable) veya bir ihtimal (possible) olarak tanımlanmaktadır.

***

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali genellikle ileri yaş gruplarında görülmektedir. Bu yaş gruplarında sıklıkla beyin damar hastalığı, Parkinson hastalığı, Alzheimer gibi beyin dejeneratif hastalıkların da sık görülmesi sebebi ile klinik uygulamada 1-Tek başına normal basınçlı hidrosefali olan hastalar, 2- Normal basınçlı hidrosefali ile birlikte beyin doku kaybına yol açan hastalığın bulunduğu hastalar olmak üzere iki tip hastadan söz edilebilir. 

***

Burada önemli olan nokta, hastada normal basınçlı hidrosefalinin bulunup bulunmadığıdır. Bu iki grup arasındaki fark, tedavi sonuç farkı, yani hastanın bütün şikâyet ve belirtilerinin düzelip düzelmeyeceğidir. Hastalarda ilave patoloji var ise bazı şikâyet ve belirtilerin özellikle de demansiyel tablonun ve demansiyel tabloya bağlı idrar kaçırmaların düzelmeyeceği söylenebilir.

Bu durum, hasta ve hasta yakınları tarafından da bilinmelidir.
Ameliyat uygulanmalı mı?
Yüksek ihtimalle, İNBH teşhisi alan hastalara ne gibi tedavi uygulayacağız?

Öncelikle, cerrahi dışında bir tedavinin olmadığını söylemeliyiz. Uygulama cerrahidir (şant takılması)
İyi seçilmiş hastaların  yaklaşık 80%' i cerrahiden yarar görürler.

Burada, en önemli noktalardan biri, belirtilerin ortaya çıkışı ile cerrahi arasında geçen süredir. Cerrahi ne kadar geç uygulanır ise, düzelmenin derecesi ve düzelen belirtilerin sayısı azalmaktadır.

Geç kalınmış vak’alarda dahi, en azından yürüme bozukluğunun düzeldiği görülmektedir. 

Burada en önemli sorun, yüksek veya daha düşük ihtimalli İNBH olan hastaların, şant uygulamasından yarar görüp göremeyeceğidir. Bunun belirlenebilmesi için Tap testi (TT) uygulanmaktadır.

TAP TESTİ
Lomber ponksiyon ile BOS alınması temeline dayanır. Amaç BOS miktarını azaltmak ve sonuçta hastanın belirtilerinin geçip geçmediğini saptamaktır.

40 - 50 ml BOS alınır. Hastanın test önce ve sonrası belirtileri takip edilir. Düzelme olup olmadığı gözlenir.
Bir defa yapılan tap testi duyarlılığı düşüktür (low sensisitivity) (21 - 61%). Negatif çıkması, hastalara ameliyat uygulanmaması yönünde kullanılmamalıdır. Sonucun negatif çıkması durumunda, bu test bir birini takip eden 3 gün içinde 3 kez tekrarlanır.
 Bazı kliniklerde, devamlı BOS boşalması ile cerrahinin yararlı olup olmayacağı araştırılmaktadır. Bu uygulamada lomber kateter ile devamlı olarak BOS drenajı yapılır.

Bu uygulamada günde en az 150 ml BOS 3- 5 günlük uygun iğne ile alınır. Bu testin bu klinikler tarafından daha doğru sonuç verdiği bildirilmiştir. 
Tap testi, ilk 24 saat içerisinde her hangi bir zaman diliminde değerlendirilebilir.

Savaşsız, sevgi ve dayanışma dolu günler temennisiyle hayırlı bir 2018 diliyorum.

***

Bu arada tarih tekerrür ediyor. Bunu bilahare yazacağım…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 6 Ocak 2018 Cumartesi

Okumaya devam et
  1478 Hits
  0 yorum
1478 Hits
0 yorum

KISA PSİKOTİK ATAK

Bouffée délirante, Batı Afrika ve Haiti’de yaygın olan bir kültüre bağımlı sendrom yani bozukluktur.

 

Bu sendromda saldırganlığın ani bir saldırganlık patlaması olur ve atak sırasında kişi gerçekten var olmayan şeyler duyabilir veya görebilir.

 

psychotic ile ilgili görsel sonucu

 

Aynı zamanda belirgin kafa karışıklığı ve psikomotor uyarılmaları da içerir.

Bu sendrom ayrıca görsel ve işitsel hallüsinasyonlara veya paranoyaya neden olabilir.

Bouffée délirante, kısa ömürlü psikoz için Valentin Magnan tarafından 1886 yılında kullanılmaya başlanan Fransızca bir terimdir.  

Magnan bunu geçici psikotik veya psikoz reaksiyonlarını tanımlamak için kullanmıştır.

Bouffée délirante reaksiyonlar, tipik büyücülük veya büyücülük yoluyla büyülü zulüm, yoğun bir korku ile çöktürülmüş paranoid hezeyanlar ve genellikle eşlik eden hallüsinasyonlar ile kısa süreli ani ataklardır.

Bouffée délirante, ABD'de bulunan bir kısa psikotik bozukluğa benzemektedir.

Etiyolojide Dopamin Beta Hidroksilaz enzimi sorumlu tutulur.

Tedavide haloperidol, zuklupentiksol ve olanzapin düşük dozlarda verilebilirse de, çoğu vak’a kendiliğinden düzelir

Bilim, anlayış, kardeşlik ve sevgi dolu günlere…

Bu arada Evrimsel Psikiyatri Kitabı üzerinde de çalışmaktayım.

Yeni yılınız kutlu olsun…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 3 Ocak 2018

 

Okumaya devam et
  1407 Hits
  0 yorum
1407 Hits
0 yorum

ATATÜRK DİKTATÖR MÜYDÜ?

Sevgili Mekâncılar

Diktatörlük, otokratik bir hükûmet  biçiminde, yönetimin diktatör tek bir birey tarafından yönetilmesi türüdür.

Genellikle üç anlamda kullanılır.

Mesela MÖ 2. yüzyılda yaşayan Romalı General Lucious Cornelius Sulla buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Hükûmet yönetimindeki tek bir kişi veya küçük bir grup tarafından denetlenebilen insanlar böyle anılırlar.

Bu durum zor kullanılarak veya miras yoluyla edinilmiş olabilir.

Bu tür diktatörler halklarını özgürlüğe kavuşturmaya çalışmış veya kavuşturmuş olabilir.

Günümüzdeki kullanımında ise diktatörlük, yasal olarak anayasalarda veya devlet içerisindeki diğer politik ya da sosyal faktörler tarafından sınırsız bir liderlik imkânları kazanan, otokraside mutlak üstünlüğü bulunan yöneticilerdir.

20. yüzyıl ve erken 21. Yüzyılda aile diktatörlüğü aile nispeten bir şekilde kalmıştır.

Bazılarına göre ise totalitarizm türündeki bir yönetim biçiminde hükûmete veya yöneticilere diktatörlük kaynağının nereden geldiği, o diktatörlüğün tanımlanmasına kaynak oluşturmaktadır.

Bütün anlamlarda diktatörler, toplumdaki insanların rızaları olmadan; birden fazla hayat tarzı ve görüşü sağlamayarak çoğulcu bir yapıda bulunuyor olabilir, insanların hayatını her yönüyle denetliyor ediyor olabilir, tamamen tek bir insandan gelen güç doğrultusunda tezat bir yönetim sağlıyor olabilir, hedeflerine ulaşmak için her türlü meşru veya gayri meşru yöntemleri kullanıyor veya savunuyor olabilirler.

Diktatör kelimesi Latince’de emir veren, dikte eden anlamına gelir.

İdeolojik

Devlet içindeki bütün yetkileri kendi elinde tutup en üst düzeyde bulunan yöneticidir. Bu kişi aynı zamanda partisinde mutlak lideri olup dışişleri bakanlığı ve orduda başkomutanlık yapabilir. 

Tek parti rejimi söz konudur.

Bu tür diktatörlüklerde demokrasiden söz edilemez. Katı bir liderlik ilkesi vardır.

Bu diktatörlük çeşidi daha çok benzer sistemler olan Nazizim ve Faşizmde görülmüş olup bu diktatörlük çeşidinde en çok ünlenmiş olan kişi Adolf Hitler’dir.

Otoriter bir liderin sadece kendi kişisel çıkarına veya nüfusun sadece küçük bir bölümünün yararına değil de toplumun bütününün faydasına bir politika izlediği hükûmet şeklidir.

Müşfik ve hayırsever bir diktatör, referandumlar yoluyla bazı demokratik kararların alınmasına izin verebilir. Çoğu diktatör rejim kendini daima hayırsever olarak gösterir ve demokratik rejimleri sürekli olarak dağınık, verimsiz ve bozuk olarak gösterme eğilimi içerisindedirler.

]

Tek parti diktatörlüğü

Tek parti diktatörlüğü de kişi diktatörlüğü içerisinde ele alınmaktadır.

Devletin idaresinin ve her türlü yetkinin tek bir parti elinde bulunmasıdır. Tek parti rejimi söz konusudur.

Bu diktatörlük çeşidinde de demokrasiden  söz edilemez. 

Partinin başında otoriter bir lider olabileceğinden kişi diktatörlüğüne benzeyebilir, bu konuda Sovyetler Birliği'nin Gürcü dönemi lideri sapkın Stalin örnek gösterilebilir.

Askerî

Devlet idaresinin orduda bulunmasıdır. Bu tür yönetimlere cunta adı verilir. Siyasi partiler bulunmaz, bulunsa bile ordu kontrolünde varlığını sürdürür.

Askerî yönetimlerin başına geçmiş kişiler genellikle yönetime darbe yoluyla gelmiştir.

Bu diktatörlük çeşidini uygulayan en ünlü kişilere Franco ve ABD’lilerin itibarsızlaştırarak katlettikleri örnek Kaddafi, Saddam gibi liderler örnek olarak verilebilir.

Atatürk ise onarıcı, yapıcı ve ilke ve inkılâplarıyla modern Türkiye’yi kurmuş büyük bir dâhi ve ulu bir önderdi.

Başka hiç kimse onun ilke ve inkılâplarını gerçekleştiremezdi.

Dünyanın en haklı İstiklâl Harbini kazanmıştı; en son olarak da, sıtmalı haliyle Hatay’ı ilhak etmişti.  

Bu bakımdan, Ulu önder bir diktatör değil, yapıcı ve onarıcı bir liderdi.

Yunanistan’da olaylara geçmişe bakarak düşündüğümde, kendisini şükran ve minnetle yâd ediyorum.

Ne mutlu Türk’üm diyene ve diyebilene.

Mehmet Kerem Doksat

 

29 Aralık 2017 – Atina – 29 Aralık 2017 Cuma

Okumaya devam et
  1354 Hits
  0 yorum
1354 Hits
0 yorum

DİSSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

Dissosiyatif kimlik bozukluğu (DKB) daha önce Çoklu Kişilik Bozukluğu olarak adlandırılmıştır.

Ben Cerrahpaşa'dayken ise Müteaddit Kişilik Bozukluğu derdik.

Dissosiyatif Kişilik Bozukluk’lu kişiler, kendi kişiliklerinin yanında, farkında olarak veya olmayarak bir veya daha fazla alternatif kişilik geliştirir. 

Bunlar sürürge sapı gibi simgesel şeyler olabileceği gibi, içinden başka bir kimlik çıkmasıyla da kendini belli edebilir.

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu Teşhisi

Dissosiyatif bozukluklar durumu  adı verilen bir grup bozukluktan biridir. 

DKB'nda hafıza, bilinç veya farkındalığın, kimlik ve/veya idrakın parçalanması veya bozulması durumudur. 

Zihinsel işlevler normal olarak sorunsuz çalışmaya devam eder.

Bu işlevlerin bir veya daha fazlası bozulduğunda, dissosiyatif belirtiler ortaya çıkabilir. 

Bu semptomlar hafif olabilir, ancak hem kişisel hayatta hem de iş yaparken bir kişinin genel işleyişine müdahale etme noktasına gelecek kadar ciddi de olabilir.

DKB’nin Belirtileri Nelerdir

DKB’li kişiler, her zamanki “çekirdek” kişiliğinin yanı sıra alternatif kişilikler olarak bilinen veya “alter” diye adlandırılan iki veya daha fazla, farklı ve ayrı kişiliklere sahiptir. 

Bir ikinci kişilik, kişiyi denetim altına alırsa, kişi hafıza kaybı yaşayabilir. 

Her alterin farklı bireysel özellikleri, kişisel geçmişi, düşünme şekli ve çevresindekilerle ilişki biçimi vardır. 

Bir alter, farklı cinsiyetten olabilir, farklı bir isme, görgü kurallarına veya tercihlere sahip olabilir. 

(Hatta bir alter, çekirdek kişilikten farklı allerjilere bile sahip olabilir.)

DKB’li bir kişi, alterin hâkim olduğu zamanlardaki diğer kişilik durumlarının veya da hatıralarının farkında olabilir de olmayabilir de.  

Zorlanma veya bir travmayı hatırlatan herhangi bir şey, her an alterin ortaya çıkması için tetikleyici olabilir.

Bazı durumlarda, Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu olan bir kişi, belirli bir alterinden fayda sağlayabilir. (Mesela, mahcup bir kişi, bir sözleşmeyi müzakere etmek için daha iddialı bir alteri kullanabilir.) 

DKB’li kişiler, çoğunlukla karmaşık bir hayata, kişisel ve iş ilişkilerinde sorunlara neden olurlar. 

Mesela DKB’li bir kişi, kendisini tanıyan fakat kendisinin tanımadığı veya hatırlamadığı insanlarla defalarca tanışabilir. 

Hatta aldığını hatırlamadığı evin etrafında eşyalarını bulabilir.

DKB, diğer zihinsel rahatsızlıklarda bulunan psikolojik semptomları içinde barındırır. 

Mesela: Etkili durumdan rahatsız edici / engellenmiş duruma kadar, işlev seviyelerini değiştirme.

Şiddetli baş ağrısı veya vücudun diğer bölümlerinde ağrı.

Benlik Kaybı (Kişinin kendi düşüncelerinden, duygularından ve vücudundan kopması hissi)

Derealizasyon (Çevredeki ortamın yabancı, garip veya gerçekdışı olduğunu hissetmek)

Depresyon ve / veya tutarsızlık

Anksiyete

Yeme ve uyku bozuklukları

Cinsel işlev ile ilgili sorunlar

Madde bağımlılığı

Amnezi (Hafıza kaybı veya zaman sapması hissi)

Hallüsinasyonlar (Sahte idrakler veya sesler duymak gibi duyusal deneyimler)

“Kesme” gibi kendi kendine, bednine zarar verme

İntihar riski (DKB’li insanların %70’i intihar girişiminde bulunur)

DKB’ye Ne Sebep Olur?

Travma öyküsü, dissosiyatif kimlik bozukluğunun önemli bir özelliğidir. 

DKB vak'alarının yaklaşık %90’ı taciz öyküsü içermektedir. 

Travma sıklıkla şiddetli duygusal, fiziksel ve / veya cinsel istismar içerir. 

Aynı zamanda kazalar, doğal felâketler ve savaş ile de bağlantılı olabilir. 

Mesela bir ebeveynin kaybı, önemli bir erken bir kayıp veya hastalıktan dolayı uzun süre soyutlanma gibi şeyler, DKB’nin gelişmesinde etkili olabilir. 

Sevgili Mekâncıla","width":"400","height":"300"}[/embed]

Bölünme 

genellikle stresli veya travmatik bir durumla bağları koparmak veya travmatik hatıraları normal farkındalıktan ayırmak için kullanılan bir başa çıkma mekanizması olarak düşünülür. 

Bu, bir kişinin dış dünyayla bağlantıyı koparması ve gerçekleşen şeylerin farkındalığından uzaklaşmasının bir yoludur. 

Bölünme (splitting) travmatik veya zorlayıcı bir deneyimin fiziksel ve duygusal acısına karşı bir savunma mekanizması görevi görebilir. 

Bir kişi, acı hatıralarını gündelik düşünce süreçlerinden ayırarak, sanki travma gerçekleşmemiş gibi nispeten sağlıklı bir işleyiş seviyesini korumak için bölünmeyi kullanabilir. 

DKB vak'aları, küçük bir trafik kazası, yetişkin hastalığı veya stres gibi hafif olaylar da dahil olmak üzere çeşitli gerçek ve sembolik travmalarla tetiklenebilir. 

Veya bir ebeveynin çocuğunun, kendi çocukluğunda tacize uğradığı yaşa gelmesi de tetikleyici olabilir.

DKB Ne Kadar Yaygındır?

Gerçek DKB örnekleri çok nadirdir. Her yaşta ortaya çıkabilir. Kadınların, erkeklere oranla DKB olması daha yüksek orandadır.

Nasıl Teşhis Konulur?

Eğer belirtiler varsa, tam bir tıbbî öykü ve fiziksel muayene ile değerlendirme yapılacaktır. 

Dissosiyatif bozuklukları tıbben teşhis eden hiçbir laboratuvar testi olmasa da, kan testleri veya görüntüleme (X-ışınları, BT taramaları veya MR) gibi çeşitli teşjis testleri, fiziksel hastalıkları veya ilaçların yan etkilerini ekarte etmek için kullanılabilir. 

Fiziksel bir hastalık bulunamazsa, kişi, zihinsel hastalıkları teşhis ve tedavi etmek için özel olarak eğitilmiş bir psikiyatr, psikolog veya psikiyatrik sosyal hizmet uzmanı gibi bir zihinsel sağlık uzmanına yönlendirilebilir. 

Kişinin geçmiş deneyimlerini ve mevcut işleyişini tam olarak görmek için klinik görüşmeler yapacaklardır. 

Bazı psikiyatr ve psikologlar, özel testleri (örneğin, Dissosiyatif Deneyim Ölçeği-DES) veya Dissosiyatifler İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme (Structured Clinical Interview for Dissociation) (SCID-D) gibi standart bir görüşmeyi kullanabilirler.

Nasıl Tedavi Edilir?

DKB’de tedavinin amacı, belirtileri hafifletmek, bireyin ve çevresindeki kişilerin güvenliğini sağlamak ve farklı kişilikleri iyi işleyen tek bir kimliğe entegre etmektir. 

Tedavi aynı zamanda kişinin acı veren hatıraları güvenli bir şekilde ifade etmesine ve işlemesine yardımcı olmak, yeni baş etme ve yaşam becerileri geliştirmek, en iyi işleyişi onarmak ve ilişkileri geliştirmek amacını da taşımaktadır. 

En iyi tedavi yaklaşımı kişiye, belirlenebilir tetikleyicilerin doğasına ve semptomların ciddiyetine bağlıdır. 

En muhtemel tedavi, aşağıdaki yöntemlerin bazı kombinasyonlarını içerecektir:

Psikoterapi: Bazen “konuşma terapisi” olarak adlandırılan psikoterapi, dissosiyatif bozuklukların başlıca tedavisidir. 

Bu, çeşitli terapi biçimlerini içeren geniş bir terimdir.

Bilişsel-davranışçı terapi: Bu psikoterapi biçimi, işlevsiz düşünce kalıplarını, duyguları ve davranışları değiştirmeye odaklanmaktadır.

Göz Hareketi Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR): Bu teknik, kalıcı kâbuslar, flashbackler ve post travmatik stres bozukluğunun diğer belirtileri olan insanlara yönelik tasarlanmıştır.

Diyalektik Davranış Terapisi (DBT): Ağır kişilik bozuklukları olan ve genellikle istismar veya travma deneyiminden sonra oluşan dissosiyatif semptomları içeren psikoterapi şekli.

Aile terapisi: Bu, ailenin söz konusu bozukluk hakkında bilgilenmesine yardımcı olurken aynı zamanda aile bireylerinin hastalığın tekrarlama belirtilerini tanımasına da yardımcı olur.

Yaratıcı terapiler (Örneğin sanat terapisi, müzik terapisi): Bu terapiler hastaların düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini keşfedip, güvenli ve yaratıcı bir ortamda ifade etmelerini sağlar.

Meditasyon ve gevşeme teknikleri: İnsanların dissosiyatif semptomlarını daha iyi tahammül etmelerine ve içsel durumlarının daha fazla farkına varmalarına yardımcı olur.

Klinik Hipnoz: Insanların bilinçli zihinlerinden gizlemiş olabilecekleri düşünce, duygu ve anıları keşfetmelerine izin veren değişmiş bir bilinç hâlini elde etmek için yoğun gevşeme, konsantrasyon ve dikkati yoğunlaştıran bir tedavi yöntemidir, ben uyguluyorum

İlaçlar: Disosiyatif bozukluklar için ilaç tedavisi yoktur. Bununla birlikte, dissosiyatif bozuklukları olan insanlar, özellikle depresyon ve / veya kaygı ile ilişkili olan kişiler, antidepresan veya anksiyete karşıtı ilaçlarla tedaviden fayda görebilirler.

DKB’liler İçin Gelecekteki İhtimaller Nelerdir?

DKB’li insanlar genellikle tedaviye iyi cevap verirler. Bununla birlikte, tedavi uzun ve zahmetli bir süreç olabilir. Bu genellikle, onları tam işleyen bir bütün hâline getirmeye yardımcı olması için, bütün kişilikleri tanımlayarak ve güçlendirerek başlar. 

Bir kişinin geleceğini iyileştirmek için başka sorunların, depresyon, kaygı veya madde bağımlılığı gibi komplikasyonların tedavisi önemlidir.

Milli birlik, dirlik ve dayanışma dileklerimle...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - ‎23 ‎Aralık ‎2017 ‎Cumartesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya devam et
  1313 Hits
  0 yorum
1313 Hits
0 yorum